Suruç'ta yaşanan katliamdan sonra HDP'den arka arkaya yapılan açıklamalarla AKP'nin IŞİD'i desteklediği, IŞİD'e fırsat verdiği iddia edilmişti. Suçlamanın bir bölümü ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da IŞİD ile ilgili yaptığı açıklamalardan yola çıkılarak Erdoğan'a yöneltilmişti. ASLINDA ONLAR HAYAL GÖRÜYOR Bunların hayal ürünü olduğunu söyleyen kişiler aslında hayal görüyor. Her şeyin ötesinde elimizde belki bununla ilgili çok sabit deliller yok. Çünkü bu işleri yürüten savcı ve hakimler içeride. Bırakılsaydı tahmin ediyorum ki o silahların nereye gittiği anlaşılacaktı, dolayısıyla hükümette bir korku zaten var. RAKAMLAR BİNLERLE İFADE EDİLİYOR Türkiye'den çok sayıda gencin IŞİD'e katıldığı biliniyor, binlerle ifade edilen bir rakam var. dolayısıyla hem insan kaynağı yönüyle buna destek verilmesine göz yumuluyor, ayrıca da malzemelerin buradan oraya gitmesi, yani ikmal yollarının açık tutulmasına göz yumuluyor. Kaldı ki Avrupa ülkeleri açık ve net olarak bu konuda Türkiye'yi uyardılar. "Sınır kapılarınız o kadar açık ki, bizim İngiltere'den çıkan ve IŞİD'e katılmak için Türkiye'den geçen militanları İngiltere hükümeti Türkiye'ye ihbar etmeye başladı"dediler.  Şimdi, hala bunun bir hayal ürünü olduğunu söylemek bana göre gerçeklere uymayan bir durum. Kaldı ki Adana ve Mersin il binalarımızın bombalanması olayı, arkasından Diyarbakır ve sonrasında Suruç katliamı. Devlet hala bunların faillerini bulamadı. Eğer faillerini bulup yakalamış olsaydı zaten bu son olay da meydana gelmezdi.  GÖZLER ADIYAMAN'A ÇEVRİLMELİYDİ Çünkü tahmin ediyorum ki, Diyarbakır'ın faili Adıyaman'lı, Suruç'un faili de büyük ihtimalle Adıyaman'lı. Her şeyden önce gözlerin bir kere Adıyaman'a çevrilmiş olması gerekirdi fakat bugüne kadar bu yapılmadı hala da yapılmıyor. Adıyaman'da bir şeyler oluyor, birileri bu servisi IŞİD adına sağlıuyor fakat orada bulunan güvenlik güçleri ve işin başında olan ilin mülki amiri valinin bu konuda pasif kalıyor. BECEREMİYORLARSA ÇEKİP GİTSİNLER Eğer, güvenlik açısından güvenlik ve istihbarat açısından bir açık varsa bu hükümetin suçudur, devleti yönetmekle görevli olan hükümetin gerekli tedbirleri almadığını gösterir. Yok eğer devlet içerisinde bazı hukuk dışı uzantılar buna yardım ediyor ise yine bunu bulup çıkarmak hükümetin işidir. Bunu yapamıyorlarsa, beceremiyorlarsa o zaman Türkiye'ye yapacakları tek şey var; bir an önce çekip gitmek. Halk da zaten 7 Haziran'da bunu söyledi fakat hala anlamamakta ısrar ediyorlar. HÜKÜMET SUÇUNA ORTAK ARIYOR Başbakan'ın deklerasyon çağrısı sadece görünüşü kurtarmaya yönelik bir çağrıydı. Aslında hükümet diğer siyasi partileri de suçuna ortak etmek istiyor. Hükümet böyle bir deklerasyona diğer siyasi partilerin de imza atmasını sağlayarak mesuliyetini paylaşmak istiyor. Çünkü asıl mesele hükümetin kusurudur. Diyarbakır'ı, Mersin'i aydınlatmadıkları için bu olay olmuştur, şimdi de kalkıp bunun mesuliyetini birileriyle paylaşmak istiyorlar. Sayın Eş Başkan Demirtaş'ın Başbakan'a söylediği gibi; "Dolmabahçe mutabakatına sahip çıkıyor musunuz, çıkmıyor musunuz?" Hükümet olarak bunu söylemek