Mehmet Boğatekin, Gerger’de 1974 yılında doğar. 6 çocuklu bir memur ailesinin en büyük çocuğudur. İnönü Üniversitesinde okurken, siyasi faaliyetleri nedeniyle tutuklanır ve yargılamanın sonucunda PKK üyesi olmaktan müebbet hapis cezasına mahkûm olur.
Müebbet Hapis Cezası Verilen Gergerli

 Hayatını yazıyla kazananlar için okura değmek, alınabilecek en güzel hazlardan biridir. İmzanızı taşıyan bir yazının, bir haberin, bir kitabın yani sözünüzün okuyucuda yarattığı etki; “Bu işi iyi ki yapıyorum”a götürür sizi. Biz gazeteciler için ise, özellikle ülkenin ve mesleğin geldiği hal düşünüldüğünde tek motivasyon kaynağı neredeyse okuyucunun tepkisi. Fakat okuyucular arasında öyleleri vardır ki; sadakati, hafızası ve dikkati kutsaldır. Az sonra okuyacağınız haberin öyküsü, böyle bir okuyucunun ilk adımı atmasıyla başladı. MAPUSHANEDEN GELEN MEKTUP Okuyucumuz Mehmet Boğatekin, bir siyasi hükümlü. Yıllar önce yayınlanan bir kitabım nedeniyle sarf ettiğim sözleri de içeren mektubunu alınca, onu ve emeğini sizlerle tanıştırmak farz oldu. Ancak önce, mektubunu birlikte okuyalım: “Merhaba Müjgân Hanım. Uzun yıllardır basındaki yazılarınızı takip ediyorum ve ilgiyle okuyorum. Öncelikle kendimi kısaca tanıtayım. 19 yıldır hapisteyim. Aslen Adıyamanlıyım. Dışarıdayken İnönü Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde öğrenciydim. Adıyaman’da kısa bir dönem yerel muhabirlik de yapmıştım. İçeri düştüğümden beri ağırlıklı karikatürle uğraşıyorum. Bazı ulusal ve uluslararası karikatür yarışmalarında ödüller aldım. Son 3 yıldan beridir de bir grup çizer arkadaşla birlikte ‘Golık’ isminde Kürtçe bir mizah dergisi çıkartıyoruz. Daha doğrusu biz hazırlıyoruz dışarıdakiler de yayınlıyor. Ortalama 700 ile 1000 adet civarında dağıtımı yapılıyor. Dağıtım gönüllüler aracılığıyla elle yapıldığı için yaygın bir dağıtım ağı -en azından- şimdilik yok. Bugün NOKTA dergisindeki yazınızı okuyunca yıllar önce bir gazetede yayınlanan bir röportajınız aklıma geldi. Kürtçe biliyor olmanın bölgedeki çalışmalarda size kolaylık sağladığını söylemiştiniz. Hatta ‘annemden daha fazla biliyorum’ diye bir cümle kullanmıştınız. Bu sebeple Golık’ın bir sayısını size göndermeye karar verdim. Yeni sayı bu hafta çıktı. Henüz elime ulaşmadığından eski bir sayısını yolluyorum. Ulaştığında yeni sayıdan da gönderirim. Umarım Golık’ımızı keyifle okursunuz. Bu arada NOKTA dergisini de keyifle okuyoruz. Son dönemlerde başına gelen ‘talihsiz’ olayları da izliyoruz. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Golık’ı birlikte hazırladığımız Ömer ve Yusuf’un selamlarını iletiyorum.” 22 YAŞINDA MÜEBBET HÜKÜMLÜSÜ “Selamınız baş göz üstüne” diyerek size Mehmet Boğatekin’i ve Golık’ı anlatmak istedik bu mektup vesilesiyle ve cezaevinde olduğu için de, hem avukatlığını hem derginin genel yayın yönetmenliğini üstlenen kardeşi Ferat Boğatekin’le buluştuk. Boğatekin ailesi, Adıyaman’ın Gerger ilçesinden. Adıyamanlılar için ‘dünyanın en uçsuz bucaksız yeri’ olan Gerger, bölgenin en sert coğrafyasın sahip noktalarından biri. İkliminin ve coğrafyasının sertliği ilçenin ihmal edilmişliğiyle de birleşince, Adıyaman’ın en geri kalmış, eğitim seviyesi en düşük ilçesi olarak öne çıkan bir yer Gerger. İşte Mehmet Boğatekin, Adıyaman’ın unutulan ilçelerinden Gerger’de 1974 yılında doğar. 