Yazarımız Mehmet Arutay bu haftaki köşesinde '' Biz kendi öz Kimliğimizi ve kültürümüzü, yaşam tarzımızı merkeze alarak yepyeni bir eğitim anlayışını hızlı bir şekilde inşa etmeliyiz. '' diyerek Kültürü ele aldı.
Arutay:  Kültürün Ruhuna Dair

  Latince ‘’cultura’’  fiilinden türetilmiştir. Cultura;  işlemek,  yetiştirmek,  düzenlemek,  onarmak inşa etmek,  bakım ve Özen göstermek,  ekip biçmek,  iyileştirmek,  eğitmek vb. anlamları birlikte içeren çok zengin bir içeriğine sahiptir. İlk defa tarımsal etkinlikleri nitelendirmek için kullanılmıştır.

   Kültür;  toplum denen birim içinde ve bu birimi oluşturan örgütlü alt birimlerde yaşayan insanın kendini, ötekini ve örgütlü birimleri ve alt-birimleri ‘’nasıl yeniden- ürettiğini ‘’ ve ‘’bu üretimle ilgili ifade biçimlerini anlatır. Dolayısıyla bu tanımdan, birbiriyle bağlantılı iki temel kültür ortaya çıkar: Maddi yaşamın nasıl üretildiğinin göstergesi olan ‘’maddi /materyal kültür’’ (somut kültürde deniliyor.) ve maddi duyguların ve ifadesi olan kültür (buna Düşünsel kültür veya soyut kültürde denilmektedir.

    Bir toplumu ve bir milleti diğer toplum ve milletlerden ayıran değerlerin tümüne kültür diyebiliriz. Her ülkenin,  her bölgenin, her bölümün ve her yörenin kültürü farklı farklıdır. Kültürü oluşturan kavramlardan bazıları şunlardır:  Din,  din,  coğrafi konum, içinde yaşanılan toplumun değer yargıları, duyuş ve düşünüş biçimleri,  hayatı algılayışları,  gelenekleri, görenekleri,  sanatı,  edebiyatı, devlet anlayışları,  müzik, resim,  mimari, heykel, tiyatro, folklor, ahlak, hukuk ziraat, spor,  basın yayın ve toplumun ortak ve aynı zamanda temel düşüncesini oluşturmaktadır.

     Kültürü oluşturan ögelerin başında Şüphesiz ‘’dil’’ gelmektedir. Kültürün hayat bulması ve gelişip kökleşmesi için dilin büyüsüne ihtiyaç duyar. Dil kültürün Hayat kaynağıdır nesilden nesile aktarılmasını sağlar. Dil ile kültür et ile tırnak gibidir,  tırnağı söküp atsanız dahi yine kaynağı üzerinden dirilecektir. Dile gereken önem verilmezse kültürde ortadan kalkar kültürünü ayakta tutamayanlar ise dillerini kaybetmeye mahkûm olurlar. Dil ve kültür ana sütü gibi insanların var olma kaynağıdır. Dil Kültürsüz,  kültür de dilsiz kör, topal ve sağırdır. Dile dökülen her sözcük kültürün temelini oluşturur ki kültür ancak dil ile aktarılabilir ve korunabilir. Bundan dolayı yeryüzünde hiçbir dile ve kültüre kelepçe vurulmamalıdır.  Bir dile ve kültüre vurulan bilekçe o dilde kültüre mensup bütün topluma vurulmuş demektir.  Bu çok büyük bir insanlık suçudur Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş sayılmaz mı? Mevcut bütün devletler bünyesinde bulunan farklı dil, kültür ve ırklara saygı göstermeli ve bunlara kendi dillerini kültürlerini yaşayıp yaşatması için olanaklar tanımalıdır.  Yaratıcı tarafından insanlara bahşedilen hiçbir şeyin yasaklanmaması gerekir.  Nitekim insanlar birbiriyle tanışıp beraber yaşamak için farklı dillerden ve ırklardan yaratmıştır.