zorundalar. İcrada hiçbir görevi olmayan Sayın Cumhurbaşkanı'nın "ben tanımıyorum" demesi kabul edilemez. Bu söylem ancak çok otoriter rejimlerde olabilir. Çünkü mesul olan hükümettir, hükümetle böyle bir mutabakata varılmıştır, bu mutabakata dahi sahip çıkamayanlar böyle bir deklerasyonun anlamını başında sıfıra indirgiyorlar. HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'ın "TBMM olağanüstü toplansın" çağrısına olmulu yanıt vermeyen CHP'nin tavrını sorduğumu Fırat şunları söyledi: CHP EVLİLİK PEŞİNDE Tabii CHP bir evlilik peşinde, bu evlilik görüşmeleri sırasında benim gördüğüm kadarıyla fazla problem çıkarmamaya çalışıyorlar.  Tabii ki bu meselelerin konuşulacağı yer Meclis'tir. Bana göre hükümet şu anda acz içerisinde. Yapılan bütün kitlesel katliamların faillerini ortaya çıkarıp, bunlar için önlem alamadığıan göre acz içerisindedir. O zaman duruma Meclis'in el koyması gerekir.  Dolayısıyla olağanüstü toplantıya CHP'nin de diğer siyasi partilerin de olumlu cevap vermesi gerekir ama veremediler. En azından noksanımızı dahi tamamlayabilirlerdi.  MİLLİ YAS İLAN EDİLMELİ Böylesine çok önemli bir olayda milli yas ilan edilmemesi konusu var. Bu kadar gencin katledilmesinde, toplum olarak protesto edilmesi anlamına gelen milli yas ilan edilmemesi bana göre bir yerlerden çekinildiği için.  IŞİD TÜRKİYE'YE SAVAŞ AÇMIŞTIR IŞİD şunu gösteriyor ki, artık Türkiye'yi açık hedef olarak belirlemiş. Yarın meydana gelecek başka saldırılarda mesuliyet tamamen şu andaki hükümetin sırtındadır. Tunus'taki gibi bir saldırı Türk ekonomisini allak bullak eder. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu saldırıyı yalnız Kürtlere yönelik bir hareket olarak algılaması bundan önce yapmış olduğu hataların devamından başka bir şey değildir. Benim gördüğüm kadarıyla IŞİD Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne savaş açmıştır ve bütün gücüyle saldırmaya başlayacaktır. Şanlıurfa'da iki çevik kuvvet polisinin evinde başlarından vurulmuş olarak bulunmasını ve Vali İzzettin Küçük'ün "terör eylemi olup olmadığını bilmiyorum" açıklamasını sıcağı sıcağına sorduğumuz Fırat şunları söyledi: BÖLGEYİ KAN GÖLÜNE ÇEVİRMEYE ÇALIŞIYORLAR Birileri o bölgeyi yeniden karıştırıp, yeniden kan gölü haline çevirmeye çalışıyorlar. Adıyaman'daki askerin öldürülmesi olayın da aslınd açok ciddi şekilde araştırılması gerekir. Bu saldırının faillerini ya bulmak durumundalar, peşin olarak bir örgütü suçlamalarının çok doğru olduğu kanısında değilim.  Halk arasında da şu anda bu olay başka şekilde ifade ediliyor, o bakımdan bu olayın detaylı olarak araştırılması gerekiyor. VALİ ZATEN HİÇBİR ŞEY BİLMİYOR İki polisin başından vurulması da enteresan bir olay, bugüne kadar hiç rastlamadığımız bir olay. Çatışmalarda falan ölümler oluyor ama evde infaz edilmeleri tuhaf. Zaten valinin benim bildiğim kadarıyla hiçbir şey bildiği yok. Valiler AKP'nin İl Başkanlığı yapmak durumunda kaldıkları için devletin işleriyle, halkın işleriyle çok ilgileri yok, mazur görüyorum.

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2015-07-14 11:17 tarihinde yayınlandı. 1366 Defa okundu.