Öfkem yok. Kırgınım sadece. Öfke doğru bir duygu değil insanda. Öfke duyduğunda önce kendini bitirsin. Öfkem olsa dahi kontrol etmeye çalışırım.
Türkan Elçi: Öfkeli değilim kırgınım

 Dört aydır ayak basmadığım, Tahir Elçisiz, acı ve şiddet dolu bir Diyarbakır’daydım. Günlerden perşembeydi. Tahir Elçinin katli üzerinden 10 gün geçmişti. Gece saatleriydi. Sur’daki çatışmalar devam ediyordu. Uçaktan iner inmez bölgenin saygın insan hakları savunucularından, Elçi’nin komşusu ve yakın arkadaşı Muharrem Erbey’in yanına gittim. Elçi’nin eşi Türkan Hanım’a taziye ziyaretinde bulunmak için bana eşlik edecekti. Elçi’nin evine vardığımızda bahçede Collie (Lessie) cinsi bir köpek çimin üstünde yatıyordu. Yaşlı ve depresif bir hali vardı. Kapıdan bizi Türkan Hanım karşıladı. Uzun boylu, zayıf, dimdik, ve kederine inat son derece hoş bir kadın. Köpek hemen yanına geldi. O da onu okşadı. Aklımda röportaj yapmak yoktu. Leş kargaları gibi durumdan fırsat çıkartmış olmak istememiştim. Tahir Elçi ve köpeği Çero… Ama garip bir biçimde sohbetimiz söyleşiye döndü. Çünkü Türkan Hanım konuşmak istiyordu. Arada bir karnını tutup acısını frenlemek istercesine koltukta yavaşça sallanıp duruyordu. Köpek meraklısı biri olarak sohbete Elçi’nin hayvan sevgisinden başladım. Konuyu kolay yerinden tutayım derken daha da kötü oldum. Çünkü yakınında olan her varlık gibi Tahir Elçi’nin köpeğiyle de sevgi, ve sorumluluk duygusuyla bezenmiş bir ilişkisi vardı. Türkan Elçi asil ruhlu, vicdanlı, metanetli, cesaretli ve onurlu bir kadın. Kocası gibi. Söyleşimizi olduğu şekilde, herhangi bir mantık zinciri veya akışa dizmeden sizlerle paylaşıyorum: Köpek kaç yaşında? Yedi sekiz aylık. Collie cinsi. Bebekken İstanbul’dan aldık. Tahir onun için deli oluyordu. Onunla yürüyüşlere çıkıyordu. Çok çok seviyordu. Bütün hayvanları seviyordu. Çocuklar adını Çero koymuştu. Tahir Bey’i özlüyordur herhalde? Evdekiler anlattı. Olayın olduğu andan itibaren sürekli ağlamış. Resmen köpeğin gözlerinden yaş akmış. Ama durmadan. Nasıl anladı bilmiyorum ama his etti işte. Yanına gittiğimde patilerini toprağa saplamıştı. Bir türlü yerinden oynatamıyordum. Felçli gibiydi. Yemek, su, hiç bir şey istemedi. ‘Polisin öldürdüğünü düşünüyorum’ Tehditler ilk ne zaman gelmeye başladı? CnnTürk’teki o programdan sonra. Sosyal medya üzerinden. Tahir sosyal medya olduğu için pek ciddiye almadı. Koruma talep etmedi mi? Koruma talep edecek bir adam değildi. Eşinizi polisin öldürdüğüne dair yaygın bir kanaat var. Siz bu kanaati paylaşıyor musunuz? Büyük ihtimalle öyle olduğunu düşünüyorum. Kişisel tepki mi organize midir bilemiyorum. Kaza olma ihtimali yok mu? Kaza da olabilir. Bilmek için orada olmak lazım, işin içinde olmak lazım. Araya Muharrem Erbey giriyor. “Türkan, Sur’da sınıf öğretmeni aynı zamanda hukukta okuyor” diyor. Evet, avukat olacaktım. En çok Tahir’le beraber olmak için. Tahir de bunu çok istiyordu. Beraber çalışacaktık, iş yapacaktık Biz Tahir’le her konuda ortak bir hayal kurduğumuz için bunu yapmak istiyorduk. Artık sürdürür miyim bilemiyorum. Elçi çifti ve oğulları Arin Kaç yıldır evliydiniz? 