Kültürün bir diğer olmazsa olmazların olmazlardan biri de dindir.  Din antropolojisinin temel konusunu teşkil eden kültür ve din ilişkisi psikolojiden felsefeye ve sosyolojiye kadar birçok beşeri bilimin inceleme alanına girmektedir.  Toplumların kültürlerinin şekillenmesinde ve var olmasında dinin çok büyük bir etkisi vardır. Aslına bakılırsa,  toplumda üretilen her türlü insani ürün olarak kültür, toplumsal hayatın en önemli veçhelerindendir. Bir dizi toplumsal süreçlerin bileşkesi olan kültür,  toplumsal hayatta karmaşık bir semboller ve kavramlar bütünü olarak anlaşılabilir. Kültürün sembolik yönü toplumun onun anlamlar dünyası, inanç dünyası ve din ile etkileşiminde de kendini gösteren çok mühim bir yöndür Türkler tarih boyunca birçok din kabul etmiş ve en son İslamiyet’i seçmiştir. Şimdi toplumun temel yapısına baktığımızda İslami kültür mevcut Türk kültürünü derinden etkilemiş ve ortaya Türk ve İslam kavramını bir araya getirerek yepyeni bir kültür oluşturmuşlardır. İslamiyet’ten önce ad verme geleneği, düğün,  inanç,  gelenek ve görenekler farklıyken İslamiyet’in kabulünden sonra kültür etkileşimi sonucu farklı bir kültür mirası ortaya çıkar.  Şimdi çocuklarımıza İsim verirken Ahmet, Muhammed,  Ayşe,  Fatma isimleri çok yaygın kullanmamızın temelinde din unsuru vardır.  Oruç,  zekât,  hac ve namaz gibi dini vecibeler Türk kültürü ile bütünleşmiş, Hatta İslami inanca uymayan Türk gelenek ve göreneklerin çoğu terkedilmiştir. Din bir yaşam tarzı olduğundan mevcut kültürle harmanlanmıştır.  Tanrı kavramı yerine Allah kavramını yoğun olarak kullanmamızın bile dinin kültür üzerindeki etkisinin göstergesidir.  Şu gök kubbenin altında yaşayan bütün devletlerin kültürlerinde kabul edilen dinin etkisi yadsınamaz. Din,  insan hayatını yeniden şekillendiren başlı başına bir kültürdür. Biz,  buna din kültürü diyoruz. Hayatta her eylemimizde dinin bir etkisi ve yansıması vardır. Kültürünün temel unsurlarından biri de insanların yaşadığı coğrafi konumdur.  İçinde yaşadığımız yerin iklimi,  bitki örtüsü,  toprak yapısı,  insanların hayata bakış açısı,  giyimini,  kuşamını,  yemek kültürünü,  inancını,  duygularını,  düşüncelerini,  müziğini,  sanatını,  fiziki ve ruhi yapısını derinden etkiler. Türkiye coğrafi olarak yedi bölgeye ve yirmi bir bölüme ayrılmıştır. Hiçbir bölümün ve bölgenin kültürü aynı değildir, çünkü içinde yaşadıkları coğrafi konum onların kültürlerinin şekillenmesini sağlamıştır. İçtiğimiz su,  yaşadığımız mekân,  soluduğumuz hava,  yediklerimiz, üzerinde yaşadığımız toprağın türü dahi kültürün farklılaşmasında etkili olmuştur.  Bir Karadeniz kültürünün Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde bölgesinden farklı olmasının Birçok nedeni vardır; fakat en önemli etkenlerden biri coğrafi konumdur.  bu da yeme içme kültürünün,  giyim kuşamın,  düşünce yapısının hayata bakış açısının ve daha birçok yönden farklı olmasını beraberinde getirmiştir. ‘’Bir köylü kulübesinde yaşayan,  bir saraydakinden farklı düşünür .(Karl Marx ) İşte kültürel farklılıkların temelinde yaşanılan yerin sosyal yapısının etkisi büyüktür ibn-i Haldun: ‘’ Coğrafya kaderdir.’’ der.  İnsanoğlunun coğrafyası ise,  içinde yetiştiği toplumun kendisidir.  Her toprakta her ürün yetişemediği gibi her toprağın kültürü de farklı farklıdır insan eliyle yapılmış ve maddi varlığı olan her şeye maddi kültür diyoruz.  Binalar, sanat eserleri, yollar,  Köprüler,  çömlekler,  hanlar,  hamamlar,  camiler,  kiliseler,  havralar kültürün maddi boyutunu oluşturur.  İnsan ürünü olmayıp maddi bir varlığı olmayan unsurlara da manevi kültür denir.  Örf,  ahlak, adet, gelenek ve görenekler de kültürün manevi boyutunu oluşturur.  Kültür;  toplumsaldır,  dinamiktir,  tarihseldir,  öğrenilebilir, sonraki kuşaklara aktarılır,  değişkenlik gösterir ve toplumsal denetimi sağlar.  İnsanlar bir kültür üzerinde doğar zamanla kültür değişime uğrayabilir. Çünkü kültür değişken bir yapıya sahiptir. Bilindiği gibi değişim her zaman gelişme biçiminde olmayıp, egemen kültür içinde eriyerek de gerçekleşebilir. Bu da bir toplumun İntiharı demektir. Kültürünü kaybetmiş bir toplumun başka kaybedeceği olamaz.  İnsan için kültür,  vücut için ekmek kadar, su kadar lazımdır.  Kültür Bir toplumu oluşturan insanlar için bir yaşam sözleşmesi gibidir.  Sosyal bir varlık olan insan için kültür yaşam kaynağı,  can damarıdır.  Bizler bilimde,  sanatta,  eğitimde,  ekonomide başarılı olmak ve istenilen seviyeye gelmek için mutlaka kültürümüze sahip çıkmak ve Onu yaşatmak için çaba göstermeliyiz. Eğitimde bir türlü başarılı olamamamızın nedeni belki de sürekli dünyanın en iyi eğitim sistemine sahip ülkeleri örnek almamızdır. Çünkü ülkelerin dili, kültürü,  hayata bakışı,  yemek kültürü,  toprak yapısı,  iklimi,  duruşu,  düşünüşü ve tarihi bizden çok farklıdır.

