Güvercinleri kafese mahkûm edenlerden, zeytin dalını ateşe verenlerden korkmalı. İnsanların akıllarından felsefeyi söküp atanlardan, şiir okunduğunda ruh kesilenlerden korkmalı.
Mehmet Arutay: Korkuyu Korkutmak

  İnsanın ruhunun derinliği çok gizemli ve anlamlandırılması çok zor bir hazinedir. Bireyin içinde doğduğu toplumsal yapının değer yargıları, örfleri, adetleri geçirdiği hastalıklar, 0-6 yaş arasında yaşadıkları, yediği, içtiği, okudu kitaplar onun kişiliğinin şekillenmesinde çok büyük bir önem arz eder. Toprağa atılan tohum ve fidan kendisine ne kadar ilgi gösterilirse o ölçüde büyür, gelişir. Sahip olduğumuz iki köpekten hangisini daha iyi beslersek onu güçlendirmiş, diğerini de ölüme terk etmiş olmaz mıyız? Yeryüzünde mevcut canlıların içinde tanımlanmaya anlamlandırılmaya ihtiyaç duyulan yegâne varlık hiç şüphe yok ki insandır.

   Mevcut bilim yaratılmışları bir şekilde bir sonuca bağlamaya çalışmış ya da bağlamıştır. Şöyle âlem-i kevn-ü fesadı temaşaya daldığımızda bir zemine oturtulmaya muhtaç birçok duygu, düşünce ve varlık vardır. Bunların içerisinde en mühim olanı da kuşkusuz insana özgü, insana has olandır. İnsanın derisinin altında birçok duygu yüklüdür ya da bu duyguların bazıları sonradan kazandırılmıştır veya öğretilmiştir. Yaşantı sonucu sevgi, aşk, kin, nefret, özlem, hasret, Ümit, cesaret ve korku bu kavramların kelimelerle izahı mümkün olmasa da insanın anlaşılması için gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan denen meçhul ancak kelimelerle tanımlanabilir.

    İnsanın varlıkların içerisinde Tanrı tarafından özenle yaratılıp kendinden bir ruh üflediği muhakkak; çünkü yaratılmışların içerisinde tanrısal özelliklere sahip tek mahlûk insandır. Bu sebeple insan kâinatın numunesidir. İnsan denen muammayı çözmenin yolu da onun tercihleri veya yaşantı sonucu içselleştirip kişiliğinin bir parçası haline getirdiği davranışların temellerine inmekten onu tanımaya yardımcı olacaktır. Bu duyguların içerisinde insanın hayatını yönlendiren ve insan için önemlisi hiç şüphe yok ki ‘’korku’’ duygusudur. İnsanın ayağına pranga, ellerine ve ruhuna bilekçe takan, aklını başından alıp sağlıklı düşünmesini engelleyen, cesaretin baş düşmanı, mutluluğun ve umudun zehri olan ‘’korku’’ insan için en önemli duygudur. Ünlü Yunan filozof Epiktetos: ‘’İnsan, sürgünden de zindandan da ölümden de korkmamalı sadece korkak olmaktan korkmalıdır.’’der. Olumlu tarafları olmakla birlikte insana verdiği olumsuzluklar daha çoktur diyebiliriz. Korku insanı namütenahi dertlere salar ve içinden çıkılması mümkün olmayan girdaplara sürükler. Bundan dolayı çocuk yetiştirilirken onu tüm gereksiz korkulardan arındırmamız gerekir. Hiçbir şekilde olumlu davranışları korkunun soğuk ve insanın ruhunu zehirleyen tarafı ile değil sevginin büyüleyici insanı insan yapan sihirli dokusunu zerk etmek gerekir. Korkunun kol gezdiği bir yeryüzü sadece insana değil hiçbir varlığa gün yüzü ve rahat bir yaşam sunmaz. Korku, insanın bütün bedenini tutsak edip onun derin yaralar almasına neden olur ve insanın hayatını karalamaktan başka bir şeye yaramaz. Korkunun kol gezdiği bir yeryüzünün cehennem azabından hiçbir farkı yoktur. Korkudan tir tir titreyen bir yüreğin hayat damarları iflas etmiştir. Kalemine korkunun bir katresi dahi silmiş bir edibin eserleri iki boş, bir tenekeden farksızdır. Malumunuzdur ki boş teneke çok ses çıkarır etrafı rahatsız etmekten öteye geçmesi mümkün değildir.

