Bir toplumun kendi yaşam değerlerini kabul ettirebilmesi için diğer toplumların değerlerine saygı duyması gerekir bu da empati duygusunun insandaki yansımasıdır.
Mehmet Arutay: Empatinin Özü

Empatinin Özü

Ah, kelimeler yüklü bir kamyon gibi geçer adamın üzerinden! Kelimeler kemiği süsleyen et, bitkiye can veren, insana ruh, duyguların tercümanı, lisan-ı hale sığınak, çaresiz insana barınak… Kimi canımızı sıkar kimi de can katar canımıza. Derde devadır bazı kelimeler. Kimi de zehir olup karışır damarlarımıza. İliklerimize işler etkisi. Bir kör bıçakla silahla bir insanın hayatına hemen son verebilirsiniz, fakat insanın ruhunu yıpratan, bedenine zarar veren kelimelerle ise süründürebilirsiniz o insanı. Kelimeler, ancak içi ruhuna uygun doldurulduğu ve eyleme dönüştürüldüğü vakit ehemmiyet arz eder.

    İşte özellikle şimdi en çok ihtiyaç duyduğumuz kavramlardan birini kalemimizin performansına bağlı olarak önce kâğıda, sonra da hayatımıza nakşetmeye çalışacağız. Kendi dünyamızın dışında bir dünya, kendi bakış açımızın dışında bir bakış açısı, inanç, gelenek görenek, anlayış ve duygu olduğunu içselleştirmenin karşılığı olan empatiyi (diğergamlık, duygudaşlık) tartışacağız. Terazinin bir kefesine tüm dünyayı, diğerine de kendimizi koymanın yani empatiyi öldürüp egoyu merkeze almanın bedelini çok ağır bir şekilde ödedik, fakat maalesef ödemeye devam ediyoruz ve böyle giderse daha da ödeyeceğimize benziyor. insanlar arasındaki iletişimin ve anlaşılmanın önündeki en büyük engel hiç şüphesiz ki empati eksikliği, egonun şişkinliğidir. Aynı zamanda şu gök kubbenin altındaki milyonlarca insanın dertler deryasında olmasının, acılar denizinde kanadı kırık perişan bir halde yaşamaya çalışmasının, savaşların, yıkımların, tacizlerin, asimilasyonların, zulümlerin, şiddetin acımasızlığın ve kendine ait olan her şeyi tanrısallaştırıp ötekini yok saymanın, kavganın, gürültünün, huzursuzluğun, umutsuzluğun, dargınlığın, zalimliğin ve insafsızlığın temeli empati yoksunluğu ve ego varsıllığıdır. bir beyazın, zencileri köleleştirip kendisini onun efendisi olarak görmesinin temelinde empati eksikliği yok mudur? İnsanca yaşamak herkese verilmiş bir hak ise neden biz egomuzu tüm insanların başkenti haline getirip yer ile gök arasındaki geçici âlemi kendimize cennet, kendimiz dışındakilere cehenneme çevirip onları yok sayıyoruz. Yok saymak, yasaklamak, anlamaya çalışmamak, farklılıkların köküne benzin döküp yakmak bizi nasıl bir yere taşıyacak, dünyayı nasıl güvenli bir hale getirecek?  İğnenin gölgesinin ucunu dahi kendimize dokundurmadan, çuvaldızın bütününü başkalarına batırmak empatinin ölü doğduğunu gösteren en önemli kanıttır. Oysaki farklı pencerelerden âlemi anlamaya çalışmak, dünyayı düştüğü yerden kaldıracak bizi de fıtratımıza kavuşturacaktır. Kendini başkasının yerine koyabilmenin adıdır empati. Nasıl ki en büyük kaygımız insan olarak anlaşılmaksa, bunu gerçekleştirmenin yegâne temeli anlamayı, hissetmeyi ve dinlemeyi bir yaşam tarzı haline getirmek gerekmez mi?. Kendini gerçekleştirmenin En mühim basamağı empatidir. Ukalalık, narsizm, kibir insan için bir yıkım, dünya İçin bir tehdit, gelecek için onulmaz bir yaradır. Bu dünyadaki bütün insanları ilgilendiren uyarılarımız her zaman sadece kâğıt üzerinde mi kalacak. Kendi bakış açımızı yüceltip başkalarının bakış açısını ve duygusunu küçümseyip görmezden gelirsek olumlu ve herkesin faydasına bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Bilinmelidir ki yeryüzünde ne kadar insan varsa o kadar duygu, bakış açısı, ve renklilik vardır. Bunu değerlendirmek yerine yıkmak kimse için iyi sonuçlar doğurmayacaktır. Yanı başımızda binlerce çocuk, çok yemek yedikleri için sağlıklarını kaybetme riski taşıyorlar ve aynı yeryüzünde başka bir yerde bazı çocuklarda açlıktan hayatlarını kaybediyorlar her beş saniyede bir çocuk yaşamını yitiriyor. Bu bir gıda probleminden ziyade empati eksikliğidir. Kendimizi onların yerine koyup sorunu çözmek yerine, görmezden gelip ‘’bana ne’’ deyip baltayı kendi ayağımıza vurup ipi de küçücük çocukların boynuna dolayıp öldürüyoruz. Empati eksikliği ya da yokluğu dünyanın seyrini değiştirdi. insanı insan yapan değerleri en yücesidir empati. Birini suçlamak için ileri uzattığın elinin üç parmağının seni gösterdiğini unutma (Friedrich Nietzsche)

