Özgürlük, yeryüzündeki tüm farklı seslerin aynı mekânda avazının çıktığı kadar bağırabilmesidir.
Özgürlüğe Medhiye

   Özgürlük, yeryüzündeki tüm farklı seslerin aynı mekânda avazının çıktığı kadar bağırabilmesidir.

   İnsanların hayatta mutlu, huzurlu olması, üretebilmesi, sevgiyi ve aşkı egemen kılması, barış içinde yaşayıp savaşı mezara gömmesi, cihandaki tüm farklı renklerin, düşüncelerin, dillerin, ırkların, kültürlerin kardeş olması, yemenin, içmenin, gülmenin, ağlamanın bile içten olması, dünyanın tüm okullarında başarının istenilen hedeflenen seviyeye gelmesi, fakirliğin, yoksulluğun, yokluğun, çaresizliğin, korkunun, ümitsizliğin, güvensizliğin sonunu getirmek için, toprağın bire bin vermesi için, suyun hayat verip, güneşin daha da ısıtıp aydınlatması, bebeğin kaygısız ve içten gülümsemesi, çocukların sadece oyun oynamakla, sevmek ve sevilmekle meşgul olması, gençlerin daha ümitli ve hayatta beklentisinin yüksek olması ve iş bulma kaygısının olmaması için, babaların ve annelerin tek şikayetlerinin ölümden olması, yaşlıların kendilerine kimin bakacağını düşünmeden rahat ve mutlu bir şekilde hayatlarını devam etmesi, devletlerin güçlü bir ekonomiye sahip olup ve insanların refah düzeyinin çok iyi olabilmesinin temel şartı özgürlüğü hayatın merkezine yerleştirip dünyanın başkentini özgürlük olarak kabul etmekten geçer.

   En büyük zafer, toplumların beyninin ve kalbinin etrafındaki demir parmaklıkları eritip düşünmelerini sağlayarak ruhlarını özgürleştirmektir. Beyni ve kalbi özgürleşmemiş insanların varlığıyla, yokluğu arasında hiçbir fark yoktur. Birey olmanın, yegâne temeli özgürlüktür. Sürekli baskı altında yetişmiş, daima başkalarıyla mukayese edilmiş, azarlanmış, ötekileştirilmiş, hor görülmüş, duygu ve düşüncelerine değer verilmemiş, sevgiden mahrum büyütülmüş, kin ve öfkeyle dolduruşa getirilmiş, insan ve insan sevgisini bilmeyen, hiç değer verilmemiş bir insan düşünün sizce bu kadar olumsuzluğun içinde yetişen bir insanın sağlam bir kişilik ve karaktere sahip olup topluma yararlı olacağına ihtimal verebiliyor musunuz? Oysa değer gören, sevilen, kendisine ifade edebilme fırsatı verilen, tek ve biricik olarak görülen çok daha yararlı, daha üreten; kendisine, topluma ve insanlığa daha çok faydalı olacağını hepimiz biliyoruz. Özgür bir birey ile esir bir insan arasında farkı siz tahmin edin.

Önce evimizin etrafını duvarla örüp sonra beynimizi kafatasımıza hapsedip, sınırlandırılmış bir dünyaya iskelete mahkûm edilen bir düşünceyle insanlığı fethetme uğraşına giriyoruz maalesef. Ülkelerdeki yasakları şöyle bir gözden geçirdiğimizde kayıptan başka bir getirisi olmamıştır yasakların. Yok türban yasak, yok namaz kılmak yasak, bunu söylemek yasak, şu fikre sahip olmak suç, şu sanatçıyı dinlemek yasak, şu inanca sahip olmak yasak… bütün bu saydıklarımız daha sayamadığımız birçok yasak, ülkeleri sadece geriye götürür asla ileriye taşımaz, taşıyamaz ve taşıyamamış. Şu da bir gerçek ki bütün ülkelere damgasını vurup fikirleriyle insanları, toplumları peşinden sürükleyenler, kâinatı değiştirip şekillendirenler özgürlük için mücadele edenler olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün: ‘’Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.’’ Sözü idealist, lider ve karakter sahibi bireylerin ancak özgürlüğün toplumlar ve insan için ne kadar önemli olduğunu bildiğini gösteriyor. Bir milletin özgür yaşayabilmesi için verdiği mücadeleyi hepimiz biliyoruz. Çünkü insan esir olarak değil hür olarak yaratılmıştır.

