Kötülük bile iyiliğin sayesinde hayat bulmuyor mu? Zaten şuna dikkat etmemiz gerekir ki birçok kötülük iyilik maskesi altında yapılır. Bu bile bize kötülüğü yaymak isteyenlerin iyiliği kullandıklarını gösteriyor.
İyilik ve Kötülük Üzerine…

  İnsanın var olması ile birlikte birçok kavram anlam kazanmış ve zamanla kavramlar da insanlar gibi birbirine girmiş ve içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Bugüne kadar insana yönelik yapılan bütün tanımlamalar bana göre eksiktir, noksandır. Hal böyle olunca insani kavramlar da tanımlanırken, insan ekseninde değerlendirildiği için farklı tanımlamalar ve yaklaşımlar kaçınılmaz olmuştur. ilk insandan bu yana tartışılan kavramlardan ikisi iyilik ve kötülüğün ne olduğu, nasıl ortaya çıktığı, doğuştan mı yoksa öğrenilebilir mi olduğudur.  

    Bilim insanlarının yaptığı araştırmaların sonucuna bakılırsa henüz beş altı aylık bebeklerin birçoğunun bile iyiliğin yanında olduğu ve kötülüğün ise cezalandırılmasını istediği yönünde tepki gösterdikleri gözlenmiştir. İnsan doğuştan iyi ise o zaman bir şey yapması gerekmez zaten iyi biri olarak dünyaya gelmiştir, kötü olarak doğmuşsa da ne yaparsa yapsın iyi biri olamaz. Bu yargı bana göre yanlıştır. Bu yargıların gerçeklik payı varsa o zaman insanın yaşamasının bir anlamı kalmaz. Masallardaki gibi iyiler her zaman iyi, kötüler her daim kötü olarak hayatını devam edecektir. Oysaki masallar olağanüstüdür; fakat gerçekler dünyasında durum hiç de böyle değildir. İyilik genel itibariyle fıtridir,  peki kötülüğün kaynağı nedir? İnsan iyiye programlanmışsa, kötülük nasıl ortaya çıkmıştır? İnsanoğlunun doğuştan kendisiyle birlikte getirdiği birçok kavram vardır. Adalet, iyilik, kötülük, hırs, kıskançlık benlik bunlardan hangisini kendi ‘’ben’’inden  bağımsız büyütür, besler ve yüceltirse o kişinin nasıl birisi olacağı hakkında bilgi verir ve kişinin bu eksende şekilleneceğini gösterir. İnsanın ruhunun derinliklerinde bir ‘’ben’’ duygusu vardır kendini merkeze alarak hayatı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Kötülüğün kaynağının da insanın ‘’ben’’inden türediğine inanıyorum. Benim gibi düşünen, benim gibi giyinen, benim gibi yaşayan, benim gibi inanan, benim gibi seven, benden olan herkes iyi; benim gibi düşünmeyen, benim gibi giyinmeyen, benim gibi yaşamayan, benim gibi sevmeyen, benim gibi inanmayan, benden olmayan herkes kötüdür anlayışı kötü olmayı ve kötülük yapmayı meşrulaştırmıştır. Benim oğlum, benim evim, benim bahçem, benim akrabam, benim milletin uzayıp giden ‘’ben’’ kavramı yüzünden insan rayından çıkıp dünyanın canına okuma haddini kendinde bulmuştur maalesef. Herkesin kendini iyi görmesinin ve kötülüğün kimse tarafından üstlenmemesinin temelinde de bu ‘’ben’’ kavramı vardır. Kendi ‘’ben’’ini merkeze alan insan menfaatine olanı tercih eder ve kendi iyiliği uğruna kötüye göz yumar. Kendine göre doğru olanı yaptığının bilincinde olanlar kötülüğün tohumlarını toprağa ektiğinin farkında mıdır? Bilmiyorum, çünkü kendine göre doğru olan hiçbir zaman gerçek, adil bir doğrunun yerini asla tutamaz. Bize fayda sağlayan insanlara iyi davranmak bizim iyi biri olduğumuzu göstermez ancak bizden olmayanlara karşı da iyi olmayı başardığımız zaman iyi biri olmaya doğru adım atmış oluruz. Köpek balıkları dişlerini temizleyen balıklara asla zarar vermez. Hatta ağzının içine bile girse onlara asla saldırmaz, çünkü onlardan bir fayda sağlar. Sizce bu, köpek balığının iyi olduğu anlamına mı geliyor? İşte insanlar, ancak bu gayriinsani düşüncelerden, karşılıklı çıkar ilişkisinden kurtulmadığı sürece iyi biri olması mümkün değildir. Dünyanın kanayan yarasıdır bu. Bir yanda zevk ü sefa, eğlence, bolluk, kahkaha diğer tarafta da hüzün, keder, matem, gözyaşı... Dünya kaynaklarını sömürebilmek için sıraya girmiş ülkeler. Kendi toplumlarının huzuru, refahı, zenginliği için milyonları katletmeye hevesli yöneticiler. Durum böyle olunca kötülüğün kaynağının insanın ve insanlığın ‘’ben’’inden kaynaklandığı doğrulanmış oluyor. kötülüğün yaygınlaşması demek adaletin de çoktan bittiği anlamına geliyor. Mamafih adaletin hüküm sürdüğü bir yerde sizdenci, bizdenci ya da benim gibi olana her şeyi feda, benim gibi olmayanın da canı cehenneme anlayışının yeri yoktur. Asıl olan eylemin niteliğidir, kimin yaptığı kim tarafından gerçekleştirildiği değil. ‘’Ben’’ duygusu  kötülüğü, kötülük de adaletsizliği doğuruyorsa insanın ve toplumların