İrade Kelimesinin sözlük anlamı: Dilemek, arzu etmek, tercih etmek, bir hususta karar vermek
Ali Bozkurt

Ali Bozkurt

ali.bozkurt@kahtahaber.com


 

İrade Kelimesinin sözlük anlamı: Dilemek, arzu etmek,
tercih etmek, bir hususta karar vermek.

İrade kelimesinin terim anlamı: Bir şeyi yapma ya da
yapmama konusunda yetkili olan birinin, aklıyla düşünüp hür iradesiyle yapacağı
şeyi tercih etmesidir.

Allah’ın sıfatı olarak İrade: İrade, Allah’ın subuti
sıfatlarındandır. Allah’ın dilemesi, arzu etmesi, dilediğini dilediği şekilde
yapmayı istemesi demektir.

Kulun irade sıfatıyla Allah’ın irade sıfatı arasındaki
farklar:

1-Allah’ın iradesi küllidir; insanın iradesi cüzidir.

2-Allah’ın iradesi ezelidir, insanın iradesi Allah
tarafından yaratılmıştır.

3-Allah’ın irade ettiği şey mutlaka olur; insanın
irade ettiği şey olmayabilir.

4-Kimse Allah’ın iradesi üzerinde baskı kuramaz;
insanı yönlendirmek mümkündür.

5-İnsan iradesi nedeniyle sorumludur; Allah, kimseye
karşı sorumlu değildir.

Şimdi irade ile ilgili ayetler ışığında, insanın
iradesi ve bu kapsamdaki sorumlulukları konusunu incelemeye çalışalım.

1.Allah, İnsanı Hür İrade Sahibi Olarak Yaratmıştır:

“De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman
etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun
alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip
yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile
kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak
yerdir.” (18/Kehf-29)

*Allah, insanı yapacaklarını seçme hususunda serbest
bırakmış olmakla birlikte, doğru olanı bildirdikten sonra, onun yanlış şeyler
yapmasını asla hoş görmemiştir.

*Allah, Kur’an’ı göndererek insanlara, hem hak olanı
açıkça bildirmiş hem de inkarı seçerek zulme sapanları cehennem azabıyla tehdit
etmiştir.

*Artık insana düşen, yanlışı seçerek  hür iradesini suiistimal etmek değil, doğruyu
seçip Allah’ın rızasını kazanmaktır.

"Âyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp
eğriliğe sapanlar bize gizli kalmaz. O halde, ateşin içine atılan mı daha
iyidir, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Dilediğinizi yapın! Kuşkusuz O,
yaptıklarınızı görmektedir." (41/Fussilet-40)

Allah, insanları görüp gözetmekte, kimin Kur’an’a
inanıp kimin onu inkar ettiğini bilmektedir. İnsan, şunu bilmelidir ki,
Allah’ın emirlerini dileyip doğru yola giren cennete, sapan ise cehenneme
girecektir. İnsan, ne yapacağına karar verirken, cennet ile cehennem arasındaki
farkı düşünüp ona göre davranmalıdır. İnsan, bütün bunları bildiği halde,
yanlışa sapmak istiyorsa, bunda serbesttir. İnsana, dilediğini yapmakta serbest
olduğunun bildirilmesi, uyarı ve tehdit anlamındadır. Doğru olan, insanın
nefsinin istediği gibi değil, Allah’ın istediği gibi davranmasıdır. Allah, insanlara
cüzi irade vermiş, ancak onu başıboş bırakmamıştır.

“Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster
şükredici olsun ister nankör.” (76/İnsan-3)

Allah, insana akıl ile temyiz kabiliyeti, iyilik
karşısında mutlu kötülük karşısında huzursuz olan  vicdan ile de doğruyu tercih etme istidadı
vermiş; bunların dışında, bir de peygamber göndererek hidayet yolunu bir takım
delillerle açıklamıştır. Artık insanın, doğruyu bırakıp yanlışa sapması için
hiçbir geçerli mazereti yoktur. İnsana düşen, şükredici olmasıdır. Eğer
şükretmeyip nankör olmayı tercih ederse, bile bile cehennem azabına talip olmuş
olur.

