Hüznün mekânı gece, aşkımın mekânı senin yüreğindir, Bir ara gel de, şu garibin kanayan yaralarını dindir. (Mehmet ARUTAY)
Arutay: Mekânın Ruhu

   Sözlük anlamı ‘’olmak’’ anlamına gelen ve Arapçadaki ‘’kevn’’(oluş, oluşum) mastarından türetilen bu kelime ism-i mekân olup bir şeyin meydana geldiği yer anlamında kullanılmaktadır. Mekân kelimesinin çoğulu emkine ve emakindir. ‘’yer kaplamak’’  manasına gelen temekkün ile mekân arasında bir bağ söz konusudur.

   İnsanların duygusunu, düşüncesini, isteğini, arzusunu, geleceğini, geçmişini yansıtan insanla adeta bütünleşmiş tıpkı insan gibi bir ruhu olan ve insanların, hayvanların daha birçok varlığın yaşamını sürdürdüğü yere mekân diyoruz. İnsana huzur veren mekânlar, insanın huzurunu bozan mekânlar olmak üzere kabaca ikiye ayırabiliriz. Mezarlığa gittiğimiz zaman derin düşünceler sarar bizim tanıdığımız ölüler ile ilgili yaşadıklarımız bir film şeridi gibi zihin dünyamızı meşgul eder. Hayatın anlamı ve anlamsızlığı ruhumuzda derin izler bırakır. Sürekli ölümü yâd eder insan. Eskiden insanların kendilerine çekidüzen vermeleri için mezarlıklar şehrin merkezinde yapılırdı. İnsanlar bu mekânların önünden geçtiğinde farkında olmadan da etkilenirlerdi. Şimdi ise bu mekânlar insanlardan uzaklaştırılarak ölüm düşüncesini tamamen soyutlamışlardır. Okumasını bilen akl-ı selim insanlar için bu mekânlar önemli birer ibret vesilesidir. Dünyanın geçiciliğini, insanların geçici bir ömrünün olduğunu anımsatır insana. İnsanların derisinin altına işler mekânların ruhu. İnsanlar dinlenmek, eğlenmek, sohbet etmek, temiz hava almak, sosyalleşmek için ağacın, suyun, çiçeğin, böceğin bulunduğu mekânları tercih etmesinde insanlara pozitif enerji vermesi ve insanı kendisine getirmesi önemli bir sebeptir. Çalışmaktan, stresten, hayatın keşmekeşinden uzaklaşarak ruhundaki darbeleri sarıp bedenini dinlendirmek için açık ve ferah mekânlar her zaman insanların tercihi olmuştur. Suyun sesi, çiçeğin kokusu böceğin melodisiyle birleşerek huzurun bestesini ezberletirler yıpranmış insanın ruhuna. Yani var oluşumuz mekânsaldır. Var oluşumuz mekânsal olduğu için mekânın dışına çıkıp ona uzak bir mevziden tarafsız olarak bakamız mümkün değildir. Bizler mekânların içinde ve onların bir parçasıyız.

   Bize bir oda verilse, bu odayı istediğiniz renge boyayın ve istediğiniz şekilde vücuda getiririn dense biz o mekânı kendi halet-i ruhiyemize,  inanışımıza ve hayata bakış açımıza göre şekillendireceğimiz aşikârdır. Bu mekânı içselleştiririz, mekânın boyasının rengi bile psikolojimizi olumlu ve olumsuz etkileyeceğinden yaşadığımız ortamları oluştururken dikkat etmeliyiz. Siz hiç siyah rengin insana huzur verdiğine tanık oldunuz mu? Mekânın rengi, içindeki eşyaların türü, nesnelerin bulunduğu yerin insanın rahatına ve huzuruna göre dizayn edilmesi gerekir. Bir Müslüman içinde yaşadığı mekânı inancına, gelenek ve göreneklerine göre oluştururken bir Hristiyan kendi yaşam tarzına göre inşa eder. Tabii ki başka inanca mensup olanlar da kendilerini yansıtacak şekilde mekân tasarımlarını gerçekleştirirler.

