Göbeklitepe tarihi altüst etti, ilk tarımcılığın burada başladığına inanılmaktadır. Dünyanın her yerinden onlarca insan eskiden buraya nasıl gelmiş ve bu yeri neden yapmışlardı?
Göbeklitepe: Tarihin Sıfır Noktası

Dünya’ nın en eski tapınağı olarak bilinen Göbeklitepe’ yi gidip görmek bana da nasip oldu. Sizlerle bu muhteşem yeri paylaşmak istedim. Bu ilginç hikayenin ve tarihin sıfır noktasını görmek ve  oranın enerjisini hissetmek istedim. Gerçekten de insanın enerji frekansını yükselten psişik bir etkisi var. Bir yeri tanımak için tarihi bilgileri okumanın yanı sıra oraları gidip görmek ve o anı birebir yaşamak tarihle özleşmak daha verimlidir. Göbeklitepe’nin keşfiyle adeta dünyanın tarihi yeniden yazıldı.

Göbeklitepe’nin eskiden ne amaçla yapıldığının sırrı halen tam anlamı ile çözülmüş değil. Gizemli yapısıyla insanlık tarihinin gözde noktası olmayı başardı. Tüm dünya adeta gözünü Urfa’ da ki bu yere çevirdi. Herkes kendince bu gizemli yerin sırrını çözmeye uğraşıyor. Kimi çok eski bir tapınak olarak adlandırıyor, kimi eski bir mezarlık olarak, kimi ise tarımın başladığı ve insanlığın sıfırdan başlama noktası olarak adlandırıyor. Bu yer neden ve kimler tarafından yapılmıştı? Göbekli tepe dünyanın tarihi bilgilerini yeniden yazdırdı. Dünya’ da önemli bir bölge ve nokta olarak incelenmeye alındı. Halen orda kazılar devam etmekte, biraz daha ilerisinde benzer bir yer daha keşfedildi, fakat kazı çalışmalarından dolayı ziyaretlere daha açılmadı. Bu gizemli, esrarengiz yer beni de büyüledi.

 

            Göbeklitepe Şanlıurfa’nın Harran Ovası’nın kuzey kenarındaki Germuş Dağları’na bağlı kireçtaşı bir platonun en yüksek noktasında Örencik Köyü yakınlarında yer alır. Bu bölge Einkorn buğdayının tarıma alınmasına dair en eski genetik kanıtlarını gösterir. Göbeklitepe’nin bulunduğu plato, anıtsal yapıların inşası için gerekli malzemenin büyük kısmını ve aynı zamanda alanda bulunan taş aletlerin üretimini sağlayacak ham maddeyi sunmaktadır. Bu sebeple bu yerinde muhtemelen burda yapmak için seçtikleri söylenmekte. Göbeklitepe’nin içinde bulunduğu yukarı Mezopotamya; Holosen Dönem’in başlangıcıda geniş çayırlıklar ve bunları yer yer kesen fıstık ve badem koruluklarıyla kaplıymış. Günümüzde bölgeye yoğun tarım yapılan bozkır benzeri bir ortam hakimdir. (Kaynak: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları Ve Müzeleri Genel Müdürlüğü).

Göbeklitepe tarihi altüst etti, ilk tarımcılığın burda başladığına inanılmaktadır. Dünyanın her yerinden onlarca insan eskiden buraya nasıl gelmiş ve bu yeri neden yapmışlardı?

Burası bir müsliman mezarlığıda olabilir, bir tapınak, paralel evrenler arası geçiş noktası ya da insanlığın yaşamının başladığı sıfır noktası olduğuna da inanılmakta. Bunun gizemi halen incelenmektedir. Orda giriş kısmında gördüğüm anlamlı sorular yazısını sizlere olduğu gibi aktarmak istiyorum. Mimarlık ne zaman başladı dersiniz? Kimler, nerede inşa etti ilk yapıyı; Yeryüzündeki ilk tapınağı mesala? İlk kim yontmuştur bir taşı, bir figürü kazıyabilmek için üzerinde? İnsanoğlu ne zaman harekete geçti birlikte yaşamak için? Bir taşın altına beraberce elini sokmaya ne zaman karar verdiler? Acaba kimlerdi inançları uğruna harekete geçenler; Ve kim bilir neydi o büyük hedefler? Sorular, cevaplarla var olur. Tarih de kanıtlarla. Tarihini ve yapılış şekilleri ve amaçlarını araştırmalarım ve orda ki izlenimlerimle vede çektiğim fotoğraflarla siz okuyucularımıza anlatmaya çalışacağım.

 

Göbeklitepe’nin Tarihi bilgileri -  Tarihin Sıfır Noktasının başlama hikayesi.

