Adıyaman’ın Kahta ilçesinde Eğitimle Diriliş Derneği tarafından “İslam Medeniyet Havzalarından Mısır Havzası” paneli düzenlendi.
Kahta'da Mısır Havzası Paneli Düzenlendi.

 METEM Konferans Salonu’nda düzenlenen panele, akademisyenler, kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
İlahiyatçı İsmail Işık ve Eğitimci Hasan Uyar’ın konuşmacı olarak katıldığı paneli Mehmet Özbilici yönetti.
İslam aleminin zor bir süreçten geçtiğini belirten Eğitimle Diriliş Derneğinin Başkanı Bilal Akgül, bu süreci hep birlikte bir ve beraber olarak atlatılabileceğini, bu noktada ancak aramızdaki ihtilafları bir kenara koyarsak ve birbirimizle uğraşmazsak bu sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılabileceğini söyledi.
“MISIR, İSLAM MEDENİYETİNİN KÖKLÜ, KADİM HAVAALANINDAN BİRİDİR”
Mısır’ın, İslam medeniyetinin köklü, kadim havaalanından biri olduğuna dikkat çeken Panel Yöneticisi Mehmet Özbilici, Mısır’ın aynı zamada 8 bin yıllık tarihi geçmişe sahip olduğunu ifade etti. Yönetici Özbilici, “Yönetici
Şüpesiz Mısır, İslam medeniyetinin köklü, kadim havaalanından biridir. 8 bin yıllık tarihi geçmişi vardır. Kuranı Kerim'de Mısır'ın sarahaten veya kinayeten adı 28 veya 30 defa geçmektedir. İnsanlık tarihi boyunca tüm dünyada olduğu gibi Mısır'da da tevhid-şirk, hak-batıl mücadelesi devam etmiş ve edecektir. Hz. İbrahim'in yolu Mısır'a düşmüş, Hz. Yusuf'un hayatı ve mücadelesi Mısır'da geçmiş. Hz. Musa ile Harun'un Firavun, Karun ve Belam'la Mücadele yerleri yine Mısır'da meydana gelmiştir. Bugün de Çağdaş tağutların zulümleri İle Müslüman kardeşlerimizden kimisi Mısır zindanlarında tutsak, kimisi muhacir, kimisi de şehit oldu.” Dedi.
“BATI KÜLTÜRÜNÜN MISIR'DAKİ İZLERİ BİZDEKİNDEN DAHA DERİNDİR”
İslam Medeniyet Havzaları’ından Mısır Havzası’nın büyük bir derinliğe sahip olduğunu ifade eden Eğitimci İsmail Işık, Mısır'ı görmeden İslam medeniyetinin narinliğinin kavranılamayacağını söyledi. Eğitimci Işık, “İbni Haldun ‘Mısır'ı görmeyen İslam’ı tanıyamaz’ sözüyle o devirde yaşayanların Mısır'ı görmeden İslam medeniyetinin narinliğini kavrayamayacaklarını bize açık bir şekilde ifade etmektedir. Fransızların 1798 yılındaki Mısır'ı işgal deneyimleriyle birlikte Mısır, Batı'yı tanımış. 1836'da Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra, Mısır, Fransa yakınlaşması sıklaşarak devam etmiş. Bunun neticesinde Ebü Rifaa Tahtavi gibi bir takım şahıslar Batı'ya; Fransa'ya tahsil için gönderilmiş ve dönüşlerinde bunların her biri bizdeki tanzimatçılar ve daha sonraki dönemlerdeki İttihatçılar gibi Batı kültürünü Mısır'a ithal etmeye başlamışlar. 1883'ten 1952 yılına kadar, fasılalarla ve değişik dozlarda devam eden İngiliz işgali de Batı'nın ve Batı kültürünün ülkede kök salmasında etkili olmuş. Çünkü Mısır'da Milli Eğitim Bakanlığı uzun yıllar İngiliz uzmanların idaresinde kalmış. Bu yüzden Batı kültürünün Mısır'daki izleri bizdekinden daha derindir, diyebiliriz.” Dedi.
