Ana Sayfa » Köşe Yazısı » Hacı Çiçek

 
 
Hacı Çiçek

Şeyh Bâkir el-Kahtâvî Kimdir? / Köşe Yazısı - Hacı Çiçek

Hacı Çiçek
 Adıyaman Üniversitesi Eğitim Fakültesi Arap Dili Eğitimi (Arapça Öğretmenliği) Bölümünde Doktor Öğretim Üyesi  Hacı Çiçek Şeyh Bâkir el-Kahtâvi'yi yazdı.
 

 ŞEYH BÂKİR el-KAHTÂVÎ ve “KEŞFU’L-HAKÂİK ŞERHU KENZİ’D-DEKÂİK” ADLI ESERİ

Hacı ÇİÇEK¨

                                                                                                                         

Özet

Arap Yarımadası’ndan zuhur eden İslâm, çok kısa bir sürede Müslümanların, Yukarı Mezopotamya’ya intikallerini sağlamıştır. Bu süreçte Arapça, lokal dil olmaktan çıkmış, evrensel bir dil haline gelmiştir. Öyle ki İslâm’a giren farklı etnik topluluklar, Arap dili ve edebiyatına hizmette yarışmıştır. Hatta söz konusu hizmeti, ibadet aşkıyla yaptıklarını söyler isek, mübalağa yapmış olmayız. Bireysel ölçekte bu yarışta yer alan birisi de, doğduğu yer olan Kâhta’dan hicret eden ve yurdundan bir hayli uzakta vefat eden Şeyh Bâkir Zeynuddîn Ebubekr b. İshâk b. Hâlid el-Kahtâvî  (h.770-847-m.1369-1443)’dir. O, Kâhta’da Arapçayı öğrenmiş, henüz bıyıkları terlemeden Haleb’e, daha sonra Kahire’ye göçmüştür. Orada Şeyhûniyye Medresesi’nde baş müderrislik yapmıştır. Birçok hocadan ders almış, birçok öğrenciye de ders vermiştir. Çevresinde oldukça sevilen el-Kahtâvî, ulaştığımız kaynaklara göre İbn Hişâm’ın (ö.761/1360) nahiv alanındaki Şuzûru’z-Zeheb fî Marifeti  Kelâmi’l-Arab ve Ebu’l-Berekât en-Nesefî’nin (ö.710/1310) fıkıh alanındaki Kenzu’d-Dekâik adlı eserini Keşfu’l-Hakâik Şerhu Kenzi’d-Dekâik adıyla şerh etmiştir. el-Kahtâvî’nin bu şerhi, anlaşıldığı kadarıyla baştan sona Kenzu’d-Dekâik’in şerhi olmaktan çok, eserin bir kısmının şerhi durumundadır. Çünkü kayıtlarda ünlü Hanefi fakih İbn Abidin (ö.1252/1836), el-Kahtavî’den kıraat, nikâh ve çeşitli konuları iktibas etmiştir. Bu ise, şerhin ilk bölümlerinin kaybolduğu anlamına gelmektedir. Elimizdeki şerhi, Kitâbu’s-Sulh’un yarısından Kitâbu’l-Ferâiz’in sonuna kadar olan bölümleri kapsamaktadır. el-Kahtâvî, günümüze kadar gelen el yazmasında yirmi dokuz konuyu şerh etmiştir. Biz, eseri Riyad Kral Faysal İslami Araştırma ve Etütler Merkezi Kütüphanesi’nden büyük uğraşlar sonunda elde etmeyi başardık.

Bu bildiride, İstanbul’un fethinden on yıl önce ölen el-Kahtâvî ve Keşfu’l-Hakâik Şerhu Kenzi’d-Dekâik adlı eseri ele alınmıştır.

  Anahtar Kelimeler: Arapça, eş-Şeyh Bâkir el-Kahtâvî, Keşfu’l-Hakâik, Fıkıh.

 

 

Giriş

   İnsanlık tarihinde sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkiler, çok erken dönemde başlamıştır. Söz konusu ilişkiler, kimi zaman olumlu, kimi zaman ise olumsuz şekilde demografik değişimlere neden olmuştur.  

   Öyle ki insanlar bazen deprem, sel, kuraklık, savaş vb. sebeplerden yerlerinden olmuş, doğdukları yeri terk ederek uzak diyarlara gitmiştir. İnsanlar, bazen de ilmi çalışmalar yapmak amacıyla yurtlarından ayrılmış ve her zorluğa göğüs germiştir.   

Onlardan birisi de, 770/1369 yılında Kâhta’da doğmuş ve eş-Şeyh Bâkir en-Nahvî lakaplarıyla tanınmış Zeynuddîn Ebubekr b. İshâk b. Hâlid el-Kahtâvî’dir. Kendisi, günümüzdeki üniversitelere denk olan medrese, kütüphane ve hankah gibi ilim merkezlerinde yetişmiştir.[1] Oralarda tefsir, hadis, fıkıh, fıkıh usulü, tıp, astronomi, tarih, coğrafya, sarf, nahiv vb. çeşitli ilimler öğretilmiş ve söz konusu ilimler hakkında toplantılar düzenlenmiştir. (eş-Şeyh, 1996: 20). Ahmet İnan Bey’in çalışmasını hariç tuttuğumuzda el-Kahtavî, hakkında pek ilmi çalışma yapılmayan birisidir, denilebilir.

Bu çalışmamızda ilkin el-Kahtavî’nin biyografisi hakkında bilgi verecek daha sonra ise onun ilim uğruna girdiği meşakkatli yolculuğuna yoğunlaşacağız.

 

1.      Şeyh Bâkir el-Kahtâvî Kimdir?

 

   el-Kahtâvî’nin bizzat yazdığına göre o, 770/1369 yılında, günümüzde Adıyaman’ın bir ilçesi olan ama o günde kalenin bulunduğu ve şimdi Eskihisar diye anılan Kâhta’da doğmuştur. (bkz. es-Sehâvî, t.y: XI/26). Genç yaşta Kâhta’dan ayrılmış, Halep ve Kahire’de ikamet etmiş, oralarda resmî görevlerde bulunmuştur. Bu nedenle el-Halebî ve el-Kâhirî; Hanefî fıkhına göre adlî hüküm ve fetva verdiğinden el-Hanefî diye anılmıştır. O, ilim havzalarında daha çok, eş-Şeyh Bâkir ismiyle tanınmıştır. (es-Sehâvî, t.y. XI/26; Kehhale, t.y: III/58; es-Suyûtî, Buğye, t.y: I/467; Zirikli, 2002: II/62).

