Dünyanın gözü önünde zulüm gören, sürülen, haksızlığa uğrayan insanlara rağmen bizler dilsiz şeytan olmayı kabul ediyorsak bu bizim insan olma vasfımızı çoktan yitirdiğimizi gösteriyor.
Mehmet Arutay: Vicdana Dair…

Vicdan: Arapça ‘’vcd’’ kökünden gelen ‘’vicdan’’ bulma, tasavvufta vecd hali,‘’Tanrı aşkı ile dolma’’ sözcüğünden alıntıdır. Arapça vecede‘’buldu’’ fiilinin mastarıdır.Sözlük anlamı; kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlamayan güçtür. Bu gücün her insanda aynı şekilde ortaya çıkması mümkün değildir. İnsanın içindeki merhamet ve İnsaf hislerinin yöneticisi olan vicdan insanı yanlıştan alıkoyar ve doğru olana yönlendirir. Hak olanı, doğru olanı bulmanın merkezidir vicdan. Maalesef günümüzde yok olmak üzere ya da yok olmuş bu özelliğin dirilmesiyle insanlığa tekrar ruh verecek ve hak yerini bulacaktır.

İnsanın maddi tarafının yanında manevi bir değeri de vardır ki bu manevi değerlerin en yücesi hiç şüphe yok ki vicdandır. Yaşamımızda vicdandan yoksun insanlardan çektiğimiz kadar kimden çektik ki? Bütün insanlara doğuştan Tanrı tarafından verilen bu his, insanın hayatta doğruyu bulması için başvurması gereken en önemli merciidir. İnsanın öz benliğidir vicdan. Öz benliğini yitirmiş birinin vicdan sahibi olması düşünülemez. İnsanı hayvandan ayıran ve tüm canlılardan üstün kılan vicdandır.Bundan dolayı vicdan daima canlı tutulmalı ve insanlar bunu hayatlarının merkezine almalıdır. Düşünceler akılda,  duygularda vicdanda vücudagelir. İnsanın içsel huzuru ancak vicdanla sağlanır.Vicdanını kaybeden bir insanın kalbi mühürlenmiştir, bu kişilerin doğruyu yanlışı idrak edecek şuuru da kalmamıştır artık. Vicdandan yoksun biri insaniyetini kaybetmiş ve etrafına zarar vermekten başka bir işe yaramaz duruma gelmiştir.

 Bizler ahlaki sorumluluklarımızı erteledikçe raydan çıkar ve vicdandan bağımsız hareket etmeye başlarız ki bu da insanın ve insanlığın felaketi demektir. Hayatımızda aklın önüne vicdanımızı koyarsak kadın ölümleri son bulur, çocuklar taciz edilmez, insanların başına bomba yağmaz,  eğitimin ve insanın kalitesi artar,  boşanmalar son bulur,  beyaz siyahı siyah beyazı yadırgamaz,  asimile etme politikaları rafa kaldırılır,  adalet yerini bulur,  daha özgür şiirler ve şarkılar yeşerir kıraç topraklarda,dünyadaki bütün sınırlar ortadan kalkar,  dünya tek devlet haline gelir ve yer ile gök arasındaki bütün insanlar kardeş olur, hiç kimse aç ve açıkta kalmaz, eti kemiğine yapışanın canına can katılır. Yaşadığımızyeryüzünde hala insanlar sefalet içinde ise kiminin yüzlerce dairesi var kimi çadırda ve gecekonduda yaşıyorsa, bazıları parayla en iyi kolejlerde eğitim görüyor bazıları ise ailesinin durumundan dolayı okulu bırakmak zorunda kalıyorsa zeki olduğu halde, kiminin dolabında yüzlerce elbisesi dururken kiminin ise üstü başı perişan ise, kimi soğan bulmaz kimi bal yutar Kimi parmağını yalamış gidiyorsa, insanlara itibar malı, mülkü, serveti ya da makamından dolayıysa; yoksulun, fakirin, çaresizin sırtından doyanlar hala varsa orada vicdanın gözlerine mil çekilmiş demektir. Çok ama çok az bir kesin bu dünyada cenneti yaşarken diğerleri ise cehennem azabına eş yaşamını sürdürüyor maalesef. Oysa merkeze vicdanı yerleştirirsek bu olumsuzluklar yaşanır mı?

