Mademki öyle yaşamak bile başlı başına bir mücadele iken niye eşyanın huzur bozucu girdabına kendimizi hapsedelim ki ?
Arutay:  Sadelik Mutluluktur

 Ruhlar âleminden anne rahmine oradan çocukluğa,  gençliğe ihtiyarlığa ve kabir, berzah cennet veya cehenneme giden yolda olan insan sade bir şekilde ağlayarak sürülmüş dünyaya ‘’merhaba’’ der. Zamanla hayatın tozunu, dumanı yutan insan eşyanın,  şatafatın, lüksün paranın, çevresinin ve kendisinin esiri olur.

     İnsan giyimde, kuşamda, yemede, içmede ev hayatında ve kent imarında sadelik prensibinden uzaklaşarak fıtratına aykırı bir yaşamın içinde çırpınır durur. Eşyayı kendi emrinde kullanması gereken insan zamanla eşyanın kölesi olmaktan kurtulamaz. İnsanın yaratılışına en uygun yaşam maddeden arınmışlıktır. Sade bir uyku, sade bir beslenme, sade bir konuşma, sade bir sosyal çevre… Madde ile kendine değer katmak isteyen insan zamanla saygınlığının üzerindeki münevver, altın ve sahip olduğu para ve şöhretten ibaret olduğunun farkına varacak, fakat vakit çok geç olacak her şey tanrının elindeyken İyi, güzel, kusursuz ve sade iken insanın elinde bozulmaz mı? İyinin, güzelin, kusursuzluğun ve de en önemlisi sadeliğin bozulmasının insan yaşamına olumsuz birçok etkisi vardır? Durum böyleyken biz artık sadeliği savunacağız. Sade giyineceğiz, sade bir nikâh töreni düzenleyeceğiz, sade bir ev inşa edeceğiz, sade arkadaşlıklar kuracağız sade bir yaşam inşa edeceğiz. Hüzün ve acı kokan bu yeryüzünde prenseslerin,  güzellerin ellerinden düşmeyen saraylarda, evlerde ve görünür yere asılan yani öylesine değer ve itibar gören ayna bunu nasıl kazanır bilir misiniz? Tabii ki sade ve gösterişsiz olduğundan.  Ancak sade bir yaşamı prensip edinmiş insanlar kaygısız ve rahat yaşar.Hayatını kıymetli eşyalara feda eden insanlar ancak maddenin kölesi olurlar. Bunlar üç günlük dünyada bir ömür kaybederler. Üryan geldiğimiz bu dünyada eli boş dönmeyecek miyiz?  Mademki öyle yaşamak bile başlı başına bir mücadele iken niye eşyanın huzur bozucu girdabına kendimizi hapsedelim ki?Akıllıinsan hayatını sadeleştirendir. Sanatta, müzikte, şiirde sadeliği savunup onları hak ettikleri yerlere yerleştirmek hayatımızın amacı olmalıdır. Yaşadığımız şu modern ve tüketim çağında insanların çoğunun mutsuz,huzursuz, kırılgan, maddeyeyakın, maneviyattan uzak istek ve arzuları uğruna gözünü kırpmadan sözle kırıp silahla öldürmesinin temel sebebi sadelikten uzaklaştırmaktır. Hayatta önemli olan çok fazla şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır olmalıdır.Bunu başarırsak yaşamın anlamına varmış oluruz, yaşamın anlamı da sadelikte yatmaktadır. Özgürleşmek,mutlu olmak, hayatı yaşanabilir kılmak, kaygısız yaşamak, stresten uzak durmak, maddeden arınıp asil bir ruha sahip olmak, yoksulluğa tırpan vurup varlığın yayılmasını sağlamak, gereksizlerden kurtulup sadece ihtiyacımız olanı alma anlayışına sahip olmak, gürültülü bir hayat yerine sessiz bir yaşamı tercih etmek, yığın ve eşya temelli bir dünya yerine minimal bir âlem yaratmak için sadeliği toprağa ekip sadece bize gerekli olanı biçimimiz gerekmiyor mu?  Çünkü sadelik dayanılmaz bir hafiflik sunar insana. Bir odaya, haneye veya mekâna girdiğimiz an eksikleri değil de fazlalıkları görmeye başladığımız gün sadelik artık bizim için de vazgeçilmez olmuş demektir.Şimdiki modern insanın durumu çok farklıdır,  kıyafetler dolaba, eşyalar koca kamyonlara, gereksiz düşünceleri ise ben yine sığmıyor artık.  Yaşadığımız hayatta kendi huzuruna, mutluluğuna gölge düşürüp yaşamı da çevresindeki bütün insanlara zehreden insan zamanla kendi sonunu getirecek. Gün gelecek insan maddeye yenilecek ve ona esir olacaktır.  Oysaki insanın fıtratına yerleştirilen sadelik iksiri İnsanı bütün gereksizlerden arındırabilir, fakat şu da bilinmelidir ki insanoğlu bütün enerjisini, gücünü, kuvvetini hep kendi sonunu getirecek eylemlere sarf eder.  Akıl edip sade bir yaşam seçen çok az insan vardır Şu yer ile gök arasında.Sahip olduklarını görmezden gelip her daim daha fazlasını isteyen doyumsuz bir güruh türüyor yanı başımızda. Doğal, sade canlı çiçeklerle yetinmeyen insan evini yapay, gösterişli, cansız çiçeklerle donatıp mutfakta, salonda, oturma odasında,  orada burada bir çok gereksiz ve huzur bozucu eşyalarla istila etmiştir Aman halıya su bile dökülmesin, bilmem nereden alınmış vazolara bir şey olmasın, çocuklar ellerini hiçbir yere sürmesini daha neler neler . Sadeliği bir kenara bırakıp şatafatlı bir hayatı tercih edenler hayatları boyunca mutlu olamayacaklardır. Türk müzisyen, Senarist, politikacı, yazar ve yönetmen Ömer Zülfü Livanelioğlu bilinen adıyla Zülfü Livaneli: ’’ Yüzyıllar boyunca büyük düşünürlerin sanat ve bilim insanlarının ilkesi hep bu olmuştur, yaşamda sadelik,  düşüncede İhtişam’’ sözüyle bize tarihe damgasını vurup kitleleri peşinden sürükleyenlerin,  sade bir yaşamı tercih ettiğini göstermektedir. Oysa bizler bu anlayışın tamamen dışında hareket ediyoruz. Yaşamda ihtişamı,  düşüncede de sadeliği temel alıyoruz ve iflah olmuyoruz,  olamıyoruz, olamayacağız da.