“KUR'AN ELLERİNDE, KABE, MEKKE'DE VE EZHER MISIR'DA BULUNDUĞU MÜDDETÇE MÜSLÜMANLARI YOK EDEMEYİZ”
Fransızların, Mısır'ı İslami köklerinden koparma projesinin başarılı bir şekilde yürütüldüğünü kaydeden Eğitimci Işık, “Fransızlar okuma-yazma bilmeyen cahil ama muhteris Mehmet Ali Paşa'yı Fransız tarzı eğitim için yönlendirdiler. Böylece Paşa'nın gözünden düşen Ezher yerine Fransız tarzı eğitim kurumları dayatıldı ve baş tacı edildi. Ezherli öğrenciler Fransa'ya eğitime gönderildiler. Böylece eğitimi Frenkleştirme ameliyesi pratik olarak başlamış oldu. Fransızlar Mısır'ı İslami köklerinden ve kaynaklarından koparma projesini başarılı bir şekilde yürüttüler.  Bu durum İngilizlerin 1882 yılında Mısır'ı işgal etmeleriyle doruğa çıktı. İngiliz Müstemleke Bakanı Gladston çok meşhur bir sözü var. ‘Kur'an ellerinde, Kabe, Mekke'de ve Ezher Mısır'da bulunduğu müddetçe Müslümanları yok edemeyiz.’ Dedi.
“MISIR’DA İSLAMİ REFORMUN İLK SAVUNUCUSU MUHAMMED ABDUH”
Mısır’daki İslami düşüncenin yeniden canlanmasında Muhammed Abduh’un çok büyük katkısı olduğunu vurgulayan Eğitimci Işık, “Muhammed Abduh, Mısır’da İslami reformun ilk savunucusu ve öncüsü ve entelektüel İslami düşünce ve hareketin yeniden canlanmasında çok büyük katkısı olan önemli bir 20. yüzyıl modernistidir. Abduh’un başlattığı reform hareketinin temel özelliği bu hareketten sorumlu olan belli başlı üç kişi tarafından belirlenmiş olmasıdır; Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh ve Muhammed Reşid Rıza.  Bunlar aynı ortak platformu paylaşıyorlardı ve şu konulara kendilerini adamışlardı; Özgün ve en karaktersitik dini idealleri hem içe hem de dışa dönük şekilleriyle yeniden üretmek. Dini İslam anlayışını yeniden şekillendirmek ve günümüz Müslümanlarının dinsel ibadet ve inançlarını yeniden canlandırmak. Ağır ve sıkıcı teoloji ciltleri yerine direkt olarak Kur’an çalışmalarına ve tefsire ağırlık vermek ve bu sayede, imanın, hakiki kaynağından elde edilmesine imkân sağlamak. Teolojinin doktrinlerini avamın anlayabileceği bir hale getirmek. Bidatlere ve günümüzün yozlaşmasına karşı savaşmak. İctihad kapsını yeniden açmak ve her şeyde ilk ilke ve kaynaklara geri dönmek.
“YÜRÜDÜĞÜNÜZ YOLDA HER ŞEY ENGELSİZ VE SIKINTISIZ İŞLİYORSA BİLİNİZ Kİ O YOLDA BİR EĞRİLİK VARDIR.”
Hasan el-Benna ve İhvan-ı Müslimin demek şu anlama geliyor;   Ümmetin iç tartışmalarını görüşmemek, konuşmamak, tartışmamaktır. Yani Ümmet-i Muhammed’in Eş’ari’sine, Maturidi’sine giremezsin Hasan el-Benna’nın yanında. Etnik tartışmaların mevzusu geçmez, Selahaddin Eyyubi Kürt müydü yoksa Arap mıydı gibi bir mevzu konuşulamaz. Bunlar yasak konular zümresine girer.  Cumhuriyet Türkiye’sinde laikliğin televizyonda tartışılamaması gibidir adeta. Hasan el-Benna’ya “Muaviye mi haklıydı, Ali mi haklıydı?” gibi bir soru sorulamaz. “Beni ümmetim ilgilendiriyor, ümmetimin yücelmesi ilgilendiriyor. İç meselelerin hesabını Allah soracak zaten, bunlar bizi ilgilendirmez!” diyen bir mantığı vardır.  İhvan-ı Müslimin teşkilatının yürüdükleri yolda fedakarlığa bakışlarını gösteren, Seyyid Nuh’un bir sözünü nakletmek istiyorum:  “Bu öyle bir davadır ki dikenler ve zorluklarla doludur. Eğer yürüdüğünüz yolda her şey engelsiz ve sıkıntısız işliyorsa biliniz ki o yolda bir eğrilik vardır.” dedi.