   Mutluluğun, huzurun, insanca yaşamın yolunu bulmak ancak vicdan denen ilahi pusulayla mümkündür.  İnsanın vicdanı bazen dış faktörlerin müdahalesiyle de zedelenebilir,  oysa biz olaylar karşısında içimizdeki insani sese kulak verip doğruyu bulma çabasına girersek hem vicdanımızı rahatlatır hem de adaleti sağlamış olmaz mıyız?  Nitekim ’’ Aklım kabul ediyor, fakat vicdanım el vermiyor.’’ tabirini sıkça kullanırız.  Bu bize olaylar karşısında ve hayatta karar verirken isyan ve nefsin arzularına kulak asmayıpvicdan pusulasıyla doğruyu bulacağımızı gösteriyor. Eğer insanlar vicdan yetisini kaybedip benlik davasına girerse kendi hürriyeti dışında hiçbir şey düşünmeyen,kalpsiz,  vicdandan yoksun bir et ve kemik yığını haline gelir.İnsanlar şahsi vicdanlarının yanında toplum vicdanına da uygun hareket etmek zorundadırlar. Komşusunun derdiyle dertlenen, dostunun sıkıntısını gidermeye çalışan,  hiç tanımadığı halde kimsesiz insanlara sahip çıkan,  bir vicdani duyarlılığın olması toplumu olumlu yönde inşa edecektir. Yaşadığımız bu çağda anlattıklarım çok zor ama imkânsız da değil.

 Sokakta bir köpeğe kurşun sıkan biri ileride bir insanın da canına kıymaktan çekilmez.  Bunu gören bir çocuk da bu kişiyi örnek alırsa toplumun yok olacağının resmidir. Onun için daima vicdani hareket etmek lehimize olacaktır.  Vicdan körelirse ‘’canım öyle istedi’’ mantığı bir virüs gibi bütün insanlara bulaşır ve vicdandan yoksun bir toplum vücuda gelir.  Yalan,hırs, kin nefret iç görü yoksunluğu toplumların en çok yara almasına sebep olan problemlerdendir. Birbirine saldırırken kendi başına geleceğini idrak edemeyen ülkeler öldürdüğü onca insana rağmen kendilerini haklı gösterme çabası bize vicdan kavramının son kullanma tarihinin geçtiğini göstermez mi?  Vicdanı öldürüp yerine bozulmuş dünyanın buyruklarını yerleştirme gayreti de bir gün sonumuzu getirecektir.   

   Dünyanın gözü önünde zulüm gören,  sürülen, haksızlığa uğrayan insanlara rağmen bizler dilsiz şeytan olmayı kabul ediyorsak bu bizim insan olma vasfımızı çoktan yitirdiğimizi gösteriyor. Toplum vicdanını kaybetmişse yaşamanın bir anlamı olur mu artık?  Hala nefes alıp verebiliyorsak, güneş hala hem ışık hem ısı verebiliyorsa, bebek hala ağladığı kadar bebek, kuşlar hala ağaçlarda şarkı söylüyorsa, rüzgâr sevgilinin misk kokulu saçlarına besteler yapıyorsa, ateş yakıyor su boyuyorsa insanı, kalem hala bembeyaz kâğıda dert yanıyorsa,  çay yalnızlığa ilaç gibi geliyorsa, hayat biraz da olsa yaşanabiliyorsa bu vicdanlı insanların varlığındandır. Dünyayı kurtaracak olan vicdani güçtür. Vicdandan yoksun bir güç toplumu tarumar eder, kaos yaratır.

   ‘’Kötü bir işin en gizli şahidi vicdanımızdır.’’(Hz Ömer) Vicdan adaletin omurgasıdır. Kararlarımız vicdanı ise hiçbir insan haksızlığa uğramaz. Aleyhimize de olsa karar verirken vicdanı merkeze alarak hareket etmeliyiz. İnsanların çaresizliğinden yararlanarak her türlü eziyeti yapmakla içimizdeki tanrısal gücü yok saymış olmaz mıyız? Tanrısal gücünü kaybetmiş birine insan demek mümkün müdür sizce?  Vicdan insanın en mühim manevi donanımıdır ve aynı zamanda ruhun hasletidir. Eğitimin sahadaki temsilcileri olan öğretmenlerin vicdandan bağımsız hareket ettiğini düşünün, durum böyle olursa eğitimin amaçlarının ve hedefleriningerçekleşebileceğine İnanır mısınız? Yüksek lisans,  doktora da yapsa vicdani davranmıyorsa bilgi yığınının fayda getirmesi mümkün değildir. Eğitim;  ilgi, vicdan ve bilgi ister. Sadece eğitimde değil bütün mesleklerde ve toplumlarda vicdan olmazsa olmazlarımızdanolmalıdır. Gelişmemizin önündeki en büyük engel vicdani davranmamamızdır. Kötülük ve iyilik insan bedeninin cenk ettiği bir alandır. Vicdan da onun hakemi konumundadır vicdani davranırsa iyilik vicdansız davranırsa da kötülük egemen olacaktır. Aklın verdiği kararları vicdan sorgulamayıp gereğini de yapmazsa zulüm türer ve her yeri sarar.