25 yıldır evliydik. ‘Eninde sonunda barış olacak’ Savaş yeniden alevlendi. Durumu siz nasıl görüyorsunuz? Yeniden barış masasına oturulacak mı? Oturulmak zorunda. Çok da umutsuzlaşmıyorum. Şimdiki tablo pek iyi değil ama önümüzdeki dönemde herkes mecbur kalacak. Başka çıkar yolu yok ki. İnsanlar yıpranacak ama eninde sonunda barış olacak. Öfkeli değil misiniz? Öfkem yok. Kırgınım sadece. Öfke doğru bir duygu değil insanda. Öfke duyduğunda önce kendini bitirsin. Öfkem olsa dahi kontrol etmeye çalışırım. Bu toplumda yaşayan birisinin her zaman öfkeli olması lazım ama öfkenin insana topluma zarar vereceğine inanıyorum. O yüzden öfkeli değilim. Çocuklarımın da öfkeli olmasını istemem asla. Öfke bizi bir sonuca götürmez ki. Erbey, tekrar araya girip Türkan Hanım’la birlikte edebiyat atölyelerine katıldıklarını söylüyor. Türkan Hanım’ın kaleminin çok güçlü olduğunu ekliyor. ‘Son yolculuğunda beni duyacağını bildiğim için o metni okudum’ Evet, öykü yazıyorum. Edebiyata muhatap olan şiire yakın olan birinde öfke olmaz ki. Kendimi öyle yazar mazar gördüğüm yok ama ilk gecede yazdığım o metni cenaze töreninde paylaştım. Aslında “Yarın konuşma yapacak mısın” diye sorduklarında ben önce reddettim. Çünkü orada o konuşmayı yapmak sanki bir mizansen gerçekleştirmek gibi geliyordu. Bir formalite gibi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Fırat Anlı sordu, “Konuşmak istemiyorum” dedim. Gece uyku tutmadı, uyuyamayınca düşünceler kafamda döndü durdu. Yazıya döktüm. O anda onları yazarken konuşma diye yazmadım onları. Çalakalem yazdım. Bir kağıda yazdım, koydum cebime. Cenaze törenine giderken “Bir şeyler söyleyecek misin diye?” yine sordular. Kağıt avcumdaydı. Önce tereddüt ettim, sonra birdenbire okuma isteği geldi. “Ben bunları dün gece yazdım ama eğer okursam belki Tahir duyabilir” dedim kendi kendime. Benim o yönde biraz inançlarım da var. Dedim ki, “Tahir büyük ihtimal yanıbaşımda duruyor, muhakkak duyuyor.” Ben o yazıyı Tahir’e yazmıştım. Kitleye okuma gibi derdim yoktu. Asla. Son yolculuğunda beni duyacağı inancım ağır bastığı için okudum. Toplum mesaj alsın, birileri şunu bunu düşünsün diye bir düşüncem asla yoktu. Bundan sonra ne yapacaksınız? Tahir’in ruhunu yaşatacağız. Ruhların yaşayacağına inanıyorum (duraksıyor). Kendim için avukat olmuyordum. Tahir’le daha çok beraber pekişelim diye oluyordum. Devam eder miyim bilmem. Ne kadar büyük bir aşkınız varmış… Bizimkisi klasik bir evlilik değildi. Düşüncelerimizle, her şeyimizle ruh ikizi gibiydik. Ortak karar alıyorduk. Görücü usulü mü evlendiniz? Hayır (dalıyor). Aşk evliliğiydi. Arkadaş grubunda tanıştık. Çok da eşimi kaybetmiş gibi değilim. Şu anda derdim çocukları nasıl evirip çevireceğim değil. Eve nasıl bakarım da değil. Onu zaten yaparım, yapıyorum. Arkadaştık biz. Sadece benim kimseye çekinmeden, ‘Toplum