Bir Türk bu ülkede kendisini ve iradesini nasıl özgürce ifade edebiliyorsa ve ne mutlu Türküm diye birliyorsa ,Bir Kürt de aynı şekilde kendisi ve iradesini özgürce ifade etmeli ve ne mutlu Kürdüm diye bilmelidir.
Kemal Çetinkaya

Kemal Çetinkaya

kemalcetinkaya@kahtahaber.com


Kürtlerin batıya ikinci göç dalgası ,Cumhuriyetin Kuruluşundan yaklaşık 30 sene sonra köylerden kentlere daha iyi bir yaşam ve gelecek amacıyla aileleriyle birlikte 1950 ila 1980 yılları arası ,Gaziantep’ten başlayarak ,Hatay, Adana, Mersin, İstanbul, İzmir ,Bursa, İzmit olmak üzere ülkenin çeşitli yerlerine insanlar aş ve iş için ,doğup büyüdükleri yerleri terk ederek batıya göç etmek zorunda kaldılar.

Kütlerin batıya üçüncü göç dalgası ise 1980 Askeri Darbeyle başlayan daha sonra bölgede meydana gelen iç çatışmalar ve güvenlik sorunları ,işsizlik , ekonomik sıkıntılar nedeniyle milyonlarca insan köyünü ve evini her şeyini bırakarak Başta Akdeniz, Marmara ve Ege Bölgesi olmak üzere ülkenin değişik bölgelerine göç ettiler/ettirildiler.

Bu göçlerin bir kısmı PKK ‘nın bölgede uyguladığı şiddet ve baskı ile diğer ve büyük bir kısmı ise devletin güvenlik güçlerinin ,güvenlik gerekçesiyle on binlerce köyü boşaltarak/baskı kurarak göçe zorlamasıyla oldu, özellikle 90 yıllarda bölge meydana gelen faili meçhul cinayetler, bazı siyasi gurupların kendi aralarında ki iç çatışmalar ve bölgede can ve mal güvenliği ile seyahat özgürlüğünün olmayışımı, vatandaşlarda ciddi bir endişe ve korkuya sebep olmuş ve göç etmişlerdir.

Meydana gelen bu göçler sonucunda Van, Diyarbakır, Mardin ,Urfa ,Antep ,Adana ve Mersin ,İstanbul, İzmit gibi illerle yeni metropoller oluştu, düzensiz kentler oluşarak yeni gettolar meydana gelerek işsiz ve yoksul bir kent yaşamıyla karşı karşıya kalındı.

Bu göçler nedeniyle yukarıda saydığımız büyük metropollerde işsizlik, yoksulluk ,ekonomik, sosyal ve siyasal bir çok yeni sorunların ortaya çıkmasına sebep oldu.

Gerek Osmanlı döneminde, gerek Cumhuriyet döneminde doğudan batıya göç eden/ettirilen insanları yüzde doksanı bir daha doğup büyüdükleri topraklara geri dönmediler .Bulundukları yerde iş sahibi oldular, mülkiyet aldılar, yabancılar ile evlilikler yaptılar, bulundukları toplumun birer parçası haline gelerek entegre oldular. En önemlisi de öldükleri zaman cenazelerini atalarının bulunduğu topraklara değil ,oturdukları yerlere gömerek mezar sahibi oldular ve orasını vatan kabul ettiler.

Halk arasında şöyle bir deyim vardır. Türk ile Kürt kardeştir, et ve tırnak gibidir, bir birinden ayrılmaz. Hayır Türk ve Kürt kardeş değildir, kardeşlikte hak, hukuk, adalet ve eşitlik esastır. Tabi ki bu mecaz anlamda söylenen bir terimdir. Öz kardeşler arasın da dahil zaman içerisinde fikir ayrılıkları olur ve kardeşler ayrılır, belki bir daha hiçbir şekilde bir araya gelemezler. Tarihte kardeşler arasında yaşanmış yüzlerce iktidar mücadelesi ve ayrılık örnekleri vardır. 

Türkler ile Kürtler arasında bu saydıklarımızdan daha da önemli bir bağ var o da KOMŞULUK ilişkileri, Bu her iki milliyet binlerce yıldır birbirleriyle iyi komşuluk ilişkileri içerisinde yaşamış halklardır. 

Yaşadığınız yerde başınıza bir bela, musibet ,hastalık veya her hangi bir olay olduğunda annenizden, babanızdan, kardeşlerinizden ve akrabalarınızdan en önce yardımınıza koşacak ilk insan yıllarca beraber yaşadığınız KOMŞUNUZ olacaktır.

