İnsan ömrü biter, şu yollar bitmek bilmez. Yolun kendisi bizde var, biz zaten yol üzerindeyiz. Yol bazen var oluşturur kendine yürüyüştür. Kendi olabilmektir belki de yol.
Mehmet Arutay: Yol(cu)

Hayatımızda, edebiyatımızda, toplumumuzda, kültürümüzde çok önemli bir yeri olan kavramlardanbiri de yoldur. Tabiki yol yolcusuz olmaz. İster sırat deyin, ister seyahat deyin, ister sebil, sefer, refik, tarik, hemra, yoldaş, yolcu, hicran, salik, ayrılık, hasret, firkat, seyir, deyin. Bütün bu kavramlar yol ile ilgilidir. İnsanların hayatlarını derinden etkileyen, yaşamına değer katan ve bazıları içinde yaşamı değersizleştiren tarifi imkânsız kavramlardan biridir yol.

 

Ana yol, tali yol, tek yönlü karayolu, iki yönlü karayolu, bölünmüş karayolu, otoyol, ekspres yol, bağlantı yolu, geçiş yolu, kavşak, şerit, yaya yolu, banket, okul geçidi, demiryolu geçidi, at yolu, keçi yolu, su yolu, hava yolu…

 

Sürekli bir yerden bir yere gitmek hayatımızın bir parçası değil hayatımızdır. Yukarıda yol ile ilgili kavramlara baktığımızda yoldan ibaret bir yaşamın içinde olduğumuz aşikârdır.

Çok gezmek çok bilmenin temelini oluşturur. Farklı kültürleri, farklı insanları, farklı mekânları, farklı dinleri, farklı medeniyetleri objektif bir şekilde öğrenmek ve onları değerlendirmek çokça seyahat etmekle olur ancak.

 

Bir yerden bir yere gitmenin birçok nedeni var elbet, lakin gaye ne olursa olsun ayrılığın verdiği acı, hüzün insanın ruh halinin şekillenmesinde büyük ve önemli bir katkısı vardır. Onun için yol kavramı ile ilgili dilimizde çokça deyim ve kelime mevcuttur. Aldı ele girdi yola, bir yol tutturmak, bir yolunu bulmak, bok yoluna gitmek, cehenneme kadar yolu var, çıkar yol, çözüm yolu, dikenli yol, geçim yolu gözleri yollarda kalmak, hak yolu, yolda bırakmak, yol açmak, yol almak, yol aramak, yol yordam, yola gelmek, yolu düşmek, yolunu beklemek yoluna koymak, yolunu bulmak… Gecesi gündüzü yok yolun, yolcunun.

 

En kötü durum yolsuzluktur. Yolda olmak umuttur, hasrettir, aşktır, özlemdir, kederdir, ıstıraptır, özgürlüktür, bilimdir, kültürdür, sanattır, yeniden var olmaktır. Bir yol bulamayan karanlıkta kalmaya mahkûmdur. Yolsuzluk ümitsizliktir, yokluktur, yenilgiyi kabullenmektir, yerinde saymaktır, çağ dışı kalmaktır, diri diri toprağa gömülmektir.

 

Seyahat etmeyenlerin dünyayı tanıması, bilmesi, yorumlaması mümkün değildir. Çünkü yaşamı yaşadığı yer ile insanlardan ibaret görür dar fikirli ve ufku kapalı olur. İnsan ancak yola çıkınca tanır karşısındakini. Bu da bize her insanla yola çıkamayacağını gösteriyor.

 

İnsan yola çıkınca öğrenir yokluğu, yoksulluğu, acıyı, özlemi, hasreti, dostluğu, düşmanlığı, aşkı, sevdayı, gurbeti. Yalnızlığın büyülü hissini yol kazır insanın iliklerine. Yol usta bir öğretmen yolcu ise toy bir talebedir. Her durakta şiirler yazdırır, türküler söyletir, destanlar hatırlatır, romanlar vücuda getirtir beyaz masum sayfalara. Bırakın yollar bitmek bilmesin bilmeden bize birçok şey öğretsin. Ya gönülden gönle giden yollara ne demeli. Görünmeyen, fakat insanı yeniden yaratıp, yaşatan insana bilmediğini öğreten, Yusuf’u kuyudan çıkartan, Kızıl Deniz’i ikiye ayıran, ateşi serinleten, ayı ikiye bölen... Yollardır bize kolaylık sağlayan.

