Mevsimlik içşiler tek istediklerinin normal insanlar gibi temel ihtiyaçlarını giderebildikleri ve değer gördükleri bir yaşam olduğunu belirtiyorlar.
Tarlada filizlenmeden kuruyan hayaller

 H er yıl olduğu gibi bu yıl da hasat zamanı yollara düşen mevsimlik tarım işçilerinin en önemli ekmek kapılarından birisi Eskişehir. Alpu ilçesinin hemen girişinde geniş bir alana yayılmış olarak görebileceğiniz çadır kentte yaşayan tarım işçilerinin çoğunluğu Şanlıurfa'dan göç ediyor. Yaklaşık 600 kişiden oluşan çadır kent mayıs ayının ortalarında dolmaya başlarken, işçiler kasım ayının ortalarına doğru Şanlıurfa'ya geri dönüyorlar. Havaların artık tamamen ısındığı Ramazan Ayı'nın ilk günlerininde sabahtan akşam saatlerine kadar tarlada çalışan işçilerin hemen hemen hepsi ibadetlerini yerine getiriyorlar. Çadır kentlerinde zaten sınırlı su kaynağına sahip olan oruçlu işçiler tarlada başlarından aşağı dökecek su bulmakta bile zorlandıklarını belirtiyorlar. Kimi zaman iftar saatinden 1 saat önce çadırlarına dönen işçiler o saate kadar ellerini, yüzlerini bile yıkayamadıklarını söylerlerken en büyük sorunlarının hem çadırda hem tarlada su olduğunun altını çiziyorlar.    BÖCEK, KARINCA GİRİYOR, KARGA ÇALIYOR   Geçim derdinin yanında sayısız sorunla da mücadele eden tarım işçilerinin sudan sonra öncelikli sorunları ise elektrik, duş ve tuvalet.  'Elektriğimiz olsaydı şuraya bir buzdolabı kurardık' diye söze başlayan işçilerden Mustafa Önay 'İftarda yediğimiz bir yemeğin kalanını ertesi iftarda yiyemiyoruz. Sıcak havalar yüzünden 5-6 saat içerisinde bozuluyor. Bozulmadı, kaldı diyelim. O zaman da içine böcekler, karıncalar giriyor, o da olmadı kargalar çalıyor. Hergün yemek için erzak parası vermek hepimizin bütçesini zorluyor' diye konuştu.   TUVALET İÇİN ÇUKUR KAZIYORLAR   Çadır kentte kullanma suyunun çok sınırlı olması doğal olarak tuvalet ve banyo sorununu da beraberinde getiriyor. İşçiler tuvalet ihtiyaçlarını genelde kazdıkları çukurlarda giderirken, banyo sorunu ise çadırların içerisinde çözülmeye çalışılıyor. Hijyen açısından son derece elverişsiz koşullarda banyo ve tuvalet ihtiyaçlarını gideren işçiler muhtemel sağlık sorunlarına da davetiye çıkarıyorlar. Yağmurun da kendileri için büyük sorun olduğunu belirten işçiler yağmur ile taşan tuvalet çukurlarından gelen suyun çadırların içine dolduğunu söylediler. Çadır kentte bulunan kadınların sorumlulukları ise erkeklere göre 2 kat daha fazla. Tarlada çapa gibi güç gerektiren bir iş yapan kadınlar aynı zamanda hektarlarca alanda ürünlerin diplerinde biten zararlı otları tek tek yoluyorlar. Kadınlar çadırlara döndüklerinde çocuklarıyla ilgilenirken bunun yanında çadırın temizliği, yemek, bulaşık gibi işlerle de meşgul oluyorlar. Çamaşır yıkamak için ise kendileri ateş yakmak zorunda olan kadınlar hem işçiliği hem anneliği aynı anda yaşadıklarını söylüyorlar.   