   Sanatta, edebiyatta, bilimde daha birçok alanda gelişip güçlenmenin en temel şartı korkuyu korkutarak korkunun kendine dahi ne kadar zarar verdiğini kanıtlayıp insanın derisinin altında pas tutmuş duyguları düşünceleri ve yetenekleri açığa çıkarıp daha özgür daha güvenli ve insan sevgisini temel alarak yeryüzündeki tüm insanların huzura kavuşacağı bir yaşam alanı inşa etmek temel mefkûremiz olmalıdır. Mütefekkirleri baskı ve korkuyla titreyen bir güruhun yeni ufuklar keşfetmesi, muasır medeniyetler seviyesine yükselmesi mümkün değildir. Unutulmamalıdır ki korkunun sayesi dahi tüm güzellikleri ve insani olanı örtüp insanı gayya kuyusuna gark eder. Bilinmelidir ki Kaf Dağı’na ulaşan Simurg bütün korkularından alındığı için kendine kavuşup kendi olmayı başarmıştır. Korkunun girdabında özgür yaratılan bilinçli olma ayrıcalığına sahip olan insanın huzura, mutluluğa ermesi mümkün müdür? Ünlü Alman filozof Friedrich Wilhelm Nietzsche:’’ Korkak yaşıyorsanız yalnızca hayatı seyredersiniz.’’ der. Hayatın merkezinde olup bir ölüden farksız yaşamak korku dolu yüreklerin kaderidir. Korku bunların gözlerine mil çekmiş, kalplerine mühür vurup yüreklerini istila etmiştir yazık.

    Korkuya karşı bir gizli hayranlığımızın olduğu muhakkak, mamafih deyimlerimiz, atasözlerimizde eylem ve konuşmalarımızda peynir ekmek gibi kullanmaktan geri kalmıyoruz. Ödü patlamak, dudakları uçuklamak, tüyleri diken olmak, yüreği ağzına gelmek; tabancanın dolusu bir kişiyi boşu kırk kişiyi korkutur, korku dağları bekletir, Allah'tan korkmayandan korkun… Daha yüzlerce binlerce örnek vermek mümkündür. Hayatı boyunca nesirlerinde, şiirlerinde, konuşmalarında, halkına özgüven aşılama çabasında bulunan, yüzyıllarca yenilgi psikolojisi ile yaşayan, uyandıklarında yeni bir coğrafyanın kaybı ile hayata gözlerini açan bir topluma, sen bu değilsin senin olduğu yerler geçici süreliğine elinden alınmış olabilir, hastalık psikolojisine bürünmüş olabilirsin oysa sen olduğundan daha güçlüsün anlayışıyla bu milleti ‘’korkma’’ sözüyle sarsıp kendine getirmeyi amaçlayan Safahat'ın yazarı ve Milli Şair Mehmet Akif, korkunun bir topluma ne kadar zarar verebileceğini görmüş ve müdahale etmek gereği duymuştur. Bir milletin Milli Marşı'nın ‘’korkma’’ ile başlaması tesadüf olmasa gerek. Tabii ki buhranlı zamanlarda dirayetli olmak, cesur davranmak insanın halet-i ruhiyyesi için daha gereklidir.

