Yaprak misali dökülüyor günler, gönül dur sabret, Zulmeden görecek öbür cihanda sus, dinle, kıyam et. (Mehmet Arutay)
Mehmet Arutay: Sabrın Sonu…

Amaç, mutluluk ve kurtuluşun anahtarı, aceleciliğin terbiyecisi, âlim olanın olmazsa olmazı, ruh yüceliğinin temeli; meyvenin, bütün nebatatın olgunlaşmasının kaynağı, mücadelenin bir diğer adı, güce güç katan, çekilmez insanlarla yaşama sanatı, mükâfatın en önemli basamağı, her musibetin devası, mutlu bir yuvanın sırrı, acıların en etkili ilacı, zamanında çiçek açmanın adı, çaresizliğin çaresi, koruğun üzüm, üzümün pekmez, pekmezin de helva olması, menzile ulaşmanın, ebedi saadettin, sevincin kapısı ve kaderinin değişeceğinin ışığı, öfke anında kendisine hâkim olmanın, şerefli bir hayat sürdürmenin, zorluğu kolaylamanın adıdır sabır.

   Hayatımızın her alanında zorluklarla mücadele ediyoruz. İnsan olmak demek hasretlik çekmek, çile, sıkıntı çekmek demek değil midir? Başımıza gelen her ne olursa olsun, sabrederek üstesinden geleceğimize inanıyorum. Sabır, zamanı gelip bizi ulaşmak istediğimiz hedefe kavuşturandır. Fakat kırıp dökmeden, incitmeden, yüreğimiz kan ağlasa da tükürmeden, intikam, hırs ve kötülük peşinde koşmadan başımıza gelen tüm olumsuzluklara güzel bir tahammül gösterirsek karanlıklar yerini aydınlığa ve güzelliğe bırakacaktır.

   Sonuna kadar sabreden kişi hiçbir zaman kaybetmez, lakin sabır da her insanın haddi değildir. Erdemli insanlar ancak sabreder. Başımıza gelenlere asla isyan etmeyip bu olaylardan bir ders çıkarıp kendimizi ve çevremizi olumlu yönde değiştirme uğraşının içine girmeliyiz. İnsanlar kendisine kötülük yapıldığı zaman sonuna kadar iyilikle cevap verip tahammül gösterirse zafere ulaşacaktır. Şu da bilinsin ki hiçbir zafer, başarı, zenginlik, kazanç, mutluluk, huzur birden vücuda gelmez. Onun altında çok derin bir sabır ve metanet vardır. Meyveler sabırla olgunlaşır, insanlar sabırla kemale erer. Öğrenci gördüğü derslerin üstesinden ancak sabrederek gelir. Acele etmenin, anlık kararla vermenin, isyan etmenin, etrafı tarumar etmenin, yıkıcı olmanın hiç kimseye faydası olmaz, olamaz. Bir anne babanın, bir çocuğu dünyaya getirmesi, büyütmesi ne kadar zor bir durum olduğunu biliyoruz. Çocuk her türlü yaramazlığı yapar, anne yaptığı yaramazlıklara sabrederek, öfkesini bastırarak, tatlı bir dille olması ve yapılması gerekeni çocuğun derisinin altına yerleştirerek çocuğu bu şekilde ileride yaşayacağı olumsuzluklara karşı korur topluma ve insanlığa iyi bir insan kazandırır.

   İnsanlarla iletişimimizde sabrın çok ama çok mühim bir yeri vardır. Malum insan hayatı zor, sarp ve meşakkatlidir. Beklenmedik vakalar insanları ziyadesiyle yıpratır ve yorar. Bu durumlar karşısında metanetli olmayıp o an öfkemize hâkim olmazsak saniyeler içinde hayatımız çok farklı bir boyut kazanır. Çevremizde tanık olmuşuzdur birçok insan sudan sebeplerle adam öldürür, kalp kırar, insanı azarlar, yuvasını yıkar. Bu da bir gerçektir ki öfke anında sergilediği olumsuz eylem en çok kendisini yıkar ve sıkıntıya sokar. Yaptığı andan itibaren pişmandır. ‘’ Ben ne yaptım? ’der ve bütün ruhunu büyük bir pişmanlık sarar. Acele, telaş ve düşüncesiz davranış, insanı sabır çemberinden uzaklaştırır. İnsanın aklına ve ruhuna vesvese verenin aşıladığı korku, kuşku, umutsuzluk, cesaretsizlik ve çaresizlik gibi yıkıcı etkilere karşı durabilmenin adıdır sabır. Bir yazar bir kitabını kaleme alırken, bir şair duygularını kâğıda dökerken, bir araba üretici firma arabayı kullanılabilir duruma getirirken, bir çeltiğin toprağa düşüp pamuk ve bir pamuk belli bir şekil kazanarak ip olurken, toprakla buluşturduğumuz küçücük fidanlar büyüyüp meyve verirken, bir talebenin eğitim öğretim esnasında karşılaştığı bütün engellerle mücadele edip iyi bir mevkiye gelirken, çok çetin bir savaşta kendisinden kat kat fazla olanlara karşı büyük zaferler kazanırken gösterdiği şey sabır değil de nedir? Sabrın sonu zaferdir, güzelliktir, iyiliktir, insanlıktır, özgürlüktür, selamettir.