bir an evvel kendi benliklerinden kurtulması gerekmiyor mu? ‘’Ben’’ yüzünden iyilik ve kötülük kavramları birbirine girift bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Nasıl ki güneş doğunca bütün yıldızlar ortadan kayboluyorsa adalet sağlanırsa da iyiler mükafatlandırılacak, kötülüğün omurgasını oluşturduğu ‘’ben’’ de cezalandırılıp yok edilecektir. Şu da bir realitedir ki insan var olduğu sürece iyilik ile kötülük sürekli hayatımızda olacak ve bizleri etkileyecektir. Kimi düşünürlere göre iyilik ve kötülük kavramları görecelidir, lakin tüm insanların hemfikir olduğu durumlar da yok değil. Çaresiz bir hayvana eziyet eden, kurşunlayan, bir insana hiç yoktan işkence eden, insanları darbeden, kellesini gövdesinden ayıran, çöp konteynerlerini tekmeleyip sokak ve caddeleri pis kokulara boğan, hayatı yaşanmaz hale getiren insanlara kimsenin ‘İyi yapmış, iyi bir davranış sergilemiş.’’ diyeceğine ihtimal vermiyorum. Bu da bize bazı eylemlerin herkes tarafından doğru olabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Mütemadiyen kendini ve çıkarlarını merkeze alan insan kötülük yapsa dahi bunu mantığa büründürerek kötüyü iyilik olarak göstererek yaptığını meşrulaştırmış olur ki bu yapılan kötülüklerin en tehlikeli olanıdır. Mücerret kavram ve söylemlerle insanın zihin ve gönül dünyasını bulandırıp gerçekle ilgisi olmayan, insana yakışmayan kıskançlık, hırs, İntikam gibi kötülük tohumlarını cümle cihana yayma çabasında olanlar başta kendilerinin olmak üzere binlerce insanın da raydan çıkmasına sebep olmuşlardır. Filhakika insan, garip bir şekilde bunun bir kötülük olmadığını kendince gerekenin yapıldığını söyleyerek insanlara kendini iyi gösterme uğraşına girer, bu da ayrı bir muammadır tabiiki.  Bütün bu mantığa bürünmelerinin temelinde başta da ifade ettiğimiz gibi insanın ‘’ben’’i vardır. Şeytanın cennetten kovulmasının temelinde de ‘’ben’’ duygusu yok mudur? Bu küçük kıvılcım kocaman bir ormanın kül olmasına neden olmuş, insanı dünya cehennemine sürmüştür. ‘’Ben’’i uğruna insanın hayatına son verenler, yuva yıkanlar, yaşamı cehenneme çevirenler bunun kötülük olduğunu asla düşünmezler. Bazen: ‘’Akşam başını yastığa koyup derince bir düşün, vicdanınız rahatsa demek ki yaptığınız eylemler doğrudur.’’ deriz ya inanın bunlar (‘’ben’’ini merkezi alanlar)  herkesten daha rahat uyurlar, zerre bir pişmanlık da duymazlar zannımca. Böyle olunca da kötülük bir virüs gibi yayılıyor etrafa. Bu zıtlıkların mücadelesinde iyinin kazanması, kötülüğüm yok olması için insanın mülkün temeli olan adaleti yücelterek iyiliğe sahip çıkıp ‘’ben’’den arınması gerekir. Kötülük yokluktan, iyiliğin eksikliğinden ibarettir. Yok olanı parlatmak, yok oğlana sahip çıkmak, olmayanı oldurmak düşüncesi bizi bitireceği aşikârdır. Yaratıcı, kutsal kitapta iyi olan ve yapılmasını istediği davranışları söyle sıralar: arabuluculuk yapmak, adil olmak, kardeşlik, hoşgörü ve bağışlama, sabırlı olma, alçak gönüllülük, sözünde durmak, bir köleyi özgürleştirmek, görgülü olmak, güzel söz söylemek…Yapılması gerekenlere göz attığımızda insanların çoğunun kabul edebileceği yaptırımlardır. Bütün dinler, insanları kötülüklerden arındırıp iyiliğe yöneltme uğraştığını verir. Çünkü kötülük hiçten, iyilik vardan var olmuştur. Yaratıcı, kutsal kitapta yasakladığı duygu ve davranışları da şöyle sıralar: kibir, gıybet, bozgunculuk (ifsad), çekememezlik (hased), israf, adam öldürmek, yalan söylemek, insanları küçük düşürmek, gösteriş yapmak (riya), önyargılı olmak, rüşvet almak ve vermek…İyi ve kötü olan böyle ayan beyanken ve insan iradesini hangi yönde kullanırsa hangilerini beslerse onu güçlendirecek iradeye sahipse; doyurduğu, değer verdiği, yücelttiği değer hangisi ise o dallanıp budaklanacaksa insan olarak tercihimizi hangi yönde kullanacağımız ortada değil mi? Hz. Adem'in oğullarından Habil ve Kabil'in olayında kendi özgür iradesi ile boş kuruntularla hırs, kıskançlık, kin, nefret duygularıyla Habil'i çekemeyen Kabil ‘’ben’’ini tüm güzelliklerden, iyi değerlerden üstün tutarak ilk insan katlini gerçekleştirerek kendinden sonra binlerce, yüz binlerce Kabil'in türemesine sebep olmadı mı? Kabil seciyesinde var olandan kötülüğü besleyip büyüttüğü için Habil’in hayatına son vermiştir. Aslında bu olay, kötülüğün sonu iyiliğin de sonsuzluğu tercih ettiğini bize haber verir. Çünkü burada iyilik ebediyete irtihal ederken kötülük kendini imha etmiştir.

