Kahtalı Eğitimci Yazar Mustafa Kayahan'ın yine büyük emekler vererek kaleme aldığı köşe yazısı.
Tarihin Tanık Olduğu En Şaşaalı Düğün

Abbasi Halifesinin Haremine SonSelçuklu Gelin

İ. Esir’in tespitine göre, Halife Kaim Biemrillah 1075’in 3 (üç) Nisanında vefat ederken 75 yaşındaydı ve 44 yıl, 8 ay halifelik yapmıştı.  Onun ölümünden hemen sonra torunu Muktedi halife ilan edilir. Ailede birinci derecede başka akraba olmadığı için taht verasetinde sorun da yaşanmaz. Darülhilafenin (hilafet sarayını)cümle ekâbirleri kısa sürede biat bildirip yeni halifenin kavgasız kansız olarak makamına oturması sağlanır.

Çiçeği burnunda halife 19 yaşında zıpkın gibi bir delikanlıdır. İslam ümmeti onu siyasi ve uhrevi lider olarak görmektedir. Ancak o, siyaset işini Selçuklulara, uhrevi işleri de Hilafet Divanı’na bırakıpeğlence işleriyle uğraşmayı tercih eder. Selçuklu Sultanlarının istediği tam da böyle bir halifedir.

Abbasilerin hilafet erki Selçukluların güdümünde etkisiz bir araçtır. Halifenin dış dünya ile ilişkisi sadeceav partileri düzeyinde kalırken, iç denetim de halifenin üvey babaannesi kıdemli Selçuklu gelin Arslan Hatun’dadır.  Genç halife, babaannesinin telkin ve desteğiyle Selçukludan haremine bir zevce daha alıp ortalığı biraz şenlendirmek ister. Gelin aday adayı olarak da Melikşah’ın kızı Mah Melek hedefe konmuştur. Hem, eski gelinin muhtemel gelin adayının halası olmasıhasebiyle aralarında fazlaca çekişme de olmayacağı ümit edilir.

Halife,  veziri Fahruddevla Ebu Nasr’ı,kendisine Sultanın kızını istemek üzere dünür tayin eder. Emri alan Nasır,yükte hafif,pahada ağır kalabalık bir hediye kervanı hazırlatır. Yanına halifenin üvey babaannesi Hatice Arslan Hatun’u da alarak 1082’nin bir ilkbahar sabahında Isfahan yoluna düşer. Uzun ve yorucu birkaç günlük yolculuktan sonra menzile varılır.

Ebu Nasr, kısa süreli bir dinlenme faslından sonra halifenin isteğini vezir Nizamülmülk’e çıtlatır. Duayen vezir, bu önemli konuyu sultana götürmeden önce, Melikşah’ın üzerindeki etkisini çok iyi bildiği Terken Hatun’a açmanın isabetli olacağını söyler. Nasır da üstadın lafını ikiletmez. İki vezir yanlarına Arslan Hatun’u da alarak Terken Hatun’un kapısını çalar. Bu ağır misafirliğin Sebebi ziyareti herkesin malumu olduğu için geveleyip lafı uzatmaya gerek kalmadan hemen konuya girilir.

Vezir Fahruddevle konuya, “Allahın emri peygamberin kavliyle kerimeniz Mah Melek Hatun’u emîrül-müminîn (müminlerin emiri) hazretlerine istemek için huzurunuzda bulunuyoruz” şeklinde nazik bir giriş yapar. Lakin “kız evi naz evi” darbımeseli o zamanlarda da revaçtadır. Nihayet, kızın annesi Terken Hatun, biraz naz yapmak adına, “Ey Fahruddevle, kerimemi, teeyy Şarki Acemden Gazne Sultanı, Şimali Acemden Karahanlı sultanı mahdumlarına istediler. 20 katır yükü çeken 400 bin altın dinar (1 dinar=2,8 gr’danyaklaşık 1.120 kg)saydılar da kızımı vermedim. Yine mağripten, maşrıktan, hatta diyar Rum’dan bile kızıma ne emir, ne âlim, ne muallimler talip çıktı da vermedim. Lakin Halife hazretleri için “hayır” demekten hayır gelmeyeceğinden korkarız. Bu sebeple gönlümüz ondan yanadır, versin 400 bin dinarı hayırlısıyla bu iş olur” der.