   Bize dönük üç parmaktan ders çıkarma çabasına girip işaret parmağınıza hedef tahtası olan insanı anlamaya çalışırsak burun öncelikle faydası bize olacağı bir gerçektir. Anlaşılmanın temeli anlamaktır. Size nasıl davranılmasını istiyorsanız siz de muhatabımıza o şekilde davranırsanız daha yaşanabilir bir dünya inşa edeceğimiz muhakkaktır.  Empatiyi içselleştirip kişiliğimizin bir parçası haline getirirsek o zaman prangalarımızdan kurtulur, özgürlüğün büyülü havasına kavuşmş oluruz. Empati, kendinden vazgeçmek değildir kesinlikle, bilakis kendini var etmenin adıdır.  İnsanlarla etkili bir iletişim kurmanın en etkili yoludur empati. Ağzı kin, nefret, öfke kusan, intikam duyguları ile yaşayan, insanca yaşamasını beceremediği gibi yaşayanlara da kan kusturan, tanrının yetkisini kullanma hadsizliğini kendinde görüp bütün insanları cezalandırmaya teşebbüs eden,  zıvanadan çıkan, insanları anlama onlarla aynı duygulara sahip olduğunu hissettirmeyi aklının ucundan dahi geçiremeyen, önüne gelene ağzına alınmayacak küfürler savuran, kırıp döken, kendini bir türlü başkasını anlamaya ve kendini onun yerine koymayı beceremeyen birinin öncelikle kendini sonra da çevresindeki bütün varlıkları uçurumun kenarına götüreceği aşikârdır. Biz zor durumda olan, insanca yaşam süren birinin hâlet-i ruhiyesine, içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ve durumunu görmezden gelirsek zamanla kaos ortaya çıkar. Bu da insanın fıtratına aykırıdır. Yüzden fazla ırkın, dört binden fazla inancın, beş binden fazla kültürün ve yedi binden fazla dilin varlığını kabul etmemiz gerekmez mi? Bu gerçeği kabul edip başkasının bizim kişiliğimize, giymemize yaşam tarzımıza, inancımıza, kültürümüze ve tüm değerlerimize saygı duyması için öncelikle bizim şunu hayatımızın merkezine yerleştirmeniz gerekiyor; kimse kimseden üstün değildir. Herkesin sahip olduğu değerler kendisi için önemlidir ve doğrudur eğer öyle olmasaydı bunca farklılığın olması mümkün müydü? Bakış açımızı değiştirdiğimiz vakit birçok şeyin bildiğimiz ve gördüğümüz gibi olmadığını anlayacak belki de yaşam sanatının sırrına vakıf olacağız bu da fıtratımızda var olan, lakin geliştirmediğimiz en mühim değerin canlanmasını sağlayacaktır.