    Ünlü Rus yazarı Fyoder Mihayloviç Dostoyevski, ‘’Karamazov Kardeşler’’ adlı romanında ‘’Tanrı olmazsa her şeye izin vardır.’’ der. Bundan insan doğası dizginlenmediği vakit haddini aşıp bir kıvılcımıyla tüm insanlığı yakıp yıkmaktan çekinmeyeceğini, yeryüzünde kötülüğü yüceltip iyiliğin canına okuyabileceğini haber verir. Çünkü yaratılmışların içerisinde sınırlarını aşma özelliğine sahip tek varlık insandır. Tanrının buyruğuna ve mevcut yasalara rağmen kötülüğü hayatının merkezine alıp iyiliğe üvey evlat muamelesi yapmaktan çekinmeyen insan aslında en çok zararı da kendine yaptığından haberi yoktur sanırım. Aklın ve gönlüm yularını kötülüğün emrine verdiğiniz vakit cezanın en büyüğünü kendinize kesmiş olursunuz. Bilinmelidir ki insanın kendine yaptığı kötülüğü hiçbir canlı yapamaz, yapmaz. Buna rağmen hiçbir insan kendisinin kötü olduğunu, kötülük yaptığını düşünmez. Çünkü merkeze egosunu alıp tüm dünyanın onun etrafında şekillenmesi için mücadele eder.