6 çocuklu bir memur ailesinin en büyük çocuğudur. İnönü Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde okurken, siyasi faaliyetleri nedeniyle tutuklanır ve yargılamanın sonucunda PKK üyesi olmaktan müebbet hapis cezasına mahkûm olur. Tutuklandığında 22 yaşındadır. Avukat kardeşi Ferat Boğatekin tutuklanma koşullarını şöyle anlatıyor: “O zaman politik mücadelenin yoğun dönemleriydi. DGM’ler en basit suçu bile örgüt üyeliğinden cezalandırıyordu. Ağabeyimin genç olması ve mahkemedeki muhalif tavırlarından dolayı böyle ağır bir cezaya hükmedildi.” Mehmet Boğatekin 20 yılını Ankara, Erzurum, Maraş, Adıyaman, Bolu, Kandıra ve şu anda bulunduğu Balıkesir Burhaniye cezaevlerinde geçirir. Avukat Boğatekin, “Nasıl bir ağabeydi?” sorusunu “Ailenin en büyük torunu olduğu için dedemin yanında büyüdü, o yüzden onun ağabeyliğine dair çok hatıram yok” diye yanıtlıyor. Ama ailede anlatıldığı kadarıyla sessiz, sakin, kimseye karışmayan hatta dedesinin tabiriyle ‘keşke bir gün biriyle kavga ettiğini duysaydım’ diyecek kadar kendi halinde biridir. Hapishanede dahi su yüzüne çıkan yetenekleri çocukluğundan itibaren kendini göstermeye başlar. Resimler çizer, tahtadan ve demirden oyuncaklar yapar. Bir dönem meslektaşımız da olur, gençliğinin ilk yıllarında amcasının sahibi olduğu Gerger Fırat gazetesinde çalışır, hatta genç yaşına rağmen genel yayın yönetmenliğini dahi üstlenir, bir yandan da Milliyet ve Türkiye gazetelerine haberler geçer. Hatta Türkiye gazetesinin en genç muhabiri olarak Adana’da bir etkinliğe katıldığını dahi hatırlıyor ağabeyinin, Ferat Boğatekin. ATATÜRK PORTELERİ ÇİZEREK BAŞLADI Mehmet Boğatekin’in karikatürle ilişkisinin başlama biçimi ise hem konumu hem şu an bulunduğu yer düşünülünce oldukça enteresan ve bir yanıyla da trajikomik. Çünkü resim çizerek başladığı görsel sanat becerisinin ilk ürünü Atatürk portreleri: “Çocukluğumuzda yoğun kış koşullarında yollar kapanır, bazen altı ay açılamazdı. İmkânlar kısıtlıydı. Ağabeyim de bu zorlu koşullarda ders kitaplarındaki Atatürk fotoğraflarını taklit ederek, resim yapmaya başlamış, bize öyle anlattı. Sonradan o kadar çok Atatürk resmi çizdiği için arkadaşlar arasında lakabı Atatürk olarak kalmıştı.” Mehmet Boğatekin, lise döneminde öğretmenlerinin de teşvikiyle Adıyaman yerelinde ve Türkiye genelinde yarışmalara katılır, pek çok ödül kazanır. Karikatür ise Mehmet Boğatekin’in hayatına cezaevinde girer. İlk yıllarda cezaevinde de resim yapmayı sürdürür ama 2010’da artık kesin olarak karikatür yapmaya başlar. Av. Ferat Boğatekin’e “Komik biri midir ağabeyiniz?” diye soruyorum: “Aslında esprili biridir ama bunu daha çok çizgiye yansıtmayı tercih eder. Kardeş olmamızdan dolayı aile ortamındaki hiyerarşi nedeniyle, bunu evde çok yansıtmazdı ama arkadaş ortamında çok eğlenceli olduğunu anlatıyorlar. Fakat dergi çıkınca baktık ki, meğer içinde ne