Kürtler ve Türkler yıllardan beri komşudurlar ve mezarları aynı yerdedir. Bundan daha güçlü ve birleştirici başka hiçbir güç yoktur.

Kürt sorunun temeline bu bakış açısı ile yaklaşmadığımız sürece sağlıklı ve kalıcı çözümler üretemeyiz. Kürtlerin sorunu salt bir toprak parçası üzerinde hakimiyet kurmanın çok ötesinde derin ve karmaşıktır.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, Batı da yaşayan Kürtlerin nüfusu, Güneydoğu ve Doğu Anadolu da yaşayan Kürtlerin nüfusundan fazladır. Bu insanların büyük bir kısmı batıya yerleşmiş, batıda evlenmiş, iş yeri açmış ve mülkiyet satın almıştır. Bir daha atalarının doğduğu memleketlere dönmemek üzere buralarda kalıcı olarak kalmaya karar vermiş ve mezar taşları da buralara gömülmüştür.

Kürt sorunun en can alıcı noktası yasal ve Anayasal düzenlemeler ile eşit vatandaşlık hukuku üzerine başta anadilde eğitim ve öğretim hakkı olmak üzere , gelenek/görenek/örf ve adetlerini yaşatmak, düşünce ve ifade özgürlüğü, iradelerine saygı gösterme ,mahalle baskılarından korunmak, bu devletin asli koruyucu unsurları olduklarının yasal güvence altına alınması, toplumun birer parçası olduklarının her kesçe kabul edilmesi ve saygı göstermesi.

Bir Türk bu ülkede kendisini ve iradesini nasıl özgürce ifade edebiliyorsa ve ne mutlu Türküm diye birliyorsa ,Bir Kürt de aynı şekilde kendisi ve iradesini özgürce ifade etmeli ve ne mutlu Kürdüm diye bilmelidir.

Devlet olaya demokratik hukuk devleti ve eşit vatandaşlık çerçevesinde bakmadan olayı sadece bir ayrılıkçı hareket veya bir coğrafi toprak üzerinde egemenlik sorunu olarak görür ve bunun üzerine çözüm arama yoların denese bile “ Bu gün Fırat’ın ötesinde bir devlet kurulsa dahi” bu sorun kaldığı yerden devam eder. 

Çünkü batıda yaşayan bütün Kürtleri Fırat’ın ötesine göndermeniz fizikken ve hukuken mümkün değildir. Bu mümkün olmadığına göre mevcut realite karşısında tüm tarafların bu gerçeği görerek hareket etmesi ve buna göre tedbir alması kaçınılmazdır.

Gerek devletin ,gerek diğer bütün aktörlerin Kürt sorununu bu bütüncül çerçeve ve bütünlük içerisinde, Türkiye’nin Üniter devlet yapısı göz önünde bulundurularak/ değerlendirip, çözüm öretmesi gerekir.

Kürt sorunu, sadece iktidar partisi veya ana muhalefet partisinin tek başına çözeceği bir sorun değildir. Bütün siyasi partilerin, meslek örgütlerin ,baroların, sendikaların ve sivil toplum kuruluşları ile toplumun tüm kesimlerinin ortak irade ve desteğiyle ancak kalıcı DEVLET politikaları ile devlet eliyle çözülebilir.

Kürt sorunu sadece bir örgüt veya siyasi partinin sorunu değil ,Ülkemizde yaşayan tüm vatandaşların ortak sorunudur. Bu sorunun muhatapları da toplumun tüm kesimleridir ve çözümün adresi de TBMM dır.

Bu sorun çözülmediği sürece ülkenin kaynakları ve insan gücü heba olacaktır.. Kürt sorunun çözen bir ülke kendi iç barışını ve huzurun sağlamış, Ortadoğu, Avrupa ,Asya ve İslam Ülkeleri arasında eli daha güçlü ve bölgenin en önemli aktörü olacaktır.

Gerek iktidar, gerek Ana muhalefet partisi ve diğer siyasi partiler, buna HDP de dahil, temel amacı Kürt sorununu çözmeden öteye, daha çok Kürt oylarını nasıl alacaklarının hesabını yapıyorlar. Bütün partiler arasında yapılan mücadelenin temel amacı Kürt oylarını nasıl alacaklarının hesabı yapılıyor.

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 3 hafta önce yayınlandı. 213 Defa okundu.