   İnsanın geldiği nokta çok vahim, özellikle iletişimiz altın çağını yaşadığı bu zamanda insanların paylaşımları dikkate alındığında herkesin, her şeyin adeta kendine secde etmesini istemekte ve buna çeşitli oyunlarla ulaşmayı da arzulamaktadır. Hiçbir insan, hiçbir canlı onu zerrece ilgilendirmez bir güle ulaşmak için binlerce kır çiçeğine zarar vermekten çekinmez. Bunu yaparken de onlara kötülük ettiğini düşünmemek ancak narsist bir kişiliğe sahip kişilerin yapabileceği bir eylemdir. Bilinmelidir ki narsizm bir kişilik bozukluğudur. Türlü bahanelerin, mantığa bürünmelerin, maskelerin altına gizlenip yaptığı kötülüğü meşrulaştırmak insani bir davranış değildir. Kendini tanrı ilan edip ‘’Ben onun cezasını vereceğim çünkü o benim arkamdan konuştu, bana zarar verdi; benim gibi düşünmüyor, bana iltifat etmiyor, teni benimki gibi değil, ben şiir seviyorum, o şiirden nefret ediyor, benim inandıklarına inanmıyor… Türlü bahanelerin, çeşitli argümanların arkasına sığınarak suya zehir katıp havayı öldürmekten çekilmezler. Ayağı taşa takıldı diye taşı unufak eder. Kendi gölgesine bastı diye gölgesini mezar, dünyayı dar eder kişiye. ‘’Ben’’ bir nar misali görünüşte yek içerisinde binlerce tane barındırır: hırs, kin, nefret, kıskançlık, zulüm,  hırsızlık… ‘’ben’’in farklı yansımalarıdır diye düşünüyorum. İnsan dışındaki bir canlı bile kötü bir sözden bile etkileniyorsa, insana yaptığınız kötülüğün ona ve size neye mal olacağını aklınızdan asla çıkarmamanızı istiyorum. Bu hatırdan, gönülden çıkarıldığı vakit insan adeta bir canavara dönüşür. Her zaman kötülük kazanıyor, iyilik ektim akabinde kötülük biçtim, iyiliğin dünyada yeri kalmadı; iyi ile iyi, kötü ile kötü olacaksın bu devirde… gibi uzayıp giden ve kötülüğün daha çok yayılmasına neden olup iyiliğin sonunu getiren safsataların dünyayı getirdiği noktaya şöyle bir bakın. Bütün bu söylemler çok çıkarcı ve tehlikeli bir ruh haline sahip olduğumuzu göstermiyor mu?  İyilik yaparken karşılığında kötülük görseniz dahi yaptığınıza pişman olmamalısınız, çünkü o kişi iyiliği hak etmiyorsa da, siz iyilik yapmaya layıksınız. İnsan ancak eylem ve söylemleri ile karakterini ortaya çıkarır değil mi? Bardak kırıldı diye su içmekten vaz mı geçeceğiz? Sadece insanlara değil hiçbir varlığa kötülük yapmayacağız. Bastığınız toprak dahi incinmemeli bizden. ‘’iyiliğe İyilik her kişinin, kötülüğe iyilik er kişinin, iyiliğe kötülük ise şer kişinin işidir.’’ (Şeyh Edebali)