   ‘’Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.’’ Diyor şair, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız ve siyasetçi Mehmet Akif Ersoy. Ezelden beri hür yaşamış bir insan ve toplum esir olmamak için canını ve canlarını bile seve seve vermiştir. Esir olmanın, özgür olmamanın, özgür yaşayamamanın ölümden farkının olmadığının idrakine varabilmişlerdir.

    Fikirlerdir insanı yaşatan, fikirlerdir insanı insan yapan. Bilimin, felsefenin, edebiyatın, psikolojinin, sosyolojinin daha birçok alanın gelişmesi, değişmesi ancak fikir üretmekle olur. Dünyada en korkunç şey de fikirlerin yasaklanması yani fikirlerinden dolayı özgürlüklerinin ellerinden alınmasıdır. Birbirlerinden çok zıt fikirler söylenmediği, ifade edilmediği sürece bilim, sanat ve teknoloji gelişme göstermez. Bir ileri iki geri yolunuza devam etmeye mahkûm kalırsınız. Bu şekilde ilerleyebileceğinize ihtimal verebiliyor musunuz? İtalyan bilim insanı Galileo Galilei 386 yıl önce Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğünü söylemişti. Bu fikri kilise tarafından kabul edilmediği için ölümle yargılandı. Fikrinden dolayı ölümle yargılanan çeşitli cezalar çeken birinin düşüncesini hepimiz çoktan kabul etmişiz. Bu da bize fikirlerin yasaklanmaması aksine tartışılıp bir karara bağlanması gerektiğini savunuyor.

   ‘’Özgürlük insanlara medeniyetin bir armağanı değildir. Hiç medeniyet yokken insanoğlu çok daha özgürdü.’’ Der psikanalizin kurucusu olan Avusturyalı nörolog Sigmund Freud. Öyleyse medeniyetler insanlara özgürlüğü yeniden vermeli ki şu yeryüzü cennete dönebilsin. Bir insanın özgürlüğünü elinden almak onu yok saymak demektir ve onu insan olarak görmemektir. ‘’(Resulüm) Rabbim dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?’’ (Yunus 99.) Yaratıcı insanları özgür bırakmışken onları düşünceleri ve fikirleri yüzünden cezalandırmak bir insanlık suçudur. Zorla bir insanın dinini değiştiremezsiniz, baskıyla bir insanı bir insana sevdiremezsiniz, fikirleri cezalandırarak yok edemezsiniz. Gelin sadece insanları değil tüm canlıları özgür bırakalım. Birbirlerini rahatsız etmediği sürece istediğini yapsın ve istediğini düşünsünler. Hiçbir şey düşünmeyene ne demeli? Aklıma hemen hayvanlar geldi. İnsan dışındaki tüm varlıklar sadece yaratıcının kendilerine verdiklerinden başka bir şey yapmazlar. Düşünme gibi bir yetileri yoktur çünkü. İnsanı esir alsanız dahi düşünmesini engelleyemezsiniz.

   Özgürlüğün önündeki en büyük engel de şüphesiz korkudur. İnsanların içindeki o korkuyu yok edip özgürleştirdiğiniz zaman çiçekler daha güzel görünecek, şiirler daha içten okunacak, türküler daha türkü, inançlar daha ruh bulacak, üretim artacak, işsizlik azalacak, hastalıklar bitecek, insanın ödü patlamayacak, basın daha gerçekçi, haberler daha tarafsız olacak, bütün farklı sesler, renkler, karakterler, fikirler kardeş olacak, insanların birbirlerine olan güveni artacak, yeni yeni kitaplar kaleme alınacak, aynı toprakta farklı çiçekler koku saçacak, güneş ısıtacak yakmayacak, yağmur sadece ıslatmayacak can da bağışlayacak, ürünler bire bin verecek, gözyaşı olmayacak, insan yüzlerini gülümsemeler güzelleştirecek, suç işleyenlerin sayısı azalacak; merhamet, adalet yeşerecek, yeryüzündeki bütün insanlar insanca yaşayacak daha neler olacak neler. Bütün bilim ve düşünce insanı daha güzel bir yeryüzü için özgürlüğün hiç ertelenmemesi gerektiğini vurgulamışlardır.