2.İradesini Doğru Yönde Kullanan, Lehine Olanı Yapmış
Olur:

“Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de
kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara (zerre kadar) zulmedici
değildir.” (41/Fussilet-46)

*Allah, insanlara akıl ve vidan vermenin dışında bir
de ilahi vahiy göndererek, onlara nelerin iyi nelerin de kötü olduğunu
açıklamıştır. Yani nelerin iyi, nelerin de kötü olduğu apaçık meydandadır.

*İnsana düşen, kötülükten kaçınıp iyi olanı yapmaktır.
Kim böyle davranırsa kendi lehine davranmış olur. Yani bu şekilde davranmak
suretiyle Allah’ın rızasını kazanıp ebedi cennet saadetine nail olur.

*Kim de iyi olanla kötü olan apaçık ortada iken,
iyiliği bırakıp bile bile kötülük yaparsa, aleyhine olanı yapmış olur. Bu
şekilde davranmanın karşılığı ise, ebedi cehennem azabıdır.

*Kişinin iyiliği bırakıp, bile bile kötülüğü tercih
etmesi karşılığında Allah’ın onu cehennem ile cezalandırması, asla bir
haksızlık olmayıp kendi ısrarlı tercihinin doğal bir sonucudur. Allah, hiçbir
şekilde insana zulmetmez.

“Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik
birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan
sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (2/Bakara-256)

Zorlama, bir kişiye istemediği şeyi baskı ve tehdit
ile yaptırmaktır. Kimse dini kabul etme, imana gelme konusunda zorlanamaz.
Esasen, zorlama neticesinde yapılan iman, gerçek anlamda iman olmadığı gibi
zorlama ile yapılan ameller de makbul değildir.

Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. Yani
İslam Dini, delilleriyle açıklanmış, hakikatin parlak yüzü ortaya çıkmıştır.
Kim isteyerek iman eder ve tağutu reddedip Allah’ın ipine sımsıkı sarılırsa,
kopmayan sağlam bir kulpa yapışmış olur.

Bu noktada tağutun ne olduğuna da açıklık getirmek
gerekir.

Ömer Nasuhi bilmen tağutu şöyle anlatmaktadır: 'Tâğut,
azgın, taşkınlık yapan, bozguncu kimse demektir. Şeytan bir Tâğut olduğu gibi
Cenab'ı Hak'ki inkâr eden, insanları dinden, ahlâktan mahrum bırakmaya çalışan
her şahıs da bir t âğ uttur. Rablık iddiasında bulunan Firavunlar, Nemrutlar ve
onların peşine düşmüş olan bozguncu ve tabiat çı kimseler de birer tâğuttur.
Sihirbazlar, kâhinler de bu kabildendirler işte bunların bu durumlarını bilip
de kendilerinden kaçınmak, tâğuta küfretmek demektir. Onu inkâr edip hakka
yönelmektir.' (Ömer Nasuhi Bilmen, Kur'anı Kerim Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri,
C: 1, S: 268)

3.Kurtuluşa Ermek İçin, İrademizi Doğru Yolda
Kullanarak, Nefsimizi Kötülüklerden Arındırmalıyız:

“Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip
ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne
ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım
kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki,
nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan
etmiştir.” (91/Şems: 1-10)

Allah (c.c.) peş peşe sekiz şeye yemin ederek nefsini
kötülüklerden arındıranın kurtuluşa erdiğini haber vermektedir. Yemin edilen
şeylerin bu kadar çok olması, yemine sebep olan bilginin önemini gösterir. O
halde, irademizi doğru yönde kullanarak nefsimizi arındırmalıyız; kurtuluşa
ermemizin yolu budur.

İnsan, sürekli olarak, iradesiyle imtihan halindedir.
İradesini doğru yönde kullanan imtihanı kazanıp kurtuluşa erer, iradesini
yanlış yönde kullanan ise imtihanı kaybettiğinden, cehenneme müstahak olur.

4.Doğru Olan, İnanmayı Tercih Etmektir:

“De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir
gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur'an) okununca,
derhal yüz üstü secdeye kapanırlar.” (17/İsra-107)

Bu ayette, inkarda direnenlere bir tehdit ve uyarı
vardır: Doğru olan iman etmektir; ama siz ister inanın, ister inanmayın.
İnanırsanız kendi lehinize davranmış olursunuz, inkar ederseniz kendi
aleyhinize olanı yapmış olursunuz. Sizin tavrınız, Kur’an’ın kıymetini
azaltmaz; inanırsanız, Allah indinde sizin kıymetiniz artar, inanmasanız Allah
indinde siz kıymetsiz olursunuz. Bilgi sahipleri, inanmayı tercih ederler, Siz
de cahilce davranma yerine onları örnek alın.

