Bilimi temele almayan hangi inanç, din ve toplum olursa olsun yıkılmaya, parçalanmaya, dağılmaya, perişan olmaya akabinde de yok olmaya mahkûmdur.
Mehmet Arutay: Bilime Dair

 İnsanın kendini ve çevresini daha iyi anlaması, hayatı kolaylayıp anlamlandırması, insanı merkezi alıp onun yaşam standardını yükseltmesi, devletlerin daha güçlü ve sağlam temellere dayanması ancak kâinatın özü olan bilime sahip çıkıp onu öğrenmek ve öğretmekle mümkündür ancak. Günlük hayatımızda zamanımızı o kadar çok öldürüyoruz ki değil ilim öğrenip hayatımızı anlamlı kılıp yaşantımıza renk katmak, aklımızdakileri dahi unutuyor, dedikodu ve gereksiz sözlerle bir kukla dönüşüyoruz.

 

    Bilimi temele almayan hangi inanç, din ve toplum olursa olsun yıkılmaya, parçalanmaya, dağılmaya, perişan olmaya akabinde de yok olmaya mahkûmdur. Üretimin, huzurun, güvenliğin, yaratıcıyı anlamanın, kendini bilmenin, doğayı anlamlandırmanın, hayatı yaşanabilir kırmanın, güçlü olmanın, ilerlemenin, kaynaşmanın, bütünleşmenin, evrenselleşmenin, insanı yüceltmenin omurgasıdır bilim. Bilimin harcı da çaba, merak, anlama ve anlamlandırma isteğidir; ama maalesef rahatlığı seviyoruz. Rahatlık ve konfor bizim harekete geçmemizin önündeki en büyük engeldir. Unutulmamalıdır ki rahatını bozmaktan kaçınan bir toplumun ilerici, medeni, özgür ve evrensel bir bakışa sahip bireyler yetiştiremeyeceği gibi onlara güzel bir dünya da bırakamaz. Her rahatlığın sonunda derin bir acı ve sıkıntı, her çilenin sonunda da huzur ve mutluluk vardır. Üreten, insana ve insanlığa büyük buluşlarla hizmet edenlerle sabahtan akşama kadar dedikodu yapıp onu bunu ayırıp kayıranlar rahatını bozmayanlarla bir olur mu? On milyon türün arasında bilince sahip olan akıl sahibi tek varlık insandır. Yeryüzünün halifesidir, diyebiliriz insana. Soran, sorgulayan, eleştiren, araştıran, üreten, geliştiren insan ürettiği bilim sayesinde tüm insanlığın rahat yaşamasını sağlamış ve güçlü bir temele dayandırmıştır. Kâinatta kendi sınırlarını aşabilen tek varlık insandır. Kendisine verilen birçok özelliği kullanıp ürettiği bilimi insanın hizmetine sunup daha rahat bir hayat yaşamasına katkıda bulunur. Düşünüp, akledip, fikir üretip, gerçeğin sır perdesini aralayıp toplumun içinde bulunduğu karanlığı aydınlatır, bunun yanında kendisine bahşedilen insani özelliklerin birçoğunu kullanmayıp, üretmeyip, okumayıp, düşünmeyip bir ot misali yeşerip zamanı geldiğinde kuruyup gider çoğu zaman insan. İnsana ve insanlığa en faydalı olan rahat bir hayat yaşaması için gece gündüz okuyup araştırandır. Bu insanlar sayesinde toplumlar sefaletten refaha ve insanca yaşamaya kavuşmuşlardır çünkü.