   Şeyh Bâkir şeklinde tanınması nedenine gelince, onun pek erken yaşta ilim halkasında ders vermesine ve idarî-adlî makamlara gelmesine bağlamak mümkündür. Çünkü Arapça asıllı olan bu kelime, b-k-r بَكَرَ fiili kökünden türemiştir ki بَاكِرٌ   “vaktinden önce olan, eren; erken uyanan” demektir. (ez-Zemahşerî, 1998: I/72; İbn Manzur, 1300: IV/76; Cevherî, 1958: II/593; ez-Zebidî, t.y: X/238; İbn Fâris, 1991: I/287; Firûzâbâdî,  2005: 353). Türkçedeki “bâkire” ve henüz evlenmemiş erkek demek olan  “bekâr” sözcükleri de aynı kökten türemiştir. (Yeğin, 1973: 50).

   Yukarıda verdiğimiz sözcükten hareket ederek el-Kahtâvî’nin, çok erken yaşlarda sorumluluğu büyük görevlere geldiğinden “Bâkir” diye tesmiye edilmesi, kuvvetle muhtemeldir. (Sâlih, 2007: 7). Hem halk hem ilim erbabı tarafından sevilip sayılmış, hürmet görmüştür. (Tağriberdî, en-Nucûm: IX/501, 571, 589). Birçok ilim dalında temayüz etmekle birlikte Arap dili ve edebiyatının me‘ânî ve beyân dallarında önemli bir yere sahiptir. (es-Suyûtî, 967, I/549).   

   Allame ve Şeyhu’ş-Şuyûh diye bilinen el-Kahtâvî, 847/1443’te Kahire’de vefat etmiştir. Vefat ettiğinde, dönemin idarecisi Çerkez kökenli Sultan Zahir Çakmak (ö.865/1453) ve büyük bir topluluk, el-Kahtâvî’nin cenaze namazını kılmıştır. (İbn Tağriberdî, en-Nucûm: XV/501, 571, 589).

   İbn Tağriberdî (ö.874/1469) ve Celâluddîn es-Suyûtî’nin (ö.911/1506) verdiği bilgiye göre el-Kahtâvî, 847/1443 yılının Cemaziyu’l-ulâ ayında vefat etmiştir. (İbn Tağriberdî, en-Nucûm: XV/501; es-Suyûtî, Husn: I/549). el-Kahtâvî, Kahire’de baş müderrislik yaptığı Şeyhûniyye Hankah’ının (Hamûde, 1989: 63) camii haziresine defnedilmiştir. (es-Sehâvî, t.y:  XI/26; İbn Hallikân, 1971: IV/252; İbnu’s-Sâ‘î, 2009: 241;  es-Safdî, 2000: IV/176; Ziriklî, 2002: VI/313).

 

2.      el-Kahtâvî ‘nin Hocaları      

 

Kaynakların naklettiğine göre onun hocaları şunlardır:

   1- el-Alâ es-Seyrâmî (ö.790/1389): Henüz yirmili yaş grubunda Kahire’ye giden ve Berkûkiyye Medresesi’ne yerleşen Ebubekr el-Kahtâvî, es-Seyrâmî’nin yanında bulunmuş, derslerine katılmış, bilahare Halep mahkemesine hâkim olarak tayin edilmiştir. (es-Sehâvî, t.y: XI/26).

   2- Ömer b. Ali b. Ahmed Sirâcuddîn b. el-Mulakkan (ö.804/1402): Ebubekr el-Kahtâvî, Sirâcuddîn b. el-Mulakkan’a oldukça yakın durmuş, onun hadisle ilgili tasnif eserlerini yazmıştır. (İbnu’l-İmâd, 1986: IX/380). Sirâcuddîn b. el-Mulakkan, daha gençliğinde hadis ve fıkıh alanında birçok çalışmasıyla tanınan bir âlimdir. Tasnifleri arasında Şerhu’l-Buhârî, Şerhu’l-Umde, Şerhu’l-Hâvî, Şerhân alâ fî’l-Fıkh, Şerhu’t-Tenbîh, Şerhu Minhâci’l-Beydâvî fî’l-Usûl vardır. (Firûzâbâdî, 1996: I/12).

   3- Allame eş-Şeyh Alâuddîn Ali b. Muslihuddîn b. Mûsâ b. İbrâhîm er-Rûmî el- Hanefî (ö.841/1438): el-Kahtâvî’nin, bu hocasıyla yıldızı pek barışmamış, aralarında münazaa ve münakaşalar eksik olmamıştır. Yaptığımız okumalarda, halk ve idare nezdinde el-Kahtâvî’nin daha öne çıkıp göz doldurması, er-Rûmî’nin de bizzat bazı idarî görevlere talip olup idare tarafından kabul görmemesi, kendisinde el-Kahtâvî’ye karşı kişisel ihtiras ve haset belirtilerinin oluşmasına neden olmuştur. Alâuddîn er-Rûmî, keskin dilli, muhatabını kıran sonra da özür dileyen, Mısır ulemasına karşı son derece hiddetli, onları küçümseyen, geçimsiz bir mizaca sahipti. Örneğin, kendisi,  kişisel rekabetten doğan nedenlerden dolayı el-Kâhtavî’yi rezil rüsva etmek istemiş, hatta işi, onu tekfir etmeye kadar götürmüştür. Bu davranışından dolayı, ulemanın hazır bulunduğu Şer’î Meclis’e getirilmiş, iddiasını ispat etmeye davet edilmiş ama o, tekfir olayını inkâr etmiştir. Daha sonra Sultan’ın da hazır olduğu bir mecliste huzura getirilmiş, el-Kahtâvî ile barıştırılmıştır. (es-Suyûtî, Buğye: II/208-209).