 

Aslında Göbeklitepe, ilk kez 1963 yıllında, İstanbul ve Chicago Üniversiteleri Güneydoğu Tarih öncesi projesi ile Halet Çambel ve Robert John Braidwood tarafından yapılan kazılarda bulunmuştur. Fakat kazı çalışmaları devam etmemiş ve o anda önemi fark edilmemiştir. Gizemli yerin kazı hikayesi 1986’ da bu toprakların asıl sahibi olan çiftçi Mahmut Yıldız ve amcasının tarihi kalıtsal taşları bulmasıyla başlamıştır. Buldukları bu kireçtaşlarının normal taşlardan farklı bir yapıya sahip olduğunu fark ederek Urfa müzesine teslim etmek için götürmüştür. Fakat müze görevlisi bu taşlara pek değer vermemiş, hatta önemsiz gördüğü söylenmektedir. Çiftçinin ısrarı üzerine müze görevlisi bu taşları almış, fakat taşları müzenin bahçesine bırakmıştır. Bir kaç yıl sonra müzeyi ziyarete gelen Alman arkelogların bu taşları görmeleri üzerine bu bölgede kazılara başlanmıştır. Bu gizemli yerin önemi Heidelberg Üniversitesi’ de Arkeolog olarak çalışan Prof. Dr. Klaus Schmidt 1994 yıllında bu yere yaptığı bir ziyaretle ve kazı başkanlığını üstlenmesi ile  önemi anlaşılmıştır. Prof. Dr. Klaus Schmidt kazı başkanlığını 2014 yıllına yani vefatına kadar sürdürmüştür, vefatından sonra uzun süre kazılara ara verilmiştir. Belki ölmeseydi Göbeklitepe ile ilgili daha derin bilgiler açıklayabilirdi.

Göbeklitepe kazıları tam olarak 1994- 1995 yıllında Prof. Harald Hauptmann ve Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi Müdürü Adnan Mısır tarafından başlatılmıştır. Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt yaptığı araştırmalarla insanlık tarihinin bu en gelişmiş medeniyetler ve Neolitik Devrim olarak tanımlamıştır. Avcı- toplayıcı yaşam biçiminden besin üretimine geçişle ilgili tarihi bilgileri büyük oranda değiştiren yapıların, dikilitaşların ve küçük buluntuların keşfedilmesini sağladı. İnsanlığın eskiden daha gelişmiş olabileceği tahminleri yürütülmektedir. Prof. Dr. Klaus Schmidt araştırmalarının sonucunda, Göbeklitepe’nin eski bir yerleşim yeri olmadığı kanısına varmıştır. Bu yerin çok gelişmiş bir kültürü temsil ettiğini açıklamıştır.

 Göbeklitepe kazıları Klaus Schmidt’in vefatından sonra Şanlıurfa Müzesi Başkanlığında, Alman Arkeoloji Enstitüsü işbirliğiyle kazı çalışmaları sürdürülmektedir. Tek ve ana sponsuruluğunu Göbeklitepe’nin 2035’e kadar Doğuş Grubu üstlenmiştir. Göbeklitepe Ören Yeri kazıları üst çatı örtüsü, ‘Şanlıurfa’da Tarih Yeniden Canlanıyor Projesi’ kapsamında tamamlanmıştır. Bu Proje Avrupa ve Türkiye mali iş birliği ile gerçekleştirilen ve Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen Rekabeti Sektörler Programı altında hayata geçirilmiştir. Göbeklitepe 2018 yıllında UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine tam olarak korumaya alınmıştır. Bu çalışmalar sonucu elde edilen bilgiler, bu esrarengiz tapınağın Mısır Piramitleri ve İngiltere’ de bulunan tarih öncesi bir anıt olan  Stonehengs’ den 7.000 yıl daha eski olduğudur. Yazıdan ve tekerlekten onlarca asır, bugünden yaklaşık 12.000 sene öncesi tarihin ilk tapınağı Göbeklitepe’dir. Sirus yıldızına doğru konumlandığı gözlemlenmiştir, bu ‘T’ şeklindeki sütunların yönü.

 

Bu bölge orda ki halk tarafından da her zaman kutsal bir yer olarak kabul edilmiştir. Hatta orda bulunan bir dilek ağacı ve çevresinde eski mezarlıklar var. Bu yatıra ‘Göbeklitepe Ziyareti’ denmektedir. Gelen ziyaretçiler bu ağaça bezler bağlıyarak dilekler diliyorlar ve çevresinde dönerek meditasiyon yapıyorlar. Bende o gün onlarla ağaç meditasiyonu yaptım. Muhteşem sinerjik enerjiyi hissetmemek imkansızdı. Çocuğu olmayan kadınları ve hasta olanları şifa için bu tepeye getirirlermiş. Burada spritüel varlıkların yaşadığınada inanılmakta, tanrı ve paralel dünyalarla iletişim kapılarını açmak için ayinlerin burada düzenlendiği de söylenmektedir. Şamanlarında burda yaşamış olabilecekleride düşünülmektedir. Zaman içinde yapılacak kazılar ve bulgular tüm mozaik taşlarını yerine oturtarak, biz insanoğluna burda yaşamış varlıklar hakkında kesin bir bilgiyi verebilir.

 

Göbeklitepe’nin Yapıları.