    Empati becerisi; antisosyal, akli dengesi yerinde olmayan, bencil ve kişilik çatışması yaşayan insanlarda bulunmaz. Bu tür insanlarda insanı değerli kılan merhamet duygusu olmadığından empati duygusu gelişmemiş ve kendi benliklerine mahkum olmuşlardır. dört duvar arasında kalmaktan çok daha çetindir empati eksikliği ya da yokluğu. Çünkü empati, önyargılardan bağımsız muhteşem bir iletişim argümanıdır. İnsanları anlamaya çalışmak varken neden düşünce dayağı ile muhatabımızı perişan ediyoruz anlamış değilim. Dayanışma içinde kabul edip kabul görmek egonun empati ile eşitlenmesini sağlar Bu da tam insan yaratılışına uygun bir durumdur, çünkü insanın yalnız başına yaşaması neredeyse olanaksızdır.  İnsanların yaşaması ve sosyalleşmesi için cemiyet halinde yaşamak zorunluluğu vardır. Bundan dolayı toplumu bir arada tutan değerler ve tutumlar bulunur. Bir toplumun kendi yaşam değerlerini kabul ettirebilmesi için diğer toplumların değerlerine saygı duyması gerekir bu da empati duygusunun insandaki yansımasıdır. Ancak karanlık beyinler empati duygusundan yoksundur, çünkü farklı bir pencereden bakamama kendini başkasının yerine koyamama engellidir. Yeryüzündeki savaşların, iletişimsizliğin, gelişememizin, zulümlerin, öldürmelerin, öldürülmelerin, kötülüklerin, üretememenin temel nedeni empati eksikliği ve ego fazlalığıdır. Toplumumuzun şimdi ihtiyaç duyduğu en önemli eksiklerden biridir empati. Kendimize toz kondurmayıp başkasını dumana çevirmek ancak insanlığının son kullanma tarihini geçirmiş, ruhunu öldürüp bir robota dönüşmüşlerin işidir. Tepeden baktığımız, hor gördüğümüz, küçümsediğimiz, insandan bile saymadığımız insanlar gün gelir devran döner yükseğe bizler ise yerin dibine girebiliriz hayat bu kime ne olacağını kestirmek mümkün değil.

   İşte empati tüm canlıları değerli kılan en önemli unsurdur. Sadece insanlara değil çevremizdeki tüm canlı ve cansız varlıklara karşı insaflı olmalıyız, kendimizi onların yerine koyma erdemliliğini göstermeliyiz. Bir kedinin, köpeğin, kuşun, çiçeğin ruhunun derinliklerini anlayıp ona göre davrandığımız zaman yer ile gök arasındaki tüm yaratılmışların huzura ereceği bir gerçektir. ‘’Birini yargılamadan önce onun makosenlerini giy.’’ (Kızılderili atasözü) muhatabımızı tam anlamıyla anlamanın yolu onun yaşadıklarını ve yaşattıklarını içselleştirmektir. Ayağı olmayan birini anlamak için ayağımızın olmağını farz etmek,  hakarete uğrayan birini anlamanın kestirme yolu hakarete uğramış gibi davranmak, öksüz birinin ruh ve duygu dünyasını anlamanın yolu annemizin ve babamızın bir an olmadığını düşünmektir. Tabii ki insanların yaşadıkları türlü türlü olduğundan anlaşılma problemi olması normal karşılanabilir, fakat yaş aldıkça yaşadıklarımız ve çevremizdeki yaşananlar bizdeki empati duygusunu daha da geliştirecek. Genel itibarıyla hayatın çemberinden geçmiş birinin hayatı en az hasarla geçirenlerden daha çok kendini başkasının yerine koyduğunu görüyoruz. İnsanların bildikleri ve öğrendiklerinin çoğu yaşadıklarından ibarettir. Yaşadıkları onu egolu biri olmasını engeller bilinmelidir ki ego empatinin düşmanıdır. İnsandaki içsel motivasyonun yok olmasının nedeni empati yokluğu, egonun çokluğudur. İnsanların bize neler söylediğini ve bize neler yaşattığını belki aradan uzun zaman geçince unutabiliriz, fakat onlara karşı neler hissettiğimizi asla unutamayız. ‘Karşımızdakini anladığımızı hissettirmek’ işte meselenin özü çekirdeği budur. Bu koca bir ağaca ve ağacın da ormana dönüşmesini sağlar. İyi ki’lerimizin keşke’lerimizi geçmesi için empatiyi merkeze almak gerekir. Bunu yaparken haddimizi aşmamamız gerekir.