Hilafet hareminin tedrisatından geçmiş Hatice Arslan Hatun oturduğu yerden başını kaldırarak, “Terken Hatun, Terken Hatun, senin o dediklerin Halife’nin kulları köleleridir. Halife ile kullarını kıyaslamak bilge şanınıza yakışmıyor. Onlar kim, Halife kim? Bir kere Halife’nin haremine cariye olarak girmek bile başlı başına bir şeref vesilesidir. Kaldı ki kerimeniz zevce olarak hareme gidecek. Bunun uhrevi kıymeti dünyevi şeylerle ölçülemez. Onun şan ve şerefi değil 400 bin Dinar’a bir başına mülkü Acem’e bedeldir. Halifemizden mehir istemek ayıpkaçar; böyle bir talep ne sultanın şanına, ne de halifenin uhreviyatına yakışır!” mealinden birkaç sert kelam Terken Hatun’u yumuşatmış gibi görünür. Lakin Terken zeki ve kurnazdır. Onun sükûtu ikrardan değil, ilerisi için halife üzerinden yapacağıişlerin çok ince hesabındandır.Bu vesileyle fazla direnmez, ama çocuk yaştaki kızının selamet ve sükûnetini korumaya da kararlıdır. Bunu vurgulamak üzere tekrar söze girer: “Halifenin damadım olmasından doğacak şan ve şerefe itirazım yok. Peşin ödenmesi kaydıyla 50 bin dinar başlık da kabulümdür, ama bunun için birkaç şartım var: Birincisi, halife, kızımdan başka kadınla nikâhlanmayacak ve cariyelerle ilişki kurmayacak. İkincisi, Hazret her gecesini sadece ve sadece kızımla geçirecek. Son olarak, şayet halife bu şartları kabul eder, sizler de şahadet ve kefalet ederseniz kerimemi veririm. Yoksa bu iş asla olmaz, bilesiniz” der.

Dünür, “Bu şartlarınızı halifemiz adına kabul ediyorum” derken, Arslan Hatun, halifenin bu akde bağlı kalmayacağını iyi bilmektedir, ama zevahiri kurtarmak adına “evet” demek zorunda kalır. Zaten evlilik gerçekleştikten kısa süre sonra da halife eski alışkanlığına dönüp cariye hareminin kapısını aşındırmaya başlayacak. Bunun üzerine Mah Melek de kocasının evini terk edip baba ocağına sığınacaktır. Bu söze sadakatsizlik, Melikşah’ın ölümünden sonra saltanat idaresini ele geçirmeye çalışan Terken Hatun’un halifeye karşı elini epeyce güçlendirecektir.

Terken Hatun’la anlaşma sağlandıktan sonra Melikşah’ın huzuruna çıkılır. Şah, zevcesi Terken’in sözü üstüne söz söylemeyip talep ve şartları olduğu gibi kabul eder. Nihayet söz kesimi bitmiş, sıra çeyiz hazırlığı yapma sürecine gelmiştir. Lakin sözlülükten düğün aşamasına geçme süreci, değişik nedenlerle bir hayli uzun olacaktır.

Tarihin Tanık Olduğu En Şaşaalı Düğün Alayı Ve Çeyiz Kervanı

Halife Muktedi’nin Melikşah’ın kızı Mah Melek’le söz kesmelerinin üzerinden yaklaşık altı yıl geçtikten sonra düğünün yapılmasına karar verilir. Sözlülük süresinin bu kadar uzun olması konusunda yapılmış akademik bir tespit yokama kesin olmayan bazı öngörülerde bulunmak mümkün. Bunlardan biri kızın yaşının İslami evlilik hukukuna göre küçük olması, ikincisi çok büyük emek ve zaman gerektiren çeyiz külliyatının hazırlanması sürecidir. Neticede bu yazının esas teması da komplo üretmek olmayıp büyük bir dinin ruhani temsilcisi olan damat adayı bir şahsın, tarihte eşi benzeri görülmemiş gösteriş ve şaşaalı düğününün hikâyesidir.