  4- Bedruddîn el-Aynî (ö.855/1451):  Bazı kaynaklardan, el-Kahtâvî’nin, meşhur âlim Bedruddîn el-Aynî’den ders aldığı anlaşıldığı gibi bazısından da her iki âlimin birbirinden yararlandığı anlaşılmaktadır. Her şeye rağmen el-Aynî’nin, el- Kahtâvî’ye hocalık yaptığı daha güç kazanmaktadır. (el-Aynî, 2006: I/3; Sâlih, 2007: 7). el-Aynî, Ayıntab kadısı olan babasının 1382’de vefatından sonra Ayıntab’dan ayrılarak Besni, Kâhta ve Malatya’da tahsiline devam etmiştir. (Koçkuzu, 1991: IV/271). el-Aynî’nin, Kahta’ya geldiği dönemde, el-Kahtâvî’nin yirmi yaşlarında olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, el-Kahtâvî’den yaklaşık on yıl daha büyük olan Bedruddîn el-Aynî’yi, el-Kahtâvî’nin hocaları arasında saymamız, daha uygundur diye düşünüyoruz.

   5- İbn Hacer el-Askalânî (ö. 876/1471): el-Kahtâvî, İbn Hacer’in yanında yirmi yıl kadar kalmış, onun eserlerini yazmıştır. (İbnu’l-İmâd, 1986: IX/380).

              

3.      el-Kahtâvî ‘nin Öğrencileri

 

   Kaynaklardan anladığımız kadarıyla kendisi, birçok öğrenciye hocalık yapmıştır (İbnu’l-İmâd, 1986: IX/379-380) ama aynı kayıtlarda, öğrencilerinin kimler olduğu hakkında her nedense bir bilgiye ulaşamadık. Celâluddîn es-Suyûtî, babası Ebûbekr Fahruddin Osman el-Hudayrî’nin (ö.855/1451), el-Kahtâvî’den ders aldığını belirtmiştir. (es-Suyûtî, Buğye: I/467). Suyutî’nin babası 820/1417 yılından sonra Kahire’ye giderek orada fıkıh, usul, kelam, nahiv, irab, meanî ve mantık derslerini almıştır. Suyutî’nin babası el-Kahtavî’den de ders almıştır. (es-Suyûtî, 1983: 10). Buradan hareketle Celâluddîn es-Suyûtî’nin de, el-Kahtavî’nin manevi öğrencisi olduğunu söyleyebiliriz.

 

 

4.      el-Kahtâvî ‘nin Eserleri

 

   el-Kahtâvî, dönemin saygın alimleri arasında yer almıştır. Ondan birçok âlim alıntı yapmıştır. Mesela Osmanlı Şeyhulislamı Ebu’s-Su‘ûd Efendi (ö.982/1574), İbn Nuceym (ö.970/1563) (İbn Nuceym, el-Bahru’r-Râik: ts. VI/281,299)  ve İbn Abidîn (ö.1252/1836), el-Kahtâvî’den nakiller yapmıştır. (İbn Âbidîn, 1992: I/540, III/516, VI/751; (http://www.aslein.net/showthread.php?t=12048). (Erişim tarihi: 16.06.206)

   Eser telif etme konusunda el-Kahtâvî’nin üretken birisi olduğu söylenemez. Nedenlerine dair elimizde somut bir veri bulunmamaktadır. Fakat biz, onun çok yoğun adlî görevleri ve medresede verdiği dersleri nedeniyle telifata zaman ayıramadığı kanaatini taşıyoruz. Buna rağmen kaynaklarda onun, iki âlimin kitabına şerh yaptığı kaydı mevcuttur. Söz konusu şerhler şunlardır:

   1- el-Kahtâvî, Kahire’de doğan meşhur dilbilimci İbn Hişâm’ın (ö.761/1360) nahiv alanındaki Şuzûru’z-Zeheb fî Marifeti  Kelâmi’l-Arab adlı meşhur eserini şerh etmiştir.(Ziriklî, 2002: II/62; İsmail Bağdâdî, 1951: I/230). Biz, bu esere henüz ulaşamadık.

   2- Onun ikinci şerhi ise Hanefî fıkhı mezhep geleneğinde otorite kabul edilen Ebu’l-Berekât Abdullah b. Ahmed en-Nesefî’nin (ö.710/1310), Kenzu’d-Dekâik adlı eserine yaptığı Keşfu’l-Hakâik Şerhu Kenzi’d-Dekâik adlı şerhtir. (Bedir, 2005: XXXII/567; İsmail Bağdâdî, 1951: I/1230; ; Kehhâle, t.y: III/58; Ziriklî, 2002: II/62).

   el-Kahtâvî’nin elimizdeki bu şerhi, baştan sona Kenzu’d-Dekâik’in şerhi olmaktan çok, eserin bir kısmının şerhi durumundadır. el-Kahtâvî’nin söz konusu şerhi için Riyad Kral Faysal İslamî Araştırmalar Merkezi ile yaptığımız yazışmalar sonucunda bazı bilgilere muttali olabildik.  

 

5.      el-Kahtâvî Halep’te

 

   el-Kahtâvî, o günün koşullarında Ayntab/Gaziantep yoluyla zamanın kültür merkezi olan Haleb’e geçmiş, orada kadılık görevini üstlenmiş, fetvalar vermiş, öğrencilerine ilim öğretmiştir. (İbnu’l-İmâd, 1986: IX/379-380; es-Sehâvî, t.y:  XI/26; Kehhâle, t.y: III/58). Kadılık görevinde uzun süre kalmıştır. (İbn Tağriberdî en-Nucûm:  XV/501, 571, 589).

 

 

 

 

6.      el-Kahtâvî Mısır’da

   Şeyhûniyye Hankahı’nın meşihatında bulunan Hanefî âlim allame el-Bedr el-Kudsî’nin vefatı (ö.836/1433) üzerine, Halep’te ikamet eden el-Kahtâvî, Sultan el-Meliku’l-Eşref Seyfuddin Barsbay (ö.841/1438) (Sâlih, 2007: 17; el-Fâsî, 2000: I/139; İbn Tağriberdî en-Nucûm: XV/15-111; el-Uleymî, t.y: II/263-282; İbnu’l-İmâd 1986: IX/346; el-Malatî, 2002: V/40; Ziriklî, 2002: II/62) tarafından davet edilmiş ve Kahire’deki Şeyhûniyye Hankahı’nın baş müderrisliğine getirilmiştir. (es-Suyûtî, Husn: II/267).  Söz konusu yerleşim biriminde ilim ehli birçok kimse, el-Kahtâvî’nin ilim halkasından yararlanmıştır. (es-Sehâvî, t.y: I/251; el-Malatî, 2002: III/40; es-Suyûtî, Buğye, I/467). el-Kahtâvî’nin göreve getirildiği bu dönemde, siyasal bağlamda Sultan Barsbay’ın çok rahat olduğu söylenemez. O, bir taraftan iç istikrarı sağlamaya çalışmış; diğer taraftan da Kıbrıs ve Mekke Şerifi’yle uğraşmıştır. (Kopraman, 1992: V/84-85).  

