Kahta Haber köşe yazarlarından Mehmet Arutay, hepimizin içinde olan fakat bir türlü gün yüzüne çıkaramadığımız yalnızlığı kaleme aldı.
Mehmet Arutay: Yalnızlığa Serenad

Kişinin kendisiyle yüzleşme cesareti, kendini bulması, kendini, yaşadıklarını değerlendirme fırsatı yakalaması ve özgür olmanın doruk noktasıdır yalnızlık. Asıl yalnızlık kalabalıkların içinde tek başına kalıp kendinden ödün vermektir. Yalnız kalmayı istemeyen insanlar ancak korkak kişilerdir. Oysa ancak yalnız kaldığımız zaman kendimizi, yaşananları ve kâinatı eleştirel bir nazarla değerlendirip anlamlandırabiliriz.

 

Kalabalıklar bizi parçalara bölüp hiçbir zaman bir araya getirme uğraşına girmez. Birçok maske taktırıp bizi biz yani kendimiz olmaktan uzaklaştırarak herkesleştirip esir, köle haline getirerek yaşamımızı zehir eder. Saçmasapan kuralları putlaştırarak insan olma özgürlüğümüzü elimizden alır kalabalıklar. Şöyle bir düşünün kalabalıklar içinde yaşarken yaptığımız hangi eylem tamamen özgür irademiz ve isteğimizledir? Belki de hiçbiri. Hal böyleyken yalnızlığa methiyeler düzmek gerekmez mi?

 

Yalnızlık şairlerin anayurdu, vazgeçilmezi, kırk yıl hatırı, şiirin ruhu, eti, kemiği, ak sütüdür. Bizi koruyan, kollayan, bizi biz eden iksir. İnsanların çektirdiklerinden, dedikodularından, eziyetlerinden, zulümlerinden, vicdansızlıklarından, hırslarından daha nice fenalıklarına karşı bir kalkandır yalnızlık. Yalnızlık kendinden emin olmanın, kendi ayakları üzerinde durmanın, kendi olmanın yegâne göstergesidir. Ancak kendine yetemeyenler, birilerinin takdirine ve ilgisine ihtiyaç duyar.

 

Yalnızlık, haksızlığa, hukuksuzluğa, sevgisizliğe, insansızlığa, insafsızlığa, zulme, sömürüye, raydan çıkmışlığa, yığın olmuşluğa karşı bir başkaldırıdır. En nitelikli eserler yalnızken verildi; en sarsılmaz, kurşungeçirmez fikirler yalnızken üretildi. En güzel kelimeler yalnızken vücuda getirilip şiirleştirildi, en derin acıların kıymeti yalnızken bilindi. Çoğu zaman yalnız kalmak istediğimizi dile getirmemiz boşuna olmasa gerek.

Peygamberin Hira’ da rabbiyle baş başa kaldığı inziva dönemi, tohumun toprak altındaki macerasına benzer. Keyfiyeti insanlığa ebediyen meşgul kalacak olan bir var oluşun mekânıdır. Bütün herkesten uzak derin derin düşüncelere dalıp bedenini dinlendirip, ruhunu doyurmaktır yalnızlık. Kalabalıklar arasında telafisi imkânsız hatalar biriktiririz ister istemez. Yapmacık ve yapaylıktan kurtulmayıp köreliriz. Zihnimizi dinlerin kutsadığı ‘’düşünmeyi’’ ancak yalnızken yapabiliriz. Sağlıklı düşünmenin, isabetli kararlar amanın, kendine faydalı olmanın adıdır yalnızlık.

   ‘’Kim ki bu yalnızlık karşısında büyülenmemiştir, resmin güzelliğini anlayamaz. Anlıyorum derse yalandır.’’ (Jean Ganet) yalnızlık, bize hayatı anlamlı kılar. Yalnız kalmayı bilmeyenler yaşamın büyüsünü anlayamaz ve hayatı anlamlı hale getirme becerisinden mahrum kalır. Hayatı kıyıda izlemek bize yaşananlar hakkında değerlendirme yapma becerisi kazandırır. Bir olay yaşadık diyelim o anda aklımız başımızdan gider, başımıza gelenler karşısında sağlıklı kararlar almak güçleşir. Lakin yalnız kaldığımızda olayları ayrıntılı ve sakin bir ruh haliyle değerlendirirsek, sağlıklı kararlar alarak olayı çözüp rahatlayabiliriz.

