Türkiye, siyasi tarihinde canlı yayında darbe yapılmaya çalışılan ender ülkelerden birisi olması hasebiyle, 15 Temmuz darbe gecesinden bugüne değin, günlük yaşam alanımızda ve reel dünya gerçeğinde, değişen ulusal ve uluslararası konjonktürel olayların, emperyalist oyunların ve Britanya'nın Ortadoğu planlarının farkına varmak için, kırk fırın ekmeği yemek gerekmez.
Méhmédé Flânkésé

Méhmédé Flânkésé

mehmede.flankese@kahtahaber.com





Türkiye, siyasi tarihinde canlı yayında darbe yapılmaya çalışılan ender ülkelerden birisi olması hasebiyle, 15 Temmuz darbe gecesinden bugüne değin, günlük yaşam alanımızda ve reel dünya gerçeğinde, değişen ulusal ve uluslararası konjonktürel olayların, emperyalist oyunların ve Britanya'nın Ortadoğu planlarının farkına varmak için, kırk fırın ekmeği yemek gerekmez. Yapılması gereken, tarihi iyi bilmek ve amaçların sonuç doğurduğunu fark etmektir.
 
Darbenin akabinde ortaya çıkan demokrasi, ulusal birlik ve beraberlik söylemlerinin duygusal ve mantıki sonuçları vesilesi ile başarısızlığa uğrayan darbeci teröristler, toplum nazarında da ciddi bazı değişimlerin oluşmasına zemin hazırlamışlardır. Bu noktada siyasi ve ulusal hassasiyetimiz, dini hassasiyetimizi geride bırakmaktadır. Bunun en bariz kanıtı da, darbeye karşı oluşumumuza, siyasi refleks ile cevap verme gerekliliğimizdir. Çünkü, darbe girişiminin öncesi aylarında ve/veya yıllarında, cemaat adı altında  fetöcülere büyük bir rağbet ve destek veren millet, siyasi lidere yapılan darbe girişiminde ancak karşı atağa geçme zahmetinde bulunmuştur. Hassaten Recep Tayyip ERDOĞAN'a karşı darbe girişimi gerçekleşmese idi, bu cemaat ile ilgili şu anda dillerde sakız olan küfür, hakaret, terör suçlaması ve dini alanda çeşitli eleştiri bombardımanı gerçekleşir miydi? Özellikle bu terör örgütünün cemaat adı altında oluşum göstermeye çalışmasının yıllar öncesine dayanması, toplumsal açıdan neden şimdiki gibi bir karşı duruş ile sonuçlanmadı? Fetö bir darbe girişimi gecesinde veya bir yolsuzluk operasyonunda mı terör örgütü oldu? Şimdi aşırı derecede eleştirip topyekûn küfür ve eleştiri bombardımanına tabi tutanlar, çocuklarını cemaat evlerine hiç göndermediler mi? Zaman gazetesini, Samanyolu tv'yi, aksiyon ve sızıntı dergilerini, Tek Türkiye, Kollama dizileri gibi yoğun siyasi ve ideolojik  mesaj dolu cemaat medyasını takip etmediler mi? Kimse yok mu derneği, altın nesil, ışık evleri, hizmet hareketi, hoca efendi kelimelerinin maddi kazanç getirdiği süre zarfında, bizde oluşturduğu olumsuz hassasiyetin limiti hangi seviyede idi? Şunu anlamak gerekir ki, cemaati bu milletin başına bela yapan bu millettir. Yine Cemaati milletin başından def eden de bu millettir. Gerisi afaki şeylerdir ve her noktada yoruma ve eleştiriye de açıktır.
 
Ayrıca toplumun kahir ekseriyetinin sloganik dini söylemleri, darbeye karşı duruşun sadece dini hassasiyetinden kaynaklı olduğunu göstermez. Bilakis toplumun siyasi karizmatik lider etrafında edindiği karşı duruş ruhu, dini hassasiyetimizi geride bırakmıştır. Ortadoğu toplumlarının siyasetteki kuyumcu terazisi hassasiyeti, dini konularda kendini göstermede ne yazık ki geri planda kalmaktadır. Suriye'de ve Irak'ta hâlâ devam eden savaş ve Deaş/Işid gibi dini kendi çıkarlarına ve emperyalist güçlere peşkeş çeken ve örgütlere karşı,  İslam ümmetinin geri planda kalma duruşu bunun en bariz örneğidir.
 
Darbe gecesinde, siyasi liderinin sokaklara inin çağrısı vesilesiyle milletin topyekûn darbeye karşı canı pahasına siper olması ve bunun sonucunda millet olarak başarılı olunması, hiçbir surette milletin Erdoğan'dan başka, meydanlara inin çağrısı kimden gelirse gelsin, aynı tavrı sergileyeceği anlamına gelmemektedir. Çünkü Erdoğan yerine başka birinin sokaklara inin demesi, aynı sonucu çıkaracağını asla kabul ettiremez. Abdullah GÜL, Ahmet DAVUTOĞLU, Binali YILDIRIM, veya diğer siyasi liderlerin çağrısı, aynı karşı duruşun oluşmasına vesile olur muydu? Burada liderlerin toplumlar üzerindeki etkisini çok iyi analiz etmek lazım. Olaylar bize şunu kanıtlıyor ki; Türkiye'de ve Ortadoğu'da karizmatik lider nadir çıkar ve karizmatik liderlerin toplumsal karşılığı da ciddi anlamda yüksektir. Liderlerin bu hassasiyeti bilip, buna göre tavır alası zorunluluğu olduğu gibi, toplumun da karizmatik lider etrafında hem ulusal hem de uluslararası ölçekte, ciddi atılımlara mihenk taşı oluşturması ve yeri geldiğinde sorgulayıcı anlayışından geri kalmaması  gerekir.
 
Fetö'yü İslâmî temelli bir cemaat olarak görüp, sonrasında var olan bütün İslâmî cemaatlere kıyas ederek, bütün bu cemaatleri zan altında tutmak, en büyük yanılgı, gaflet ve felaket halidir. Fetö'nün geçmişte yaptığı bütün eylemlerini sadece ve sadece İslâm ve İslâmî cemaat ile özdeş hale getirmek, İslâm'a  ve Müslümanlara en büyük zarardır. Bilmeden veya farkına varılmadan, İslâmî algı biçimimizin nasıl değişt(irild)iğini görmemiz gerekiyor. Bu algı, bilinçli bir şekilde oluşturulmaya çalışılmaktadır. Tıpkı Ensar Vakfı üzerinden İslami vakıfların kötülenmesi ve İslâmî  vakıfların toplumsal karşılığının yanlış anlaşılması gibi. Toplumumuzun bu oyunu görüp, gerekli tedbirleri zihinsel dünyalarında ve gündelik hayatlarında alması zaruriyyet arz eden bir durumdur.
 
 


Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 2 yıl önce yayınlandı. 8384 Defa okundu.