Bir kere başımdan geçti gençlik, o zaman da seni sevmekle meşguldüm. (Mehmet ARUTAY)
GENÇ-LİK

Sözlük anlamı;  yaşı ilerlememiş olan, çocukluk çağından çıkmış bulunan kimse, delikanlı. Hayata tozpembe bakıldığı, başta kavak yellerinin estiği, duyguların çok yoğun yaşandığı, insana neşe katan, insanı hülyalara daldıran, insanın kendisini en özgür hissettiği, ilk aşkların, ilk kavgaların yaşandığı, duygu ve düşüncelerin çok değişkenlik gösterildiği, insanın dünya görüşünün, bakış açısının, hayat tarzının şekillenmeye ve olgunlaşmaya başlandığı, insanın gelişiminin çok hızlı bir şekilde devam ettiği, sakarlığın, tuhaflığın, anlaşılmazlığın dibini yaşandığı, sosyal, siyasal, kültürel açıdan faal olunan ve insanın en etkili geçirmesi geren yıllara gençlik yılları denir.

   Dinamik, dinç, çevik, atılgan olunduğu dönemdir bu yıllar. Hem bir anne baba için, hem bir devlet için hem de kişinin kendisi için en hassas en kritik ve en verimli dönemidir gençlik. İyi değerlendirilirse gelecek aydınlık, parlak, huzurlu, mutlu, özgür; fakat iyi değerlendirilmezse de gelecek karanlık, sönük, huzursuz, ümitsiz, mutsuz ve esaretle geçer. Gençlik kimlik oluşumunun da olduğu dönemdirçünkü. Edebiyatımızda da yazarlarımızın, şairlerimizin çoğunun umudu gençliktir. Öğretmen, Türk şair, yayıncı, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde yetişmiş, Servet-i Fünun topluluğunun lideri olan Tevfik Fikret Haluk’un Defteri adı kitabında Haluk karakteri üzerinde hayalindeki gençliğin nasıl olması gerektiğini ifade etmiştir. Veteriner hekim, şair, öğretmen, vaiz, hafız, Kur’an mütercimi ve siyasetçi olan İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy ise Safahat’ın içinde 6. Kitap olarak yer almış, yüz sayfadan fazla uzunca bir şiir. İşte bu şiirde Mehmet Akif, ‘’ Asım’ın nesli’’ dediği ideal olan gençliği anlatmaktadır ve Mehmet Akif’in bütün umudu Akif’tir çünkü. Hangimizin umudu gençlik değildir ki?

   Gençleri freni tutmayan arabaya benzetmek doğru olacak sanırım. Çünkü bu dönem hem kendileri için hem aileleri hem de toplum için çok kritik bir dönemdir. Onlarla sağlam bir iletişim kurmak için öncelikle içinde bulunduğumuz çağın teknolojisini, bilgisini, kültürünü, yaşam koşullarını, arzularını, isteklerini, giyim kuşamlarını, yeme içme kültürünü, eğitim ve öğretim sürecini çok iyi okumak gerekiyor. Gençleri kendi yetiştiğimiz gençlik koşullarına göre yetiştirmeye kalkarsak çok büyük problemlerle karşılaşmak zorunda kalırız. Çünkü yaşadığımız dönemin koşullarıyla gençlerin içinde yaşadığı koşullar çok farklıdır. Belki de gençleri problemlerinin bitmemesi bundan olabilir. İstegramın, facebookun, watsabın çok yoğun kullanıldığı bu dönemin gençliğiyle bundan otuz kırk yıl önceki gençliği birbiriyle kıyaslamak mümkün mü? Bu sosyal medya adeta şimdiki gençlerin bir organı haline gelmiştir. Kuşaklar arasında sürekli çatışma olmasının nedeni içinde bulunulan siyasal, kültürel, ekonomik ve teknolojik koşullardır.

