İnsanlar yaşadığı sürece değişim ve gelişimin yarışına şahit olmuş ve bu değişimi farkında olmaksızın kendilerinde görmüşlerdir.
İbrahim Çolak

İbrahim Çolak

ibrahim.colak@kahtahaber.com





        İnsanlar yaşadığı sürece değişim ve gelişimin yarışına şahit olmuş ve bu değişimi farkında olmaksızın kendilerinde görmüşlerdir. İnsan için son derece önemli bu iki kavramın önemini, günümüz dünyasında yaşadığımız coğrafyanın halini  göz önünde bulundurduğumuzda daha iyi anlamaktayız.Değişimle beraber gelişimin olduğu her olay , gerek kendi çağında gerekse sonraki çağlarda dikkat çekmiştir.
  Yakın tarihimize baktığımız zaman, ülkemizin değişimle beraber gelişim gösterdiği her dönem dikkat çekmiştir. Dikkat çeken, insanları peşinden sürükleyebilen karizmatik liderlerin önderliğinde, ülke olarak bu gelişimin faturasını geçmişte çeşitli suikastler ,idamlar ve darbelerle çok acı bir şekilde ödemişiz.    Son yıllarda değişim ve gelişim kavramlarının çokça dillendirildiği hatta  “Diriliş”ten, geçmişin zengin kültür, sanat ve ilim birikiminden  bahseden, bunlar için kolları sıvayan bir ülke olarak çok dikkat çektik. Dünya mazlumlarının umudu olarak, dünyanın muhtelif yerlerinde, sevgi ve kardeşlik üzerine bina ettiğimiz kültürün, işgalci ferdiyetçi batılı aktörler tarafından kin ve nefret duygusuyla  halı altına süpürülen  kültürümüzü, tekrar gün yüzüne çıkaran bir ülke olarak dikkat çektik. Bölgede karizma sahibi bir devlet, elbet batılı aktörlerin yardımcı ve figüran oyuncuların dikkatini çeken, tepkisine maruz kalan, üzerinde ameliyat yapılmak istenen bir ülke olacaktı…
Bizleri zillete layık gören ferdiyetçi , ben duygusuyla yanıp tutuşan aktörler, yüzyıllık planlarının bozulmasını sekteye uğramasını istemezken , kurdukları planları tıpkı bir domino taşının ilerleyişi gibi planlı ve hızlı olması için ellerinden gelen tüm gayreti hırsa çevirerek gösterdiler. Bazen ırk üzerinden bazen mezhep üzerinden bazen de düşünce tarzı, yaşam tarzı üzerinden bu ülkeyi ayrıştırmaya karıştırmaya çalıştılar. Zaman zaman başarı elde etseler de istedikleri kesin sonuca ulaşamadılar.
Ben duygusuyla yanıp tutuşan bu aktörler, istediklerini elde edemeyince daha da azgınlaşırlar . Son iki yılda bariz bir şekilde azgınlığını sergileyenlerin tavırları, bizlere bunların başarısız oldukları ve Allah’ın izniyle asla başaramayacakları bir gerçeği gözler önüne seriyor. 
Son olarak 15 Temmuz’da ülkeyi kan gölüne çevirmeyi hedefleyenler, bu milleti en can alıcı noktasından vurmak istiyorlardı. Millet olarak din en büyük kutsalımız dokunulmazımızdır. Fakat son derece hassasiyet gösterdiğimiz din mukaddesi,  “dindar”! kişiler üzerinde de bu hassasiyet ve dokunulmazlık devam etti. Din ile birlikte bazı dindarlar da kutsandı bu olaya keskin bir bakışla bakan aktörler, din kisvesi altında “cemaat” adıyla cemaatten hiçbir alakası olmayan yeni figüranlar oyuna dahil etti. Bu kötü planları da Allah’ın yardımıyla bozuldu. Ülke olarak Hakkari’den Edirne’ye kadar tüm halk oyunun karşısında durdu. Bedeller ödedik, Ömer halisleri ebediyete uğurladık. Bu saldırıların devam edeceği azgın “kelblerin ” durmayacağı bir gerçek ise onurunu düşman postallarının altına almayı asla düşünmeyen bu ülke insanlarının dik duruşu, birlik oluşu da yadsınamaz bir gerçektir.
 


Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 1 yıl önce yayınlandı. 2013 Defa okundu.