Kahta Haber'in çiçeği burnunda yazarı Mehmet Şimşek ilk yazısına tabiri caiz ise acı bir zılgıtla başladı. Kahta ilçesinde son yıllarda bir çok ailenin evine ateş bırakan boğulma konusunu ele aldı.
Coğrafya Kader Değildir

Mükemmel bir coğrafyanın kıymetli sakinleri, 1990’lı yıllardan sonra Atatürk barajının faaliyete geçmesi ile birlikte bir açıdan Adıyaman coğrafyası kusurlu hale gelmiştir. Doğduğumuz coğrafyanın dezavantajları olduğu gibi avantajları da var elbette. Her ne kadar “elektrik üretimi ve sulama” amacıyla olsa da bugüne kadar tam anlamıyla bu amaca ulaşılabilmiş değildir.

Atatürk baraj sularının Adıyaman topraklarına yerleşmesinden sonra bir çok köy bu suların altında kalmış ve bir çok köy baraj sularına komşu hale gelmiştir. Bu komşu olma hali bir çok insanımızın kaybına neden olmuştur.  

İşte bu noktadan sonra coğrafya bu anlamda kaderine terkedilmiştir.

90’lı yıllardan bu yana yüzlerce gencimiz baraj sularında can vermiştir. Kader inancının yaygın olduğu toplumumuzda ne yazık ki bu boğulma vakaları da kader olarak değerlendirilmiştir. Elbette olayın inanç boyutu vardır ve olmalıdır. Yoksa başka türlü nasıl açıklanır bu ihmal.

Evet kesinlikle bir ihmalin kurbanıdır gençlerimiz. Nasıl mı?

Atatürk baraj gölü yapılmadan önce bölgemizde boğulma vakaları çok azdı. Çünkü dere, ırmak, çay sularında boğulma ihtimaliniz düşüktür. Genel olarak metre küp yoğunlukları düşüktür. Ancak baraj gölünde vaka sayılarında ciddi bir artış vardır. Kader denilecek ise dere, ırmak, çay sularındaki boğulma vakalarına kader diyebiliriz. Çünkü doğal oluşumlardır ve bin yıllardır o toplum o dere yataklarının etrafına köylerini kurmuş ve orada yaşıyor. Ancak baraj gölleri öyle değildir.

Baraj gölleri ile birlikte o coğrafyanın;

Sınırları,

Demografik yapısı,

Sosyolojik yapısı,

İklimi, değişir.

Tam olarak Adıyaman’da da böyle olmuştur. Adıyaman’da nüfus 1990 yılında 100.045 iken 1997 yılında 212.475 yükselerek % 100’ün üstünde bir artış gösteren il merkezi nüfusu , 2000 yılında ise 282.510’a yükselmiştir. Önce sınırları baraj gölünün suları olarak değişti kimi yerleşim yerlerinin, sonra demografik yapısı ve sosyolojik yapısı. Köyleri sular altında kalan kimi köylüler batıdaki illerde arazi verilerek iskan edildi. Köklerinden koparıldı. Bazı köyler kente göç etti. Kente göç edenlerin toprakları ile olan bağı koparıldığı için iş arayışına girdiler. Bu durumda başlı başına başka bir sorun olarak karşımıza çıktı. Mevsimlik işçilik sorunu. Baraj sularından canını kurtaran köylüler, kentte mevsimlik işçi olup yollara düştü. Bu konuyu ayrı bir yazıda ele alacağım. Başa dönersek baraj sularının köy sınırına dayandığı yerleşim yerleri ise yukarıda açıklamaya çalıştığım gibi kaderine terk edildi.

Coğrafya kader değildir. Baraj sularına kıyısı olan köyler, köylüler bu gerçeklikle yaşamaya başladı. Bu köylerde yaşayan yurttaşların çocukları muhakkak bir eğitimden geçirilmeli.

Teşbihte hata olmaz “devlet evinizin önüne mayın döşüyor ve bu mayından kendinizi  nasıl koruyabileceğinizi öğretmiyor. Anayasanın 56’ncı maddesi  “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” Şeklinde düzenlenmiştir. Ancak fiili durumda ne yazık ki hemşehrilerimiz  bu haktan mahrum bırakılmıştır.

Sistemi eleştirip öneri sunmayacak değiliz. Mevcut durumu nasıl iyileştirebiliriz. Öncecilikle olarak Adıyaman Valiliği ve ilçe Kaymakamlıkları olmak üzere Belediyeler ve toplumun en önemli parçası olan STK’lar ile farkındalık çalışmaları yürütülerek baraj gölü civarında hayatını idame eden yurttaşlar “nasıl tedbir alınmalı” konusunda hızlandırılmış bir eğitimden geçirilmeli.

Resmi makamlarca acil olarak baraj gölü civarına uyarıcı nitelikte tabelalar asılmalı.

Boğulma vakalarını en aza indirmek için öncelikli olarak 7-13 yaş aralığı çocuklara sürdürülebilir yüzme eğitimleri verilerek boğulma vakalarının önlenmesi hedeflenmelidir. Bu aşamada verilecek eğitimler günü kotarmak adına yapılmamalı. Nüfusun değişkenliği göz önüne alınarak bu sürecin bir eğitim politikasına dönüştürülmesi gerekmektedir. Her ilçede varsa okulların kapalı yüzme havuzlarından çocukların eğitimi sağlanmalıdır. Kapalı havuzlar yoksa resmi kurumlarca yatırım programı kapsamında kapalı ve açık yüzme havuzları yaptırılarak yurttaşlar her halükarda yüzme eğitimine tabi tutulmalıdır.

Sonuç olarak  boğulma vakalarını coğrafyamızın kaderi olmaktan çıkarabiliriz. Bu bizlerin elinde. Evet kadere inanıyoruz ancak bu tek başına kader olarak açıklanamaz. Bu öncelikle benim sorumluluğum, resmi kurumların sorumluluğu, belediyelerin sorumluluğu ve tabi ki bu talebi oluştur(a)mayan Sivil Toplum Kuruluşlarının sorumluluğudur. Şimdi hep birlikte sorumluluğumuzu hatırlayıp, gereklerini yerine getirme zamanı değil mi?

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2020-06-17 11:56 tarihinde yayınlandı. 5704 Defa okundu.