   Sabrın insanlara kazandırdığı birçok olumlu davranış vardır. Sabır, insana eyleme geçmeden önce fikretme alışkanlığını kazandırır. Kini ve hiddeti yenmek için gösterilen sabır, insanı yumuşak huylu ve sakin yapar. Sabırla çokça düşünme yeteneği kazanan insan sorgulamayı, çevresindeki insanlara ön yargıyla yaklaşmamayı, mantıklı kararlar almayı, olayların iç yüzünü öğrenme becerisini kazanmayı öğrenir. Sabırla öğrenilen yumuşak huyluluk bize, insanların ruhlarına dilimizle zarar vermememizi, tüm insanlara gülümsememizi, dil, din, ırk ayrımına teşebbüs bile etmememizi sağlar ve bizi biz yapar. Dışarıdan ve çeriden gelen engellemelere ve saldırılara direnmek elbette kolay değildir. Bu nedenle sabır da öğrenilmeli ve öğretilmelidir. Yoksa insan hayatı yaşanmaz bir hal alır. Eğer ki gül dikene sabretmeseydi korunur muydu? Sabır, yumuşak dilin kemiği kırmasıdır. Biz her daim iyi düşünüp tüm insanlar için faydalı kararlar alıp kendimizi ve çevremizi değiştirme gayretinde olalım ve bunu yaparken başımıza gelen her türlü olumsuzluğa göğüs gerebilirsek zafere ulaşan biz olacağız. Geceyi hiç sevmiyorsunuz diyelim ve niye sabah olmuyor deyip kendinizi ne kadar paralasanız da siz sizden isteneni yapmak zorundasınız yani beklemek mecburiyetindesiniz. İster uyuyarak bekler, ister sabaha kadar uyumadan beklersiniz.

   Sabırsızlık bencilce bir duygudur. Sabırsızlık yıkımdır. Kişinin kendisine ve çevresine mahkûm olmasının adıdır. Bütün geleceğini, geçmişini, güzel günlerini, özlemlerini kendi öfkesine feda etmektir sabırsızlık. Sabrın sırrına erenler sabırsızlık gösterir mi hiç? Hz. Eyüp’ü en derin acılara karşı sabır göstermeye iten şey neydi? Gerçekten sabredenler hiçbir zaman kaybetmezler daima kazançlı çıkarlar hayatlarının her alanında. Hangi peygamber, hangi filozof, hangi bilim insanı, hangi başarılı insan sabırsızdır? Eğer bunlar güzel bir sabır göstermezlerse amaçlarına ulaşması mümkün mü? İnsanları yerle bir eden sabırsızlıktır, öfkedir, kindir, nefrettir, başına gelenlere karşı tahammül etmemektir.

   ‘’Sabır; selamet ve saadet evinin anahtarı ve her musibetin ilacıdır.’’ (Hz. Ali) bu güzel sözle de insan anlıyor ki kâinatın ruhu, insanın huzuru, erdemi, yaşamanın sırrı, iyi insan olmanın şartı yerinde, zamanında güzel bir sabır göstermektir. Yıkılan yuvaların temelinde birbirine karşı sabırlı olmamalarıdır. Kendi istek, arzu ve hırslarına kapılmaları onları hüsrana uğratmıştır. Sabırdır insanı ayakta tutan. Umutlar ancak sabır bahçelerinde çiçek açar.

   Yıkılan yuvarlardan kim karlı çıkar? Hiç kimse. Bir anlık öfkeye kapılan insanlar yeryüzünü kendilerine ve sevdiklerine dar ederler. Bu toplumumuz için mühim bir mesele. Bütün aileler sabır konusunda kendilerini geliştirmesi gerekir ki devletlerin ve insanlığın temeli olan aile yıkılmasın. Kendisine sabredilen kişi sabredeni pasif ve sıradan görmesin veya öyle bir duyguya kesenlikle kapılmasın. Asıl pasiflik ve sıradanlık sabırsızlıktır. Yaratıcı, insanın insana ve doğaya yaptıklarına sabır göstermezse kâinat ayakta durur mu hiç? Bundandır ki Kutsalımızda birçok yerde sabırdan bahseder. ‘’İşte onlar sabretmelerine karşılık (cennettin en güzel yerinde) odalarla ödüllendirilir ve orada esenlik dileği selamla karşılanır.(Furkan 75) sabredenler için Yaratıcı müjdelerden bahsediyorsa bizim bu acelemiz, sabırsızlığımız, tahammülsüzlüğümüz, kendimize hâkim olamamamız nedendir bilinmez? Sadece Kutsalımızda değil edebiyatımızda, felsefemizde ve tarihimizde sabrın çok mühim bir yeri vardır.

