Bu insanların ülkemizde bulunmasının sosyal ve siyasi nedenlerini eleştirilebilir, Hükümetin bu soruna bakış açısı eleştirilebilir, ama bu insanlara insanlık dışı muamele yapma hakkımız bulunmamaktadır.
TÜRKİYEDE GÖÇMEN VE SIĞINMACI SORUNU

Mülteci veya sığınmacı; dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm gören veya göreceği korkusu ve endişesi taşıyan, bu sebeple ülkesinden ayrılan/ayrılmak zorunda bırakılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen, iltica ettiği ülke tarafından endişeleri haklı bulunan kişi.

BM'nin tanımı ile mülteci, "ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönmeyen veya dönmek istemeyen kişidir. Mültecilik, hukuki bir statüdür.

Sığınmacı, mülteci olduğu iddiasıyla ülkesini terk eden ama mültecilik statüsü başvurusu sonuçlanmamış kişiyken, mülteci sığınma başvurusu kabul edilen kişidir. Sığınma talebi geri çevrilen kimseler sığınmacı olarak nitelendirilemeyeceğinden, sığınmacı sıfatını kullanabilmek için kişi endişelerinde, korkularında haklı bulunmalıdır. Bu iki kavram günlük hayatta sık sık karıştırılmakta ve yanlış kullanılmaktadır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, sığınma hakkını şöyle tanımlar: "Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınmacı ve bu ülkelerce sığınmacı işlemi görme hakkı vardır." Göçmenlere bazen ekonomik sığınmacı denilmektedir. Toplu sığınma, iç savaşlar ve çatışmalarda, yoğun baskılarda, büyük afetlerde ortaya çıkmaktadır. Bireysel sığınma daha çok siyasal sebeplerledir.

Göç bazen, zorunlu, bazen yasal, bazen de yasa dışı ve kimi zaman sığınma amaçlı olmaktadır. Dış göç, birey ve grupların ekonomik, sosyal, kültürel vb. nedenlerden dolayı bir ülkeden başka bir ülkeye gerçekleşen göçü ifade etmektedir. Bireyler kendileri için geçerli ve haklı sebeplerle göç etmektedirler. Ancak göç, zaman zaman istenmeyen sonuçlara neden olabilmektedir. Özellikle düzensiz göçler, pek çok ülkeyi bazı krizlerle karşı karşıya bırakabilmektedir. Düzensiz göçler plansız ve hesapta olmayan göç dalgalarını ifade eder. Düzensiz göçte; bir ülkeye yasa dışı yollardan giriş yapılması ve yasa dışı bir şekilde kalınması ve yasal süre içinde bu ülkeden çıkış yapılmaması söz konusudur

Ülkemiz coğrafyası yüzyıllardır göç alan ve göç veren bir bölge olmuştur. Bu göçler; kimi zaman ülke politikaları nedeniyle, kimi zaman can güvenliğini korumak gibi zorunlu nedenlerle, kimi zaman bireysel tercihler nedeniyle, kimi zaman da ekonomik nedenlerle olagelmiştir.

Suriye’de çıkan savaş ve iç çatışmalar üzerine milyonlarca insan ülkelerini terk ederek Ürdün, Lübnan ve Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldılar. İlk dönemlerde gelen sığınmacılar belirli yerlerde yapılan kamplarda sığınmacı olarak misafir edildiler. Daha sonra gelen göçmen sayısının artması üzerine ülkenin her tarafına giriş ve yerleşme izni verildi, aradan geçen on yıllık süre zarfında birçoğu bulundukları yerlerde yasal/yasal olmayan yol ve yöntemler ile çalışmaya ve işyeri açmaya başladılar. Şartları uygun olanların bir kısmına ise vatandaşlık verildi. Suriyeli sığınmacı ve göçmenler aradan geçen süreç içerisinde mülteci pozisyonuna geçtiler.

Afganistan, Pakistan, İran ve Afrika ülkelerinden, Türkiye’ye giriş yapan yabancılar ise düzensiz göçmen statüsünde bulunmaktadırlar. İstanbul başta olmak üzere birçok büyük şehirde milyonlarca düzensiz göçmen bulunmaktadır. Düzensiz göçmenlerin bir kısmı Türkiye üzerinden Avrupa Ülkelerine geçiş yapmak, bir kısmı ise ülkemizde çalışmak amacıyla bulunmaktadır.