   Bazı mekânların uğur getirmediğine de tanık olmuşsunuzdur. Böyle durumlarda tebdil-i mekân tavsiye edilir. Böylece hem mekânını değiştirenler uğursuzluktan kurtulur hem de mekân tebdilden ferahlanır. Yaşadığımız mekânların iç ve dış dünyamıza olumlu ve olumsuz yansımaları vardır. ‘’Aslan yattığı yerden belli olur.’’ Tabiri bize insanın yaşadığı mekânın durumu insanın karakterini, düşüncesini, duygusunu, ruh halini yansıttığını gösteriyor. Genel anlamda disiplinli, kuralcı ve mükemmeliyetçi insanların evine mihman olduğumuzda her şey yerli yerinde, odanın içindeki hava bile miktarıncadır. Giyim kuşamlarını dahi disipline eder. Disiplini çok da önemsemeyen, kuralsız yaşayan ve her şeyde mükemmeli aramayan insanların yaşadığı mekânlara göz gezdirdiğimize ise birçok şey olması gereken yerde değildir. Kişilikleri mekânla, mekânları kişilikleriyle bütünleşmiş durumdadır.

   ‘’Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;’’

   ‘’Onu İstanbul diye torağa kondurmuşlar.’’

                               (Necip Fazıl Kısakürek)

Bu iki güzel mısra insan ruhunun mekânla bütünleşmesini çok güzel betimlemiştir. Bir camiye girdiğimiz zaman ruh halimiz başka, bir kiliseye girdiğimiz vakit duygularımız ayrı, mutfakta, balkonda, bahçede vakit geçirdiğimiz zaman hem kişiliğimiz hem de duygularımız renkten renge girer. Kitap okuma eylemini dahi farklı mekânlarda yaptığımızda bizde farklı izlenimler bırakır. Yazarlar eserlerini kaleme alırken mekân unsuruna çok dikkat etmişlerdir. Eserde geçek mekânlar bizatihi yazarın kendisinin yaşadığı, gördüğü, tanık olduğu yerlerden ibarettir. Mekânın çok iyi tasvir edilmesi gerekir ki okurun olayın hangi ve nasıl bir mekânda cereyan ettiğini muhayyilesinde canlandırabilsin ve okuyucu olay örgüsüne vakıf olabilsin. Yazarların gerçek hayatta yaşamını sürdürdüğü mekânlar bile yazarın kalemine büyük bir etkisi vardır. Varlıklı ve lüks semtlerde yaşamını sürdüren biriyle hayatını yoksul ve gecekondu semtlerinde geçiren birinin ele aldığı mekânların ve insanların bir olması mümkün mü? Günlük hayatta içinde bulunduğumuz ruh haline göre anlam kazanır. Moralimiz yerinde, mutlu ve huzurluysak hemen hemen bütün mekânlar bize güzel ve anlamlı görünür; lakin kötü bir haber almışsak, huzursuz ve mutsuzsak, sürekli olumsuzluklar içerisinde bocalarken de en güzel mekânlar bile bize göre anlamsız ve ruhsuz görünür. İçsel mekânın dışsal mekâna yansıması diyebiliriz buna. Mekânlar insanların içinde yaşadıkları, kendi oluşlarını fark ettikleri alandır. Cezaevleri inşa edilirken insanın işlediği suçu cezalandırmak için dar, küçük bir pencere, sıkıcı, demir yığını, huzursuz, insanın içini daraltacak ve insanın ruhunu karartacak şekilde oluşturulur. Böylece insanın suç işlemesine engel olmak istenir. Bu mekânlarda yaşamını sürdürmeye mahkûm olan insanların yazdıklarında hep bu mekânların huzursuzluğu kâğıda şikâyet edilir. Özgürlüğün en güzel tanımını da bu mekânlarda yaşayanlar yapmışlardır. Mekânlar tarihi, tematik ve sosyolojik bir eğer taşır. Tarihi mekânları araştırdığımız zaman o döneme ait birçok bilgiye ulaşabiliriz. Yaşam tarzları mekâna yansımış olduğundan, inançlarını, mimarisini, hangi milletlerle ilişki kurduklarını, estetik ve edebi anlayışlarını, hayat felsefelerini ve çektiği sıkıntılar hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Şimdiki mimarimizle yüz yıl, yüz eli yıl önceki mimarimiz bir mi? Tabii ki hayır. Çünkü yaşadığımız coğrafya değişmiş, iklimler farklılaşmış, mekânlar inşa edilirken kullanılacak malzemelerin türü ve şekli değişmiş, etkilendiğimiz ve etkilediğimiz uluslar çoğalmıştır. Milletlerin kabul ettiği din bile mekânların farklılaşmasına sebep olmuştur.