   el-Kahtâvî, orada Kadı Sadrüşşerîa Ubeydullah b. Mesud el-Mahbûbî el-Buhârî el-Hanefî’nin (ö.747/1346) fıkıh usulüne dair yazdığı Tenkîhu’l-Usûl adlı eserine Teftâzânî (ö.792/1390) tarafından kaleme alınan et-Telvih ilâ Keşfi Hakâiki’t-Tenkîh adlı haşiyesini, önce el yazısıyla tashih etmiş, daha sonra da eserin tümünü yazmıştır. (es-Sehâvî, t.y: XI/26)

 

   7. el-Kahtâvî’nin Şerhinden Yararlanan Âlimler

 

Tespitlerimize göre, el-Kahtavî’nin şerhinden yararlanan âlimler şunlardır:

7.1. Zeynuddin b. İbrahim İbn Nuceym, (ö. 970/1563): İbn Nuceym, iktibasları, el-Bahru’r-Raik Şerhu Kenzi’d-Dekâik adlı eserinde yapmıştır. Bu eser de en-Nesefî’nin bir şerhidir. el-Kahtavî’den sadece iki yerde iktibas yapmıştır.

-VI/281, 299 (Kaza/Yargı babı)

7.2. Muhammed Emîn İbn Abidin (ö.1252/1836): Onun eseri, Reddu’l-Muhtâr alâ’d-Durri’l-Muhtâr adıyla meşhurdur. Eserinde el-Kahtavî’den yapmış olduğu iktibaslar şunlardır:

-I/540 (Kıraat babı)

-III/516 (Nikâh babı)

-VI/751 (Çeşitli Meseleler)

    8. el-Kahtâvî’nin Elimizdeki Eserine Nasıl Ulaştık?

 

 Bazı Arapça kaynaklarda el-Kahtâvî’nin, Keşfu’l-Hakâik Şerhu Kenzi’d-Dekâik adlı bir çalışmasının olduğunu öğrendiğimizde, yazma eserlerin kaydını veren kütüphanelerde ve elektronik sitelerde gezintiye çıktık. İlkin Türkiye’deki Şehit Ali Paşa Kütüphanesi (Fatih/İstanbul); Milli Kütüphane (Ankara); Konya Yazma Eser Bölge Kütüphanesi; Konya Yusuf Ağa Yazma Eser Kütüphanesi; Diyarbakır Ziya Gökalp Yazma Eser Kütüphanesi; Kayseri Raşit Efendi Yazma Eser Kütüphanesi ve Manisa Yazma Eser Kütüphanesi’nde söz konusu yazma eseri aramaya çalıştık. Ne var ki hiçbir kütüphanede eseri bulamadık.

Eseri arama çalışmalarımıza devam ettik. Daha sonra eserin, Riyad Kral Faysal İslâmî Araştırmalar ve Etütler Merkezi Kütüphanesi’nde kayıtlı olduğunu tespit ettik.  Kütüphane yetkilileriyle birçok yazışma yaparak ve bazı mali yükümlülükleri yerine getirerek eseri elde etmeyi başardık.

 

9. Keşfu’l-Hakâik Adlı Şerhin Özellikleri

 

el-Kahtâvî’nin, en-Nesefî’ye ait Kenzud-Dekâik adlı eserine yaptığı şerh, maalesef eserin tümünü kapsamamaktadır. Eser, “Kitâbu’s-Sulh” konusunun yarısından başlamakta, “Ferâiz” konusu ile bitmektedir. Edindiğimiz intibaya göre, eserin diğer kısmının bir şekliyle kaybolduğudur.

Eser, 232 (iki yüz otuz iki) sayfadan ibarettir. Her sayfa, istisnasız 27 (yirmi yedi) satırdan oluşmaktadır. Satırlar, oldukça düzenli ve simetriktir. Yazının, kime ait olduğuna dair bir bilgiye ulaşamadık. İstinsah mı ya da yazarın kendi el yazması mı olduğuna dair bir tespitimiz olmadı ama Riyad Kral Faysal İslâmî Araştırma ve Etütler Merkezi Kütüphanesi’nin kayıtlarında el yazma hakkında “mutad nüsha; tarih olarak da hicri/10-miladi/16.asır notu bulunmaktadır. Bu ise nüshanın, bizzat müellif tarafından yazılmadığı anlamına gelmektedir. Yaklaşık altı asır önce yazılmasına rağmen eserin çok yıprandığı söylenemez. Şerh, oldukça geniş tutulmuştur.

Eserin son sayfasında Şehid Ali Paşa'nın vakıf mühründe şunlar yazılıdır: “Bu kitap, (Allah rahmet eylesin) Vezir şehit Ali Paşa’nın vakfiyesidir; kütüphane dışına çıkarılmaması şartıyla ondan yararlanılabilir.” (Resim 3).

Şehid Ali Paşa, (ö.1128/1716) Osmanlı sadrazamıdır. Üç buçuk yıl sadrazamlık yapmıştır. Ali Paşa, kaybedilen toprakların geri alınması yolundaki faaliyetlerinin ilkinde başarılı olduğu halde ikincisinde yenilgiye uğramış ve yeni meselelerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Kabiliyetli kişileri himaye edip yetişmelerini sağlamış, dönemin ilim ve marifet erbabını çevresine toplamıştır. Özenle kitap biriktirmiştir. Kuzguncuk'taki yalısında bir kütüphane oluşturmuştur. Ülke dışına kitap ihracını yasaklamıştır. (Özcan, 2010: XXXVIII/433-434).  Şehid Ali Paşa'nın adını taşıyan kütüphane binası Şehzadebaşı'nda olup günümüzde Vefa Lisesi'nin bahçesi içindedir. 1895 depreminde bina hasar görmüşse de onarılmıştır. Eserler, 1933'te Süleymaniye Kütüphanesi'ne nakledilmiştir. Kütüphanede 2843 yazma eserin kaydı tespit edilmiştir. Şehid Ali Paşa’nın vefatının ardından konak ve yalısındaki kütüphanelerde mevcut kitapların önemli bir kısmı müsadere edilmiştir. (Erünsal, 2010: XXXVIII/435-436).