   Kastettiğimiz şey cahilin cesareti değildir elbette. Korkunun ecele faydası yoktur diye göz göre göre kendimizi ateşe atmak insani bir eylem olmasa gerek. Hatırdan çıkarılmamalıdır ki korkaklar daha cesur insanların gölgesinde yaşar ve yaşamaya mahkûmdur. Âşık maşuk ilişkisinde de korkunun gölgesi dahi ilişkiye büyük kayıplar vermesine neden olur. Tüm benliğiyle seven sevgisine karşılık veremezse korkusu ile bir türlü karşı tarafa sevgisini ifade edemeyen binlerce insan var. Korkunun olduğu yerde hiçbir vakit insan kendi özünü benliğini düşüncesini ortaya koyamaz. Bu da insanlar arasında iletişimi zedeler. Sınav korkusunu yenemeyen bir öğrencinin tüm emeği zayi olur. Tüm devletlerin bu konuda önemli adımlar atması insana huzur ve barış mutluluk getirecektir yoksa halkının ruhuna korku aşağılayan bir anlayışın akıbeti iç de iyi olmayacaktır.

İnsanların korkuları çeşitli ve farklıdır: agorafobi, bu korku türü insanlarda genel olarak paniğe kapılmaya yol açar. Trupophobia, insanları huzursuzluk veren bir korku çeşididir. diş sıkma ve titremeye yol açar. Zenofobi yabancılardan korkma veya nefret etme olarak bilinir. Kendisinden farklı olanların tehlikeli olduğu hissini verir. Araknofobi, örümcek korkusudur. Örümcek görüldüğünde tuhaf hareketler sergilenmesine neden olur. Kişi kendisine ve çevresine zarar verebilir. Koulrofobi, palyaçolardan korkma sonucu girişi genel olarak çocuklarda görülür. Yetişkinlerde de rastlandığı görülmüştür. Akrofobi, yükseklik korkusudur.  çok güçlü bir korku türü olduğundan çarpıntıya ve panik atağa neden olur. Emetofobi, sınava girecek öğrenciler de rastlanan bir korku türüdür. Genellikle bilene bilinen adı kusma korkusudur. Klostrofobi, kapalı ortamda kalma korkusudur. Eğer durum ilerlerse panik atağa ve nefes darlığına neden olabilir. Hidrofobi, bu korku sudan korkmak ile başlar. Suya temas etmek istemezler. Niktofobi, yine sık rastlanan ve karanlıktan korkma korkusudur. Görüldüğü üzere korku, insan sağlığına ve ruhuna telafisi imkânsız zarar veriyor.

    Korku ile büyüyen bir nesil asla verimli olamaz. Çünkü korku harekete geçmeyi engeller. Hareketin olmadığı, durağanlığın hüküm sürdüğü bir yerde de tüm canlılar yaşam mücadelesini vermekten korkup akmayan bir su misali kendi kabını zehirler ve ölümün soğuk kollarına bırakır kendilerini. Kaybetmekten korkan bir öğrenci asla başarılı olamaz, düşüncelerini ifade etmekten korkan bir toplum hiçbir zaman gelişemez, insanca yaşayamaz. Kendi bedenlerine dahi mahkûm olur ruhları. Adını dünyaya duyuran, hayata yön veren, kitleleri etkileyen, hayatı daha yaşanabilir kılan tüm insanların yarasına merhem olan, insanın beynine ve ruhuna umut aşılayan her daim cesur insanlar olmuştur. Toprağı korkutulmuş bir toplum ürün vermez.  İçine korkunun zerresi kaçmış hava zehir olur. Ölüm korkusunu üzerinden atamayan biri yaşıyor sayılır mı?  Bunlar sadece hayatı seyretmekle kalır. Hele korkaklık derecesine varmışsa korkusu, o vakit bedeni ruhuna tabut olur. Akıldan asla çıkarılmamalıdır ki korku yaşamın baş düşmanıdır. Ümit ile korku arasında ümide sarılalım. Çünkü ümit insanın yaşam kaynağıdır. Ümidini kaybeden her şeyini yitirmiş olmaz mı? ‘’Korku, cezadan çok daha fazla ürkütücüdür çünkü ceza kestirilebilir bir şeydir ancak korku belirsizdir ve o gerginlik sonsuz bir dehşet duygusu yaratır.’’ der Avusturya Macaristanlı roman yazarı Stefan Zweig.

