İnsanın göremediğimiz, dokunamadığımız bütün ruh ve beden hallerinin sese dönüşerek kelimelerde hayat bulmasına müzik denir.
Arutay: Müzik ve Yaşam

Antik Yunan’da müzik ciddi bir işti ve bütün iyiliklerin kaynağı olarak görülüyordu. Müziğin insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir temeli vardır. Şu bir gerçek ki müzik ve sanat ciddi bir iştir. İyi müzik ve iyi sanat var olup ilerlemeye muktedirken kötü müzik ve kötü sanat da yok olmaya mahkumdur.

   Antik Yunan mitolojisine göre baş yaradan Zeus; Mnemosyne ile dokuz günlük bir kaçamak yaşamış ve bu geceden her biri için Mnemosyne’den bir kızı olmuştur. Zeus’tan olma bu peri kızlarının her birine Muse ismi verilmiştir. Bu kızlarının her biri bilgi ve sanatın savunucusu olarak anılır. Bu bilge ve sanatlara muselerin yetenekleri denilir. Müzik ismi işte buradan gelmektedir. Mezopotamya’da tapınaklarda mesleği müzik olanlar ekseriyetle din adamlarıydı. Tarihte telli çalgılar ilk kez Mezopotamya ve Mısır’da kullanılmıştır. Tarih öncesi çağlarda telli çalgı yoktur.

   ‘’Müzik evrensel bir dildir ki hayatın tüm duygularını uyumlu bir biçimde anlatır.’’der Madan Cotin. Gerçekten müziğin dini, dili, ırkı, rengi, cismi yoktur, dokunamayız da; lakin anne karnından mezara kadar onunla oluşmaya başlar ve onunla gömülürüz. Anne karnındayken annemizin kalbinin ritmiyle tanışır, gözlerimizi dünyaya açtığımızda da ilahi bir ritim olan ezanla anlam kazanır, kundakta annemizin merhamet, sevgi, ilgi, heyecan dolu ninnilerle uyuruz. Her gün beş vakit okunan ezanın her biri farklı bir makamla okunur ve insana manevi bir atmosfer yaşatır. Yeryüzünde yaşayan bütün dinler, inanışlar, ayinler müzikle anlam kazanır.

Müzik, kimi koro halinde söylenir, kimi kahramanların onuruna söylenir, kimi galip gelen sporcu ya da dövüşçünün onuruna söylenir, aşk duygusunu ifade etmek için söylenir, evlilik, düğün müziği; Yaratıcıya övgü müziği, cenaze müziği, şölen müziği… Hayatımızın bir parçası değil hayatımız olmuştur müzik artık. İnsan, doğanın çıkardığı o muhteşem seslerden etkilenmiş olacak ki önce kuşun, böceğin, suyun, rüzgârın, kamışın, taşın, yaprağın kurmuş olduğu orkestradan etkilenerek müzik aletleri yapmışlardır. Kamışın içini oyarak ondan çeşitli müzik aletleri yaparak adeta kamışa can verip kendi canlarına da can katmışlardır. Hayvan derisinden birçok müzik aletini vücuda getirip ona can vermiş ve birçok duygusunu bu yolla bestelemişlerdir. Önemsiz gördüğümüz farklı telleri bir araya ölçülü bir şekilde getirerek birçok farklı müzik aleti icat etmişlerdir.

   Duygumuzu, düşüncemizi, heyecanımızı, mutluluğumuzu, mutsuzluğumuzu, kederimizi, acımızı, matemimizi, sevincimizi, geçmişimizi, geleceğimizi, nefretimizi, dar kalıplarımızı, özgür düşüncelerimizi, ırkçılığımızı, evrenselliğimizi daha birçok duygumuzu en kısa, en anlamlı bir şekilde ifade etmek için müziği kullanırız. Göremezseniz, dokunamazsınız; fakat kendisine benzeyen havaya karışarak ruhumuza işler ve bizlere farklı duygular yaşatır. Sağlığı yerinde olmayan bazı insanların müzikle tedavi edildiğini biliyor muydunuz? İnsanın yüreğini kıpır kıpır eden, insana ruh ve heyecan veren bir büyüsü var müziğin.