beni anlar mı’ diye korktuğum düşüncelerimi bundan sonra kiminle paylaşacağım diye çok net bir duygum var. Çünkü biz evimiz içerisinde ayrı bir dünya kurmuştuk. Herkese yapacağımız eleştirileri birlikte yapıyorduk. Güveniyorsun ya. O bambaşka. Benim o anlamdaki şeyim bitti. Türkan Elçi kızı Nazenin ile… Aranızda Türkçe mi konuşuyordunuz? Evet ama Kürtçeyi de çok konuşuyorduk. Gırgır olunca, şamata matrak esprili şeyler olunca, biz genelde Kürtçe konuşuyorduk. Kurmanci mi? Evet. Siyasi bir konuşma gibi daha ağır konularda Kürtçede çok iyi olmadığımız için Türkçeye dönerdik. Ama günlük konuşmalarda genelde Kürtçe konuşuyorduk ve o Kürtçe konuşma anları da acayip derecede mutlu ediyordu bizi. Belki hiç kimseyle bu kadar güzel Kürtçe konuşmuyorduk. Bir de şey yarışındaydık,“Senin Kürtçen daha iyi, yok benim Kürtçem daha iyi”. Bu yirmi yıl süren bir şeydi. Tatile nereye giderdiniz? Bodrum’a. Tahir, Bodrum aşığıydı. Ama bu yıl gitmeyeceğiz diye karar vermiştik. Çünkü tehditler uç noktaya varmıştı. Özellikle de Cnn Türk’teki açıklamalarından sonra kendi kendime karar aldım gitmeyelim diye. İçe kapanma ve ürkeklik özellikle bende oldu. Onda pek yoktu ama ben de onu etkilemeye başladım. Seyahatlerini azalttı. Daha çok eve kapanmaya başladık gibi. Çünkü ben kaygılanıyordum. Medyada bu kadar yer alıyor. “Bunun sebebi nedir?” diyordum. ‘Ahmet Hakan beni arayabilirdi’ Sizce CnnTürk’ün hiç kusuru var mı? Hayır, yok. Çok büyük ve güçlü bir iktidarla karşı karşıya. Onlar da kendi dengesini korumak zorunda değil mi? Öyle güçlü olmak kolay bir şey değildir ki. Birçok insan Ahmet Hakan’a eleştiri getirdi. Ben dedim ki “Yok o onun ekmek teknesi. Orada para kazanıyor. Kendini düşünmek zorunda.” Topluma “Tahir Elçi çok doğru söylüyordu” diye bir avukatlık yapamazdı. O neticede bir program yapımcısı, halk kahramanı değil ki. Olaydan sonra aradı mı sizi? Yok aramadı. Arayabilirdi. Bu yönde eleştiri getirebilirdim değil mi? Kırgınım, çünkü çok büyük bir olay. Kırgınlık kötü bir şey değil. Kime kırgınsın? Beklentin olduğu kişiye kırgınsın. Bir beklentin varsa kırılırsın. (Erbey araya girip Kürtçe“Gaazın diyoruz buna, beklenti ile serzeniş arasında bir şey”diyor) Benimki serzeniş de değil kırgınlık, çünkü ben onun (Ahmet Hakan’ı kast ediyor) kendine göre bir takım şeyler yapmaya çalıştığına inanıyorum. Tahir Bey’in artık aramızda olmadığına hala inanamıyorum eminim benzer duygular içerisindesinizdir… Tam sinmedi belki de. Bilemiyorum. “Belli bir aşaması var”diyorlar ama ben hangi aşamadayım, evreleri sağlıklı geçiriyor muyum, geçirecek miyim, yoksa birden elimde mi patlayacak onu bilemiyorum. Rakel Dink’le karşılaştığınızda neler hissettiniz? Onun yaşadıklarını medyadan sürekli seyrettiğim için hiçbir zaman onunla bu noktada bir araya gelebileceğimizi tahmin etmezdim. O noktada onu görünce bir kez daha vuruldum gibi. Ayrı bir acı. Derin bir acı, çünkü o bir mağduriyetin sembolü olmuş değil mi? Bu mağduriyet sembolüyle aynı noktaya