   Gençliğinde hiçbir sıkıntı yaşamamış, hayatında yokluk görmemiş, her istediği kolayca yerine getirilen, sınavı bile kazanamamış ve paralı okuyup yüksek bir mevkiye gelen bir genç ile aynı dönemde; fakat gençliği sıkıntılarla, yokluklarla, birçok isteğine ulaşamamış, sınavı da çok ama çok büyük imkânsızlıklar sonucunda kazanmış biri ile bir olabilir mi? Müzikle, sanatla, edebiyatla, sporla, uğraşma imkânı olan gençlik ile bu tür insanı geliştiren ve değiştiren alanlarla uğraşma fırsatı olmayan gençlik bir olabilir mi? Aynı dönemde yaşamalarına rağmen birbirlerini bile anlayamayan bir gençlik çatışması gündeme gelmez mi? Gençleri sürekli eleştirip, küçümseyip, ötekileştirip, azarlayıp, başkalarıyla kıyaslayıp yüz üstü bırakacağımıza, onları anlamaya çalışıp neleri sevdiklerini, nelerden nefret ettiklerini, ne olmak istediklerini derinlemesine araştırıp öğrenip bunlardan kendilerine faydalı olanları anlatıp fayda sağlayamayacaklarını da gerekçeleriyle izah edip ne yapmaları gerektiklerini ve hedeflerine nasıl ulaşacaklarını kendilerine rehberlik edip yardımcı olursak daha iyi bir sonuç elde edeceğimize inanıyorum. Gençlik elden giderse geriye ne kalır siz düşünün. Beki de birçoğumuzun babası gençliğimizde bizimle hiç ama hiç oturup herhangi bir konuda tartışmamış, bize onun için değerli olduğunu hissettirmemiş ve özgüven aşılamamıştır. Sonra da: ‘‘ah şu gençlere bakın !’’der dururlar. İğnenin ucunun gölgesini dahi kendilerine çevirmeden çuvaldızın tümünü yüreğimizin en derinine batırırlar. Siz toprağa ne ektiniz ki ne bekliyorsunuz, biz sizin eseriniziz. Belki de gençliğimizde gösterdiğimiz küçük başarılar ödüllendirilseydi, mutluluklarımız paylaşılsaydı daha özgüvenli ve ne yaptığını bilen bir gençlik vücuda gelirdi.

   Amerikalı yayımcı, yazar, kâşif, bilim adamı, diplomat ve siyasetçi Benjamin Franklin: ‘’ Gençliği anlayamadığımız an dünyadaki işimiz bitmiştir. ’’der ve gençliği anlamanın çok büyük bir mesele olduğunun altını çizer.  Gençlik; umuttur, geçmiştir, gelecektir, özgürce bir yaşamdır, kültürdür, bilimdir, ilimdir, irfandır, fendir, insanca yaşamanın adıdır. İnsan ve insanlık için son umuttur. Bir devletin son kalesi bir ailenin son umududur. Kalesini ve umudunu kaybedenin başka kazancı olur mu sizce? Mevcut devletlerin devlet olmasında ve yönetilmesinde de baş aktör hiç şüphesiz ki yine gençlerdir. Savaşlarda en ön safta gençler, seçimlerde bir siyasi partinin kaderini tayin eden yine gençler. Ülkelerin değişip gelişmesinin omurgasını oluşturan gençlerdir. Aşkı, sevgiyi, özlemi, hasreti, gurbeti, sefaleti, varlığı, yokluğu yaşayan ve bunları iliklerine kadar en çok hisseden yine gençlerdir. Ekonominin hayat kaynağı tüm insanlık için çok önemli bir değer arz eden ve bu değerin değerlenmesinde de gençlerin çok önemli bir yeri vardır.

   Gençlik dönemi kişinin kendisini arama ve bulma sürecidir. Bu süreçte karşısına birçok olumsuz, yanlış ve zararlı şeyler de çıkacak bundan önce de ifade ettiğimiz gibi bunlarla sağlıklı bir iletişim kuramazsak hem onların gençliği ellerinden kayıp gidecek hem de biz ümidimizi, varlığımızı, geleceğimizi kaybetmiş oluruz. Gençliğin şekillenmesinde anne babanın görgüsü, zekâsı, bilgisi, bakış açısı, ilgisi; yaşadığı çevrenin sosyolojik, ekonomik, siyasal, psikolojik şartları, içinde yaşadığı teknolojik gelişimi, arkadaş çevresi, ilgi alanları, okuduğu kitapların konusu ve türü, çevresiyle kurduğu iletişim becerisi ve yaşadıkları onun gençliğinin ve kişiliğinin şekillenmesinde çok büyük etkisi vardır. İnsanın en verimli ve en güzel yıllarıdır gençlik yılları. Dinçtir, sağlığı yerindedir, çeviktir, güçlüdür, kuvvetlidir, korkusuzdur, yüreklidir, çalışkandır, kanı delidir. Bütün bu özellikleri değerlendirebilirsek dünyayı cennete çevirir; fakat bunları değerlendiremezsek de dünyada cehennemin dibini yaşarız.