   ‘’Ey gönül gel sabreyle her derde dermandır sabır,

     Çaresiz dertler devası şahi Lokman’dır sabır.’’   (Noksani)

Bu güzel beyitten çıkaracağımız bir ders var muhakkak. Bütün dertlerin devasının sabır olduğunu ve sabrın insanı insan- ı kâmil seviyesine çıkardığını, sabırsızlığın ise insanı dertler deryasına sürüklediğini daha iyi anlıyoruz. Bütün dermanlar dertlerin içinde gizlidir. O giz de hiç şüphe yok ki sabırdır. Hayatımızda iyileşmek için aldığımız bütün ilaçlar tatsız, tuzsuz ve acıdır. İyileşmek için acıya, derde olgunlukla sabretmek gerekir.

   Bizi biz eden, duygularımızın sese ve söze dönüştüğü birçok türkümüzde de sabrın önemli bir yeri vardır.

                Daimi' yem Her Can Ermez Bu Sırra,                 Gerçek Âşık Olan Erer O Nura.                 Yusuf Sabır İle Vardı Mısır’a,                 Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.   (Âşık Daimi)

Bu güzel türkümüzde de sabrın, insanı sırlara erme mertebesine çıkardığının kanaatine varıyoruz. Amacımıza, hayallerimize ulaşmanın temeli güzel bir sabırla olacaktır. Bütün olumsuzluklar sabırla iyiyle sonuçlar. İnsan topraktan yaratılmıştır. Toprak da insana tevekkül, cömertlik, iyi huy gibi vasıflar kazandırmıştır. İnsanın bu yolla elde ettiği bir yol da sabırdır. Toprak kendisine düşen tohuma ve fidana da sabrı öğretmez mi? Hiçbir meyve, hiçbir çiçek zamanından önce olgunlaşır mı? Sabır, fakat zamanında ve yerinde olması daha faydalı olacağı aşikârdır. Çay tam kaynamadan, demlenmeden tadı güzel olamaz. İnsan da sabırlı olmadan kendine gelemez ve ham kalır.

   Bir tohumun içinde bir orman gizlidir. Sabrederse tohum orman olur, tahammül göstermezse de çürüyüp gider. Sabır şikâyet etmek, kendini acındırmak değildir. Başına gelenler Yaratıcının takdiriyle olduğu için eğer ki şikâyette bulunursa Yaratıcısını yaratılana şikâyet etmek olur ki bu da etik bir davranış değildir ve buna sabır da denemez. Sabır bütün filozoflar için üzerinde çok çalışılan önemli konulardandır. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozoftan biri sayılan, fizik, gökbilim, ilk felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi konularda pek çok eser veren Aristoteles: ‘’ Sabır acıdır, fakat meyvesi tatlıdır.’’ Der. Sabrın çok yüce bir erdem olduğunu, lakin eğer sakin olup sabır gösterilirse de mükâfatının büyük olduğunu vurgular. Sabır, insanı gafletten, dalaletten kurtarır. Sabırsızlık kayıp verir, sabır ise kazanç getirir. Sabırsız bir insan hamdır, toydur, insan olmanın en büyük sırrından mahrumdur ve insana zarar vermekten başka bir işlevi yoktur.

   Yaşantımızın başı ve sonu belli olsa dahi aradaki zamanı, eylemlerimiz ve söylemlerimizle akıbetimizi değiştirecek inanca sahip olmalıyız ki bu da ancak sabırla olur. Hapse düşen birinin sabretmekten başka yapabileceği bir şeyi var mı? Eğer suç işlemeden önce sabır gösterseydi hapse düşer miydi? Bir eylemde ve söylemde bulunurken çok ayrıntılı düşünüp, eksilerimizi, artılarımızı göz önünde bulundurarak hareket etmemiz gerekir.

   ‘’kimseye yük olma, kimse incinmesin senden,

      Kalk, çalış, azmine sarıl şikâyet etme kaderden.’’ (Mehmet Arutay)

Bundan sonraki hayatımızda adımlarımızı bile sabırla atacağız ve bilmeliyiz ki sabır durup beklemek değildir. Başımıza gelen tüm olumsuzluklarla mücadele etmektir. Sabır olmasaydı ben bu kadar yazar siz bu kadar yazıyı okur muydunuz?

Sabrın sonu…

      

Mehmet ARUTAY

KÂHTA CENDERE MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-04-24 10:43 tarihinde yayınlandı. 3103 Defa okundu.