O zamanın Gerger’ine bağlı olup da günümüz Tokaris/Akıncılar idari bölgesinde bulunan Taş-İl/Taşil nahiyesinin Gayrimüslim nüfusu da nispeten yüksektir.
1550’li Yılların Kâhta’sından İlginç Veri ve Belgeler

1550’li Yılların Kâhta’sından İlginç Veri ve Belgeler

“450 Yıl Öncesinin Kâhta’sından Bazı Tespitler” başlıklı yazımız kısa sürede binlerce okuyucuya ulaşıp epeyce beğeni topladı. Hal böyle olunca, ileriki bir zamanda ele almayı düşündüğüm aynı konunun bazı ilginç ayrıntılarını hemen yazmak mecburiyeti hâsıl oldu.

Makale içeriğinin en önemli dayanağını, “XVI. Yüzyılda ADIYAMAN (Behisni, Hısn-ı Mansur, Gerger, Kâhta) Sosyal ve İktisadi Tarihi” isimli eser teşkil ediyordu. O eser yayımlanmadan önce 16. Yüzyıl Kâhta, Adıyaman ve Gerger’inin toplumsal tarihinden çok az kişinin sınırlı ve güvensiz bilgileri vardı. Bu nedenle, anılan yerleşim yerlerinin o zaman dilimine “karanlık dönem” demek yerinde bir niteleme olacaktır.

Mehmet Taştemir‘in (Tez kapağında “Taşdemir” olarak yazılmış) isimli gözü pek bir doktora öğrencisi bu karanlık dönemi aydınlatmak adına Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki defter ve belgeleri derleyip tercüme eder. Bunlara çalışma alanıyla ilgili diğer yazılı kaynakları da ilave ederek, iyi bir doktora tezi çıkarır.

1994’de kabul edilen tez 1999’da kitaba dönüştürülüp T. Tarih Kurumu’nca yayımlanır. Kitap içeriğinin oluşturulmasında kullanılan verilerin ekseriyeti Tahrir; Vakıf ve Mülk defterlerinden alınmıştır. Kâhta, Adıyaman, Besni ve Gerger’in Osmanlıya geçmesi sonrasının ilk belgeli tarih bilgilerinin çoğunu da bu eser sayesinde öğreniyoruz.    

XVI. Yüzyıl Ortalarında Kâhta’nın Coğrafi Sınırları ve İdari Yapısı

XVI. Yüzyıl Kâhta’sının sınırlarını kesin çizgilerle belirtmek mümkün değildir. Lakin sınırlardaki belirsizlik sorunu sadece Kâhta için değil bölgenin diğer yerleşim yerleri için de geçerlidir. Aşiretlerin dağılışları, yerel çatışmalar ve göçerlerin toprağa yerleştirilmesi süreci bu belirsizliğin önemli nedenlerindendir. Böyle bir belirsizlikte Kâhta’nın çevresine zikzaklı bir çizgisi çizmek yerine, bağlı nahiyelerin şu anki konum ve durumlarını belirtmek, konu hakkında daha isabetli bir fikir verecektir.

Kâhta 1550’li yıllarda sancak statüsüyle Anadolu Rum Eyaleti’ne bağlıdır. Kendisine bağlı Şüre, Turuş, Astu-İli (Doğrusu: “Asnu-İli” olacak), Pağnik ve Samsat olmak üzere beş nahiye vardır.

Şüre Nahiyesi: günüz Pütürge’sinin eski adı olup Kürtçe Haçirge veya Heşürê, Vital Cuinet’in “La Turquıe D’asıe” (1891tarihli baskı) isimli eser ile Elazığ Salnamesinde Şiro olarak geçmektedir.

Turuş Nahiyesi: Yeni adı “Kuyulu” olup günümüz Adıyaman’ın Akpınar Bucağına bağlıdır.

Astu-İli/Asnu-İli Nahiyesi: Günümüz Pütürge ve Gerger arasında (Nemrut Dağı’nın Kuzeydoğu yönünde)  bulunuyordu. Ancak şu an yeri tam olarak bilinmemektedir; en azından ben öğrenemedim

Pağnik: Günümüz Gölbaşı ilçe merkezine bağlı “Akçakaya” köyüdür.

Samsat Nahiyesi: Adıyaman iline bağlı günümüz Samsat ilçesidir.

Yukarıda verilen nahiyelere bir de günümüz Gerger’inin Güneybatısının yarısı eklendiğinde devasa coğrafi bir alan ortaya çıkıyor ki bunu şimdiki Kâhta’nın coğrafi alanı, nüfusu, toplumsal ve iktisadi yapısıyla kıyaslamak akıl kârı değildir. Aşağıda vereceğim bazı rakamların da bu yapıya göre değerlendirilmesi gerekir.