   Hayatta insanın gerçekten korkması gereken durumlar yok mudur? ‘’Korku’’ diye bir kavramdan söz ediyorsak bilinmelidir ki korkulacak bazı eylem ve söylemlerin olması da muhtemeldir. Peki, insan neyden korkmalı? İnsanın ruhunu zehirleyen yalandan olabildiğince kaçınmalı ve yalan söylemekten tüm benliği ile korkmalı. Kâinatın ruhu olan adaleti sağlayamayacağından korkmalı. Birinin umudunu, huzurunu, mutluluğunu hayallerini yakıp yıkmaktan çekilmeli korkmalı. Tanrının mekânı olan bir kalbi kırmaktan incitmekten korkmalı. Yanı başında çocuklar savaşta ölürken, ağaçlar yakılıp tarumar edilirken, insanlar ötekileştirilirken, asimile edilirken, yok sayılırken, onlara yar olmamaktan korkmalı. Tüm canlıların hayat damarı olan havayı kirletmekten korkmalı. Kitap okumayı zaman kaybı olarak gören duygu ve düşünce fukaralarından korkmalı. Cümle yaratılmışlara fayda sağlamayan aksine onlar için zararlı ilimden, bilimden korkmalı, her doğan bir günü insan olmak için çabalamayandan uzaklaşmalı korkmalı. Zehir kusan dillerden, yaptığı kötülükte yanlış olduğu halde direten insan müsveddelerinden korkmalı. İnsan sevgisinden mahrum, duygusuz, sol tarafında taş taşıyan canlı bombalardan korkmalı. Gözleri karanlığa mahkûm edilmiş daha sonra bir mucize sonucu görmeye başlayan birinin kırıp parçaladığı ilk şey bastonu olurmuş. Hayatta bunun gibi kendine yapılan iyiliklerin karşılığını hiçe sayanlardan olabildiğince uzaklaşarak korkmalı. Himayesi altındakilere zulmedip onlara cehennemi yaşatan karakter yoksunu insanlardan korkmalı. Menfaatleri uğruna dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen kendine dahi zarar insanlardan korkmalı. Hayatı boyunca intikam duygusu ile yaşayan insanlarsan korkmalı. Tanrı’nın kelimelerle ifadesi mümkün olmayan insan denen gizli hazineyi dini, ırkı, rengi ve düşüncesinden dolayı sınıflandıranlardan korkmalı. Güvercinleri kafese mahkûm edenlerden, zeytin dalını ateşe verenlerden korkmalı. İnsanların akıllarından felsefeyi söküp atanlardan, şiir okunduğunda ruh kesilenlerden korkmalı. Aşkın mayasını bozandan, sevgiye karalar giydirenlerden korkmalı. Doğayı kirleten, denizi zehirleyenlerden korkmalı.  Kabil’i öldürenden, Yusuf'u süründürenlerden korkmalı.  Mecnun olamayandan Leyla’yı bilemeyenden korkmalı.  Binlerce dönüm tarlayı yedi ceddine tapulayıp insanlara bir avuç toprak bırakmayanlardan, gözü doymaz gönlü açlardan korkmalı. Kendini Tanrı ilan edip kul bildiklerine hayatı zehredenlerden korkmalı… Ne de çok korkutmuşlar bizi.  

   Bütün bunlara inat yepyeni bir dünya inşa etmekten korkmamalı. Varsın doğudan batıya dönsün dünya. Korkunun egemenliği altında yaşam sürmektense cesaretin toprağına gömülmeyi tercih etmeli. Ola ki bu topraklarda bambaşka insanlar yaratılır, her şey zıddıyla kalbimse biz tarafımızı belli edip korkuya dahi korkusuzca yaklaşıp onu cesaretlendirmeyi başarırsak ikinci ömür bahşedilecek bize buna inanın. Korkmamanın çözümü korkulacak eylem ve söylemlere tenezzül etmemektir. Korkunun olmadığı bir dünya kurmak temennisiyle Korkuyu kökünden halletmezsek dallarından kurtulamayız.

 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2022-03-03 10:53 tarihinde yayınlandı. 1180 Defa okundu.