‘’Deprem,zulüm, salgın, zulüm kan ve nisyan,

Böyle giderse iflah olamayacak şu insan.’’

Sade bir yaşamı, gösterişli; fakat içi boş bir yaşama tercih ettiğinden bu yana gün yüzü görmüyor. Açlıktan karnı sırtına yapışan biri, karnı ile sırtı arası geniş olan birinin hiç ama hiç umurunda olmuyor.

    Sahip olma ihtiyacı kuvvetli bir duygudur. İnsanoğlu kendi varlığını onu tamamlayacak şeylerle istila ediyor. Küçük yaşlardan itibaren sahip olarak kendini var etmeye programlanıyor,  kendini var etmek gayreti zamanla eşyaya odaklı bir yaşama dönüşüyor.  Ben kimim, neyim, neredeyim, amacımne? Soruları yerini perdelerim,vazoların, koltuklarım, arabam, evim eskimek üzere bunları ne zaman yenileyebilirim? Soruları hayatımızın temel sorunu haline geliyor maalesef.  Bu da bizi eşyaya mahkûm ediyor.Eşyayamahkûm olan insan kendinden de oldukça uzaklaşıyor. Gereksiz, kullanılmayan eşyanın canı cehenneme sadelik özgürlüktür!  Bir sürü gereksizlerimiz var bizim hayatta ve gitgide biz onların metası haline geliyoruz.  eşyanın sarmalında yuvarlanan birer kayıp yıldız gibi eşyaların uzayında ismi olan bir partikül gibi seyir halindeyiz hep.  cep telefonlarımız var Sonra koruma camı, koruma kılıfı,  arabaya sabitlemek için telefonu tutucu,  sonra araba sürerken ya da yolda giderken daha rahat konuşmak için bluetooth kulaklık,  bir de kablolu kulaklık, şarj aleti,  bir yere gittiğimizde telefon şarjı biter düşüncesiyle aldığımız taşınabilir şarj aleti… Ben bu kadarını sıralayabildim. Bu sadece bir telefon için gerekli olan malzemeler evin diğer eşyalarını da siz hayal edin.  Böyle bir eşya yığınında insanın rahat, mutlu,  kaygısız, huzurlu ve başarılı olması mümkün mü?Acaba ne kadar zaman geçer bir ömürde kaybolan şeyleri arayarak,  şunun bunun yerini hatırlamaya çalışarak?Atalarımız dememiş miydi: ‘’ Azıcık aşım,  kaygısız başım.’’diye.

   Aralıksız çalışarak çeşitli zorluk ve sıkıntılara katlanarak zenginlere özgü bir hayat yaşamaktansa, didişmelerden ve çekişmelerden uzak gösterişsiz ve sakin bir hayat sürmek daha iyi değil midir? İnsan elinin altındakilerle mutlu olmayı bilmediği sürece acısı dinmeyecek,  uğraşı devam edecektir.