   Biz kendi öz Kimliğimizi ve kültürümüzü,  yaşam tarzımızı merkeze alarak yepyeni bir eğitim anlayışını hızlı bir şekilde inşa etmeliyiz.  Küllerimizden yeniden var olmamız için silkinip kendimize gelmemizin zamanı geldi de geçiyor.  Milletin geleceğini yoğuran bir kültür ordusuna ihtiyacımız vardır bu da ancak eğitimle olur ama bizi yansıtan bir eğitim anlayışı ile mümkün olacaktır.  Güney Kore,  Japonya,  Singapur gibi eğitim alanında kendisini ispatlamış ülkelerin oluşturduğu eğitim anlayışı kendi kültürleri üzerine inşa edilmiştir ve dillerini de koruyarak eğitimde başarılı olmayı bilmişlerdir. Bir toplumda kültür,  dil ve tarih bilinci verilmeden arzu edilen seviyeye ulaşılması mümkün değildir.  Kültür,  bizi biz yapan diğerlerinden ayıran en önemli unsurdur.  Örneğin bazı toplumlarda kısa giymek ayıp karşılanırken bazı toplumlarda bunun bir sakıncası yoktur, bazı toplumlarda anne ve babaya saygı çok önemli iken bazılarında bu çok da mühim değildir,  bazı toplumlarda ölü eti yenilebilirken,  bazıları için bu çok çirkin bir davranıştır.  Kültürler arasındaki farklılıkları saymakla bitiremeyiz.  Her şeye rağmen kültürlerin olması farklılıkların bulunması güzel bir şeydir.  İnsan kültürlerini tarih yolculuğu içerisinde kazanır.  Birey ve yöre ise ulusal kültürün tabanını oluşturur.  Dinamik bir yapıya sahip olan kültür toplumla birlikte yaşam boyu devam eder. Medeniyetler kültürle değişir ve güçlenir.

    Sonuç itibarıyla duygu ve düşünce yapımızı şekillendiren, hayatımıza yön veren, giyimimizi, kuşamımızı tasarlayan bir toplum olarak bir arada yaşamımıza vesile olan derinliğinden dolayı birçok tanımı olan,  milletleri millet yapan olmazsa olmazlarımızdandır kültür. Maalesef popüler kültürün egemen olduğu bir zamanda yaşıyoruz sevgi, saygı,  aile bağlılığı, dürüstlük,  adalet,  özgürlük,  alın teri,  hakça kazanıp hakça harcama,  iyilik,  yalandan kaçırma,  insanların haklarına girmeme gibi insani değerler unutulmaya başlandı ya da unutuldu. Geçmişten beslenmeyen,  gelecek kaygısı taşımayan,  bilgi ve birikim gerektirmeyen bir yaşam tarzı benimseniyor. Bütün bunların sonucunda hayat sıradanlaşıyor ve toplum derinliğini ve kültürünü yitiriyor Kültürsüz ve derinliksiz bir toplum inşa ediliyor farkında olmadan. Son zamanlarda duygudan yoksun,  ruhsuz ve bencil insanların çoğaldığını görüyoruz. İnsani olan bütün değerler artık yalnızca para ile ölçülüyor istikametsiz,  amaçsız kalabalıklar içinde kendi yalnızlığında boğuluyor toplum.  Bozulmamış geleneklerimize ve kültürümüze yeniden sahip çıkıp yozlaşmaya Yeter diyelim artık.

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-07-27 13:57 tarihinde yayınlandı. 3425 Defa okundu.