 

 Ya iki insanın kafasındaki mesafelere ne demeli? Şayet mesafeler ıraksa çatışma meydana gelir.Mesafeler yakınsa da huzur getirir. Belki de bütün yolculuklar kişinin kendine olanıdır. Kimisi demir, kimisi su, kimisi asfalt… Her yol bir tecrübedir yolcu için.

Her yolculukta insanın aklı kalır, gönlü kalır anıları kalır, sevdiği kalır, sevdası kalır, annesi kalır, babası kalır daha neleri kalır bir bilseniz. İnsanı en güzel terbiye edendir belki de yol.

 

Belki de yolculuk insanı kendine getirendir, nereden geldiğini, nereyegideceğini ancak yol öğretir bize. Mevcut yolların nereye gideceği belli yeni yerler yeni insanlar yeni yol arkadaşları bulmak için aşındırılmış yolları değil kullanılmamış olanları değerlendirmek gerekir. Bazen yol kadar yol arkadaşları da önemlidir. İnsan insanı en iyi yolda öğrenir, anlar. Bazen birisinin yoluna kurban bile olunur, canlar feda edilir, en sevdiğinden vazgeçmek zorunda kalınır. Yol yorar yolcuyu, fakat yol yorulmaktır zaten, zaman yeni yollar keşfetmenin zamanıdır yarınlar için. Bir yolu olmalı huzurun, barışın, içten gülmeleri, kaygısız baş için, umutiçin, insanca yaşamak için, adalet için, bolluk, bereketiçin, yoksul halkların refahı için bir yol inşa etmeli bu yolda yoldaş bulmalı, yoldaş olmalı. Kimi zaman sabahın seherinde, kimi zaman öğle sıcağında, kimi zamanakşamın sessizliğinde, kimi zaman gece yarısı bitmek tükenmek bilmez bir eylemdir yol. Her anı insan için bir fırsattır yolun. Giderken birçok kişiyi de sol tarafına gömer yolcu. Yola revan olmak demek yepyeni bir hayata merhaba demektir.

 

‘’Coğrafya kaderinizi belirler, seyahat etmek kaderinizi değiştirir.’’ (Hindi Zehra) Sürekli bulunduğunuz coğrafyada yaşam sürüp seyahat etmediğimiz vakit hayatı kendimize zindan eder ve kaderimizin mahkûmu oluruz. Yollar insanın kaderini değiştirmek ve şekillendirmek için yok mudur zaten? Yol, insana hem psikolojik hem de maddi destek sağlar. Hayatında acıyı, gurbeti, terk etmeyi, özlemi, hasreti, yokluğu, çaresizliği, hüznü yaşamamışsa o kişi ne kadar insandır, ne kadar insanı anlar? Hayatını değiştirenler, dünyaya hüküm sürenler sürekli yolda olanlardır. Bu yolculuk esnasında öğrendikleriyle insanca yaşamayı hak edip, dünyadaki bütün insanların kaderini değiştirmişlerdir. Şu kötü gidişe bir dur deyip yeni yollar aramanın zamanı çoktan geldi de geçiyor. Gittiğimiz yollar bizi huzura, barışa en önemlisi de bizi bize kavuşturacaktır. Her şeyin bir yolu vardır yeter ki ümitsizliğe kapılmayalım. Bir döngü var ve hep devam ediyor. Gün dönüyor, gece dönüyor, ay dönüyor bu yolculukta. Geçtiğimiz yollar, ormanlar, ovalar, dağlar ve deniz alıyor içine bize.

 Ah yol!

Nelere kadirsin, nasıl bir şeysin ki sensiz de olmuyor senle de olmuyor. Gönle ah, göze nem, dile bir sükût bırakır çoğu zaman. Hem kavuşturur hem de ayırır. Yollar ki kavuşturur sevinç olur; ayırır hüzün olur. Yolların yolcularda derin ve tarifsiz izleri vardır. Mademki öyle bizden sonra gelenlere iyi bir gelecek bırakmanın şartı onlara güvenilir, huzurlu, mutlu bir yol bulmamamız gerekmez mi?

Çünkü her yolda yolcunun izi vardır.

