“Oldu olacak” “barıştık barışacağız” derken terörist ülke İsrail'den, ”dost” ülke İsrail'e geçiş yaptık, yani “barıştık!” AK Parti hükümeti bize sormadan bizim adımıza barıştı! Ahmet Davutoğlu'nu evlere şenlik bir strateji ile saf dışı bırakan Binali Yıldırım, Genel Başkan ve Başbakan sıfatıyla AK Parti grubunda yaptığı ilk dış politika değerlendirmesinde köklü(!) bir değişime gideceğinin işaretini vermişti.
Bahadır Dicle

Bahadır Dicle

bahadir.dicle@kahtahaber.com





           
“Oldu olacak” “barıştık barışacağız” derken terörist ülke İsrail'den, ”dost” ülke İsrail'e geçiş yaptık, yani “barıştık!”
AK Parti hükümeti bize sormadan bizim adımıza barıştı!

Ahmet Davutoğlu'nu evlere şenlik bir strateji ile saf dışı bırakan Binali Yıldırım, Genel Başkan ve Başbakan sıfatıyla AK Parti grubunda yaptığı ilk dış politika değerlendirmesinde köklü(!) bir değişime gideceğinin işaretini vermişti.
 
Başbakan Yıldırım sonraki günlerde de katıldığı toplantılarda yaptığı konuşmalarda tekrar tekrar şöyle bir cümle kurdu: “Dostlarını artıran düşmanlarını azaltan bir dış politika anlayışını güçlendireceğiz.”
       Yıldırım'ın bu “barış” dolu açıklamalarıyla İşgalci devlet İsrail ile flört etmenin alt yapısını kurduğu, halkı buna alıştırmaya çalıştığı belliydi.. Nihayet çok geçmeden bu flört meyveleri vermeye başladı, deyim yerindeyse “evliliğe “dönüştü..
Her iki taraf da yaptığı açıklamada “anlaştıklarını” açıkladı....
 
Yani Yıldırım'ın ve geri planda Erdoğan'ın “engin” barış ve kardeşlik dolu yeni dış politikasından ilk nasiplenen ülke terör devleti İsrail oldu..
Toplumsal tepki olur kaygısıyla önce kapalı kapılar ardında başlayan, ancak bir süre sonra “alıştıra alıştıra” aleni hale gelen görüşmelerde artık Türkiye’nin sunduğu şartlar değil, İsrail’in istekleri konuşulur oldu..
İslam ülkelerinin kafa kafaya verip ürettiği bir şeyin, yıllardır Filistinlilere en olmadık işkenceleri yaşatan israille arayı “iyi tutalım” felsefesi olması insanın canını fazlasıyla yakıyor. İsrail, yeryüzünde istenmemesinin ezikliği ile komplekslerini büyütür. Türkiye, “devlet” ve “hükümet” olarak bebek katili İsrail ile hangi anlaşmayı yaparsan yapsın, İsrail halkımızın gözünde düşman, işgalci devlet statüsünde olmaya devam edecektir. İsrail ile yapılan anlaşmayı tevil etmeye, kabullenmeye başladığımız gün bizimde ayağımız kaymış demektir(Allah muhafaza)..
İsrail, bizim için, kalbinde zerre kadar ümmet bilinci taşıyan her Mü'min için yok olması gereken, eli kanlı bir terör örgütüdür! Bu durum hiç bir zaman değişmeyecek!
İsrail'le yapılan “anlaşmada!” o imzaları atan eller Kudüs'te, Gazze'de, Ramallah'da,Han Yunus'ta tanklara karşı taş atan o minik elleri hiç bir zaman anlayamayacak!
“Ümmettin lideri” olma iddiasındaki bir siyasi figürün, bu uğurda en çok kavga ettiği, ya da kavga eder göründüğü İsrail'e, dış politikadaki yalnızlaşmanın bir sonucu olarak yanaşmasını birilerinin iddia ettiği gibi  “diplomatik bir zafer” olduğuna inanmak için zır cahil olmak gerekir!
 Türkiye açısından İsrail’le kavgayı sürdürerek, “İslam dünyasının liderliğine” oynamak artık prim yapmıyor, aksine açıkça Türkiye’yi zorlayan bir hal almış bulunuyor. “One minute” sonrasında pek çok Arap ülkesindeki Filistin’e destek gösterilerinde Erdoğan posterleri taşınmaya başlanmış, Türkiye lehine sloganlar haykırılmıştı. İran’la Türkiye İslam dünyasının lider ülkesi olma mücadelesine girişmişti. Burada Erdoğan’ın kozu ise İsrail’le gürültülü, kavgalı bir kayıkçı kavgasını sürdürmekti. Bu kavga çoğu Arap ülkelerinde Erdoğan ve Türkiye sempatisini olabildiğince yükseltmişti. Ama son yıllarda bu sempati tepe taklak oldu. Bölge halkları artık Erdoğan ve AK Parti’yi kendilerinin özgürlük mücadelesine destek veren bir odak olarak görmüyorlar.
“Mescid-i Aksa’ya gidin ve içinde namaz kılın. Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamaz iseniz kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin’’ buyurmuş Efendimiz.. “zeytinyağı” bir semboldür. Efendimiz(sas) henüz o zaman için fethedilmemiş Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın önemini bildirmek bu hadisi beyan etmiştir. Bize düşen tarih boyunca vahyin ve tebliğin merkezi olmuş,inananlara kıblegah olmuş bir beldeye sahip çıkmaktır.On yıllardır Kudüs ve Filistin işgal altındadır..En adi işgal modellerini kullanan İsrail’in işgali altındadır.
İsrail ile anlaşmaya imza atan o eller,Ramallah'ta, Batı Şeria’da,Gazze’de İsrail namlularının ucunda, tank paletlerinin altında yaşayan, mazlumların en mazlumu Filistinli kardeşlerimizden vazgeçmemizi istiyorlar.....
Anlaştıkları İsrail’in Mavi Marmara saldırısını, On şehidimizi, İsrail’in şehit ettiği on binlerce Müslüman’ı, şehidleri, şehideleri, sahillerde oyun oynarken bombalanarak öldürülen minik şehitlerimizi unutmamızı istiyorlar......
Bu anlaşma(!), Mavi Marmara şehitlerimizin kemiklerini sızlatır...
Bu imzalar Filistinli Müslümanların ve tüm İslam coğrafyasının kalbinde bir yara açmaz mı?