XVI. Yüzyıl Ortalarında Kâhta Merkez (Nefs-i Kâhta) ve Bağlı Köylerin Tahmini Nüfusu ve Özellikleri

Vereceğimiz nüfus sayıları, Tahrir defterlerinde kayıtlı “hane” sayısının 5’le çarpılıp 20? yaşına gelmiş erkek bekârlar ve yerleşimdeki Dirlik sahiplerinin ilave edilmesiyle elde edilen tahmini sayılardır. Bu vesileyle sayılara ihtiyatla yaklaşmakta fayda var.

Günümüze ulaşmayı başaran birkaç düzenli Tahrirlerde Kâhta merkezinin  (Nefs-i Kâhta) tahmini nüfusu 3.449, merkeze bağlı köylerin toplam tahmini nüfusu ise 6.108 kişidir. Bu durumda merkez ve bağlı köy nüfusunun %36’sı şehirli, %64’ü de köylüdür ki o günün şartlarında Kâhta’nın epeyce medeni (şehirli) olduğu söylenebilir.

Kâhta merkez nüfusunun etnik çeşitliliğinde esas alınan Nasıra  (Gebran/Gâvur) Mahallesinin 1519 tespitlerine göre %20 olan genel nüfusa oranı, (doğal nüfus artış hızını koruduğu halde) 1560’lara geldiğinde dramatik bir düşüş kaydederek %10’a düşer. Buna mukabil ilçenin Müslüman olan diğer beş mahallesindeki toplam nüfus artış oranı %300’leri bulmuştur. Müslüman göçerlerin şehre iskân edilmesiyle altüst olan bu demografik değişim ileriki asırlarda Osmanlı (bilahare İttihat ve Terakki’nin) Nüfus mühendisliğinin Anadolu’daki temel referanslarını oluşturacaktır.

Nahiyelerin Nüfus Durumu

Şüre/Şiro Nahiyesi: İlçenin en büyük nahiyesi olan Şüre’nin nüfusundaki etnik değişim oranları Kâhta’nınkinden daha beterdir. 1519 kayıtlarında 2.756 olan Müslim nüfusun toplam nüfus içindeki payı yaklaşık %91 iken 51 hane ve 11 bekârı olan Gayrimüslim nüfusu 266 olup toplam nüfus içindeki payı yaklaşık % 9 civarındadır.

1560 yılına gelindiğinde, göçerlerin iskân edilmesiyle nahiyenin Müslim nüfusu %95’in üstüne çıkarken gayrimüslim nüfus oranı %5’in altına düşer. Kâhta’ya bağlı diğer nahiyelerde ise kayda değer bir etnik çeşitlilik göze çarpmamaktadır.

Hıristiyan nüfusun en yoğun olduğu yerleşimlerden biri günümüz Kâhta’sının sınırları içinde olup da o zamanın Gerger’ine bağlı olan İç-İl/İçil adında bir nahiyedir. Nahiye, günümüz Narince’sinin Kuzeydoğusunda yer almaktadır. Bu nahiyenin 1519’daki toplam tahmini nüfusu 2728 olup bunun yaklaşık %83’üne tekabül eden 2.265 kişi Müslim, %17’sine tekabül eden 463 kişi ise Gayrimüslim’dir.

Yine O zamanın Gerger’ine bağlı olup da günümüz Tokaris/Akıncılar idari bölgesinde bulunan Taş-İl/Taşil nahiyesinin Gayrimüslim nüfusu da nispeten yüksektir. Yerleşimin 1519 yılı köy ve mezralarının 3.754 olan toplam tahmini nüfusunun yaklaşık %6’sına tekabül eden 225’i Gayrimüslimdir. 1560’lara geldiğinde, diğer yerleşimlerde olduğu gibi, burada da oran %3 gibi dramatik bir düşüş kaydeder. Gayrimüslim nüfus doğal artış oranını korumasına rağmen, hızla kalabalıklaşan taşıma Müslim nüfusu içinde kaybolmaya yüz tutar.             

1550’li Yılların Kâhta’sında İktisadi Durum: Alınan Vergi Çeşitleri ve Muafiyetler

İmparatorluğun her yanında olduğu gibi, Kâhta’da Tımar sahibi ayrıcalıklı zevattan olup değişik isimler altında toplanan vergiden muaftır. Hatta alınan vergilerin bazı kalemleri bizzat onlar içindi.  Onlar, kendilerine tahsis edilen toprağı (Tımar) yine kendilerine bağlı olan reaya eliyle işletip hasadına konar.  Ancak, reaya ve başka isimlerle tanınan insan kategorileri geçim için olsun, ticari amaçlı olsun yaptıkları her iş ve işlemde onlarca kalem vergiden mutlaka birini veya birkaçını ödemek zorundaydı.

Akademisyen Mehmet Taştemir/Demir, XVI. yüzyıl Kâhta’sında onlarca vergi kaleminin varlığını tespit eder. Bunları tek tek açıklayıp yorumlamaya kalkışsam bu yazı makale olmaktan çıkıp bir kitapçığa dönüşür ki bu da can sıkıcı olur. İyisi mi, bunlardan sadece çok tuhaf, temelsiz, adaletsiz ve küçük düşürücü olan bir iki örnekle yetineceğim.   