    Görme duyusundan yoksun biri için renklerin hiçbir anlamı yoktur. Empati duygusundan mahrum olanlar için başkalarının bir kıymeti harbiyesi yoktur kendisinin dışında. Oysaki bir arada yaşamak için empati şarttır. Yargılama kolaydır, zor olan anlamak ve anlaşılmaktır. Bir öğrenci öğretmen olduktan sonra öğrencinin neler yaşadığını ve içinde bulunduğu ruh halini anlar. Başkalarının yerine kendimizi koymak için insani tarafımızı geliştirmiş olmamızın da etkisi büyüktür. Onun yaşadıklarını biz yaşamamış olabiliriz, ama bu onu anlamaya engel değildir. Şu da bir gerçektir ki çok az kişi bu olgunluğa erişebilir. Herhalde kendimizi başkasının yerine koymak, insanın mahiyetini kavramak en büyük derdimiz olmaya devam edecektir yaşanılanlara bakılırsa. İnsanlar anlaşılmak ve duygularını açığa çıkarmak için kendisini anlatan kitaplara, şiirlere ve şarkı sözlerine başvurur çoğu zaman. Yaratıcının dahi: ‘’Ben gizli bir hazineydim bilinmek istendim (bilinmeye muhabbet ettim) ve kâinatı yarattım.’’ demesi empatinin ne kadar önemli olduğunu belgeler. Birinin duygusunu anladığımızı göstermenin ne kadar önemli olduğunun da altını çizer.

   Hayatımızda en çok değer verdiğimiz, toz kondurmadığımız, el üstünde tuttuğumuz kimseler bizim duygularımızı anlayan ve bu konuda bize yardımcı olanlar değil midir?  Güven inşa etmek için empati duygusuna sahip olmak gerekir. Birbirimize daha samimi ve güçlü bağlarla bağlanmak için kendi bakış açımızı bir kenara bırakıp karşımızdaki insanın penceresinden neler gördüğümüze bakıp ona göre bir duruş sergilediğimizde çözümsüzlük ortadan kalkacaktır. Büyük Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy:’’ İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır, başkasının acısını duyabiliyorsa insandır.’’ der. Canlılardan ayrılıp insan olmanın şartı güçlü bir empatiye sahip olmaktan geçer. Akıl sahibi olan insan diğer canlılardan kalın çizgilerle ayrılır bu insanın diğer canlılardan üstün kılmaz bir bilince sahip olduğundan insan kendini diğer canlıların yerine koyabilir ancak diğer canlılar da kendi fıtratında ne varsa onu sergiler.

    Bir yazar yazdığı romanın bölümlerinde nasıl bir duygunun içindeyse okuyucu da yazarın yazarken ki duyguyu okurken hisseder. Toplumun birçok kesimiyle iyi bir empati kuran ünlü yazarların hepsinin sevilmesinin, takdir edilmesinin ve hala okunuyor olmasının en önemli nedeni okuyucusunun duygularına çok iyi hitap etmesi ve buna çözüm getirmesidir şu gerçeğini Unutmamak gerekir ki muhatabımız bizim gerçek anlamda onu anlayıp anlamadığımız çok iyi hisseder. Bundan dolayıdır ki kendini ispatlamış yazarlar anlattıklarını içselleştirdikten sonra okuyucuya sunmuşlardır. İşe kendimizi anlamaktan başlamaya ne derseniz?

 

Mehmet ARUTAY

Cendere Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2021-03-22 11:24 tarihinde yayınlandı. 2193 Defa okundu.