 

    İnsanlık tarihi kadar eskidir bilim tarihi, çünkü bilim, insanın var olması ile mümkündür. İnsanı ve doğayı ilgilendiren her şey bilimdir, diyebiliriz. Bilim kavramını dar kalıplara mahkûm etmek bilimin önündeki en büyük engeldir. Sosyal bilim dalları: arkeoloji, antropoloji, astronomi, etnoloji, felsefe, hukuk, iktisat, jeoloji; fen bilimleri ise kimya, matematik, biyoloji, fizik olarak kabaca sınıflandırılabilir. Bilimlerin ışığında hareket eden bir toplumun bir İncir çekirdeğini doldurmayan işlerle uğraşmaya zamanı olmaz ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşması kolaylaşır. Böylece üretip kendini küllerinden yeniden var ederek dünyaya önderlik ederler. Bilimi yaratan güdümün birçok nedeni vardır; merak ve korku bunun yanında insanın üstün olma isteği, kendini keşfedip beğenilme isteği daha müreffeh bir yaşam sürmek için ürettikleri ile topluma hizmet etmek istemek de bilimin oluşmasını sağlayan nedenler arasında sayılabilir.

 

   Bilime giden yolda en büyük kılavuz akıldır. İnsanı diğer yaratılmışlardan kalın çizgilerle ayran, zirveye çıkaran, yerin dibine batıran, tanrısal özellikler kazanmasını sağlayan özelliklerini anlatmak için kelimelerin kifayetsiz kaldığı önemli bir unsurdur. Yaratıcının bütün söylemleri akıl sahipleri için değil midir? Birçok şeyi yapma potansiyeline sahip bir donanımda yaratılan insan ne yazık ki kendine, insana ve insanlığa her daim zarar verme, yıkma, bozma parçalayarak Tanrı’ya savaş açıp kendini ilah ilan etme uğraşının içine girer. Tarih böyle anlayış içinde olanlarla doludur. Oysaki bilim ile uğraşanlar kendini insanlığa adamış, aklı hâkim kılıp insanı tutup kaldıranlardır. Bilimi yüceltmeyen dinler yok olup gitmiştir. Bilimsel çalışmalardan uzak toplumlarda savaş eksik olmaz, yoksulluk hüküm sürer, kendi ellerine dahi muhtaç olur duruma gelirler. Çünkü bilime uğraşmayanlar az düşünüp çok inanırlar ve böylece bunlar kullanılmaya uygun hale gelip bir kuklaya dönüşürler. Bilim mi hâkim kılmayan ülkeler her daim başka devletlerin güdümünde varlığını sürdürürler ne ölüler ne de insanca yaşarlar, çünkü bilgi çok güçlü bir silahtır; güven verir yüceltir zenginleştirir ve mutlu kılar. ‘’Bilim iyi zamanlarda servet, kötü zamanlarda bir sığınak ve iyi bir yol göstericidir.’’ der Antik Yunanistan'da Klasik Dönem aralığında yaşamını sürdürmüş olan Yunan filozof ve bilge Aristoteles. Her türlü insanı koruyan bilimi dünyaya egemen kılmanın tam da zamanıdır. Günümüzde Şöyle bir bakış attığımızda bilimsel çalışmalar yapan devletler güçlü ve muktedirler; fakat ayran, kayıran, kutuplaştıran fitne üretip sudan sebeplerle iç karışıklık çıkarma derdine düşen, intikamla vakit öldüren, bilimle değil hurafelerle dünyasını karartan; bilimi ve fikirleri değil de kişileri tartışan devletlerin başında kara bulutlar eksik olmaz. Bela yağmurundan nasibini ziyadesiyle alırlar. Aç, susuz, yakılıp, yıkılıp yok olup giderler. Bilinden yoksun bir millet yetimdir. Nutuk çekmekle bir yere varılmaz, oturup bilimin güneşiyle aydınlanıp aydınlatmak gerekir. Dünyanın en iyi otomobilini, uçağını, bilgisayarını, telefonunu üretip güçlü bir devlet haline gelerek müreffeh ve bahtiyar bir toplum oluşturmak gerekir.

