Ayrılığın acısını doğarken ağlayarak gösterdik, O günden beri şu gam evinde neler gördük neler çektik. (Mehmet ARUTAY)
MEHMET ARUTAY: AY(I)RILIK

Uzaklaşmak, birleşmemek, kopmak ve koparılmak adına ne derseniz deyin ayrılığın yarası kabuk tutmaz, azdıkça azar. Ayrılırken ruh dünyamızın ne acılar çektiğini kelimelerle izah edemeyiz, yine de deneyeceğiz. İnsanın ilk ayrılığı doğduğu andan itibaren başlar. Öz yurdundan kopup dünya denen haneye sürülmesinden olacak ki bütün insanlar doğarken ağlar. Ayrılıkla bölünür, parçalanır, yıpranır, ezilir, kırılır, hassaslaşır, huzursuz olur, gecesiyle gündüzü birbirine karıştırır, hüzünlenir, bir ölüden farksız olur. Ömür kadehinin en güzel günlerini yaşayamamaktır ayrılık. Bir kuş kadar yüreğimizin dünyalar kadar derdi olmasının adıdır ayrılık.

 

Otobüs duraklarında, tren istasyonlarında, havaalanlarında ayrılık daha yoğun, daha elemli, daha kederli, daha içten, daha gamlı, daha acıklı, daha şiirsel, daha melankoli bir havada geçer. Bir yaprağın dalından koparılması gibi insanlar birbirinden kopar ve kurumaya mahkûm edilir. Kıldan ince, kılıçtan keskindir ayrılık denen illet. Hayatımızın omurgasını oluşturan, hayatımızı şekillendiren, yönlendiren, dizayn eden en önemli yaşam sahnelerinden biridir ayrılık. Mezarı olmayan ceset, etten ayrılmış tırnak, bedenden kopmuş ruh gibi, sarhoş, avare, biçare, garip halet-i  ruhiyeye bürünür ayrılanlar. Ayrılırken iki kirpiğimizin arasından titreyen dudaklarımıza şiirler yazdıran gözyaşları; harf harf, hece hece, kelime kelime, cümle cümle ayrılığın kitabını da vücuda getirir. Kimini şair eyer, kimini yazar, kimini Mecnun eder, kimini Leyla, kimini esir eder, kimini özgür, kimini yıkar, kimini yeniden yapar, kimini böler, kimini çarpar, kimini toplar, kimini çıkarır, kiminin ruhunu olgunlaştırır ayrılık. Kelimenin kökü bile insanı birçok parçaya bölüyor ay(ı)r-ı-lık. Baş gövdeden ayrılırsa, parmak elden koparsa, kalem kâğıttan ayrılırsa, ruh bedenden göçerse, ağacın kökü topraktan sökülürse hal nice olur siz düşünün.

   Yaşadığımız yeryüzü boşluk kabul etmez. Ölünün yerini biri doldurur elbet. Tabiki gidenin de yerini birisi tamamlar; fakat ne kadar doldurur boş kalan yeri. Ünlü şairlerimiz ve ünlü roman yazarlarının yerini doldurabildik mi veya ne kadar doldurabildik. Bir Nazım Hikmet’in, bir Necip Fazıl’ın; bir Yaşar Kemal’in, bir Halit Ziya’nın yerini doldurabildik mi? Onların bizden ayrılması bize nelere mal olduğunu hepimiz biliyoruz. Şu da yaşamın bir gerçeği ki şu ayrılık da hayatta dâhildir. İnsanlar içine yaşadığı kötü durumu hafifletmek, ayrılığın kendilerinden oluşturduğu duygusallığı ve hüznü kelimelerle somutlaştırmak için şiire, romana daha birçok edebi türe başvurmuşlardır. Müzisyenler ayrılığın insanda oluşturduğu ruh halini çeşitli müzik aletleriyle besteleyerek yaşadıklarını bir nebze olsun ifade etmeye kendilerini mecbur hissetmişler, çünkü her an ayrılıkla koyun koyunayız. Ayrılığın edebiyatımızda, felsefemizde, kültürümüzde, gelenek ve göreneklerimizde de çok önemli bir yeri vardır. Türk şiirine ve halk müziğine ‘Mihriban’gibi önemli bir eseri kazandıran Türk gazeteci ve ünlü şair olan Abdürrahim Karakoç:

‘’Ayrılıktan zor belleme ölümü,

Görmeyince sezilmiyor Mihriban!’’