   ‘’Özgürlük gelecek umudu değildir. O, şu’an’da dır ve insanlarla ve şu anki dünyayla uyumludur.’’ Der Fransız yazar ve filozof Albert Camus. Zaten tüm insanlar yıllardır özgür yaşamak için beklemiyor mu? Hayat kısa ‘’üç günlük dünya’’ diye ifade ederiz. Mademki öyle lütfen insanları özgür bırakalım. Zaten kimi depremde ölüyor, kimi trafik kazası geçiriyor ölüyor, kimi kalp krizi geçiriyor ölüyor, kimi intihar ediyor, kimi bir kurşunla hayata veda ediyor. Şu insanları özgür bırakalım da şu kendisine verilen zaman artık ne kadarsa onu da güzel yaşasın. Her insan kendisinin ölümsüz olduğunu söyleyebilir? O zaman başta savaşlar insan özgürlüğünün köküne dinamit koymaktatır ve bir an önce tüm savaşların yerine kalıcı barışın sağlanması gerekiyor. Çünkü özgürlük insanlar için vardır. İnsanı da öldürürseniz özgürlüğün hiçbir anlamı kalmaz. Özgürlüğün tam anlamıyla hayat bulduğu topraklarda bütün insanlar rahatlıkla, isteyerek yaşayabilir.

   ‘’Özgürlükler nerede ise benim ülkem orasıdır.’’ Der Amerikalı yayımcı, yazar, mucit, felsefeci, bilim insanı, siyasetçi diplomat Benjamin Franklin. Yaşadığımız dünyayı tüm insanlığın anavatanı haline getirmek için insanı özgürleştirip huzur ve mutluluk içinde yaşatmamız gerekmez mi? Zaten dünyanın çilesi, zorluğu, acısı, kederi çok bir de insanın özgürlüğünü elinden aldığınızda onu diri diri mezara gömmüş olursunuz. İnsan, Yaratıcının özenle yarattığı bir varlıktır, bunu unutmayalım.

   ‘’Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.’’ Der Nazım Hikmet Ran. İnsanın özgürleşmesini sağlayarak bunların kardeşçe yaşamasına olanaklar tanımadığımız sürece insanlar ölmeyi yaşamaya tercih edecekler bu da Yaratıcının isteğine aykırıdır. Yaratıcı insanı özgür bireyler olarak yarattı. Hangi öğrenciye baskı uygulayarak istediğinizi yaptırabildiniz? Belki yaptırmışsınız sadece o anda dediğinizi yapar; fakat size ömür boyu düşman olarak bakacaktır. Baskı, şiddet, ceza, azarlama gibi insan fıtratına aykırı terimlerdir. Bu terimler tarih boyunca insanları ve devletleri geriye götürmüştür, ileriye taşıyamamıştır. Hangi insan özgür bir ülkede yaşamak istemez ya da hangi insan baskı, şiddet, zulüm ve dayatmanın egemen olduğu bir ülkede yaşamak ister. Özgür yaşama insanın derisinin altına yerleştirilmiştir. Onu açığa çıkarıp o insanlardan faydalanmak var, o derisi altındaki özgür yaşama arzusunu öldürüp hayatı hem kendinize hem de o insana zehir etmek var. Bir çiçekle bahar olmaz. Sadece bazı insanları özgür bırakıp birçoğunu da esaret içinde yaşamak ahlaka aykırıdır. Bu dünyada hepimize yetecek kadar toprak var. Biz dünyalıyız nerede insanca yaşayabileceksek orası vatanımızdır. O zaman şimdi yaşadığımız toprakları özgürleştirip cennete döndürmenin zamanı çoktan geçiyor. Özgür birey, özgür ve güçlü bir vatan için YA-ŞA-SIN ÖZ-GÜR-LÜK…   

                            MEHMET ARUTAY

CENDERE MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ

          TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENİ

 

 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-02-03 16:58 tarihinde yayınlandı. 2106 Defa okundu.