Bu ayet, Kur’an’da geçen dördüncü secde ayetidir.

5.İnsanın İradesi, Allah’ın İradesiyle Sınırlıdır:

“Sizler ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi)
sayesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet
sahibidir.” (76/İnsan-30)

Bu ayetten şu dersleri çıkarmalıyız:

1-Yegane yaratıcı Allah olduğundan, cüzi irademizin
yaratıcısı da Allah’tır.

2-Allah (c.c.), külli iradesi ile bize cüzi bir irade
vermiştir.

3-Bize düşen cüzi irademizin sınırlarını bilmek, ve
onu doğru yönde kullanmaktır.

4.Bizim hidayete ermemiz veya başkasının hidayetine
vesile olmamız, Allah’ın iradesine bağlıdır.

5.Allah’ın gösterdiği yol dışında doğru bir yol
yoktur.

6.Biz, Allah’ın izniyle, Allah’ın gösterdiği doğru
yola talip olursak, Allah da bizim için hayır murat eder.

7-Kendimizi, Allah’tan bağımsız bir varlık sandığımız
anda, sapıtmış oluruz.

“Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz
dileyemezsiniz.” (81/Tekvir-29)

6.Kimse Bilmediği Şeyleri Allah’ın Üstüne Atmamalı:

"Çirkin bir iş işledikleri vakit, “Biz
atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki:
“Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın
üzerine mi atıyorsunuz?”" (7/Araf-28)

Müşrikler, puta tapma, Kabe’yi çıplak tavaf etme gibi
davranışlarının doğruluğunu savunmak için, “Biz atalarımızı bunun üzerinde
bulduk, Allah da bize bunu emretti” demişlerdir. Onların bu yaptıkları,
Allah’ın emrettiği şeyler olmayıp atalarının uydurduklarıdır; Allah asla bu tür
çirkin şeyleri emretmez. Bu tür cehaletten kaynaklanan şeyleri Allah’a nispet
etmek, iftira ve küfürdür. Allah’ın neler emrettiği, Kur’an-ı Kerim’de açıkça
bildirilmektedir.

7.Ahirette, Herkes Dünyadaki Tercihlerinin Karşılığını
Görecektir:

“Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak az
gülsünler, çok ağlasınlar!” (9/Tövbe-82)

Bu ayet, şu iki şekilde yorumlanabilir:

a)Günahkarlar ancak bu dünyada gülebilirler, o da çok
kısa sürer.

b)Günah işleyen kimse, ahirette hesap vereceğini
bilerek, az gülüp çok ağlamalıdır.

Müfessir Sabuni, bu ayeti şöyle açıklamaktadır:
‘Bunlar, haber mânâsı kastedilen emir cüm¬leleridir. Yani, onlar az gülecek ve
çok ağlayacaklardır. İbn Abbas şöyle der: Dünya azdır. Orada diledikleri kadar
gülsünler. Dünya sona erip de Al¬lah'ın huzuruna vardıklarında, sonsuza kadar
kesilmeyecek olan bir ağlamaya başlayacaklardır.(Muhtasar-ı İbn Kesir, 2/160)
Bu onların işledikleri çeşitli masiyetlerine karşılık bir ceza olacaktı.’
(Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, C:-2, S: 516)

Hiç kuşkusuz, herkes bu dünyadaki tercihlerinin
karşılığını görecektir.

Bu konuda son olarak şunları söyleyelim:

İnsan, akıllı ve özgür bir varlıktır.

İnsanın akıllı ve özgür olması, Allah’ın bir lütfüdür.

Akıllı ve özgür olmak büyük bir şereftir.

Akıllı olmak, özgür olmayı; özgür olmak ise sorumlu
olmayı gerektirir.

İnsan için en büyük zillet, esir olmaktır.

İradesini doğru yönde kullanan, özgürlüğün hakkını
vermiş olur.

Kurtuluşa ermenin yolu, iradesini doğru yönde
kullanıp, nefsini kötülüklerden arındırmaktır.

Her insan, ahirette, bu dünyadaki tercihlerinin
karşılığını görecektir.
Tercihlerini doğru yönde kullananlara ne mutlu!


Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 1 hafta önce yayınlandı. 330 Defa okundu.