Ayrılığı ölümle eş tutarak bu duygunun insanın iç dünyasına ne kadar zarar verdiğini dile getirerek ayrılığın olmaması için temennide bulunuyor. Ha ayrılık ha ölüm. Siz yaşıyor muyuz zannediyorsunuz? Yaşamak, sadece nefes alıp vermek midir? Sevdiğimizden ayrıldıktan sonra bizden bir şey kalır mı geriye? Şu bilinmelidir ki firak bu yeryüzünün cehennemidir. Zaten dünya hayatı zevk ü sefa yeri olsaydı insan buraya sürülür müydü? Geçimimizi sağlamak için yaşadığımız yeri terk edip gurbete çıkarız. Anadan, babadan, yardan, evlattan, dostlarımızdan ayrılmak zorunda kalırız. Gidenin yaşadığı üzüntüye mi yanarsın yoksa geride bıraktıklarının bitmişliğine mi üzülürsün? Gurbette başıma ne geleceğinin bilinmemesi, geride bıraktıklarının ne acılarla sınanacağını tahmin bile edemeyip bırakıp gitmek zorunda kalmak. Kaç yürek yangını yaşanacak meçhul. Hikâyesi uzundur ayrılığın. Bir öğrenci üniversiteyi kazanır ailesinden, arkadaşlarından, kardeşlerinden ve varsa en sevdiğini bırakıp yaban ellere gitmeye mecbur kalır. Bu ayrılıkların insan psikolojisinin bozulmasında önemli bir etkisi vardır. Dayanamayıp üniversiteyi bırakan da var, dayanamayacağını bildiği için yaşadığı yeri ya da yaşadığı yere yakın yeri tercih eden de çoktur.

   Bir mum misali eriyeceğini bile bile gitmek, öleceğini bile bile çekip gitmek yaşadığın güzel yeri ve insanları. Bir bilmecedir ayrılık gel de çöz bu muammayı.Gazeteci  ‘Hasretinden Prangalar Eskittim ’adlı şiir kitabının sahibi, ünlü şair Ahmet Arif:

‘’Yokluğun cehennemin öbür adıdır.

   Üşüyorum kapama gözlerini.’’ der. Yokluğu, ayrılığı, yârin olmayışını cehennemin öbür adı olarak tanımlar. Yardan ayrılık demek birçok yarayı gönle misafir etmek demektir. Bu gökkubbede cehennemin dibini yaşamak demektir. Şunu unutmamak gerekir ki ayrılık sadece insanların birbirinden uzaklaşması demek değildir. Bazı insanlar uzaktayken bile yüreğimizin en derin yerindedir, kimi de yanı başımızdadır; fakat bizim en ücramızdadır. En kötü ayrılık bu olsa gerek. Yanı başımızdaki insanlarla gurbeti yaşamak.

   Yaprak düştü dalından, bedenim tabuta konulmadan gel ne olursun. Gel ki, dile gelsin gönlüm, bitsin çilekeş yalnızlıklar, ruhum şad olsun. İnsanın alnına yazılan en kötü kaderdir ayrılık. İster yanı başımızdaki insanlarla olsun bu ister bizden uzaktakilerle. Kimi ayrılıklar birçok şeyin sonunu getirir, kimi ayrılıklar da sonsuzluğu. Ayrıldıktan sonra yaşanan acıların, kederlerin, sıkıntıların bir daha yaşanmaması için insanlar kavuştuklarında birlikte olmanın el ele, kol kola, gönül gönüle olmanın ne kadar huzur ve mutluluk verici olduğunu anlar ve ayrılığın kahreden çilesini bir daha yaşamamak için birbirlerine kenetlenmeleri gerekmez mi? Şunu unutmamak gerekir ki ayrılık da aşka dâhildir, aşkın içindedir ve aşkladır. Yaşadığımız yeryüzünün vazgeçilmezidir ayrılık. Aşkın özgürlüğüdür aynı zamanda.

   Divan edebiyatında birçok şair kavuşmayı istemez. Kavuşmanın aşkı bitireceğini düşünürler. Bu şair yürekli insanlar aşkın bir parçası olan ayrılığı içselleştirmişlerdir. Uzaktaki sevgiliyi yüreklerinin merkezine yerleştirmeyi bilmişleridir. Onlar için ayrılık aşkın tuzu biberidir. Aşkın olmazsa olmazıdır. Aşk için gerekli olan en önemli hadisedir. Onlara göre aşk ayrılıksız; sevda çilesiz olmaz. Âşık, maşukuna kavuşsa da aşk olmaz. Âşık olan kişi önceden çileye, ayrılığa, huzursuzluğa, gama, kedere, cefaya talip olmuş demektir. Aşkının uğruna seve seve veren biri ayrılık ile mi yıkılacak? Dağlar rüzgârlarla sarsılır mı hiç? Rüzgâr ateş için neyse ayrılık da aşk için odur. Vuslat ve hicran ikilemi yaşayan aşığın ayrılığı hiç bitmez.