   Yeryüzünde vakit geçirdiğimiz mekânlar çok önemlidir. ‘’Dünyada mekân ahirette iman.’’ Sözünü günlük hayatımızda çok kullanırız. Çünkü içinde yaşamımızı sürdürdüğümüz mekânların üzerimizde olumlu, olumsuz etkileri vardır. Sarayda doğup büyüyen bir kişinin ruh hali ve dünya görüşü farklı, kerpiç evde büyüyen birinin farklı, çadırda yetişenin hayata bakış açısı farklı, mağaradakinin yaşama dair fikir ve duyguları başka ahşap evde yaşayan bireyin duygu ve düşünceleri farklıdır. Farkı mekânlar arttıkça insanların hayata bakış açısı genişler, zenginleşir. Her mekânın insan ruhunda ve düşüncesinde bıraktığı iz farklı farklıdır. Türk edebiyatında yazar ve şairlerin hemen hemen hepsi İstanbul’da yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Hepimiz biliyoruz ki İstanbul mekân olarak çok çeşitlidir. Her semtinde farklı insanlar ve farklı mekânlar yaşamını sürdürür. Hiçbir semt diğer bir semtin hissettirdiği duyguyu hissettirmez. Semtlerin ruhuyla insanların ruhu bir olmuş ve bütünleşmiştir artık. Yabancı bir yere gittiğimiz zaman tuhaf tuhaf etrafımıza bakmamızın, ürkek ürkek davranmamızın temelinde o mekânlarla daha önce hiçbir anımızın olmamasından kaynaklanıyor. Biz mekânlara nasıl yaklaşırsak mekânlar da aynı şekilde karşılık verir. Romanlarımızda mekânlar kurgulanırken mekânın kişiyle olan duygudaşlığına dikkat edilir. Türk gazeteci ve ünlü romancımız Peyami Safa’nın Fatih Harbiye adlı romanı tamamen mekânların ruhu üzerinde kurgulanmıştır. Fatih semti Neriman’ın yaşadığı muhafazakâr mekân; Harbiye semti ise batılı mekân romanda bunlar sürekli çatışma halindedir. Mekânlar üzerinde Doğu Batı çatışmasının güzel örneklerindendir.                         

    Somut mekânlarla yetinmeyen insanlar zihin dünyalarında tasavvur ettikleri mekânları da unutmamışlardır. Masallarda olayların cereyan ettiği mekânların hemen hemen hepsi olağanüstüdür, gerçek (somut) mekânlarla bir ilgisi yoktur. Mekân soyutlanınca kişiler ve olaylar da soyutlaşır. Masallardaki mekânlar Kaf Dağı, devler âlemi, gerçek dünyada olmayacak bir yer, saray, ırmak, şehir vb. olabilir. Şahıs kadrosu ise insanlar, hayvanlar, bitkiler, cansız varlıklar; cinler, periler, devler vb. varlılar olabilir. Yaşadığımız mekânlarla sınırlandırdığımız için merak edip soyut mekânları da kurgulamamız doğaldır ve zihin dünyamızın genişliğindendir. Mekânların insan davranışları üzerinde çok önemli yaptırımları vardır. Bir insanın banyoya girdiği zaman banyo yapma davranışını göstermesi, misafir odasında misafir karşılama davranışını sergilemesi, çocuk odasını çocukların ruhuna uygun tasarlayarak çocuklara mekânın hissettirdiği ve çağrıştırdığı şekilde davranmasını sağlaması mekân insan davranışı üzerindeki etkiye örnektir. Okullar tasarlanırken eğitim öğretim hedeflerine göre inşa edilir. İbadethanelere girilen her kişi kendi inancının gereklerini yapar ve ona göre hareket eder. Zamanla bazı mekânlara bir kutsiyet atfedilir. Örneğin Müslümanlar hacda Kâbe’yi tavaf eder, Safa ile Merve arasında say yapar, Arafat’ta vakfe yapar, Mina’da şeytan taşlanır. ‘’Vatikan’’ aslında bir devlet, şehir devleti, yüz ölçümü olarak Dünya’nın en küçük yüz ölçümüne sahiptir. Vatikan’da papa hem devletin lideri hem de dini liderdir. Çevresi duvarlarla çevrili ve güvenlik önlemleri üst düzeydedir. Burası Hristiyanlar için büyüleyici bir mekândır.