gelmem benim mağduriyetimi daha da artırdı. Acı geldi bana. Ruhların yaşamasından bahsettiniz? Onu, Tahir’i, ciddi anlamda yaşatmamız lazım. Onun çizgisinde, ona uygun. Ne demek istediğini en iyi ben bilirim. Onun ne demek istediğini şu an için anlamamak istemiş olanlara onu anlatmak için onun ruhu benim bedenime girerek onu yaşatmam, anlatmam lazım. Tahir Elçi Barış Vakfı kurmayı planlıyorum. Cenaze töreni istediğiniz şekilde gerçekleşti mi? Bence Tahir Elçi’nin ruhuna uygundu. Onu Koşulu Parkı’ndan mezarlığa götürene kadar ben yoktum. Kızım çok kötü durumdaydı. Ben onun yanındaydım. Görüntüden seyrettim. Diyarbakır’ın şiddetin en yoğun yaşandığı dönemdeyiz, değil mi? Ama Tahir Elçi ne istiyordu? İnsanların zarar görmemesini istiyordu. İnsana verdiği önemden dolayı. Onun cenaze töreninde bir insanın burnunun kanamaması cenazenin amacına ulaşması demek. Anlatabildim mi? Tahir Elçi’nin cenazesine sadece bir kesim değil her kesimden insanlar geldi. Bu kadar farklı kesimin Diyarbakır’da bir araya gelmesi az görülmüş bir şey. Esnaflar….Barış anneleri….Mazlumlar…Alt gelirliler…. Devlet memurları. Hüda-Par geldi. Hüda-Par’ın başkanı özellikle beni aradı. “Allah belalarını versin” dedi. Cenazede ve taziyedeki o renklilik Tahir Elçi’nin düşüncelerinin her kesime hitap ettiğini gösteriyor. Hak, hukuk, adalet, mağduriyet üzerinden birleştirdi insanları. Beni en şoke eden şeylerden biri neydi biliyor musunuz? Eve geldiğimizde muhafazakar karı koca geldi buraya. “Benim hiç Tahir Bey’le tanışmışlığım yok. Sadece televizyondan biliyorum. O mazlumların hakkını savunuyordu. Biz Malatya’dan çıktık özel olarak onu görmeye geldik” dedi. Ve adam burada duasını okuyaRak hüngür hüngür ağladı. Bir erkeğin bu toplumda ağlaması ne demek düşünebiliyor musunuz? Adam duayı bitirene kadar kaç kez kesmek zorunda kaldı. ‘Bu bir milat olarak kabul edilirse cinayet çözülür’ Cinayet çözülecek mi sizce? Ortaya çıkarılması lazım ama şu andaki konsepte uygun değil diye düşünüyorum. Şu andaki şiddet varken çıkarılamaz bu. İlerleyen dönemde zamana yayılarak, dengeler gözetilerek, ihtiyaç duyulursa çıkarılır. İhtiyaç duyulmazsa çıkarılmaz diye düşünüyorum. Toplumla yüzleşme ihtiyacı hissedilirse, çözüm noktasına gidilme gibi bir amaç bulunulursa, bu bir milat olarak kabul edilip, belki bir uzlaşma noktası olarak seçilebilir. Tahir Elçi’nin nasıl ve kimler tarafından öldürüldüğünün devlet tarafından aydınlanmasının sembolik bir yanı olduğunu söylüyorsunuz… Duyulan tepkinden ilgili kişiler gereken anlamı çıkarmışlardır bence. Bu sembolik değerin büyüklüğünü zaman içinde ölçüp biçip anlamışlardır. Törene katılanların sayısı, dünyanın her tarafında ses getirmesi… Eğer cinayetin aydınlanmasını bir başlangıç noktası olarak seçemezlerse bu devlet açısından büyük kayıp olur. Emniyet mensuplarına da söyledim, başsavcıya da, valiye de.

Editör: İsmail KAYA

Bu Habere Tepkiniz Nedir? Bu haber 2015-12-14 10:46 tarihinde yayınlandı. 3247 Defa okundu.