Mimari öyle değil mi, modern dönemlere kadar doğa ile uyum içinde olan bir mantık ile şekillenmişti.
HALİT AKEL: ANLAMIN PEŞİNDEN KOŞMAK

İnsan vardır hayatı anlamlandırmaya, hayata anlam katmaya çalışır, insan vardır hayatı yaşamaya çalışır. Hayatı yaşamaya çalışanların ömürleri hayatı yaşadıkları süre ile sınırlıdır ve ötesi yoktur. Hayatı anlamlandırmaya çalışanların ise yaşam süreleri kattıkları anlamın geçerlilik süresi kadardır. 

Arşimet suyun kaldırma gücünü keşfetti, suyun kaldırma gücü yasasında bir değişiklik olmadıkça Arşimet’in de yaşam süresinde değişiklik olmayacaktır. Fizik kitapları Arşimet yasasını yazmaya devam ettiği müddetçe Arşimet’de yaşamaya devam edecektir. Oysa çok da büyütülecek bir durum yok, anbean yaşanan, her insanın gözlemleyebildiği ve faydalandığı bir fiziksel durum tespitidir olan. Durumu önemli kılan yasanın hayata kattığı anlama işaret etmek ve insanların hizmetine sunmaktır. Arşimet’in yaptığı da budur. 

Fizik aleminde olanı keşfetmek zor bir olay değil, onu önemli hale getiren şey insan hayatına kattıkları ve kolaylaştırıcı özellikleridir. Fakat insanın mutluluğu için hayatı kolaylaştırmanın yetmediğini, bizzat insanların yaşadıkları hayatları şahitlik etmektedir. Modernizm insan hayatını kolaylaştırdığı oranda insanı mutlu etmekte ancak huzurlu edememektedir. Mutluluklar hazlara hitap eder, yeme-içme, dinlenme gezme gibi tatmin olunduğunda bir daha ihtiyaç duyana kadardır ömürleri… Huzur ise hayatta olabilecek her şeye hazır olmak ve olanlara bir anlam yükleyebilmektir. Sanki mutluluk biriktirilemeyen o an yaşanan, huzur ise biriktirilebilen zamanı ve sırası gelince varlığını hissettiren bir duygu. Modernizm hayata anlam katma anlamında insan ömrünü kısalttığı ya da başka bir deyiş ile insanın ömrünü fiziki anlamda kişinin varlığı ile sınırlayan, öldükten sonra yaşamasına izin vermeyen bir felsefedir. Hayata bu felsefe ile bakan insanın kendi ömrünün kısa tutmanın yanında aynı durum ürettikleri ürünler için de geçerlidir. Modern insanın ucu açık soruları ve fizikötesine ait düşünceleri yoktur, salt aklın deney ve gözlem ile ulaşabildiği yere kadardır. Aksesuar niteliğinde teist bir inanışa sahip olsa da hayatla ve nesnelerle olan ilişkisinde eylemlerinin ucu fizikötesine uzanmaz. Ürünlerden kastımız teknoloji ürünleri ile sınırlı değil, insanların ihtiyacı olan ya da ihtiyaç gibi algılanması sağlanan her türlü şey için söz konusudur. Çünkü ürünün ömrünü kısaltan üretim yöntemlerini belirleyen kapitalist tüketim politikalarının gereğidir. 

Bir müzik parçasının ömrünü, gençlerin duygularının bedenlerinde ve ruhlarında diriliğini koruduğu yaşam süreleri belirlemektedir. Romanın ömrü yazarının hayata karşı hissettiklerinin süresi kadardır. Çağın hikayesi, şiiri, resmi, cazı, popu hep böyle…  Mimari öyle değil mi, modern dönemlere kadar doğa ile uyum içinde olan bir mantık ile şekillenmişti. Sonraları yatay mimariden dikey mimariye geçiş, coğrafi yapının özelliğine göre soğuk ve sıcağa karşı geliştirilmiş birbirini tamamlayan nitelikteki bir mimariden kullanım talimatlarına dayalı soğutma ve ısıtma sistemli bir mimariye geçiş yapıldı. Diğer ürünler gibi mülkiyet sahibine ağız tadıyla bir hayat yaşatamadan kentsel dönüşüme mahkum bir mimarı.  