   Mehter, Osmanlı Yeniçeri Askeri Bandosu dünyanın en eski bandolarından birisidir. Kendine has bir ezgiyle söylenir ve askerleri galeyana getirip coşturur. İstiklal Marşı’nı besteleyip ona ruh kazandıran Osman Zeki Üngör onun kolayca ezberlenmesini sağlamış ve kelimelerin ahenkle söylenmesine vesile olmuştur. Okullarda ezberlenmesi gereken birçok şiir ve metni müzikle buluşturarak daha canlı kılmış ve unutulmaz bir hale ulaştırmıştır. Okullarda dersin başlaması veya teneffüs zili bir ritimle duyurulur. Özellikle arabalarda müziğin çok özel bir yeri vardır. Günümüzde hangi araba müziksizdir? Müziği olmayan bir araba ruhu olmayan bir canlıya benzer. Müzik, yolculuğu zevkli hale getirip insanlara huzur ve mutluluk verir. Havanın ruh kazanması, canlanması, doğması, büyümesi, yaşaması, ölmesi ancak müzikle mümkündür.

   ‘’Müzik, felsefenin en yüksek noktasıdır.’’ Der M.Ö. kendisi ve halkının ahlakça olgunlaşması için yaşamını adamış ünlü Yunan filozofu Sokrates. Gerçekten de bir müzik kaç kişi tarafından dinlenirse o kadar farklı fikir ve farklı anlam kazanır. Melodilerin insan ruhunda uyandırdığı anlamlar, heyecanlar, duygular farklı farklıdır. Gizemli bir yapısı vardır. Müziğin büyüyle başlaması tesadüf olmasa gerek. Çünkü gerçekten insanı büyüleyen bir yapısı vardır müziğin. Nasıl ki felsefede söylemler göreceli ve çoğu konular evrenselse müzik de kişide faklı duygular uyandırıp zamanla evrensel bir hal alır. Hemen hemen bütün sinemalarda müziğin çok önemli bir yeri vardır. Sinemadaki oyuncuların ruh halinin izleyiciye en güzel ifadesi müzikle olmuştur. Bizim sinemalarımızda müzisyenlerin çektiği filmlerde sadece fon değil aynı zamanda ritimle sözün buluşması sıkça görülür. Oyuncular içinde bulundukları ruh hallerini bir müzik parçasıyla izleyiciye çok kolay bir şekilde aktarır ve adeta izleyiciyi beyaz perdede yaşatır. Sinemadaki müziğin ritmi bize olay örgüsünün nasıl bir gelişme göstereceğini haber verir. Oyuncular hiçbir şey söylemeseler de ritim bize oyuncunun ruh halini rahatlıkla ifade eder bu da demek oluyor ki sinema ile müzik ruh ikizleridir.

   Müzik denen büyülü kavram zamanla insanların ritme göre çeşitli beden hareketleri geliştirme gereği duymuş ve böylece dans dediğimiz kavramla bütünleşmiştir. Kimi müzikle halay çeker, kimi müzikle zeybek oynar, kimi müzikle dans eder, kimi müzikle misket oynar, kimi müzikle horon teper… müziğin ritmine göre beden hareketleri değişip gelişmiştir.

   Tiyatro hiç müziksiz olur mu? Tabiki hayır. Müzik bu, hemen hemen her yerdedir. Tiyatro oyuncularının birçoğunda iyi bir müzik kulağı vardır. Opera bunun en iyi örneğidir. Tregedya, müziğin ruhundan doğdu. Müzik tiyatroya can bağişlamış ve farklı bir boyut kazandırmıştır.

‘’Müziği duymayanlar, dans edenleri görünce, deli sanırlar.’’ Der Friedrich Nietzsche. Bu da demek oluyor ki dansa anlam kazandıran müziğin ritmidir, tınısıdır. Oynanan oyunların kalıcılığı ancak müzikle sağlanır.

   Müzik ile şiir aynı anneden doğma, birbiriyle karışıp kaynaşmış iki türdür. Şiir müziği, müzik ise şiiri derinden etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. Maniler bir ezgiyle söylenir. Türküler müziksiz bir hiçtir. Türkülerdeki kelimeler ancak müzikle hayat bulur, anlam kazanır. Aşk, doğa, güzellik daha birçok konuda türküler kaleme alınıp çeşitli müzik aletleriyle de ruh kazanmıştır.

   Ninniler çocukların kişisel gelişimi için vazgeçilmez bir türdür. Onun da kendine has bir söyleyişi vardır. Çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen türkülerdir ninniler.

   Aşık edebiyatında en çok kullanılan nazım şekli olan koşmaların da müzikle çok ama çok yakından bir ilişkisi vardır. Koşmanın konularından olan güzelleme, koçaklama, taşlama da kendine has bir ezgiyle söylenir. Semailer, varsağılar, destanlar daha birçok edebi türün müzikle derin bir geçmişi vardır.