Düğün alayı, başlığın (mehir) miktarı, çeyizinçeşit ve niteliğikonusundaki dudak uçuklatıcı rivayetler Maveraünnehir’denPontus’a, Pontus’tan Payitahtı Bizans’a (İstanbul), oradan Bosfor’u (İstanbul boğazı)aşıpBahr-i Sefit’ten (Ak Deniz’in eski adı)Şimali Afrika’yakadar dolaşarakefsaneye dönüşür. Bu vesileyle 12. Yüzyılın başlarından itibaren ortaya çıkan Asya Kıtası tarihçilerinin çoğu bu düğün vakasına bir şekilde değinir. Ne var ki anlatımların nerdeyse hepsinin içerikleri birbirine çok yakındır. Bu da bize, konuyu aktaran tüm vakanüvislerin esas aşırma (intihal) kaynaklarının aynı olduğuna işaret ediyor. Sadece bazılarıhikâyeye daha fazla, bazıları daha az yer ayırırken, bazıları da deve ve katır sayılarıyla başlık (mehir) için ödenen paramiktarında anlaşmazlığa düşerler kibunlardagörmemezlikten gelinebilecek farklılıklardır.Hal böyleyken hangi vakanüvisi esas alma konusunda tereddütler oluşuyor,ama ben İ. Esir’in bir iltimas hak ettiği düşüncesindeyim ki, bu minval üzerine onun anlatımlarını esas alacağım.

İ. Esir, mealen, diyor ki: Sultan Melikşah’ın kızı Mah Melek Hatun’un çeyizi Bağdat Sultan Sarayından hilafet sarayına gitmek üzere 1087’nin Nisanında taşınmaya başlar. Nakliyat kervanında 130 deve ve 74 yüklü katırı vardır.Develer Rum ipeği, katırlar ise yerli ipekli (Dibac-ı Mülki) kumaşlarla örtülmüştür. Boyunlarına altından çan ve gerdanlıklar takılıdır. Yüklerin çoğu altın ve gümüşten eşyalardır. Develerin sırtına üç tane de mahfekonulmuştur. Katırlardan altısının sırtına on iki sandık denk yapılmış olupbunlarıniçindepaha biçilmez ziynet eşyası, mücevherat ve elbiselervardır. Ayrıca katırlardan birinin sırtında, üzerinde bolca altın kakma olan bir beşik vardır.Katırların önüne de, takımları çeşit çeşit mücevheratla süslenmiş, altın eyerli 33 iyi cins at koşulmuştur 

Düğün alayının önünde Melikşah’ın kölelikten (memluk) gelme has adamı Bağdat Valisi (Şıhne) Sa’düddevle Gevherayin, onun arkasında Emir Porsuk ve Sultanın diğer gözde adamları vardı.Kafile Bağdat’ın sokaklarında ilerlerken semt halkı kafilenin üstüne altın ve elbiseler saçar kibunun önceden tasarlanmış bir mizansen olduğu muhakkaktır.

Çeyiz nakledildikten sonra Halife vezirEbû Şücâ’yı çiçeği burnunda kayınvalide Terken Hatun’a gönderir. (sultan, kızının düğünde sarayı terk edip ava gitmiş!) Tabii ki, vezir ellini kolunu sallayarak gitmiyor. Zatı muhteremin çevresi üçyüz alay feneri ve bir o kadar da meşaleyle ışıldamaktadır. Haremdeki bütün odalarda (Muhtemelen yüzlerce oda) birer, ikişer hatta bazılarında daha fazla mum yakılmıştır.

