5 bin yıl öncesine tarihlenen Sümer tabletlerden derlediği bilgilere göre her iki icat eş zamanlı olarak ortaya çıkıp gelişmiş. Tabii ki arpa doğrudan bir değişim aracı olmayıp bir “referans” üründür. Buna görekapsamlı değişim tarifeleri hazırlanmış, alış-veriş bu tarifeler üzerinden yapılmıştır.
ARPALIK Deyiminin 5 Bin Yıllık Serüveni

 

ARPALIK Deyiminin 5 Bin Yıllık Serüveni

Arpalık ifadesi arpa sözcüğünden türetilmiş olup arpa ekimi için ayrılan tarla, tahılın muhafaza edildiği ambar, depo gibi yerler için kullanılır. Lakin asli konumuz bu kılçıklı hububatın kökeninden türemiş arpalık ifadesinin gerçek anlam değil, daha çok mecaz anlamıdır. Zira yakın tarihimiz ve günümüz insanı o sözcüğü asıl anlamıyla değil, ekseriyetle mecaz anlamında kullanılmaktadır.

Bu sözcüğünün mecaz anlamı, “emek vermeden, hak etmeden karşılıksız olarak elde edilen para veya başka kazançlardır” Beni ilgilendiren de arpa adının arpalık deyimine gidişinin beş bin yıllık serüvenidir. Denilebilir ki yazacak başka konu mu kalmadı memlekette? Tabii, yazılacak çok şey var. Lakin günlük, hatta aylık gündemlere bakıldığında, dolaşıma girmiş her hadisenin vatandaş nezdindeki sebebinin arpadan türeme arpalığa kapak atma hikâyesi olduğu görülüyor.

Bu deyimden yani “arpalık”tan türetilen onlarca sözcük vardır ki, elifi mertek sanan ümmilerden tutun da mektep-medrese ehline kadar nerdeyse her Türk insanı bu ifadeyi kullanır ve yüzde yüze yakın bir isabetle taşı da gediğine koyar. Türkçe diline girmiş çok az sözcüğe bu kadar kullanışlılık ve uzun ömürlülük (yaklaşık 5 yüz yıl) nasip olmuştur.

Âdemoğlu bu tür şeylerin şeceresini pek merak etmez. Lakin biz yine de, her canlının olduğu gibi, sözcüklerin de bir hayat hikâyesinin olduğunu hatırlatmak isteriz. Bu tür sözcüklerden bazılarının evirilme, ya da günümüz moda deyimiyle mutasyon hikâyeleri gerçekten çok acayiptir. İşte, “arpa”dan“arpalûk”a, oradan da “arpalık”ageçiş yapmış sözcük de bunlardan biridir ve bu yazımızın konusudur.

Arpa denen hububat tabiatın farklı iklim koşullarına uyum sağlamada epeyce başarılı ve gayet uysal olan bir bitkinin mahsulüdür. Çok fazla toprak ayırımı da yapmaz. Kökündeki toprağın verdiği besine göre boy atar. Toprakta kalma süresi yani hasat süresi de kısadır; biraz yağmur veya nem gördü mü çimlenir, biraz güneş gördü mü hemen boy atar, sıcak bastımı da olgunlaşır.

Arpa, kepek ve kılçığı biraz bol olsa da, orta şiddetteki kıtlık zamanlarında ekmek, çok şiddetli kıtlık zamanlarında ise lapa benzeri bir yemek olarak sofraların vazgeçilmez lüksüdür. İnsanoğlunun esareti altında bulunan beygir, katır, eşek gibi cefakâr hayvanların samanına katık olmada da üstüne yoktur. Ve en önemlisi, eski çağların “savaş tankı” sayılan atların olmasa olmaz yakıtı olmasıdır arpa.

Ayrıca, çok eski tarihlerden beri arpadan kafa bulduran acımtırak bir suyun çıkarıldığı da bilinmektedir. Mübareğin nimetleri bu kadar bol olunca, insanlar da onu “değişim aracı”na yani günümüz parasına benzer bir şey olarak kullanmaya karar vermişler.

Bu harika icadın yani arpayı para gibi kullanma icadının sahibi, yazının da mucidi olan Sümerlerdir. İlgili ve bilgili insanların, 5 bin yıl öncesine tarihlenen Sümer tabletlerden derlediği bilgilere göre her iki icat eş zamanlı olarak ortaya çıkıp gelişmiş. Tabii ki arpa doğrudan bir değişim aracı olmayıp bir “referans” üründür. Buna göre kapsamlı değişim tarifeleri hazırlanmış ,alış-veriş bu tarifeler üzerinden yapılmıştır.