   ‘’Gençliği iyiye yönelten, insanlığı iyiye yöneltir.’’ ( G. Wilhelm Leibniz) Gençlerin bu kaynayan kanlarını iyiye, doğruya, güzele ve evrensel ahlaka uygun bir şekilde yetiştirip bize emanet edilen gençliği ve şu güzel dünyayı huzura kavuşturmuş olacağız. Gençlerin yetişmesinde en temel olmazsa olmazı tabiki ailedir. Aileden sağlam bir eğitim alırsa o genç tam da evrensel değerlere uygun, manevi değerlerine bağlı ve kişiliğini tamamlayan bir birey olarak yetişecektir. Gençlerini kendileri eğitmeyip şuraya buraya emanet edenler nasıl bir gençlikle karşılaşacağını tahmin bile edemezler. Gençlerin ruhunun şekillenmesinde çevreden çok ailelerinin kendilerine verdikleri önemlidir. Baba bir iş yapacağı ya da kritik bir konu ile ilgili karar vereceği sırada oğlunu yanına çağırarak : ‘’Oğlum, şu işi yapmaya karar verdim ya da şu konu ile ilgili şöyle bir karar aldım. Sana göre kararım doğru mu, ya da nasıl olması gerekir.’’ Gibi önemli konularda kendisine danışılırsa, oğlu hayatta önüne çıkacak sorunlarla ilgili karar vermesini öğrenir ve yanlışa düşmekten kurtulur aynı zamanda babasının kendisine verdiği değeri fark edip o da hayatıyla ilgili kararlarda babasının fikrine başvurmayı ihmal edemez.

   Gençlerdeki olumsuz davranışların, madde bağımlıların, söz dinlemezlerin, başına buyrukların, bencilliklerin, ölçüsüz olmalarının ve kontrolsüz öfkelerinin temelinde bizlerin de payı vardır tıpkı bizde de başkalarının payı olduğu gibi. Bundan dolayı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk:’’ Bütün ümidim gençliktedir!’’ der. İnsanın varlığına ve yaşamına anlam katan tek şey ümit değil midir? Bütün ümidimiz gençlikse dünyadakilerin bu gençlik denen cevheri işlemesi için şartları oluşturması gerekmiyor mu?  ‘’Allah kötülüğe iltifat etmeyen genci emsallerine üstün tutar.’’(Hz.Muhammed) peygamberimiz ve dinimiz için gençliğin önemi kelimelerle izahı mümkün olmayacak kadar değer arz eder. Okuyan, bilge, kültürlü, sorgulayan, özgür, kendi ayakları üzerinde durmayı bilen, kendisinin, ailesinin, çevresinin değer yargılarını koruyan, faydalı, gelecek vadeden, seven, sevilen, etik kurallar çerçevesinde eğlenen, gülen, coşan, müzikle, sporla, bilimle, fenle, edebiyatla uğraşıp kendisini çok yönlü yetiştiren, hayatın ruhuna değer katan, ötekileştirmeyen, adaletli, kucaklayıcı, sağlıklı, huzurlu ve mutlu bireyler yetiştirip yepyeni bir gökyüzü ve yeryüzü inşa etmek istiyorsak bugünden sonra gençleri anlayıp onları dinleyip onlara yol açıp onları anlayıp dinleyip yol göstermenin zamanıdır. Çünkü gençlik, kâinatın ruhudur.

 

MEHMET ARUTAY

CENDERE MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-03-31 15:55 tarihinde yayınlandı. 1377 Defa okundu.