   İyiliğe karşı iyilik yapmak olağanüstü bir eylem değildir, bunu genel itibarıyla herkes yapar. Birçok kişinin yapmadığı şey, kötülüğe karşı iyilik etmektir. Bunu yapabilenler olgunluk duygusuna sahip erdemlik bilinci oluşan kişilerdir. Bu bilince nasıl ulaşılabilir?  Affederek, bizi inciten, kıran, olumsuz eylen ve söylemlerde bulunan, itibarımızı dahi sarsan kişileri affederek iyiliğin iyileşip güçlenmesini sağlayabiliriz. Affetmek ve unutmak iyi insanların en temel özelliğidir. Kin ve intikam ise insanın ve diğer bütün canlıların fıtratına aykırı duygular olduğu unutulmamalıdır. Affetmek iyiliğin ve iyilerin mayasında vardır. Yeni bir başlangıç ancak çıkarsız bir iyilik ve içten bir affetmek düşüncesiyle gerçekleşebileceği aşikârdır. Affetmek, iyiliğin güneş gibi doğmasını sağlayıp kötülüğü de karanlığa mahkum edecektir. Bunu gerçekleştirmenin zamanıdır. Şayet iyilik kaybederse dünya daha çok perişan olacak, güzelliklerin yerini çirkinlikler alacak, toprak dahi vefayı bırakıp zehir kusacak. Bugüne kadar kötülük yapmış olabilirsiniz, çünkü hata yapmak bilinci olan varlıkların en temel özelliğidir. İyiyken  kötü,  kötüyken de iyi biri olmak olağan bir durumdur. Yaşamın oldu bir yerde umudu sol tarafımızdan asla eksik etmemeliyiz. Ne mutlu o kişiye ki, kötüyken iyi biri olmayı tercih tercih etmiş olsun. Önemli olan da insanın akıbeti değil midir?

   İnsanın kendi kendini mutlu etmesi mümkün değildir. İnsan, ancak başkalarını mutlu ettiği zaman insan olduğunun farkına varır. Çünkü insan sosyal bir varlıktır, tek başına yaşaması mutlu olması düşünülemez. Ancak iyiliği yaşatırsa sağlıklı bir toplumun oluşmasını sağlayacak ve insan mutlu olabilecektir. Kurtlar Sofrasında kuzuların mutlu ve huzurlu olması mümkün müdür, sulanmayan çiçek boy ve koku verir mi, sevgiden mahrum bırakılanlar sevgiyi tanımlayabilir mi?  Herkes yaptığının cezasını çekecektir karşılıksız iyilik yapmışsa iyilik görecek, kötülük tohumlarını da saçmışsa da kötülük görecektir. ‘’Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.( Zilzal, 99/7-8)  Her ne olursa olsun iylikler sürmeli, bunun için iyi insanların sayısının artması gerekir. Kötülük yapmak kolaydır, fakin iyilik yapmak bedel ister, yolu tuzaklarla doludur, fedakarlık gerektirir.

 Hayatı ayrıntılı bir şekilde irdelediğimizde kötülüğün hiçbir zaman kazanamadığı, iyiliğin galip geldiği bir gerçektir. Çünkü iyilik, hamuru temiz saf bir mayanın ürünüdür, egodan sıyrılmış yüce bir ruhun yapabileceği bir eylemdir ancak. Aklını ve yüreğini kötülükle dolduran insanlar acınacak durumda olduklarının farkında bile değillerdir. Bilinmelidir ki kötülük tedavisi güç bir hastalık türüdür. Gözleri kör, şuurlar kapalıdır bu hastaların. Lütfen çocuklarınıza her zaman iyiliğin insani, kötülüğün ise gayriinsani olduğunu eylemlerinizle gösterip, dillerinizle de akıllarında yerleşmesini sağlayın. Çünkü insanın şekillenmesinde çocuklukta yaşananlar çok önemlidir. Çocuklukta yaşananlar bireyin karakter haritası üzerinde belirleyici bir güce sahiptir. Yeni neslin, iyiliğe sahip çıkması demek güzel günlerin yaşanacağı anlamına gelir. Mazideki olumsuzlukları, kötülükleri bir kenara bırakıp kendimize yepyeni bir sayfa açmanın tam da zamanıdır. İyiliğin egemen olduğu bir yeryüzünde savaş yoktur, insan en değerli varlıktır. Çünkü karıncalar bile zarar görmez iyiler ülkesinde. İyiliğin omurgası olan adalet sayesinde de tüm insanlar insanca yaşayacaktır.

    kötülük bile iyiliğin sayesinde hayat bulmuyor mu? Zaten şuna dikkat etmemiz gerekir ki birçok kötülük iyilik maskesi altında yapılır. Bu bile bize kötülüğü yaymak isteyenlerin iyiliği kullandıklarını gösteriyor. Hal böyleyken her şeye rağmen iyilik yapmak, kötülüğü beynimizden silip, sol tarafımızdan söküp atmak gerekmez mi?

 

Mehmet ARUTAY

Cendere Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-11-24 13:47 tarihinde yayınlandı. 5540 Defa okundu.