‘’Sade bir hayatı soysuz bir gösterişe feda ettik,

 O günden sonra gerçek mutluluğa veda ettik.’’

Bütün insanlar rüzgâra oyuncak olmuş kuru bir yaprak gibi meçhullere yol alıyor. Rüzgâr gösterişi, kuru yaprak da zavallı insanı.Etrafını yönetip yönlendirdiğini zannederken çoktan eşyanın ve gereksizlerin içinde bir zerreye dönmüş, fakat haberi daha yok içinde bulunduğu keşmekeşten, girdaptan, çıkmazdan. Ünlü Fransız yazar ve filozof Albert Camus: ‘’ hiçbir şey büyüklük kadar sade değildir. Çünkü sade olmak biraz daha büyük olmaktır.’’der. Hayatın stresinden uzaklaşıp kendini bulmak kadar güzel bir şey var mıdır? İnsan ancak maddeden uzaklaştığı vakit kendini keşfeder ve yücelir.Yiyecek,  içecek ve giyim kuşamda lükse ve israfa dalan kişi belli bir süre sonra doyumsuz bir varlığa dönüşür.  Doyumsuz bir insandan daha tehlikelisi var mıdır şu âlemde.

   Hemen hemen bütün dinler ve dinlerin önderleri mütevazı bir hayatı ve sade bir görünümü mükemmel bir iman belirtisi sayar.Ne zaman ki lüks çılgınlığı başladı,  insanın hiçbir kıymeti harbiyesi kalmadı. Belli bir süre sonra eşya karşısında insan değersizleşti bunu da insan kendi eliyle yaptı ve yapmaya devam etmekte.  Oysaki yaşamı kolaylaştırmanın adıdır sadelik. Kaybedeceği çok önemli bir şeyi olmayan ve hayatından da memnun olan bir insan korkusuz ve kaygısızdır. İnsanlar eşya ile mal ile lükse kaçmakla kendisine değer kattığını zanneder.  Oysa insan ancak okuyarak, araştırarak, sorgulayarak, insanlara faydalı olarak, kendini bulur ve gerçek saygınlığı hak eder.

    Üstünde çokça ziynet eşyası bulunan bir kadın yürürken sürekli derin bir korkunun girdabından kurtulamaz, elinde para dolu çanta taşıyan bir adam yüreği ellerinde varmak istediği yere kadar ecel terleri döker. Bundan şu anlaşılmasın sade bir yaşam demek yoksul olmak,  zengin olmamak demek değildir.Gösterişten, insanın yoksulluğunu yüzüne vurmaktan,  insanlara tepeden bakmaktan uzaklaştıkça insan daha fazla değer kazanır ve hayatın tadına varıp sadeliğe kavuşur.  ‘’Sadelik,  en yüksek gelişmişlik düzeyidir.’’ der Leonardo Da Vinci. Bu söze katılmamak mümkün mü? Sadece yaşam alanlarımızda değil sosyal ilişkilerimizde, dost muhabbetlerimizde,  bilimsel araştırmalarımızda, hayatımızda çocuk yetiştirme anlayışımızda,  hayallerimizde dahi sadeliği seçip ona göre bir yaşam bizi birçok yükten kurtaracaktır. Sosyal ilişkilerimizde o kadar çok ‘’muş gibi’’  yaşayanlar var ki… Gereksiz yere söz uzatmalar,  gereksiz incelikler,  kibarlık adı altında kırılıp bükülmeler, zorlama gülümseyişler,  hissedilmeden gösterilmeye çalışılan duygular… Bir insan sade ise,  iş dünyası karmaşık değil ise o insanlara doyum olmaz.  Doğanın fıtratında sadelik var;  fakat insanlar her şeyi bozduğu gibi tabiatı da zamanla kendine benzetmiştir.  Şu da unutulmamalıdır ki, insanın ruhuna en uygun yaşam sade,  gösterişsiz olanıdır. Temiz aldığı havayı bile kirletip veren insan zamanla sade olarak aldığı dünyayı gereksizleştirip yaşanmaz hale getirdi.  Velhasıl;  sadelik,  yalınlık,  az ve yeterlilik. ‘’Az;  çoktur.’’ diye bir söz var bir de özetle yaşam sadeleştikçe mutlulukve huzur artar. Bugünden sonra sade bir hayat yaşamaya ne dersiniz?

                                                                                             Mehmet ARUTAY

                                                                                      Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-08-16 14:43 tarihinde yayınlandı. 2067 Defa okundu.