Şehit Ali Paşa Kütüphanesi’ne dair verdiğimiz bilgilerden hareketle, ölümünden sonra el konulan bazı kitapların, farklı kütüphanelere nakledildiğini söyleyebiliriz. Onlardan bir tanesi de, elimizdeki yazma eserdir. Eserin, ilk dönemlerde Şehit Ali Paşa Kütüphanesi’nde bulunduğu, daha sonra ise bir şekliyle Riyad Kral Faysal İslâmî Araştırma ve Etütler Merkezi Kütüphanesi’ne nakledildiğidir.

Riyad Kral Faysal İslâmî Araştırma ve Etütler Merkezi Kütüphanesi’nin, şerhe dair tarafımıza gönderdiği raf bilgileri aşağıdadır ve sonradan gönderdikleri el yazmadaki başlangıç ile son satırların içerikleriyle de aynen örtüşmektedir. Kütüphane raf bilgileri şunlardır:

 

0462-ف
الفن                    : فقه حنفي
عنــــوان المخطوطـــــه  : كشف الحقائق شرح كنز الدقائق
عنــــوان الفرعي    : شرح كنز الدقائق
إســــــم المـــؤلفـــ   : ابوبكر بن اسحاق بن خالد الكختاوي
تاريخ وفاة المؤلفــــــ  : 847هـ - 1443م
القرن                   : 9هـ - 15م
بداية المخطـــــــــوطه  : رجلا عهدا لم يجز صلحه عن نفسه وان قتل عبدا له رجلا

    عبدا فصالحه عنه جاز له اي لو قتل العبد الماذون رجلا
                       عبدا..
نهايـــة المخطــــــوطـة  : فلما طرحت سهام الزوج .. بقي سهمان للام وسهم للعم
                          ويقسم باقي المال بينهما اثلاثا والحمد لله وحده..
نوع الخـــــــــــــــط  : نسخ معتاد
القرن                   : 10 هـ - 16 م
عدد الأوراق              : 114 ل
عدد الأسطر               : 27 س
ملاحظات  أخــــــــــرى  : شرح لكتاب كنز الدقائق للنسفي الذي اقتصر فيه على
                          ماعم وقوعه وكثر وجوده في العبادات والمعاملات على
                          مذهب الامام ابي حنيفه واراد المؤلف هنا ان يخرج من
                          بين الشروح الكثيره للكتاب ، شرحا مختصرا يكشف دقائقه
                      [2] واغواره

 

 

Resim 1: Elimizdeki El Yazma Şerhin Başlangıç Satırlarını Gösteren İlk Sayfa

 

 

 

 

 

Resim 2: Elimizdeki El Yazma Şerhin Son Satırlarının Bulunduğu Sayfa

 

 

 

 

 

             

Resim 3: Şehid Ali Paşa’nın, el-Kahtavî’nin Keşfu’l-Hakâik Adlı Eserindeki Vakıf Mührü

 

 

 

 

 

10. Elimizdeki Eserde Şerh Edilen Konular

 

el-Kahtâvî’nin şerhinde 29 (yirmi dokuz) konu bulunmaktadır. Her konu, “Bâb” adıyla alt başlıklara ayrılmıştır. Eserde şerh edilen konular şunlardır:

1-Kitâbu’s-Sulh: İnsanlar arası ilişkilerde vuku bulan anlaşmazlıkların giderilmesine dair konuları ele almıştır.

2-Kitâbu’l-Mudaraba: Sermaye-emek (kâr ortaklığı) meselelerine dair noktalardan söz etmiştir.

3-Kitâbu’l-Vedi‘a: Emanete dair konulardan söz etmiştir.

4-Kitâbu’l-‘Ariye: Geri almak şartıyla karşılıksız olarak başkasının yararlanması için bırakılan eşyaya dairdir.

5-Kitâbu’l-Hibe: Karşılıksız birine verilen eşyanın durumuna dair meseleleri ele almıştır.

6-Kitâbu’l-İcâre: Genellikle kiranın hükmüne dair meseleleri ele almıştır.

7-Kitâbu’l-Mukâteb: Özgürlüğü elinden alınmış kimsenin, alım-satım ve çalışma gibi işlerde serbest olması ve özgürlüğüne kavuşup hür olmasına dairdir.

8-Kitâbu’l-Velâ: Velayetle ilgili meseleleri ele almıştır.

9-Kitâbu’l-İkrâh: Bir kimsenin istemediği şeye zorlanmasına dair durumlardan söz etmektedir.

10-Kitâbu’l-Hacr: Bir şahsı belli nedenlerden dolayı tasarruflarından alıkoymaya dair meseleleri ele almıştır.

11-Kitâbu’l-Me’zûn: Ticarî konulardaki engelleri kaldırmaya dair hükümleri ele almıştır.

12-Kitâbu’l-Gasb: Gasp olaylarına ilişkin konulara dair meseleleri ele almıştır.

13-Kitâbu’ş-Şuf‘a: Sahibinin satılan malı, müşterinin ödediği satış bedeli ile zorla kendi mülküne katması gibi olaylara dairdir.

14-Kitâbu’l-Kısme: Ortaklıktaki hisselerin hükmüne dair meseleleri ele almıştır.

15-Kitâbu’l-Muzara‘a: Tarım arazi ve ürünlerine dair hükümleri ele almıştır.

16-Kitâbu’l-Musâkât: Bahçıvanlık ve arazi sulamaları meselelerine dair hükümleri ele almıştır.

17-Kitâbu’z-Zebâih:  Hayvanların kesilmesine dair hükümlerden söz etmiştir.

18-Kitâbu’l-Udhiye: Kurbanlık hayvanların durumuna ait hükümlerden söz etmiştir.

19-Kitâbu’l-Kerâhe: Kişiye, rızası dışında yaptırılan işlemlere dair hükümleri ele almıştır.

20-Kitâbu İhyâi’l-Mevât: Ölü arazilerin ihyasına dair hükümleri ele almıştır.