cevherler varmış. Bayağı kafa biriymiş.” Gelelim Golık fikrine. F tipi hapishanelerinde doğan bir dergi Golık. İlk dönemde cezaevindeki Kürt tutuklular, neden Kürtçe mizah dergisi yok diye kendi aralarında tartışıyorlar. Daha önce çıkan Tewlo ve Pine dergilerinin ömürlerinin kısa olması nedeniyle, bir Kürtçe mizah dergisinin ihtiyaç olduğuna karar veriyorlar. Cezaevinde bunu bir öneri haline getirip, dışarıda böyle bir derginin yapılması gerektiğini söylüyorlar ve kendilerinin de içeriden katkı sunacaklarını belirtiyorlar. Ancak dışarıda bekledikleri adımlar atılmayınca, iş başa düşüyor ve başlıyorlar Golık’ı yaratmaya. Ancak ortada ne para var ne de sermaye. Tam o günlerde Mehmet Boğatekin’in bir karikatürü nedeniyle UNESCO ve Maltepe Üniversitesi’nden kazandığı bir ödül imdatlarına yetişiyor. Ödül, bir yandan Golık’ın can suyu oluyor, kalan bölümü ise Boğatekin tarafından bir öğrenciye burs olarak aktarılıyor. Ödülü, ise Prof. Dr. İonna Kuçuradi, Mehmet Boğatekin’i cezaevinde ziyaret ederek bizzat takdim ediyor. KÜRTLER EN GÜZEL İSİMLERİ HAYVANLARINA KOYDULAR Adından da anlaşılacağı gibi Kürtçe bir sözcük Golık. Türkçe ‘buzağı’ anlamına geliyor. Bu ismi neden tercih ettiklerini ise Mehmet Boğatekin daha önce yazdığı bir yazıda şöyle anlatıyor: “Kürtler esasında çoban bir halktır. Yaşadığı coğrafyada binyıllardan beri ağırlıklı hayvancılıkla geçimini sağladılar. Bu nedenle her daim hayvanlarla iç içe yaşadılar ve hayvanlarıyla kurdukları ilişkiler sosyal yaşamlarında, kültürlerinde önemli yer işgal etti. Dillerinin yasaklı olduğu dönemlerde çocuklarına Kürtçe isim koyamadılar fakat Kürtçenin en güzel isimlerini hayvanlarına koydular. Azgın, yırtıcı hayvanlarına da hazzetmedikleri bazı Türk siyasetçilerin isimlerini koydular. Sorguya alındıklarında ne de olsa inkâr edebiliyorlardı. Böylece dillerine yasak koyanları kendi yöntemlerince protesto ediyorlardı. Biz de dergimize en uygun isim olarak Golık'ı seçtik. Telaffuz edildiğinde insanın yüzünde hınzırca bir gülümseme bırakan Golık, doğası gereği asidir, emre-itaate gelmez, biraz da arsızdır. Büyük ağabeyleri terbiye edilmiş halde boyunduruğa boyun uzatırken, o, yaramaz bir çocuk gibi uzakta durur, bakıp bakıp alay eder.” Boğatekin, Golık ismini seçerken kendi kişisel hikâyesinden de esinlendiğini söylüyor: “Babam devlet memuruydu. Bende onun ilk oğluydum. Aynı zamanda dedem Hüseyin'in de ilk torunuydum. 18 yaşında kadar dedemde kaldım. Nenem ineği sağarken hep bana şöyle seslenirdi: ‘Mıhemedo, Golıke bıgra. Mıhemedo here ber Golık.’ (Mehmet, buzağıları tut, buzağıların önüne git). Büyük danalara, inekleri amcam bırakırdı. Küçüklerine de ben bakardım. Onun için Golık beynimde yer etti.” DERGİ NASIL ÇIKIYOR? Mehmet Boğatekin ve Golık dergisinin 3 çizeri şu anda Burhaniye T Tipi Cezaevi’nde. T tipi cezaevleri, hücre tipli cezaevlerinden farklı olarak 8 tutuklunun-hükümlünün bir arada kalabildiği hapishaneler. Ancak devlet, pek çok atölye çalışmasına 10 kişi zorunluluğu getirdiği için neredeyse hiçbir olanaktan faydalanamıyorlar. Hatta çizerlere dışarıdan gönderilen