 Âlem-i Ervahtan aldığı biletle başlayan dünya yolculuğu bir kabir kapısında sonra da devam eder âdemoğlunun. Bu insanın dünyadaki yolculuğunun sonucudur. Yolculuk bundan sonra da devam edeceği muhakkaktır dünya bir duraklama, dinlenme, gölgelenme yeri değil mi? O han içinde de devam eder yolculuğumuz ki, asıl izleri oradadır ya da heybesindedir yolcunun yine kendisiyle gelen… Malum iki kapılı bir handır dünya. Bir giriş bir de çıkış kapısı vardır. Düşünün ki bütün yolların içinden geçtiği koca bir menzil. Ne kadar girift bir kavram olduğu aşikârdır yol denen bilinmezin. Bazen tatil, bazen gurbet, bazen acı, bazen neşe, bazen keder, bazen eğlence, bazen ayrılık, bazen kavuşma… Yolcunun en hüzünlü olduğu dem otobüsü, treni, uçağı beklediği zamanlardır. Yol boyunca sevdiklerinden, doğup büyüdüğü yerden ayrılmanın verdiği hüzün ona çok şey öğretir. Cam kenarında hızlıca akan ağaçlar, evler, insanlar, dağlar, hayvanlar daha neler neler. Dünyanın kaç bucak olduğunu git yola, yolcuya sor. Hayatta farklı yollar denmek insanın makuz talihini bile değiştirir. Yollar kimleri bağrına basmadı ki? Eskiden yolcuların dert ortağı hancılardır. Türkçe’nin inceliklerini yansıtan, duyguları şiirlerinden bazıları bestelenen ünlü şairimiz Bekir Sıtkı Erdoğan’ın “Hancı” şiiri meşhurdur.

                                               Sıla burcu burcu… İlle ocağım

                                   Çoluk çocuk hasretinde kucağım

                                   Sana her şeyimi anlatacağım

                                   Otur başucuma, sor yavaş yavaş.

Yolcu yol boyunca birçok şeyi okur birçok şeyi dokur. Kimine derdini anlatır, kiminin derdini dinler, yalnızlığı ilmik ilmiş işler halet-i ruhiyesine. Bu yollar nerede biter bilmem. Şu muhakkak bir yolun sonunun selamete ermesi çoğu zaman bizim elimizdedir. Yola çıkmadan bavulumuza en temel ihtiyaçlarımızı eksiksiz hazırlayıp; nereye, niçin, nasıl, ne ile sorularına cevap verip kendimizi güvene almak gerekir. Malum, yolda insanın başına ne gelir bilinmez. Yol boyunca arabada söylenen türküler daha derinden etkiler bizi. Çayın tadı biraz acı biraz tatlı, yoldaş bizim kader ortağımız. Mevcut yolların menzili belli. Yol şeyh, yolcu mürit. “ya bir yol bul. Ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.” (Konfüçyüs)  İnsan hiç yolsuz olur mu? Bir yol bul ki kuşlar ağaçlara beste yapsın, bir yol bul ki dertlere deva olsun, bir yol bul ki erisin dağların karı, bir yol bul ki karanlıklar aydınlığa çıksın, bir yol bul ki çocuklar çocuk büyükler büyük, bitkiler bitki olsun, bir yol bul ki adalet hüküm sürsün yeryüzünde, savaşların kökü kurusun: zenci, beyaz, esmer, sarışın, kumral gökkuşağı oluştursun.

Ne bileyim işte bir yol bul, bir yolu olmalı. Gidilecek yer belliyse gerisi bize kalmış. Şunu unutmamak gerekir ki: “Dağ ne kadar yüksek olsa, yol onun üstünden aşar.” Yenilmesi imkânsız görünen zorlukların da üstesinden gelinir değil mi? Bizler yol misali yüksek dağları aşıp ulaşmak istediğimiz yere varmalıyız.

Umut olmamalıyız yolda kalmışlara. Yol uzun, hayat kısa, sen uzaksın bana. Ne olur dön gel yollarını gözlemekteyim ölüyorum ey yar biliyorsun ki hasretim sana. Ne kadar anlatırsam anlatayım ne yol biter ne yolcu, tıpkı yüreğimdeki sen gibi. Ne ben senden vazgeçeceğim nede sen bana döneceksin. İyi yolculuklar…

Mehmet Arutay

Cendere Meslekli Ve Teknik Anadolu Lisesi

Türk Dili Ve Edebiyatı Öğretmeni

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-03-13 14:51 tarihinde yayınlandı. 2502 Defa okundu.