21-Kitâbu’l-Eşribe: Her türlü içeceğe dair hükümlere dairdir.

22-Kitâbu’s-Sayd: Av ve avlanmaya dair hükümleri ele almıştır.

23-Kitâbu’r-Rahn: Rehin işlemlerine dairdir.

24-Kitâbu’l-Cinâyât: Mala ve cana karşı işlenen haramlara dairdir.

25-Kitâbu’d-Diyât: Genellikle organlara karşı işlenen cinayetler hakkındadır.

26-Kitâbu’l-Me‘âkıl: Diyet ve kan bedeli gibi durumlar hakkındadır.

27-Kitâbu’l-Vesâyâ: Vasiyetler hakkında olan bir konudur.

28-Kitâbu’l-Hünsâ: Çift cinsiyetliler hakkındaki fıkhî meseleleri ele almıştır.

29-Kitâbu’l-Ferâiz: Miras hukukuna dair meseleleri ele almıştır.

Sonuç

   Malum olduğu üzere Kur’an’ın nüzulünden itibaren Arapçaya duyulan ilgi daha bir artmıştır. Hatta Arapça, lokal bir dil olmaktan çıkmış, evrensel bir dil haline gelmiştir.  

   Arapça, Kur’an dili olduktan sonra gerek kentli gerekse köylü, gerek Arap gerekse mevali dediğimiz Arap olmayanlar tarafından oldukça ilgi görmüş ve ona katkı verme noktasında bir yarış başlamıştır. Bu yarış, İslamlaşma sürecinin gerçekleştiği bütün coğrafyadaki insanlar için söz konusu olmuştur. Arap dili ve edebiyatına verilen katkının, Araplardan daha çok, Arap olmayanlar tarafından verildiğini söyler isek, mübalağa yapmamış oluruz. Buna dair Sibeveyhi (ö.180/796), İbn Cinnî (ö.395/1005) ve Zemahşerî (ö.538/1144) gibi âlimler, örnek olarak verilebilir.

   İslamlaşmanın, Arap Yarımadası dışına taşmasından sonra Aşağı ve Yukarı Mezopotamya’da da, aynı faaliyet ve aktiviteler devam etmiştir. Âmid/Diyarbakır, Hısn-ı Mansur/Adıyaman, Kâhta/Kocahisar, Behesni/Besni gibi yerleşim birimleri, Arapçaya katkı veren âlimlere kucak açmıştır. Adı geçen ilim havzalarından Kâhta’da, allame ve şeyhu’ş-şuyûh diye namdâr Ebubekr b. İshak b. Hâlid el-Kahtâvî yetişmiştir. Kendisi Kâhta’da doğmuş, orada Arapça ilimlerini öğrenmiş ve kabına sığmayarak daha büyük ilim havzalarından olan Halep ve Kahire’ye göç etmiştir. Mezkûr havzalarda kimi zaman öğrencilik, kimi zaman ise müderrislik yapmıştır. Birçok kimse, el-Kahtâvî’nin ilim halkasından yararlanmıştır.

               Yaptığımız okumalar neticesinde bizde oluşan kanaat, el-Kahtâvî’nin halim, yumuşak huylu, çevresinden takdir gören, hem halk hem ilim erbabı tarafından sevilip sayılan, vakar sahibi ve nüktedan birisi olduğudur. Kendisi bu yapıda olmasına rağmen, yine de onu çekemeyen olmuştur. Mesela onun, Allame eş-Şeyh Alâuddîn Ali b. Muslihuddîn b. Mûsâ b. İbrâhîm er-Rûmî el- Hanefî ile yıldızı pek barışmamış, aralarında münazaa ve münakaşalar eksik olmamıştır. Nedeni ise halk ve idare nezdinde el-Kahtâvî’nin, öne çıkıp göz doldurması; er-Rûmî’nin de bizzat bazı idarî görevlere talip olup idare tarafından reddinden dolayı emeline nail olmamasıdır. Dolaysıyla kendisinde el-Kahtâvî’ye karşı kişisel ihtiras ve haset belirtilerinin oluşmasına neden olmuştur.

  el-Kahtâvî’nin, ilmî kariyeriyle mütenasip bir şekilde gündeme getirilmediğini görüyoruz. Özellikle son dönem araştırmacılarının bu konuda ilgisiz kaldıklarını söyleyebiliriz. Mesela Diyanet’in İslâm Ansiklopedisine “İbn Hişam en-Nahvî” maddesini yazan M. Reşit Özbalıkçı; onun Şuzûru’z-Zeheb fî Marifeti Kelâmi’l-Arab maddesini yazan Zülfikar Tüccar; “Nesefî, Ebu’l-Berekât” maddesini yazan Murteza Bedir; “Süyûtî” maddesini ortaklaşa yazan Halit Özkan, Mehmet Suat Mertoğlu, Sedat Şensoy ve Salih Sabri Yavuz; “Sehâvî” maddesini yazan Cengiz Tomar, coğrafyamızın bir âlimi olan el-Kahtâvî’nin hem kendisinden hem şerhinden söz etmemiştir. Özellikle el-Kahtâvî ile neredeyse aynı yıllarda doğmuş, birçok mekânı paylaşmış ve el-Kahtâvî’den bir yıl sonra ölmüş olan İbn Hacer el-Askalânî hakkında ansiklopedi maddesi kaleme alan M. Yaşar Kandemir de ondan hiç söz etmemiştir. Bunlara ek olarak el-Kahtavi’nin akranı ve onunla aynı ilim havzasını paylaşan İbnü’l-Hümâm hakında madde yazan Ferhat Koca da, el-Kahtâvî’den söz etmemiştir. “Bedruddin el-Aynî” maddesini yazan Ali Osman Koçkuzu da, bu noktaya dikkat etmemiştir. Oysaki İbn Hacer el-Askalânî, Bedruddin el-Aynî ve İbnü’l-Hümâm gibi zevat, el-Kahtâvî’den uzak kimseler değildir. Özellikle el-Kahtâvî, İbn Hacer el-Askalânî’nin yanında bulunmuş, onun eserlerini istinsah etmiştir. Bedruddin el-Aynî’nin bizzat dediğine göre kendisi, bugün Adıyaman ilinin iki ilçesi olan Besni ve Kâhta’ya uğramış, el-Kahtâvî ile mülaki olmuştur. Bunların yanı sıra Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından 10-12 Mayıs 2013 tarihinde yapılan Uluslararası Bedruddîn El-Ayni Sempozyumu ve II. Hadis İhtisas Toplantısı’nda da birçok tebliğ ve sunumda da el-Kahtâvî’den söz edilmemiştir.