Ortadoğu ülkelerinin ticaretinde fiyat ölçüsü olarak kabul edilen arpa, Lidyalıların madeni parası dolaşıma girdikten sonra yaygın kullanımı yavaşlar, ama tümüyle ortadan kalkmaz. Binlerce yıllık bir yolculuk serüveni, yazım ve içerik değişikleriyle 16. yüzyıl Osmanlısının resmi iktisat kayıtlarında ARPALUK namıyla yerini alır.

Osmanlı’dan Günümüz Türkiye’sine ARPALÛK ve ARPALIK’ın Hikâyesi  

16. yüzyılın sonlarına doğru büyük oranlarda açık veren Osmanlı hazinesi“ulufe”yi (maaşları) nakit olarak ödemekte sıkıntıya girer. Bu sıkıntıyı aşmak için gümüş akçeye, çaktırman biraz bakır katarak dolaylı devalüasyon (tağşiş) yoluna baş vurur, ama kurnazlık işe yaramaz. Bu işlerin piri olan Yahudi sarraflar anında durumu tespit eder ve fısıltı gazetelerine yıldırım baskı yaptırırlar. Doğal olarak fiyatlar da uçuşa geçer. Vaziyeti biraz geriden takip eden Yeniçeri Ağaları verical (memur…) maaşlarının alım gücünün erdiğini fark edince“isemezuk” naraları atıp Topkapı Sarayı’na tehlike mesajlar yollamaya başlar.   

Fetihlerden beslenen nakit akışının kaynakları kurumuş olan İmparatorluk sıfırı tüketmek üzeredir. Elde kalan akçe (zamanın gümüş parası)yetersiz ve değersizdir. Zevahiri kurtarmaya çalışan Saltanat ehli, kızgın Yeniçeri, Sipahi ve diğer zevatın maaş “akçesine” (parasına) ilaveten ARPALUK adı altında işlenebilir bolca arazi verir. Dağıtılan araziler öyle birkaç dönümlük bağ bahçe falan değil, bin, hatta 10 bin dönümlerle ifade edilen arazilerdir. Bazı makbul zevata birer kaza (ilçe) veya koca bir kasabanın tamamının verildiği de olmuştur.

Arpalûk’u alan zevat, çoğunlukla bu arazinin miktarını, vasfını, hatta nerelerde olduğunu dahi bilmez. Zat, kendine bir naip (Vekil; Kâhya) tayin eder. Arapalûk’un evirilip çevrilmesi işini o yürütür. Hasattan elde ettiği ürünü akçeye dönüştürüp sahibine taktim eder. Bu arada arpalıktan nemalananların haddi hesabı da yoktur. 

16. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı’nın resmi kayıtlarına giren bu ARPALÛK işi, köken ve içerik bakımdan Sümerlerin para yerine kullandıkları “arpa”ya dayanıyor. Lakin bu ifadenin (kavram)Ortadoğu, İran ve Anadolu’ya yayılmış Türk ahalisinin “politik hiciv” diline resmi kayıtlardan çok daha önce girdiği anlaşılıyor.

Ortadoğu ve Anadolu insanı isabetli gözlemleriyle“arpalûk” işinin Sümerlerdeki “arpa”ylaolan anlam ilişkisinin kalmadığını fark eder. Bunun yerine, “boş beleşten” ya da “salla başı al maaşı” türünden bir ironi,bir dokundurma şablonunu geliştirir. Bu şablona(jargon) göre; vatandaşın ekmeğinden, işinden, aşından toplanan paranın devlet hazinesi marifetiyle bazı ceplere “üfürme veya üfürtme” anlamını yükler. “X, V, Y, Z” gibi bilumum kuşak da bu içeriği benimser ve ARPALIK ifadesini “emek vermeden, hak etmeden peşkeş çekilen kazanç veya kazanç yeri” anlamında kullanır.

Özetle, 5 bin yıl öncesinin Sümer Devletinde değişim aracı olan kılçıklı arpa, 16. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda devlet büyüklerine (rical) maaşlarına ilaveten verilmeye başlanan bağ, bahçe ve tarım arazisinin tümünü birden ifade eden ARPALÛK adını alıyor.

İyi niyetle başlayan bu uygulama, kısa zamanda yön değiştirerek meşhur bir istismar kaynağına dönüşür. Arpalûk Kavramı da bu istismar şekline uygun olarak biçim ve içerik değiştirip mecaz anlamdaki ARPALIK şeklinde ifade edilir ve Türkçedeki sarsılamaz yerini alır.

Hâlihazırda de ise, devlet gücünü elinde tutan muktedirlerin, makbul sayılan zevata ve akraba-i taallukata devlet kaynaklarından ihsan eyledikleri para, pul, vesaire gibi şeyleri ifade ediyor. Ahalinin mecazi dil pratiğinde buna “arpa”, arpanın (paranın)  soğurtulduğu yere de ”ARPALIK denmektedir.

Kâhta Haber/Mustafa KAYAHAN

 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2021-05-07 14:03 tarihinde yayınlandı. 1153 Defa okundu.