 

    Bilimsel araştırmalar hiç kimsenin tekelinde değildir. Bilim sahiplenilmediği,  korunmadığı, takdir edilmediği yerde barınmaz. Din, dil, ırk ve ülke tanımaz, yeter ki insan ve insanlığa katkıda bulunmayı prensip edensin bilim adamı. Devletlerin görevi bilimi her şeyin üstünde tutmak ve bilim adamlarına gereken her türlü olanağı sunmaktır. ‘’Bilimle geçen bir gece, ibadetle geçen bin geceden hayırlıdır.’’ (Hz Muhammed) maalesef biz din ile bilimi eylemde bir türlü bir araya getiremedik. Din, bilime karşıymış gibi bir algının içine girdik, oysaki bilim deryasında insanlığın daha rahat yaşaması için gecesini gündüzüne katanlar ibadet edenlerden daha üstün tutulmuş ve bütün insanların kendi çapında bilimin ipine sımsıkı sarılmalarını istemiştir. Toplumun içinde öyle bir algı oluşturulmuş ki bir ileri iki geri ilerliyoruz. Benim oğlum Kur'an okusun namaz kılsın da başka bir şey istemem diyen din ile bilimi bir araya getiremeyen beyinler yüzünden yıllarca bilimden uzak bir şekilde üretmeden aksak aksak ilerledik. Oysaki 8. ve 12. yüzyılda yazmış olduğumuz eserle Avrupa'da Hristiyan ve Yahudilere içinde yaşadıkları dünya hakkında nasıl düşüneceğini üretmişlerdir. Ne yazık ki Müslümanlar 12. yüzyıldan sonra bilim konusundaki motivasyonlarını kaybetmişlerdir. Bunun sonucu olarak da daha sonraki yüzyıllarda bilim alanındaki çalışmaları giderek kan kaybetmiş ve ortadan kalkmıştır. Araştırma ve öğrenme geleneği açısından bugün içinde bulunduğumuz durum Klasik Dönem uygarlığı ile tam bir tezat içindedir.  İlim kavramı değerini yitirmiş yerine içi boş kavramlar önem kazanmıştır. Sağcı, solcu, Alevi, Sünni, komünist, faşist, Kürt, Türk… akıp giden uyarlayıcı ve yıpratıcı bir türlü geliştirmeyici, mutsuz edici, toplumun kökünü dinamitleyici kavramlarla değerli zamanınızı bozuk para gibi harcadık. Ömrümüzden ömür gitti, canımızdan can, damarlarımızda kan aktı, kafamız boşaldı, sol tarafımız buz tuttu, bilimsiz perişan oldu çocuklarımız, harcandı en verimli dönemlerinde gençliğimiz, içi boşaldı ibadetlerimizin, huzurun zerresi kalmadı hanelerde, üretmekten yoksun kalınca meyvesiz ağaca döndü ilim yuvalarımız. Hazıra dağlar dayanmaz değil mi? Hep birileri üretti biz tükettik, öz benliğimizi kaybettik. Kimsenin bizi oyuna getirdiği yok. Bahanelerle yaşamımızı kendimize zehir ettik. Yer ile gök dahi olağanüstü bir bilimin ürünüyken bakıp ilham almadık. Ürettik doğrudur neyi peki; dedikodu, mazeret buna benzer beyni yıpratıcı, ruhu öldürücü, toprağı zehirleyici, havayı boğucu şeyleri ürettik her zaman. Oysaki bilim sayesinde teknoloji üreten insan, dünyadaki yaşantısının süresini uzatabilir, temel sorunları çözebilir, yaşamını niteliksel olarak ve manevi bakımdan geliştirebilir. Bundan da anlaşılıyor ki toplumların ancak bilimi temele almakla ilerler ve sağlıklı bir yaşama kavuşabilir. ‘’İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.’’ der Bektaşilik tarikatının kurucusu olarak kabul edilen Hacı Bektaş-ı Veli. Karanlıkta yaşamak dünyanın bütün nimetlerinden mahrum kalmaktır. Aydınlanmak ise sevgi üretmektir. İnsanca yaşamak, kâinatı anlamak için bilime değer verip bunu ürüne dönüştürmek şarttır. ‘’Eğer bir gün benim sözlerim bilime ters düşerse bilimi seçin.’’ (Mustafa Kemal Atatürk) Bu can alıcı söze ne kadar uyduk? Ülkeler kılıçla, topla tüfekle alınır; fakat bilimle muhafaza edilir, geliştirilir ve hâkim kılınır. Bilinmelidir ki kılıç, top, tüfek ve diğer savaş aletleri de bilimin bir ürünüdür. Bilim üretirken mutlaka insanın ve diğer yaratılmışların yararına olmalı, öldüren, yok eden bilim ve teknoloji etik değerlere aykırıdır. Amaç yaşatmak olmalıdır, öldürmek ancak insanlıktan çıkmış olanların işidir. Bilim, doğal ve sosyal gerçeğin daha iyi anlaşılmasını ve belirli ölçüde de olsa denetlenmesini sağlar. Bilim insanlığın kafa ürünüdür. Kökleri ilkel toplumların yaşamına kadar uzanır. İyi fikir, yararlı bilgi, faydalı teknoloji kim tarafından üretilirse üretilsin desteklemek gerekir. Hayatımızdan bilimi kaldırdığımızda geriye insana dair bir şey kalmaz, çünkü insanın kendisi olağanüstü bir bilimle vücuda gelmiştir. ‘’Üzerlerindeki göğü nasıl kurduğumuza ve süslediğimize bakmazlar mı, bir çatlağı da yoktur onun? (Kaf Suresi 6.ayet) Kur'an'dan alınan bu ayet astronomi bilimine, ‘’Dağların nasıl dikildiğine bakmazlar mı ve yeryüzünü nasıl yayıldığına bakmazlar mı? (Gaşiye Suresi 19,20.ayet)  Kuran'dan alınan bu ayet jeoloji bilimine teşvik etmekte daha birçok bilim ile ilgili ayetler mevcuttur. Maalesef bizler kutsalımızı hep cenazede ve belirli günlerde okuyup duvara çivileyip mahkûm ettik. Bilimi temele almayan bir dinin insana ve insanlığa faydası yoktur. Bilimi yücelten ilerler, bilimden bağımsız hareket eden ise zulüm altından ezilmekle kalır. Zahiri ve maddi bilimleri temel alıp insani ilimlerle de güçlendirmek gerekir ‘’İlim kendin bilmektir.’’ diyen Yunus Emre bize ilimin kendini bilmekten geçtiğini vurgular ve temele insan olmayı koyar, çünkü kendini bilmeyen, insanı yok etmek üzerine bilim üretir. Bir şiirde dahi bilimin temel alınması gerektiğini Azerbaycan Türkçesinde eser veren divan şairi Fuzuli: ‘’İlimsiz şiir, temelsiz duvar gibidir temelsiz duvar da değersizdir.’’ der.

 

 Kâinatın özü bilimseldir her şeyin bilgisine ziyadesiyle hâkim gerekir ki ürünün ortaya konabilsin. Dünyada sınırları kaldıran yegâne güç şüphesiz ki bilimdir. Bir harf öğrenmenin bedelini kırk yıl köle olmayı kabul gören bir anlayışın bu hale nasıl geldiğini düşünmemek elde değil. Güçlü insan ve toplum düştüğü yerden kalkmayı bilendir, kendini küllerinden yeniden yaratmayı akledendir, mazeretlerin değil bilimin büyüleyici ve yüceltici ipine sımsıkı sarılmayı bilendir. Evde, okulda, iş yerinde, çarşıda, pazarda tüm mekânlarda bilimin kokusunu yayıp güçlü bir dünya ve toplum oluşturmak dileğiyle.

 

Mehmet ARUTAY

Cendere Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2021-03-01 12:12 tarihinde yayınlandı. 1144 Defa okundu.