Yaptığımız araştırmalarda el-Kahtâvî’nin, iki eserin şerhlerini görüyoruz. Onlar, en-Nesefî ve İbn Hişâm’ın birer eserine yaptığı şerhlerdir. el-Kahtâvî’nin, en-Nesefî’nin Kenzud-Dekâik eserine yaptığı elimizdeki şerh, eserin bir kısmının şerhidir. Yazar, yaklaşık yirmi dokuz fıkhî konuyu şerh etmiştir. Meşhur Hanefi fakih İbn Abidin, kıraat, nikâh ve çeşitli meselelere dair bilgileri el-Kahtâvî’den iktibas yaptığına göre, şerhin ilk bölümlerinin kaybolduğu neredeyse kesinlik kazanmaktadır. Malum olduğu üzere her iki bölüm, geleneksel fıkıh metinleri sıralamasında önce gelen bölümlerdir. Zaten el-Kahtâvî, ne diye Kenz’in ortasından şerhe başlasın ki!

Riyad Kral Faysal İslâmî Araştırmalar Merkezi ile yaptığımız yazışmalar sonucunda şerh hakkında bazı bilgilere ulaşabildik. Daha sonra ise eserin mikrofilmini, bazı mali yükümlülükler üstlenerek elde ettik. Kendisinden sonra gelen bazı Hanefi fakihler, eserinden alıntılar yapmıştır. Şerh, oldukça geniş tutulmuştur. Şehit Ali Paşa Kütüphanesi’nden Riyad Kral Faysal İslâmî Araştırma ve Etütler Merkezi Kütüphanesi’ne aktarılmış olmasına rağmen, çok yıprandığı söylenemez. İlim dünyasına kazandırılması halinde, çok faydalı bir hizmet icra edilmiş olacaktır.

Kahtâvî’nin, İbn Hişâm’ın (ö.761/1360) nahiv alanındaki Şuzûru’z-Zeheb fî Marifeti Kelâmi’l-Arab adlı meşhur eserine yaptığı şerhe ise ulaşamadık. Temennimiz, bu çalışmamızdan sonra ilgili ilim adamlarının, el-Kahtâvî ve taşrada yetişen diğer âlimlere dair ilmî çalışmaları, daha ileri boyutlara taşımasıdır.

Kaynakça

 Askalânî, İbn Hacer. (1969). İnbâ’u’l-Ğumr bi-Ebnâi’l-Umr. Kahire: el-Meclisu’l-A‘lâ li’ş-Şuûni’l

İslâmiyye.

el-Aynî, B. (2006). Meğânî’l-Ahyâr fî Şerhi Esâmî Ricâli Me‘ânî’i-Âsâr. Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye.

el-Aynî, B. (2008). Nuhabu’l-Efkâr fî Tenkîhi Mebâni’l-Ahbâr fî Şerhi Me‘âni’l-Âsâr. Katar:

Vizâretu’l-Evkâf ve’ş-Şuûni’l-İslâmiyye.

Bedir, M. (2005). “Nesefî, Ebu’l-Berekât” maddesi, İstanbul: Diyanet İslâm Ansiklopedisi.  

Cevherî, İ. (1958). es-Sıhâh Tâcu’l-Luğa ve Sıhâhu’l-Arabiyye, Kâhire: Dâru’l-İlm li’l-Melayin.

el-Enbârî, K. (1985). Nuzhetu’l-Elibbâ fî Tabakâti’l-Udebâ, Zerkâ: Mektebetu’l-Menâr.

Erünsal,  İsmail E. (2010). “Şehit Ali Paşa Kütüphanesi” maddesi, İstanbul, Diyanet İslâm

Ansiklopedisi.

el-Ezherî, M. (2001). Tehzîbu’l-Luğa, Beyrut: Dâru ihyâi Turâsi’l-Arabî.

el-Fâsî, T. (2000). Şifâu’l-Ğarâm bi-Ahbâri’l-Beledi’l-Harâm,  Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye.

el-Ferâhîdî, H. (t.y.) Kitâbu’l-Ayn, Beyrut: Dâru Mektebeti’l-Hilâl.

Firûzâbâdî, M. (2005). el-Kâmûsu’l-Muhît. Beyrut: Muessesetu’r-Risâle,

Firûzâbâdî, M. (1996). Besâir Zevî’t-Temyîz fî Letâifi’l-Kitâbi’l-Azîz. Kahire: Lecnetu İhyâi’t

Turâsi’l-İslâmî.

Hamûde, T. (1989). Celaluddin es-Suyûtî Asruhu ve Hayâtuhu ve Âsâruhu ve Cuhûduhu fî’d

Dersi’l-Luğavî. Beyrut: el-Mektebu’l-İslâmî.

İbn Âbidîn, Muhammed Emîn. (1992). Reddu’l-Muhtâr alâ’d-Durri’l-Muhtâr. Beyrût: Dâru’l-Fikr.

İbn Fâris, A. (1991). Mu‘cemu Mekâyisi’l-Luğa, Beyrut: Dâru’l-Cîyl.

İbn Hallikân, Ş. (1971). Vefayâtu’l-Ayân ve Enbâu Ebnâi’z-Zamân. Beyrut: Dâru Sâdır.

İbn Manzûr, C. (1300). Lisânu’l-Arab. Beyrut: Dâru Sâdır.

İbn Nuceym, Zeynuddin b. İbrahim. (ts.) el-Bahru’r-Râik Şerhu Kenzi’d-Dekâik. Kahire: Dâru’l

Kitabi’l-İslâmî.

İbn Tağriberdî, C. (t. y.). el-Menhelu’s-Sâfî ve’l-Mustevfî ba‘de’l-Vâfî. Kâhire: el-Heyetu’l

Mısriyye.

İbn Tağriberdî, C. (t. y.). en-Nucûmu’z-Zâhire fî Mulûki Mısr ve’l-Kâhire. Kâhire: Dâru’l-Kutub.