defter, boya, kalem gibi malzemeler bile ‘kantinden alışveriş yapma zorunluluğu’ nedeniyle onlara verilmiyor. Bazen sınırlamalar o kadar abartılıyor ki, Golık çizerleri kendi yaptıkları dergiye bile ulaşamıyorlar. Golık’ın diğer çizerleri ise; Elbistan, Ankara, Tekirdağ, Edirne cezaevlerinde. İki Golık çizeri ise Kandıra ve Kırıklar cezaevlerinden yakın dönemlerde tahliye olmuş. Peki, çeşitli cezaevlerinden pek çok insanın hiçbir iletişim kuramadan bir dergiyi yaratma süreci nasıl işliyor? Ferat Boğatekin, cezaevi ortamının en çok Golık’ın yayınlanma frekansına yansıdığını anlatıyor, normalde aylık çıkarmayı istedikleri dergi bu yüzden çoğunlukla ancak iki ayda bir yayınlanıyor. Bunun en önemli nedeni ise konuşma balonlarının da cezaevinde elle ve Kürtçe yazılması. Cezaevi yönetimleri her konuşma balonunu çeviri süzgecinden geçirdikten sonra dışarıya gönderilmesine izin veriyor, bu da bazen haftaları bulabiliyor. Av. Ferat Boğatekin, Golık’ı nasıl okuyucusuyla buluşturduklarını ise şöyle anlatıyor: “Arkadaşlar, cezaevinde kara kalemle, boyalarla çizimlerini yapıyorlar. Bilgisayar üzerinden çizmeyi çok talep ettiler ama izin verilmedi. Çizimler cezaevi idaresi onayından geçtikten sonra bize yolluyorlar, biz de dışarıda tarayıp, dizgisini kurup baskıya gönderiyoruz. Biz dışarıdan hiç müdahale etmiyoruz, sadece baskısını ve dağıtımını organize ediyoruz.” Bu kadar büyük çabalarla ve özverilerle çıkan tek Kürtçe mizah dergisi Golık sadece 1000 adet basılıyor ve yaygın dağıtım ağlarından maddi olarak faydalanma şansı olmadığı için daha çok üniversitelerde ve büyük kentlerdeki bazı kitapçılarda satılıyor. Yani nasıl kendi yağında kavrularak üretiliyorsa aynı şekilde kendi yağında kavrularak da satılıyor. ZOR ZAMANLARDA MİZAH Son 30 yılı düşündüğümüzde, Kürtlerin mutlulukla geçen yılları bir elin parmaklarından daha az. Peki, bu kadar zor bir dönemde, üstelik uzun yıllar yasaklı bir dille mizah yapmak zor olmuyor mu? Bu sorunun yanıtı derginin fikir babası Mehmet Boğatekin’in mizaha yaklaşımında: “Mizah, tarihin her döneminde ağır baskı koşullarında yaşayan toplumlar için bir soluk borusu olmuştur. Hem toplumu rahatlatmış, hem siyaseti yumuşatmış hem de güçlünün gücüne karşı zayıfın en etkili silahı haline gelmiştir. Kürt halkı da şu anda benzer koşulları yaşamaktadır. Mizaha duyulan ihtiyaç her zamankinden daha fazla olmuştur. Türkiye tarihine bakalım: 1940'lı yıllarda tek partili sistemin adeta toplumu cendereye aldığı bir dönemde Sabahattin Ali ve Aziz Nesin'in öncülüğünde çıkarılan Markopaşa, toplumsal muhalefetin sesi haline gelmiştir. Yine benzer koşulların yaşandığı 12 Eylül rejimi döneminde de Gırgır, bütün günahlarıyla birlikte cunta rejimine karşı mizahın diliyle muhalefetini sürdürebilmiştir. Mizah, doğası gereği nerede baskı varsa orada doğar, büyür ve gelişir.” Mehmet Boğatekin bütün olumsuz koşullara ve acılara rağmen, Kürtçenin mizaha çok yatkın bir dil olduğunu da savunuyor: “Kürtçe aslında mizah anlamında çok zengin bir dildir. Fakat şimdiye kadar bilinen nedenlerden dolayı sadece sözel düzeyde kaldı. Baskı