Bad-ı hava ve Resm-i Arûs

Bad-ı Hava, Osmanlı’da, zamanla “bedava”, “beleş”, “havadan sudan” gibi argo terimlere dönüşerek günümüze kadar gelen, tutar ve tahsil zamanı önceden belirlenmemiş, devletin istediği zaman istediği kişilerin ümüğünü sıkarak, istediği tutarda tahsil edip Tımar sahibine (günümüzdeki yakın anlamıyla “Ağa” ya) verdiği bir çeşit vergidir. 

Resm-i Arûs ise Osmanlı’nın, evlenecek olan Müslim, Gayrimüslim kız veya dul kadınların babası veya müstakbel kocasından alıp Tımar sahiplerine verdiği bir çeşit “keyif” haracıdır ve reaya’nın (ahali/avam) iliğinin nasıl kurutulduğuna dair de bir ibret belgesidir.

Bu iki verginin 1560 yılı Kâhta genelindeki tutarı 3.660 Akçe (1 Akça 0,06 gram saf altının değerine eşittir) olup toplam vergi içindeki payı % 7,5 civarındadır.

Bu kaleminden sadece Bad-ı Hava’nın (Bedava), Kâhta merkezin (Nefsi Kâhta) 15.000 Akçe olan 1560 yılı toplam vergi hasılatı içindeki payı 4.500 Akçedir.

Tahsilat tutarı ve zamanı Tımar sahibinin  (Ağanın) insafına kalmış bu ve benzeri vergiler o günün örfünde meşru sayılsa da avamın vicdanında bir zulüm aracı olarak yer etmiştir. 

1510’lu yıllardan itibaren bu tür vergiler öyle ayyuka çıkar ki, İliği kurutulan Âli Osmaniye reayası (avam) kazan kaldırmaya başlar. Anılan yıllarda Hısn-ı Mansur (Adıyaman) ve Kâhta ahalisi de vergileri ödeyemez durumdadır. Tarihte itaatkârlığıyla nam yapmış bu iki şehrin insanı artık kaybedecek bir şeyleri kalmayınca itaatkârlığı asiliğe tahvil edip Anadolu geneline yayılmakta olan Celali isyanlarına katılır. Bu, Adıyaman ve Kâhtalılar’ın tarihte ilk ve son defa katılacakları “ekonomik ve siyasi temelli” bir isyan, bir hak arayışı olacaktır.       

Vergiden Muaf Olan Kişiler/Gruplar

Yakarıda sözünü ettiğimiz vergiler ödenebilir olmaktan çıkıp işkenceye dönüşünce, bu sefer “yalan beyan”, adam kayırma, “vergiden sıyırma” gibi yollar açılır. O zamanın en kolay ve sürdürülebilir vergiden sıyırmanın yolu bir muafiyet elde etmektir. 1510’lu yılların Kâhta’sında pek göze çarpmayan muafiyetler yüzyılın ortalarına doğru hızla artar. İşte bunlardan sayıları kalabalık veya ilginç olanlardan birkaçı (Kâhta ve Gerger’de)

Derviş’ler (bir tarikata bağlı kişiler), Fakihler (şeri hukukçu olup her köyde üç-beş kişi vardır), İmamlar, bu zümrenin de sayısı epeyce kalabalıktır. Keşiş ve Serkeşişler: bunların sayısı imamlara göre devede kulak kadardır. Ve bedavacı sipahi çocukları… Bu zevat, nerdeyse her şeyden muaf olup 1530’lu yıllarda sayıları 50 kişiden fazladır. Şeyhzadeler de (şeyh/Şıh çocukları) sistemin nimetinden nasiplenen şanslı mahdumlardır.    

Kâhta Haber/Mustafa KAYAHAN   

Başvuru Kaynakları:

XVI. Yüzyılda ADIYAMAN (Behisni, Hısn-ı Mansur, Gerger, Kâhta) Sosyal ve İktisadi Tarihi, Mehmet TAŞTEMİR

LA TURQUIE D’ASIE [1891] II. Cilt, Vital CUİNET,

MALATYA 1830-1919, Adnan IŞIK

Devlet, Elazığ ve Diyarbakır Salnameleri

Osmanlı Yer Adları, Tahir SEZEN

 

Meskûn Yerler Kılavuzu 1928, Dâhiliye Vekâleti

Köylerimiz (Eski ve Yeni Adları, Alfabetik Sıraya Göre) 1933, Dâhiliye Vekâleti

Türkiye’de Meskûn Yerler Kılavuzu 1946, Dâhiliye Vekâleti

Köylerimiz 1968’e Kadar, İçişleri BakanlığIı

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-04-24 11:01 tarihinde yayınlandı. 8825 Defa okundu.