İbnu’l-İmâd, A. (1986). Şezerâtu’z-Zeheb fi Ahbâri min Zeheb. Beyrut: Dâru İbn Kesîr.

İbnu’s-Sâ‘î, A. (2009). ed-Dureru’s-Semîn fî Esmâi’l-Musannifîn. Tûnus: Dâru’l-Garbi’l-İslâmî.

İsmail Bağdâdî. (1951). Hediyyetu’l-Ârifîn Esmâu’l-Muellifîn Âsâru’l-Musannifîn. Beyrut: Dâru

İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî.

Kehhâle, Ö. (t.y.). Mu‘cemu’l-Muellifîn. Beyrut: Mektebetu’l-Musennâ.

ez-Zehebî, Ş. (1993). Târîhu’l-İslâm ve Vefayâtu’l-Meşâhîri ve’l-A‘lâm. Beyrut: Dâru’l-Kuttâbi’l

Arabî.

Koca, F. (2000). “İbnü’l-Hümâm” maddesi. İstanbul: Diyanet İslâm Ansiklopedisi.

Koçkuzu, A. O. (1991). “Bedreddin Aynî” maddesi. İstanbul: Diyanet İslâm Ansiklopedisi.

Kopraman, K. (1992). “Barsbay” maddesi. İstanbul: Diyanet İslâm Ansiklopedisi.

el-Makrîzî, A. (1997). es-Sulûk li-Ma‘rifeti Duveli’l-Mulûk. Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye.

el-Malatî, Z. (2002). Neylu’l-Emel fî Zeyli’d-Duvel. Beyrut: el-Mektebetu’l-Asriyye.

Özcan, A. (2010). “Şehit Ali Paşa” maddesi, İstanbul: Diyanet İslâm Ansiklopedisi.

es-Safdî, S. (2000). el-Vâfî bi’l-Vefayât. Beyrut: Dâru İhyai’t-Turâs.

Sâlih, D. (2007). el-Ârâu’l-Akâidiyyetu’l-Vâride fî Umdeti’l-Kârî alâ Sahîhi’l-Buhârî. Bağdad:

Vizâretu’t-Talîmi’l Alî ve’l-Bahsu’l-İlmi.  

es-Sehâvî, Ş. (t.y.). ed-Dav’u’l-Lami‘ li-Ehli’l-Karni’t-Tâsi. Beyrut: Dâru Mektebeti’l-Hayât.

es-Suyûtî, C. (1967). Husnu’l-Muhadara fî Tarihi Mısır ve’l-Kâhire. Kâhire: Dâru İhyâi’l-Kutubi’l

İlmiyye.

es-Suyûtî, C. (1983). et-Tahbîr fî İlmi’t-Tefsîr. Mekke:  Camiatu Ummi’l-Kurâ,

es-Suyûtî, C. (t.y.). Buğyetu’l-Vu‘ât fî Tabakâti’l-Luğaviyyîn ve’n-Nuhât. Lubnân/Saydâ: el

Mektebetu’l-Mısriyye.

es-Suyûtî, C. (t.y.). Nazmu’l-Ikyân fî A‘yâni’l-A‘yân. Beyrut: el-Mektebetu’l-İlmiyye.

eş-Şeyh, A. (1996). el-Hâfız İbn Hacer el-Askalânî Emiru’l-Müminin fi’l-Hadîs. Dımaşk: Dâru’l

Kalem.

Tomar, C. (2009). “Sehâvî” maddesi. İstanbul: Diyanet İslâm Ansiklopedisi.

el-Uleymî, M. (t.y.). el-Unsu’l-Celîl bi-Târîhi’l-Kuds ve’l-Halîl. Ammân: Mektebetu Dandîs.

Uludağ, S. (1997). “Hankah” maddesi. İstanbul: Diyanet İslâm Ansiklopedisi.

Yeğin, A. (1973). İslâmî-İlmî-Edebî-Felsefî Yeni Lügat. İstanbul: Yeni Asya Yay.

ez-Zebidî, M. (t.y.). Tâcu’l-Arûs min Cevâhiri’l-Kâmûs. Kâhire: Dâru’l-Hidâye.

ez-Zemahşerî, M. (1998). Esâsu’l-Belâğa. Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-‘İlmiyye.

Ziriklî, H. (2002). el-A’lâm, Kahire: Dâru’l-İlm li’l-Melâyîn.

(http://www.aslein.net/showthread.php?t=12048).(Erişim tarihi: 16.06.2016)

[email protected] (Erişim tarihi: 16.06.2016)

 

 

 

 



¨ Dr. Öğretim Üyesi, Adıyaman Ünv. Eğt. Fak. Arap Dili Eğitimi. E-mail: [email protected]

[1] Sözcük olarak kervansaray, ev, mabet, han, sofra, eyvan, hane, ev ve oda anlamlarına gelen hankah خانقاه));  Farsçadan Arapçaya geçmiş bir kelimedir. Çoğulu (خوانق) havânık’tır. Bu şekliyle kullanımı yaygınlık kazanmıştır. Dervişlerin sohbet ve zikir için toplandıkları, bir süre ikamet ettikleri, bazen inzivaya çekildikleri mekânlar için kullanılmıştır. Tasavvuf eğitiminin yanı sıra başta tefsir, hadis, fıkıh, akaid, Arapça olmak üzere hankahlarda çeşitli konularda dersler verilmiştir. (ez-Zehebî, 1993: XXX/363; ez-Zebidî,  t.y: XXXVI/374; Uludağ, 1997: XVI/42-43).

[2] [email protected] (Erişim tarihi: 16.06.2016).

 


 
 
30 Nisan 2018 Pazartesi 15:15
Okunma: 6474
 
Yorumlar


EŞREF TOPLU30 Mayıs 2018 Çarşamba 08:03
HACİ CİCEK HOCAM ELİNİZE SAĞLIK COK GÜZEL BİR YAZI VE ACIKLAMA OLMUŞ ELİNİZE SAĞLIK TEŞEKKÜRLER
 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar
< >
 
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
 
Kurumsal

Okuyuculardan Gelen Haber

Yaşam

Kahta Emlak

Gündem

Teknoloji

Siyaset

Kültür-Sanat

Dünya

Son Dakika

Ekonomi

Spor

Yerel Haberler

Sağlık

Özel Haberler

Medya

Eğitim

Yukarı Çık