Afganistan’ın önce Rusya, daha sonra ABD tarafından işgal edilmesi, dini, etnik ve siyasal anlaşmazlık sonucu  çıkan iç çatışmalar nedeniyle milyonlarca insan ülkesine terk ederek yurt dışında  çok zor şartlar altında  yaşamak zorunda kaldılar.

Afganistan’dan başlayıp, Avrupa’ya kadar devam edecek bu yasadışı yolculuk sürecinde ciddi bir insan ve göçmen kaçakçılığı sektörünün oluşmasına sebep oldu, milyarlarca dolarlık bir rant söz konusu olunca bu işi yapan insanların iştahını kabartarak, hiçbir acıma ve merhamet duygusu taşımadan çok ilkel yöntemlerle bu masum insanları  dolandırma ve kandırmaya devam ediyorlar.

Göçmenlerde oluşturan algı çok rahat bir şekilde istedikleri yerlere varacakları algı ve izlenimini oluşmaktadır. Ancak bu insanlar çok zor şartlar altında insan onuruna ve haysiyetine yakışmayacak şekilde ve şartlarda hayatlarını devam etmektedirler.

Türkiye’nin en kısa zamanda İran başta olmak üzere diğer ilgili ülkeler ile temas kurarak ve sınır güvenliğini sağlamak koşuluyla düzensiz göçmenlerini yurda girişinin engellenmesini ve bu insanların daha fazla mağdur olmaması için gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması gerekir.

Ülkemizde bulunan düzensiz göçmenler ile sığınmacılara gerek devlet gerek bir kurum ile vatandaşlarımız gerekli yardım ve katkıyı sağlamaktadır.

Ülkemizde  zorunlu olarak bulunan bu insanları iç kimsenin insanlık onuruna yakışmayacak tavır ve davranışlarda bulunarak, bu insanları hakir görme, ötekileştirme, ayrımcılık yapma, rencide etme hakkı yoktur.

Bu insanların ülkemizde bulunmasının sosyal ve siyasi nedenlerini eleştirilebilir, Hükümetin bu soruna bakış açısı eleştirilebilir, ama bu insanlara insanlık dışı muamele yapma hakkımız bulunmamaktadır.

Hükümetin göçmen ve sığınmacı politikası böyle devam ederse önümüzdeki on yıllık süre içerisinde Türkiye’nin en büyük güvenlik ve beka sorunu haline gelerek, beraberinde toplumda sosyal ve siyasal çatışmalara sebep olabilir.

Farklı din, etnik grup, mezhep, inanç, örf ve adetleri farklı bulunan ve sayıları yaklaşık sekiz milyona yaklaşan bu insan topluluğunun kısa sürede sisteme ve ortama uyum sağlaması mümkün görünmüyor.

Türkiye’nin göçmen ve sığınmacı sorunun temelinde üç neden yatmakta;

Devlet ve iktidar ülkenin demografik nüfus yapısını ve buna bağlı işgücü ile sosyal ve siyasal dengeyi sağlamayı amaçlamaktadır. Özellikle Kürt nüfusu ve buna bağlı iş gücü ve sosyal ve siyasal alanı kontrol ederek dengelemek istiyor.

İktidar göç ve sığınmacı kozunu kullanarak Avrupa ülkeleri ile arasındaki bazı sorunları bu yöntemle çözmeye ve Avrupa ülkeleri üzerinde baskı kurarak pazarlık gücünü ve elini güçlendirmeye çalışmaktadır.

İktidar göçmen ve sığınmacı sorununu iç politikada kullanarak kendi seçmen kitlesini konsolide etmeye ve muhalefet bloku içerisinde bulunan parti ve temsilcilerinin eylem ve söylemleri ile hataya zorlayarak kamuoyu desteğini alarak seçimlerde avantaj sağlamaya çalışmaktadır.

Türkiye’deki göçmen ve sığınmacı sorunu başta iktidar ve ana muhalefet partisi olmak üzere tüm siyasi partiler, meslek örgütleri, barolar, sendikalar, üniversiteler ve sivil toplun örgütlerince detaylı bir şekilde tartışılarak, hiçbir siyasi politik hesap yapmadan toplumun tüm kesimlerince desteklenecek bir yol ve yöntemle belli bir takvim dahilinde acilen çözülmesi gerekir. Yoksa hepimiz bu yükün altında kalır eziliriz ve faturası çok ağır olur.

Kemal ÇETİNKAYA

 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2021-07-29 23:42 tarihinde yayınlandı. 940 Defa okundu.