‘’Arz-ı hal etmeye hergiz seni tenha bulamam

   Seni tenha bulıcak kendimi asla bulamam’’

                                         Ulvi (Tarhan 1948:94)

   Âşık sevgiliye tenhada kavuşamadığı gibi, kavuşma sırasında da utangaçlığı sebebiyle rahatça görüşüp muhabbet edemez. Nev’i sevgiliyi tenhada görmemekten şikâyetçidir. Görüşme gerçekleşse bile, sevgili aşığa karşı nasıl davranacağı konusunda kararsız; âşık da sevgili huzurunda utangaçtır. Dolayısıyla âşık vuslatta bile firkatten kurtulamamaktadır. Ayrılık aşkın şiddetini artıran iki kişi arasında sevginin niteliğini ve niceliğini ölen önemli bir ölçüttür. Ayrılığın acısına dayanıp sabır gösterilirse ideal bir aşk ortaya çıkar; fakat bu ayrılığın verdiği çileye ve hasrete sabredilmezse de sonu hüsran olur. Leyla ile Mecnun’un, Kerem ile Aslı’nın, Ferhat ile Şirin’in, Mem ile Zin’ingünümüzde bile ölümsüzleşmesinde ayrılığın ve ayrılığın olmazsa olmazı hasretin çok ama çok katkısı yok mudur? Ruhen ve bedenen birbirlerini çıldırasıya sevenler ne zaman vuslata ermişler ki? Aşkların efsaneleşmesi, destanlaşması, ölümsüzleşmesi, kutsallaşması, değerini yitirmemesi, sevginin aşka dönüşmesi için ayrılık şarttır ve gereklidir. Aşk;  kordur, ateştir, depremdir, fırtınadır, yıkımdır, yeniden dirilmektir ve aşkın bu anlamları kazanmasın da ayrılığın payı büyüktür. İnsanın gerçek değeri, gerçek sevgisi ancak ayrılıklar yaşandığı vakit anlaşılır. Ayrılık sürecinde sevgisini muhafaza edebiliyor mu, sevgisi gerçek mi, samimi mi? Bütün bunlar ancak ayrılık gerçekleşirse anlaşılır. Ayrılık insanla insan arasına dağları, yılları, yolları, taşları, ovalar, gölleri, özlemleri, hasretleri, acıları, hüzünleri, elemleri, gamları, sıkıntıları, şiddetli arzuları koyan insanı çileden çıkaran ya da insanı çileye teslim eden büyülü bir sihirli kavramdır ayrılık. Onsuz da olmaz onunla da hayat yaşanmaz.

   Ayrılan insanlar için şarkıların, şiirlerin, kitapların, yolculukların, yolların, ekmeğin boğuşunun, meyvelerin tadının, denizin mavisinin, güneşin sıcaklığının, yağmurun ıslaklığının, yemeğin tuzunun, suyun, ayranın, gazozun, çayın ayrı bir tadı vardır. Ayrılık insanı kendine getirir bazen de kendinden eder. Tamamen bakış açımıza göre şekillenen mistik bir kavramdır ayrılık. İçinde yaşadığımız sosyal şartlar ayrılığın kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. İnsan yüreğinin en çok zorlandığı duygudur ayrılık. Vatanından, köyünden, şehrinden en sevdiğinden ayrılmanın bedelini istemezsek de ödemek zorunda kalıyoruz. Bu da bize gösteriyor ki biz ayrılığın acısını aza indirmek için onunla yaşamayı bilmemiz gerekiyor. ‘’Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.’’Sözü ayrılığın insan duygusunu ne kadar etkilendiğinin kanıtıdır. Şu da var ki bazı insanlar için de mesafelerin ve ayrılığın çok da önemi yoktur tabiki işin sonunda kavuşmak varsa.

Gönlümün içinde,  şiirimin mısralarındasın iki gözden ırak olsan ne yazar…

Kimine göre de durum bu. Ayrılığın muhasebesini yapmak zor olacak sanırım tekrar kavuşmak dileğiyle…

 

 

MEHMET ARUTAY

CENDERE MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-04-08 13:08 tarihinde yayınlandı. 3322 Defa okundu.