 

            Kireçtaşlarının yapısı çapları aşağı yukarı 30 metre kadar ve 20 adet yuvarlak ovalımsı yapıların orta merkezinde iki adet  ‘T’ biçiminde beş metre yüksekliğinde sütunlar bulunmakta. Duvarların iç kısmında ise küçük sütunlar bulunmaktadır.

Bu kireçtaşlarının üzerinde yabani hayvan figurları bulunmaktadır. Göbeklitepe’nin A yapısında Çanak Çömleksiz Neolitik A(PPNA) evresinin sonlarına veya Çanak Çömleksiz Neolitik B (EPPNB) evresinin başlarına tarihlenmiştir. 12x 13 metre ölçülerindeki yapının kuzeybatı bitimi, önünde alçak bir taş şekli bulunan, apsis ile sonlanır. Yapının tabanına henüz ulaşılamamıştır. B Yapısı, A Yapısı’nın kuzeyinde yer alır. Bu yapı Çanak Çömleksiz Neolitik A (PPNA) veya Çanak Çömleksiz Neolitik (EPPNB) evresinin başlarına tarihlenmektedir. Yapı 12 metre çapında yuvarlak yapıdadır. B Yapısı, işlenmiş anakaya kireçtaşı üzerine inşa edilen C ve D yapılarının aksine tabanı ‘terrazzo’ adı verilen bir harç ile kaplanmıştır. Yapının merkezindeki iki dikilitaş diğerlerinden daha büyüktür. Yapıyı çevreleyen duvar içerisinde daha dokuz dikilitaş bulunmaktadır, bu taşların sayıları muhtemelen yapılacak kazılarda artacağıdır. C yapısı, 10 metre çapında ki yapının içinde bir çukur bulunmaktadır. C yapısı, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’a tarihlenmektedir. Bu yapının diğer yapılardan farklı bir ek yapısı vardır. Güney çephesi girişinde dışarı doğru açılan bir giriş kısmı bulunmaktadır. D Yapısın’da bugüne kadar keşfedilen anıtsal yapılar arasında en iyi korunmuş yapıdır. Bunu korumak içinde üzerinin çok iyi kapatılmasıdır. En geniş yerinde 20 metre çapında, oval planlı olan yapıdır. C yapısı gibi özenle düzeltilmiş anakaya üzerinde inşa edilmiştir. Merkezinde oniki dikilitaş bulunmaktadır. Yapının merkezindeki iki dikilitaş yine 15 cm kadar oyulu sığ kaidelerin içine oturtulmuştur. Bu yapının duvarlarında sıva izlerine rastlanmıştır, sığ kaidelerin içine dikilen büyük dikilitaşların çatıya destek amaçlı inşa edildiği tahmin edilmektedir. F Yapısı, tepenin güneybatısında bulunmakta ve Çanak Çöreksiz Neolitik B (EPPNB) çevresinin başına tarihlenmektedir. Yapı yuvarlak ve oval planlı ve 7.5 metre çapındadır. Yapı değerleri arasında terrazzo taban ve sekiz adet ‘T’ biçimli dikilitaş bulunmaktadır. Bu yapı B Yapısı ile benzerlik göstermektedir. Bu kazılarda bulunan ortalama 4-6 metre yüksekliliğinde ve 10 ile 14 ton ağırlığındaki dikilitaşları Şanlıurfa Arkeoloji ve Haleplibahçe Mozaik Müzesi’nde sergilenmektedir.

 

            Bu evrede tüketilen ceylan sayısında azalma görülürken; Bunun aksine keçi, sığır, koyun ve domuz sayılarında artış olmuştur. Kuş kalıntılarının alanda bulunan tüm hayvanlar içerisinde az olmasına rağmen, çeşitlilik bakımından çok olması ilginçtir. Bu kuş türlerinin çoğu göçmen ve kargagiller familyasına ait kuşlardan oluşmaktadır. Benim ilgimide çeken siyah kuşların Göbeklitepe’ye yakınındaki tarlaların üzerinde sürekli uçmaları idi. Sanki bu tarım tarlalarını ve gökyüzünü gözlemliyorlardı. Sürekli ötüşerek kendi aralarında sanki iletişim kuruyorlardı.

Bu kuşların aynı cinslerini Balıklıgöl’ün üzerinde de gördüm. Çok mistik bir şehir Şanlıurfa, bu peygamberler ve tarihin baştan yazıldığı vede tarihin sıfır noktası olan Göbeklitepe’yi görmenizi tavsiye ederim. Göbeklitepe’nin ana giriş kısmında eski insanların öyküsünü anlatan bir canlandırma odasında (skylife schowroom) içinden geçerek, adeta o dönemi yaşıyorsunuz.

 

Beni buraya götüren ablam Medine Karakaplana, yegenim Gönül Aliş’e ve eşi Özgür Aliş’ e iki tatlı kızları Bade ve Rüya Aliş’ e çok teşekkür ederim. Benim fotoğraflarımı yegenim Gönül Aliş çekti.

 

Yazı ve fotoğraflar: Nergiz Karakuş

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2022-01-04 10:27 tarihinde yayınlandı. 722 Defa okundu.