   ‘’İradenehâkim ol fakat vicdanına esir ol .’’ (Aristoteles) Esaret insan fıtratına uymayan bir kavramdır, fakat vicdanının esiri olan kimse insan olmayı seçmiş ve özgürlüğüne kavuşmuş demektir. Hiçbir insan vicdan diye nitelendirdiğimiz o büyülü ve belirsiz şeyden sıyrılması mümkün değildir. Vicdanı körelenler hariç.  Hayatta en tehlikeli hayvan ise vicdanını kaybetmiş insanlar değil midir? Oysa hayatta en büyük zafer vicdanın rahat olmasıdır. İçhuzur, mutluluk,  yaşamayı bilmek ancak vicdanla mümkündür. ‘’ insanların içinde vicdan diye bir şey varmış,  arada bir sancırmış. Diş, dalak ağrısından betermiş.  (Aganta BurinaBurinata:  Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı) Hani gözünüze uyku girmez,  hayat sizin için bir anlam ifade etmeyecek duruma gelir,  içsel bir huzursuzluk her tarafınızı sarıp sarmalar,  ölmek bile istersiniz;  fakat onu da beceremezsiniz ya vicdan azabı dedikleri şey işte tam da odur. O azap insanları gram gram bitirir.İnsanın kalbini kıranların,  insanlara kıyanların, insanları sefalete sürükleyenlerin azabı hiçbir zaman bitmeyecek hatalarını telafi etme çabasına girene kadar. Vicdan İnsanın en büyük ve en doğru pusulasıdır,  vicdanını kaybedenin huzur bulması da mümkün değildir. Bütün yaralar kabuk tutar,  kapanır ama vicdan yarasının kapanması mümkün değildir?

Sonuç itibarıyla bütün eylem ve söylemimizde vicdani davranmak bizim mutluluğa ve huzura ulaştırıp insan olmamızı sağlayacaktır. Kendimizi keşfetmek, suçlamak, kınamak ve ödüllendirmek vicdanla olmalıdır.Bize bahşedilen bu kısa süre içinde vicdan azabı yaşamamak için her daim gerçekleri haykırmalıyız. Hayatta her eylem ve söylemin karşılığını bir gün mutlaka bulacağız, hal böyleyse işin kolayına kaçmalıyız yani vicdanımızın sesine kulak verip yanlışa düşmemeye gayret göstermeliyiz. Vicdan mahkemesinde zulüm yoktur çünkü vicdan bir marifet kaynağıdır. Kim vicdanını dinlerse sonsuz bir huzura erecektir, vicdansız biri ise hiçbir zaman rahat etmeyecektir, hakkına girdiği mazlumların ahı onu kül edip rüzgâra savunacaktır.Şu da bir gerçektir ki vicdandan yoksun olanlar yaptığı hiçbir şeyden zerrece rahatsızlık duymazlar bu da onların bütün insani değerlerini kaybettiğinin göstergesidir. İnsan ruhunun sağlıklı olması için daima vicdani davranmalıdır. Ruhsal bunalım yaşayanların çoğu vicdanı körelmiş insanlar değil midir? İnsanoğlu yaşadığı süre zarfı boyunca birçok vaka ile karşılaşır ve vakalarla ilgili bazı kararlar alır.Bu kararları alırken vicdan devreye girer. Vicdan soyut bir kavramdır; elle tutulmaz,  gözle görülmez, fakat insana neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt edebilme ve muhakeme edebilme yeteneğini kazandırır. Aldığımız ve alacağımız bütün kararlarda vicdanınızı merkeze almamız dileğiyle…

MEHMET ARUTAY

CENDERE MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ

TÜRK DİLİ VE EDEBİTAYI ÖĞRETMENİ

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-08-05 08:49 tarihinde yayınlandı. 2257 Defa okundu.