   ‘’Dünyanın en güçlü insanı, en fazla yalnız kalabilendir.’’(Henrich Ibsen)  Belki de mutsuzluğumuzun, başarısızlığımızın, güçsüzlüğümüzün temel problemi yalnız kalmaktan korkmamızdır. Sürekli birilerinin yanında olmak kendi katline fermandır. Ancak yalnız kaldığımız zaman başkalarıyla beraberken kendimize ne kadar zarar verdiğimizi anlarız. Şu da bir realitedir ki büyük yalnızlar sonucu birçok ölümsüz eser meydana getirilmiş ve birey olmanın farkına varılmıştır. Kalabalıklar içinde yalnız kalıp sadece yer işkâl eden bir nesne olmaktansa asil bir yalnızlığa talip olup kendimizi aşma, gerçekleştirme çabasına girip insana, insanlığa ve kendimize yaşanabilir bir yeryüzü inşa etmemiz daha doğru olacaktır.

   ‘’İnsanlarla uzun süre yaşayamıyorum. Sonsuzluğun payından bana biraz yalnızlık gerek.’’(Albert Camus)   gerçekten de günümüz dünyasında insanlar çekilecek gibi değil. Hepsi birbirine benziyor, çünkü hepsi aynı kaynaktan besleniyor. Oturup özgürce derdimizi, sıkıntımızı, anlatamıyor bir şeyler paylaşmak veya herhangi bir konuda derin sohbetler yapmak istiyorsunuz; fakat muhatabınız kaçıyor ve sizi de anormal bir kişi olarak görüyor. Hal böyle olunca siz de ister istemez kendinize sığınıyorsunuz. Gerçek şu ki en derin muhabbetleri ancak kendinizle yapabiliyorsunuz. Sizi kızdıracak, sizi öfkelendirecek, sizin anlatacaklarınızı ifşa edecek, patavatsız, kendini bilmez; edepten, kültürden, ilimden nasibini almamış yetersiz kimse yok. Bütün kötü hastalıklar insanlar arasındayken yayılır etrafa. Dedikodu hastalığı, çekmeme, kin, öfke, sinir hastalığı daha neler neler. Şöyle güzel bir manzaranın karşısında oturun o derin sessizliğin yalnızlığınızla anlamlı, verimli, insanın ruhuna iyi gelen muhabbetler yaptığını görünce keşke insanlar arasına hiç girmemiş olsaydım, bari o kadar günah biriktirmez o kadar kendimden ödün vermezdim dersiniz. Kalabalıklar içinde yok olup gitmektense kendimi kendimde var ederim daha iyi.

   ‘’Kimine göre yalnızlık, hasta kişinin kaçışıdır; kimine göre de, hasta kişilerden kaçıştır.’’ der Friedrich Nietzsche. Bana göre hasta kişilerden kaçıştır yalnızlık. Midesini tıka basa doldurmuş beynini aç bırakıp hayvandan farksız bir hale gelen insan yığınından uzaklaşmak daha faydalı olacaktır. Bütün çektiklerimiz kalabalıklar arasında düşünme yeteneğini olmayan insanlar yüzünden değil mi?

Günümüzü meşkul eden kadın cinayetlerinin temelinde düşünemeyen, insanlıktan çıkmış, bidon kafalılar yüzünden değil midir? Bütün cinayetler, kavgalar, savaşlar hep sahte kalabalıklar yüzünden değil mi?

Yalnız bir insanın kime ne zararı olmuştur bugüne kadar. Ahmet Haşim’i Ahmet Haşim yapan yalnızlığı, kendi olmak istemesi değil midir?