ve imkânsızlıklar dilin yazılı alanda gelişimine engel oldu. İşte biz, biraz da anadilimize vefa borcumuzun gereği olarak bugüne kadar sözel düzeyde sınırlı kalmış mizah kültürümüzü çizgilerin gücüyle yazılı ve görsel alana taşımaya çalışacağız. Vizyonumuz çok büyük ama adımlarımızı çok küçük atacağız. Kartopu gibi büyüme stratejisini esas alacağız. Tek başımıza bu işin sorumluluğunu kaldıramayacağımızı biliyoruz. Bunun için dışarıdaki mizah sever dostların her anlamda desteğine ihtiyacımız var.” Kardeşi Av. Ferat Boğatekin de, mizahın zor zamanların işi olduğu konusunda ağabeyiyle hemfikir: “Bazıları bizi insanlar ölüyor ama siz oturmuşsunuz ateşin önüne yağınızı kızartıyorsunuz diye eleştiriyor. Oysaki biz yağımızı değil, ciğerlerimizi kızartıyoruz. Savaş halinden hepimiz etkileniyoruz ama aksine bu dönemde mizahın daha çok gerekli olduğuna inanıyoruz. Eskiden de Kürtler, hem zulüm yaşarlardı hem de govendlerini (halaylarını) çekerlerdi. O yüzden sinmemek ve gerçekleri mizah diliyle de ifade etmek lazım.” Golık; zor zamanların mizahını yapsa da, en önemli kırmızı çizgisi bağımsızlığı. Cezaevlerinden politik tutukluların üretimi olsa da, herhangi bir angajmanı yok. Hakaret içermeyen ve kimseyi rencide etmeyen bütün üretimlere açık. Yani, gazete bayilerinde satılan Türkçe mizah dergilerinden içerik olarak hiçbir farkı yok, yayınlandığı dil dışında. İKİ ÜNİVERSİTE BİTİRDİ, İNGİLİZCE ÖĞRENDİ Golık dergisin çizeri ve kurucusu Mehmet Boğatekin, kendisini karikatüre adasa da dört duvar arasında geçen yıllara pek çok şey sığdırmış durumda: Üniversite öğrencisiyken atıldığı cezaevinde önce Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü, daha sonra da Adalet Meslek Yüksekokulu’nu bitirmiş. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünü de kazanmış ama devam zorunluluğu olduğu için gidememiş. Şu anda Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde okuyor ancak sınavlara götürülme şartları, her yolculuk parasının tutuklulardan alınması nedeniyle okula devam etme konusunda kararsız. Bu arada çeviri yapabilecek düzeyde İngilizceyi de öğrenmiş ve şu anda cezaevleriyle ilgili bir kitabı İngilizceden Kürtçeye çevirmekle de meşgul. Bir yandan da karikatürlerini dünyanın çeşitli ülkelerindeki mizah platformlarına da gönderiyor. Çizimleri en son Rusya’da bir karikatür sergisinde 15 gün süreyle gösterildi. 22 yaşında hapishane duvarlarının arasına konulan, ancak ne yaşamdan, ne sanattan, ne bilimden, ne eğitimden kopmayan Mehmet Boğatekin’in ne zaman özgür olacağını siz de merak ediyorsunuz değil mi? Buna verecek ne yazık ki sevinçli bir yanıtımız yok. Av. Boğatekin, “Bu soruyu ona sorsaydınız, büyük ihtimalle gülerek karşılayacaktı” dedikten sonra şu bilgiyi veriyor: “Türkiye’deki ceza infaz şartları çok ağır. Bir insan üretiyorsa, hayatın içine katılmak istiyorsa ona bu şansın verilmesi gerekir ama şu anda böyle bir bakış açısı yok. O yüzden ağabeyimin dışarıya en erken çıkma ihtimali 10 yıl sonra.”

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2016-05-10 13:47 tarihinde yayınlandı. 11007 Defa okundu.