İsrail ile anlaşma yapmanın hiçbir gerekçesi olamaz. Birbiriyle komşu her Müslüman ülkeyi birbirine düşüren İsrail ile anlaşılacak bir husus yoktur.
Bu milletin ne vicdanı, ne inancı, ne de kimliği böyle bir anlaşmayı kabul edemez...



İsrail’le normalleşme adı altında kamuoyuna kabul ettirilmeye çalışılan süreçte,Şartlar her ne olursa olsun, anlaşmada şartları kim belirlerse belirlesin İsrail’le yürütülen hiçbir sürecin akıbeti hayr olmaz, olamaz. Bebeklerin, kadınların başına misket bombaları atmaktan zevk duyan vahşi bir devletten bahsediyoruz... Nitekim geçen asırlık tecrübe de bize bunu fazlasıyla anlatıyor.....
Filistin davası İsrail’e hediye ediliyor....
Müslüman bir delikten iki defa sokulmaz ama...Biz göz göre göre, aynı yılan tarafından aynı delikten ısırılıyoruz...
Anlaşmada ne var?
İsrail Gazze'yi açık hava hapishanesine çevirmekten vaz mı geçecek?
Filistinli bacılarımıza sokak ortasında kurşun sıkmaktan vaz mı geçecek?
Minik bedenlerin üzerine en acımasız bombaları yığmaktan vaz mı geçecek?
Gasp ettiği topraklara konut yapmaktan vaz mı geçecek?
Canı istediği zaman kirli postallarıyla Mescid-i Aksa'yı kirletmekten vaz mı geçecek?
Tabiki Hayır!
Ya ne?
Ambargo ve abluka aynen devam ediyor..
Anlaşmaya imza atanlar Mavi Marmara şehitleri için tazminat ödenmesine kafayı takmış,büyük bir zafer kazanmış havasındalar!
İyi de şehitlerin yakınları o kirli paraları almayacaklarını defalarca açıkladılar,zorla mı vereceksiniz?
Filistin davası,şehitlerimizin kanları satılık mı?Kaç paraya değer görüyorsunuz?
“Türkiye’nin İsrail’e, İsrail’in de Türkiye’ye ihtiyacı var”mışlarla anlaşmaya yanaşmak, el birliğiyle daha da gaddarlaşmış,daha da şımarmış bir “Büyük İsrail'i” kurmuş olmak demek!!
Ama o “anlaşmaya” imza atan ellerin, cevaz veren dilerin Filistin davasının Müslümanlarına unutturamayacağı bir şey var; İsrail işgalci bir devlettir.. O topraklar, o vatan Müslümanların toprağı, Müslümanların vatanıdır…
Katil,işgalci,zalim Siyonist rejimle yapılacak her türlü anlaşmayı reddediyoruz...
İsraille yakınlaşmak, ümmete ve insanlığa karşı suçtur, ihanettir....
İsraille normalleşmeye yönelik atılacak ziletten beriyiz...
Müslümanlara izzeti hatırlatması gereken bir mübarek ayda, yeryüzünün “şeytan” devleti İsrail ile anlaşmak ağır bir zillettir.
Bu anlaşmaya imza atanların daha önce defalarca kendi yaptığı ateşkesleri bozan bir devlete nasıl güvendikleri de merak konusu..
Hatırlayalım..
Tarih 27 Aralık 2008

İsrail'in o dönem başbakanı olan Ehud Olmert'in Ankara'da o dönem Başbakan olan Erdoğan ile görüşmesinden sadece beş gün sonra İsrail, Gazze'ye yönelik Dökme Kurşun operasyonunu başlattı. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybettiği operasyonu "insanlığa karşı işlenen ciddi bir suç" olarak tanımlayan Erdoğan, Olmert'in "ihanetine uğradığını" söyledi ve İsrailli liderle bir daha görüşmeyeceğini açıkladı ve ekledi,”Olmert beni sırtımdan hançerledi.”
Geçen 7 yılık süreçte İsrail İsrailliliğinden vazgeçmediğine göre değişen kim? Bu güven niye?
Bu mübarek ayda, bir büyüğümüzün geçtiğimiz günlerde kurduğu bir cümle ile veda edelim;”Sahi; İsrail’le anlaşmak orucu bozar mı?”


Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 2 yıl önce yayınlandı. 2520 Defa okundu.