   Sadece insanlar mekânla sınırlı değildir. Diğer canlılar da yaşamların sürdürmek için insanların aksine mekân eylemi için bilinçli, düşünsel, sayısız kararları ve seçimleri cisimlendiren bir eylem değil de genetik programlarının sonucu olarak yapmaktadır. Bir kuşun ağacın dalına yuva yapması bir bilinçle değil onu yapmaya programlanmasındandır. Bilemiyoruz ama hayvanların mekân anlayışı ve mekânı algılayışı insanlarınki kadar duygusal ve davranışsal değildir. Mekânlar oluşturulurken de insanlar bir bilinç ve duygu haline vücuda getirirken hayvanlarınkinde bilinç ve duygudan mahrumdur.

    Mekânları kapalı mekân, geniş mekân, dar mekân, özel mekân… Şeklinde sıralayabiliriz. İnsanlar içinde bulundukları ruh hallerine göre mekân tercihi yapar. Mekânlar inşa edilirken insanların rahat bir şekilde yaşayabileceği, sağlıklı alanlar tercih edilmelidir. İnsan sağlığını tehdit eden mekânlarda yaşayanların ruh halleri çökmüş, davranışları anormalleşmiştir. Mekânların inşa edildiği yer ve kullanılan malzemelerin türü, mimarisi insan sağlığı göz önünde bulundurularak yapılırsa yaşanabilir bir yeryüzü inşa edilebilir ancak. Denize yakın, bir göle, bir akarsuya yakın, ağaçların kuşların mesken tuttuğu mekânlar insanın sıhhatine iyi gelirken; sanayileşmenin, termik santrallerinin yoğun olduğu bölgeler de insan sağlığını tehdit eden mekânlardır. Mekânların insan sağlığı üzerindeki etkisi göz ardı edilmemelidir. Yasağımız alanları sürekli temiz tutmamız hem ruhumuzu hem de davranışlarımızı olumlu yönde etkileyecektir.

   Yüreğimdeki bütün mekânlar senin,

   İnsan yaşadığı yeri dağıtmamalı Senra.   (Mehmet Arutay)

Bizi biz eden duygularımızın kaynağı olan kalp de aşkın mekânıdır. Bu mekân çok iyi yetiştirilmezse duygudan yoksun, bir robottan farksız insanlar yetişecektir. Kalp mekânını okuyarak, severek, tebessüm ederek, insan ruhunu dinlendiren dış mekânlarda zaman geçirerek, güzel şiirler ve müzikler dinleyerek, insana ve insanlığa faydalı muhabbetler yaparak inşa edilebilir ve bu mekân genişletilebilir. Kötü kalp mekânı çok dar, huzursuz ve mutsuzdur. Dışsal mekânların bizde uyandırdığı duyguların temeli kalp mekânının nasıl olduğuyla ilgilidir. Gönül mekânınıza kimleri misafir ettiğinize dikkat edin. Güzel bir mekâna bir hırsız girer ortalığı tarumar eder, yakıp yıkar; dağınık bir mekâna biri girer derler, toplar ve gül bahçesine çevirir. Sağlıklı bir ruh haline ve mekân algısına sahip olabilmek için buna çok dikkat etmememiz gerekir. Şimdiye kadar ele aldığımız mekânların en hassası kalp mekânı olduğu unutulmamalıdır. Hanenizi ne ile doldurursanız siz ondan ibaretsiniz.

   Felsefi metinlerde de khora, topos ve pau terimleri mekân anlamında kullanılmıştır. Kimi filozof mekânı bir hayal ürünü olarak algılar ve tanımlar; kimisi de somutlayarak insanla ilişkisi üzerine yorumlar yapar.

   Kutsalımızda: ‘’ Allah, mekândan münezzehtir.’’ Anlayışı hâkimdir. O zaman mekân yaratılmışlar içindir. ‘Allah mekânını cennet eylesin. ’sözü insanın öldüğünde de hak ettiği mekâna gidileceğini gösterir. Bu da mekândan kaçışın mümkün olmadığına işarettir.  Yaşadığımız mekânlarda olumlu, olumsuz yaşanmışlıklarımızın olduğu bir gerçektir. Mekânın ruhundan etkilenen biz, ruhumuzdan etkilenenin de mekân olduğu gerçeğine ulaşılıyor bütün bunlardan.                       

                                                                             Mehmet ARUTAY

KÂHTA CENDERE MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-05-08 21:45 tarihinde yayınlandı. 837 Defa okundu.