 

Hayy Bin Yakzan Hint adalarından birinde anasız, babasız bir şekilde dünyaya gelmiş, bu doğada, hayvanlarla beraber büyümüştür. Hayy tamamen doğanın kucağında büyümüş sürekli yalnızdır yani tüm insanlardan uzaktır. Çevresinde olup bitenleri saf akılla bulup, anlamlandırıp yaşamı kutsamıştır. Yani bu da demek oluyor ki insanlarla yaşamaya başladınız zaman kirleniyorsunuz ve düşünme yetinizi kaybediyorsunuz. Yalanı, çekiştirmeyi, hırsızlığı, öldürmeyi, şiddeti, birbirimizi maddeyle ya da dille zehirlemeyi kalabalıklardan öğreniyoruz.

 

   ‘’Büyük bir yalnızlık olmadan ciddi bir eser verilemez.’’ Der Edip Cansever. Yalnızken sürekli düşünmeye dalıp kendimize çekidüzen verme fırsatı yakalarız. Kafamız rahat, ruhumuz huzurlu, bedenimiz bütün kirlerden ve yorgunluklardan arınıp, sıhhat bulup kendine gelmiştir. Yalnızlık bize birçok şey öğreten, yalnızlık bir çiçeğe huzur verendir. Şöyle bir kâinatı seyre daldığımızda tüm insanların ortak paydası kendi rahatını sağlama uğraşına girmeleridir. Bunu da ancak inzivaya çekildiklerinde ulaşabiliyorlar. Yalnızlığı iliklerine kadar yaşamış insanlar çevresindeki fakir, çilekeş, yoksul, gariban, sömürülen, ötekileştirilen bütün insanların farkındadır. Ruhu süzülmüş, incelmiş, kibarlaşmıştır. Saf katıksızdır. Yalnızlık bir ruh yüceliğidir. Kendini gerçekleştirmiş insanların sığındığı bir limandır. Bu limanda yepyeni bir yaşam inşa eder.

   Doğanın, tabiatın ve yaratılmışların cümlesinin farkına ancak yalnızken varabilirsiniz. Yalnızlık hayata güzellik katar. Tabiata güzel kokular saçan yalnızlığın tarif edilmez büyüsüdür. Gece olduğu zaman bütün kâinat lal olup uykuya dalınca etrafa yalnızlığın tarifi imkânsız huzuru yayılır. İnsan işte o zaman gürültülerden kaçışın melodisi başlar. Yığınların içinde kendi ellerimiz bile bizim değildir. Kendi ayaklarımız başkalarının yönlendirilmesiyle bir yerlere gider, gözlerimiz istemediğimiz yöne bakmaya zorlar. Jest ve mimiklerimiz tamamen yapay ve bize ait değildir. Karşımızdakilerin görmek istediği biçimde şekillenir. Ayıp olmasın diye şöyle yap, böyle yap…

Hiç istemediğimiz halde bir sürü gereksiz yaptırımlara maruz kalıyoruz çoğu zaman. Alın size kalabalıklar arasında kaybolmanın fotoğrafı.

   ‘’Müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli sanırlar.’’(Friedrich Nietzsche) Ben de yalnızlığın verdiği huzuru yaşayamamış insanlar yalnızlığı bir ruh hastalığı olarak görürler diyorum.

   Sizinle yalnızlık ile ilgili karaladığım şiirimden birkaç satırı paylaşmak istiyorum.

                                         YALNIZLIĞIM

Yalnızlığım asil duruşum benim,

Yalnızlığım şiirimin zulası,

Yalnızlığım çilem, elemim, kederim,

Yalnızlığım kaygısız başım,

Yalnızlığım, tefekkürüm, varlığım,

Yalnızlığım buluttaki yağmurum,

Yalnızlığım yaşam sahnem,

Yalnızlığım, ümidim, barışım, özgürlüğüm,

Bırak Senra yalnız kalayım biraz…

                                       (Mehmet ARUTAY)

Siz siz olun yalnızlığınızı kimseyle paylaşmayın. Şu kirlenmiş dünyada yalnız kalmanız kaçınılmazdır. Size iyi yalnızlıklar….

 

 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2019-12-27 10:01 tarihinde yayınlandı. 634 Defa okundu.