Halife, Hadim-i hassı Zafer’le de, güzellikte benzeri görülmemiş bir mahfegöndermiştir. Huzura çıkan Vezir Ebu Şücâ, Terken Hatun’a:

“Önderimiz Emirul Müminin diyor ki; Allah, emanetleri ehline teslim etmenizi emrediyor. Ve emanetin saraya nakletmesini istiyor” Terken Hatun,‘Baş üstüne’ deyip isteği kabul etti. Nizamülmülk ile Selçuklu Devleti’nin ileri gelen simaları da bu merasime iştirak ettiler. Her birinin etrafında çok sayıda şamdan ve meşale vardı. Üst kademelerden en alt kademelere varana kadar her sınıftan emirler ayrı ayrı guruplar halinde, debdebe ve ihtişam içerisinde bu merasime katıldılar. Bunların önlerinde de süvarilerin taşıdığı alay fenerleri ve meşaleler bulunmaktaydı.

Daha sonra, gelin Mah Melek, üzeri örtülü ve çok sayıda altın ve mücevherle süslenmiş bir mahfe içinde hilafet sarayına gelir. Mahfenin etrafını göz kamaştırıcı bineklere binmiş olan 200 Türk cariyesi kuşatmıştır.

Gelin Hatun böyle bir alayla hilafet sarayına gittiği günün gecesi, Bağdat’ta eşi benzeri görülmemiş, dillere destan bir gecedir.

Ertesi gün, halife tertip edilmesini istediği ziyafete sultanın emirlerini çağırdı. Rivayet edildiğine göre bu ziyafette 40 bin batman (Bir batman = 7,7 kg’dan toplam 308 ton) şeker harcandı Ziyafete katılan bütün emirler ile ordu içinde mevki ve itibarı olan diğer subaylara hil’at giydirdi. Ayrıca, sultan Melikşah’ın karısı Terken Hatun’a ve diğer bütün hatunlara da hil’atlar gönderdi. Sultan ise her şey bittikten sonra avdan döner,

Hilafet saltanatikilisi debdebeli evlilik merasimleri ve av partileriyle uğraşırken Frenkler(Haçlılar) Kutsal toprakları (Kudüs) kurtarmak adına harekete geçmişlerdi. Kutsal savaşa katılımı teşvikiçin Hristiyanlığın ruhani lideri papa cenneti garantilediğini iddia ettiğiEndüljans pazarlamakla meşguldü. Müslüman cenahı bu sahtekârlığı pek de yadırgar olmuştu. Lakin ümmetin siyasi ve ruhani liderlerinin yaptığı gösterişli harcamaların kaynağının Endüljans’dan pek de geri kalır yani yoktu. Zira biri cenneti vadederek dolandırıcılık yaparken diğerleri acımasızlık, yağma, talan ve angaryalarla edindikleri serveti şahsi ikbal ve zevkleri için savurmaktaydı.

Bu ve benzer hikâyelerin yayıma değer görülmesi,günümüz Ortadoğu’sunda (Türkiye dâhil), özellikle yönetim cenahında gösteriş vesavurganlığınhâlen bir itibar vesilesi olarak kabul görme ironisidir. Oysaki bu tür savurganlıkların o günün bakış açısıyla bile tasvip edilmediğine dair ibretlik eleştiriler günümüze kadar ulaşabilmiştir. Lakin gel gör ki o illetten ibret alacak zihniyet hala çok uzaklarda!

Not: Aşağıdaki kaynaklardan yararlanılmıştır.

İbnül Esir’in İslam Tarihi (El Kâmil Fi’t-Tarih);

Gregory Abul Farac, Abul Farac Tarihi;  

Urfalı Mateos, U. Mateos Vakayinamesi ve Papaz Grigor’un Zeyli; 

İbn Kalanisi, Şam Tarihine Zeyl;

İbn Kalanisi, TTK Belge Çeviri,Selçuklular Bölümü;

H. Müstevfii Kazvini, Tarihi Güzide;

Sıbt İbnul – Cevzi, Mir’âtü’z-zaman Fî Târi’l-Âyan’da Selçuklular;

İbnüt Tıktaka, El Fahri;

Raşidüddin Fazullah, Camiütüt Tevarih (Selçuklular);

Alaaddin Ata Melik Cüveyni, Tarihi Cihan Güşa;

TDV İslâm Ansiklopedisi İnternet Sitesi ilgili maddeler

 

 

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-05-12 12:37 tarihinde yayınlandı. 5627 Defa okundu.