TEK UMUT GÖÇ OKULU   Çadır kentte yaşayan çok sayıda çocuk ise eğitim sorununu beraberinde getiriyor. Okul çağına gelmiş çocuklar mevsimlik göç nedeniyle eğitimlerini yarıda bırakarak Eskişehir yollarına düşerken bu sorunu Anadolu Üniversitesi Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile ortaklaşa çözmek için 'Göç Okulu Projesi'nin hayata geçirdi. 2013 yılından beri faaliyette olan göç okulu belirli aralıklarla çadır kentte kalan çocukların eğitimini üstlense de işçiler bunun yeterli olmadığını, okulun çok kısıtlı aralıklarla açık olduğunu belirtiyor. Eğitimlerini yarıda bırakarak aileleriyle birlikte göç eden çocuklar, geleceğe dair umutlarının yeşil kalabilmesi için kilit rol oynayan Göç Okulu'nun açılmasını dört gözle bekliyor. Zor koşullarda aileleri ile birlikte yaşamaya devam eden çocukların hepsinin hemen hemen farklı hayalleri bulunuyor. Bu çocuklardan birisi olan Mehmet Aslan ileride haber fotoğrafçısı olmak istiyor. Çadır kente haber amaçlı gelen gazetecilere büyük bir hayranlıkla baktığını belirten minik Mehmet fotoğraf makinalarına özel ilgi gösteriyor. Fotoğraf çekmek için fotoğraf makinamızı isteyen Mehmet, çadır kentte bol bol fotoğraf çekerken ileride iyi bir fotoğrafçı olmak için Göç Okulu'nun açılmasını dört gözle beklediğini söyledi.   Tarlada çalışan kadınlar günün sonunda ailelerinin yakacak, yemek, temizlik gibi ihtiyaçlarıyla ilgileniyorlar.       OKUMAK İÇİN TOK OLMAK LAZIM   Eğitim sorununun bu kadar yüksek olduğu çadır kentte üniversite eğitimi almış sayılı kişiden birisi olan Metin Aksoy ise babası Mustafa Aksoy ile aynı tarlada çalışıyor. 22 yaşında Açıköğretim Fakültesi'nde önlisans muhasebe bölümünü bitirdiğini söyleyen Metin Aksoy mevsimlik işçiler arasında eğitim düzeyinin düşük olmasınının asıl sebebinin 'Açlık' olduğunu söyledi. 'Ailen açken, cebinde hiçbirşey yokken nasıl okuyabilirsin ki?' diyen Aksoy 'Tabiki de 4 yıllık bir fakülteye devam etmek isterdim fakat ailem yiyecek ekmek bulamazken ben üçyüz küsür liralık harç parasını nasıl vereyim? İnsanların kafasında bizler okumayan insanlarız. Okumak için önce karnının tok olması lazım. Okumayan değil okutturulmayan insanlarız' diye konuştu. Baba Mustafa Aksoy ise ekmeklerinin ellerinden alınmasından şikeytçi. Aylık maksimum bin liranın ceplerini girdiğini söyleyen baba Aksoy 'Bu paraya bu emek değiyor mu? Tabiki de değmiyor ama iş yok, imkan yok çünkü mülteciler geldi, bizim işimizi ellerimizden aldılar. Eskiden 80-90 liraya yaptığımız işi 25-30 liraya yaparız dediler. Balık gibi olduk. Balık nasıl sudan çıkarsa ölür işte biz de ölmek üzereyiz artık' şeklinde konuştu.   İKİNCİ SINIF VATANDAŞ   Mevsimlik içşiler tek istediklerinin normal insanlar gibi temel ihtiyaçlarını giderebildikleri ve değer gördükleri bir yaşam olduğunu belirtiyorlar. Dışarıdan gelen mültecilere gösterilen ilgi ve alakanın kendilerine de gösterilmesini isteyen mevsimlik işçiler 'Söyledik olmadı, yazdık olmadı, yalvardık olmadı. Bizde artık durumu yavaş yavaş kabullenmeye başladık. Galiba bizleri ikinci sınıf vatandaş olarak görüyorlar' diye sözlerini noktaladılar.

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2016-06-16 00:56 tarihinde yayınlandı. 2551 Defa okundu.