Modern yaşamın hüküm sürdüğü dönemde felsefi olarak geliştirilen eleştirel kavramların yüklendiği anlamların da ömürleri kısaldı.Aydınlanma döneminde sorun çözme, kavram geliştirme ve anlam katma görevini yüklenen akıl Pozitivizmle beraber araçsal bir işlev yüklendi. Bu da özneyi nesneye indirgeme, nesneye özne işlevini yükleme sonucunu doğurdu. İnsan doğa ilişkisinde denge kayboldu, insanın doğaya karşı hükmedici anlayış gelişti, modernizmin güçlenmesini sağladı. Rekabetçi kapitalizmden tekelci kapitalizme geçiş gerçekleşmiş oldu. Ruhanilik karşısında başarılı olan aydınlanmacı akıl zayıfladı, eleştirel yaklaşımlar yerine koyacak bir şey bulamadı çünkü felsefenin yerini modernizme destekçi olan toplum sosyolojisi aldı. Kökleri tarihin derinliklerine varan felsefi bir birikimden yoksun toplum sosyolojisinin geliştirdiği kültürel değerlerin ömrü de kısa olur, modernizim böylesi bir anlayışın bilinçli tercihin adıdır. 

Modern hayat anlayışı ile insan özne olmaktan çıktı ve özne niteliği taşıyan unsurları yok edildi. Nesneler Matematik için nasıl ki saylarda ifadesini bulan değerlendirmelere sahip ise özne olması gereken insan da sayısal değerlendirmelerin parçası haline geldi. Bu da felsefi düşüncenin modernizm karşısında anlam arayışı daralmasına uğradığı içindir. Aydınlanma dönemi filozofları ardından gelecek olan modernizme kaynaklık ( Kant ve Hegel) etmişlerdir. Modern dönemin filozofları ise Felsefenin temel problemlerine getirdikleri anlam üzerinden değil, eleştiri daha çok bir yaşam biçimi olan modern hayat pratiğinin yansımalarına karşıdır. Kant, ödev ahlakı görüşü ile modern hayat felsefesine renk verme çabası içinde olmuştur. 

Çok zaman geçmeden modernizme karşı Post modern felsefe akımı gelişir ancak modernizm toplumdaki etkinliğini arttırarak devam ettirirken postmodern düşünce nostaljik eleştirel düşünce olarak kendini hisettirme gayreti içindedir. Tarihsel süreç içinde birbirinin ardılı olan Aydınlanma, modernizm ve Postmodernizm felsefi düşünüş anlamında her birinin ortalama ömrü bir insanın ömrü kadardır ancak modernizmin hayatımıza olan hakimiyeti tartışmasızdır. 

Eğer yanlış tespitlerde bulunmadıysak anlam arayışına girdiğimiz felsefi akımların kendi coğrafyalarındaki tarihsel serüveni bu, diğer coğrafyadaki yansımaları nasıl oldu?  Tarihsel sürecin tekabül ettiği kesit açısından olsun bu akımların hayat bulduğu coğrafya açısından olsun tek alternatifi ve etkileme dalga boyutunun öncelikli ulaştığı yer İslam dünyasıdır. Batı ile İslam dünyası arasındaki ekonomik, kültürel, gelişmişlik hangi açıdan bakarsanız bakın yüz metre geriden depara kalkan sporcunun hali gibidir. Coğrafyanın ulusal taksimatı batının çıkarlarına hizmet edecek şekilde sonuçlanmış, her türlü ulusal gelişmenin tek alternatifi olarak ibre batıyı dönderilmiştir. 

Düşünsel ilişki açısından durum, ister sürecin başından girin sonundan çıkın, ister sağından girin solundan çıkın aynıdır: Hayranlık artı üretici kapitalizm için bulunmaz bir tüketim pazarıdır İslam dünyası. Hem de dudak uçuklatan bir hayranlıkla: Doksan yaşında ipliği iğnenin deliğinden geçirenin nenenin torunu bir-iki saatlik sokağa çıkışında güneş kremi kullanıyor ve güneş ışınlarının zararına karşı da güneş gözlüğünü gözünde değil kafasında taşıyor. Aslında bu davranışın bir de bilimsel arka planı var, ozon tabakası delinmiş güneş ışınları zarar vermektedir. Havaici asliyenin mahiyetini modernizmin hayat anlayışı belirlemekte olup infakı,zekatı imkansız hale getirmiştir. Müslümanın amel dünyasının toplumsal boyutu olanlarda azimet yok olmuş hakimiyet ruhsatlara geçmiştir. Bırakalım İslam’ın ‘tez’ olma ruhunu temsil etmeyi, İslami olmayana muhalefet etme gücünü dahi kaybetmiştir. 

El hak, ‘Hikmet müminin yitiğidir. Onu almaya en çok layık olan da mümindir’ peşinden koştuğumuz anlam tam da bu: Hikmet, İslam’ın ete kemiğe bürünmüş tecessüm etmiş halidir. Ya da şöyle diyelim: Bir hayat pratiği olan modernizmin hayat hakkı bulamadığı ve hikmetin hakim olduğu dünyadır.  

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2021-08-03 10:54 tarihinde yayınlandı. 855 Defa okundu.