   Allah aşkını konu edinen, Yaratıcıyı övmek, ona yalvarmak için söylenen ilahiler, Bektaşi şairlerinin yazdıkları tasavvufi şiirler olan nefesler… daha sayamadığımız birçok şiir türünün müziksiz bir hiç olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

   Duygularımı şiirle anlatamam çünkü şair değilim, kendimi gölgeler ve ışıkla ifade edemem, çünkü ressam değilim. Düşüncelerimi hareketlerle de açıklayamam, çünkü dansçı değilim; ama bunların hepsini müzikle yapabilirim, çünkü ben bir müzisyenim. ’der Wolfgang Amadevs Mozart. Hayatımızın her alanına yerleşmiş, insanla var olmuş ve insanı var etmiş bir türdür müzik. Bizim kutsalımız olan Kur’an bir ezgiyle okunur. Bir imamın sesinin çok ama çok güzel olması gerekir, çünkü Kur’an ezgisine göre okunmadığı zaman insanın içindeki ruha hitap etmez ve insanı etkilemez. Bir insan ölünce mevlit okutulur mevlit de kendine özgü bir ezgiyle vücuda getirilir. İnsanlar nişanlandığı ya da evlendiği zaman müzikle ifade eder sevincini. Bir mezuniyette öğrenciler içindeki coşkuyu müzikle ölümsüzleştirir. Müziktir insanı kaynaştıran, birleştiren, coşturan, hüzünlendiren, öfkelendiren, heyecanlandıran, düşündüren, ölümsüzleştiren. Bir futbol maçında tribündeki seyirciler müzikle, ritimle coşturur oyuncuları. Birçok insan içindeki aşkı, sevgiyi, kederi aktarmasının en kısa en açık, en sade, en etkili yolu müziktir. Bir müzikçi aynı zamanda iyi bir sosyal bilimcidir, çünkü her coğrafyanın kendine özgü bir müzik aleti ve müzik tarzı vardır. Her millet içinde yaşadığı coğrafyadan etkilenerek kendine ve yaşayışına uygun bir müzik tarzı geliştirmişlerdir. Yaşanılan coğrafya insanların giyim tarzını, yaşayış biçimini, müzik tarzını derinden etkiler. Birbirine çok yakın iki yer arasında dahi müziğin farklılaştığı görülmüştür.

   Dünyada yaşanılan olaylar müziğin ritmini değiştirip şekillendirmiştir. Nasıl ki her yörenin ve bölgenin yeme, içme kültürü farklıysa o yörenin ve bölgenin müziğinin tadı da faklı farklıdır. Müzik yerelden evrensele uzanan bir yoldur. Her coğrafyada yetişen bitkiler ve insanlar türlü türlüdür tıpkı müzikleri gibi. Her müzik aletinin çıkardığı ses de değişkenlik gösterir. Tabiki insanın da çeşit çeşit halleri vardır. Piyano, saz, ney, gitar, kemençe, ud, keman, tenör, banjo, kaval, mandolin, klarnet, akordiyon, tulum, zurna, trombon, darbuka, harp, batari, def, davul saydığımız ve sayamadığımız bütün bu müzik aletlerinin çıkardığı ses ve ait olduğu coğrafya farklıdır. İnsanın ruh halini en iyi ifade ettiği tür müziktir. Gerçekten de ruhun gıdasıdır. Tarihin müzikle, sağlığın müzikle, inancın müzikle, sinemanın müzikle, dansın müzikle, tiyatronun müzikle, şiirin müzikle, savaşın müzikle, yaşamın müzikle, çocuğun müzikle, coğrafyanın müzikle, aşkın müzikle, kentin müzikle olan ilişkisi insanlık tarihi kadar eskidir. ‘’Müziğin, vahşi hayvanları yatıştıracak, kayaları yumuşatacak ve yüz yıllık çınarları eğecek bir çekiciliği vardır.’’ Der Congreue. Tabiatı bile dize getiren müziğin insanı nasıl etkilediğini siz tahmin edin. Aklınıza gelebilecek bütün ruh hallerini ancak müzikle ifade edebiliriz.

‘’Daha üstünü olamaz. Müzik yoluyla Tanrı’ya yaklaşmak ve oradan insanlığa seslenmek.’’der ünlü Alman piyanist ve besteci Ludwing van Beethoven.

Müzikle kalın…

 

                                                                                     Mehmet ARUTAY

                                                                    Cendere Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

                                                                             Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-01-23 10:50 tarihinde yayınlandı. 1949 Defa okundu.