“SİYASET BAŞKA, DİN BAŞKA SLOGANI EMPERYALİST BİR DÜŞÜNCEDİR”
Seyyid Kutup ve Zeynep el Gazali’nin, İslami duruş ve bilinci ile Mısır’daki Müslümanlar üzerinde oynanan oyunları hayatları pahasına nasıl bertaraf ettiklerine dikkat çeken Eğitimci Hasan Uyar, “bazı insanlar vardır ki hayatlarında bir nesle öncülük ettikleri gibi ölümleriyle de bir neslin dirilişine vesile olurlar. Seyyid Kutub  20. Yüzyılda İslam ümmetinin yetiştirdiği alim, dava adamı ve şahit olma özellikleriyle öne çıkmış örnek bir mümindir. O inancı uğruna tüm sıkıntı ve güçlüklere göğüs geren, hatta bu yolda canını vermekten dahi çekinmeyen düşünceleriyle, yaşantısıyla çevresine ışık saçan önder bir şahsiyettir. Onun öncelikli hedefi İslam devleti değil, İslam toplumuydu. O yüzden de bir eserinde ‘İslam Devletine Doğru’ değil, ‘İslam Toplumuna Doğru’ adını vermişti. Kutup din ile devlet işlerini birbirinden ayırarak dini siyasetten uzak tutan laik düşünceyi de şiddetle eleştirir, siyaset başkadır, din başkadır sloganının bir emperyalist düşünce olduğunu söyleyip İslam’da böyle bir şey olmadığını haykırır. Hamide Kutub vasıtasıyla kendisine şu teklifte bulundular: ‘Şimdiye kadarki söz ve hareketlerinde yanıldığını beyan ederek Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır'dan özür dilediğin takdirde, idam hükmünü bozacak ve seni serbest bırakacaktır.’ Bu yüzden de teklifi kendisine iletti. Üstad Kutub'un cevabı gayet açık ve tavizsizdi: ‘Eğer idamı hak etmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer batılın zulmüne kurban gidiyorsam, batıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam!’
“ALLAH’A İMAN ETMENİN EN ÇARPICI ÖRNEĞİ SEYYİD KUTUP”
İdama götürülürken Ezher müftüsü kelime-i tevhidi söylemesini ister. Kutlu şehidin verdiği cevap bir manifesto niteliğindedir: ‘Senin para alarak söylediğin bu cümle için ben canımı veriyorum!’ Seyyid Kutup, Allah’a iman etmenin en çarpıcı örneğidir. O, canını inandığı davaya adayan bir kutubdur.” Dedi.
“MÜSLÜMAN KADININ DURUŞUNU VE ŞAHSİYETİNİ GÖSTEREREK TARİHE ADINI YAZAN ZEYNEP EL GAZALİ”
Zeynep el Gazali’nin, tam bir Müslüman kadının duruş ve şahsiyetine sahip olduğunu vurgulayan Eğitimci Uyar, bundan dolayı Gazali’nin, insanlık tarihi boyunca derin izler, gönüllerde hayranlık ve saygı uyandırdığını söyledi. Eğitimci Uyar, “İnsanlık tarihi boyunca arkalarında bıraktıkları derin izlerle gönüllerde hayranlık ve saygı uyandıran nice şahsiyetler gelip geçmiştir. Zeynep Gazali, Müslüman kadınların üzerinde oynanan oyunların batılılaşmanın öncüsü yapılmaya çalışıldığı bir çağda Müslüman kadının duruşunu ve şahsiyetini göstererek tarihe adını yazmıştır. Toplumu bozmanın en kolay yolu aileye sızmak ve Müslüman kadınları İslam’a karşı kışkırtmaktan geçer.  Mısır’da, İngilizlerin kuklası olan idarecilerin ardı ardına yönetime gelmesiyle hızla Batılılaşma eğilimine girmesi, dini ahlaki ve kültürel değerlerin kaybedilmeye başlandığı bir dönemde Mısır’da halkın ve bilhassa kadınların İslam’dan uzaklaşması için her türlü telkin ve propaganda yapılmaktaydı. Gazali, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na yönelik tasfiye hareketinden hemen sonra Hasan el Benna’ya İslam’ın zaferi için çalışmak üzere sana biat ediyorum. Ona göre,  Kur’an ayetlerini pratik hayata yansıtabilmek için öncelikle İslam insanın yetişmesi, ardından İslam ailesinin kurulması, ondan sonra da İslam toplumunun oluşumu kaçınılmazdır.  Zeyneb el- Gazali hiçbir zaman evinde oturup, kalbiyle buğz ederek ruhsatlara meyletmedi. Hayatını bir mücahide olarak tamamladı.” Dedi.

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 1 yıl önce yayınlandı. 1135 Defa okundu.