Değer verilmemesi toplum olarak yozlaşıp helâket ve felâkete gidiyoruz maalesef. İlim ve bilginin ayaklar altına, güç ve paranın baş üstüne konması kıyametin alametlerinden değil mi evlât?...
Mehmet Ali  Aluç

Mehmet Ali Aluç

malialuc02@gmail.com


Başını hafif öne eğmiş, dizlerini toplamış, 10
– 15 cm boyutunda bir taşa oturmuştu. Sağ elini gölge yapsın diye şapka gibi
alnına koymuş dağın zirvesinden epeyce yükselmiş olan güneşle dağ arasındaki
boşluğa bakıyordu. Dünyanın yükünü sırtlamış gibi bir hali vardı. Derin
düşüncelere dalmış, ince hesaplar yaptığı her halinden belliydi. Kendini,
çocuklarını, bölgesini, ülkesini, hâsılı dünyayı düşünüyordu. Dünyada olup
bitenler, dayanılmaz bir acı, vicdan sızlatan duygulara duçar kılıyordu Yekta
amcayı…

       
Yekta amca, 70 yaş sularında, saçının ve sakalının her bir telini bir
olayda ağartmış okur – yazar, düşünen yorum ve tahlil yapabilen duyarlı
adaletli; insan, doğa ve hayan sever, hak ve adaleti savunan, ümit var…  bir kişiliğe sahipti. Her nedense o gün çok
düşüneli ve hüzünlüydü…

        
Amansız düşünceler, Yekta amcanın peşini bırakmıyordu. Her gün çocuklar
kayboluyor, internet sapkınlığı tüm bir nesli esir almış, eğitim sistemi
olumsuz gelişmelere sebep oluyor, bir millet göz göre göre helak olmaya doğru
hızla ilerliyordu. Aslında bir millet değil, tüm insanlık helak olmaya yüz
tutmuştu. Olayın vehâmeti büyük ve ürkütücüydü. Bir anlık niçin bir çoban
olmadığını düşündü Yekta amca. Çobanlar alabildiğine özgür olup bitenlerden
bîhaber, bol oksijenli ve temiz havayı içinin derinliklerine çeken, kısmen de
olsa özgür takılan ve kafaları rahat insanlardı. Yekta amca neden rahat
değildi? Yekta amca da belki de bir çoban olmalıydı. Aslında her insan bir
çobandı. Herkes bir şeylerden sorumluydu. Çobanların da sorumluluğu vardı tabii
ki…

        
Selamünaleyküm Yekta emmi, sesiyle irkildi. Elini koyduğu anlından
çekti, gözlerini diktiği ufuktan alıkoydu ve geriye, sesin geldiği tarafa
döndü. Gelen; 26 yaşında, ince duygulu, hürmetkâr, sevecen, dert bilen,
düşünen, üreten, faydalı iş yapmayı seven, yaşlılarla sohbete doymayan… bir
delikanlı olan, Baran Muhammed’ti…  Bir
çırpıda ayağa kalkan Yekta amca, ve aleykümüsselâm ve rahmetullahi…  deyip Baran Muhammed’e doğru yürüdü. Baran
Muhammed’in elini öylesine sıkmıştı ki, Baran Muhammed parmaklarının ucundan
kanın fışkırdığını sanmış, istemdışı eğilip parmaklarına bakmıştı. Yekta amca,
olaya bir anlam verememiş, hayretle bakakalmıştı.

        
Selamlaştıkları yere 250 – 300 metre yakınında büyükçe bir dışbudak ağacı
vardı. Ağaç, güzelliği ve gölgesiyle cazibesini izhar ediyor ve adeta onları
çağırıyordu. Baran Muhammed, Yekta amcanın elinden hafifçe çekerek, sen güneşe
dayanırsın ama ben dayanamam diyerek dışbudak ağacanın olduğu tarafa yöneldi.
Gidip, yemyeşil ve enfes bir gölgelik oluşturan ağacın altına oturdular. Baran
Muhammed, Yekta amca seni biraz düşünceli görüyorum der demez, konuşmaya hazır
olan Yekta amca konuşmaya başladı: Bak evlâdım, kişi okumakla, zengin olmakla,
yakışıklı ya da güzel olmakla veya süslü – püslü giyinmekle adam olmaz/olamaz.

        
Zamanımızın en büyük hastalığı,‘’değer’’in ‘’fiyat’’la ölçülüyor olması
ve değerlerin fiyat derekesine indirilmesidir. İnsanların tek hedefinin bir
şekilde paraya ulaşması, meşrû veya gayr-i meşrû olmasına dikkat edilmemesi.
İnsani değerler kapitalle ölçülemez. İnsan değerli bir varlıktır, fiyatlı bir
varlık değildir. Oysa insanlar değer yargılarını kaybetti. Fiyatla ölçülür
oldu. Parası olanın dediğinin kabul görür olması, haklı veya haksız olduğuna bakılmaksızın,
ilme âlime, aydına… Değer verilmemesi toplum olarak yozlaşıp helâket ve
felâkete gidiyoruz maalesef. İlim ve bilginin ayaklar altına, güç ve paranın
baş üstüne konması kıyametin alametlerinden değil mi evlât?...

        
Ya internet nesline ne demeli? Bilginin nûrundan, ilmin ışığından
mahrum, ahlâktan yoksun, ahlâksız bir nesil almış başını gidiyor. Her türlü
ahlâksızlığıbir hak gibi gören, anarşıye götüren bir özgürlük anlayışı
sarmalamış neslimizi hiçbir değer ölçüsü olmayan bir nesil ile karşı
karşıyayız. Sefahat, inançsızlık ve deizim akımları adeta gökten yağarak
neslimizi ve geleceğimizi helâk eden durum söz konusu. Tüm olay ve hâdiselere yüzeysel
bakan bir nesil aile mefhumunu yok ediyor.

        
Aile ortamında, değer yargılarındaki hazzdan mahrum, hatta düşman olarak
yetişiyor. İmam Gazzalî’nin : Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin
hepsini kabul zanneder, demesi tezâhür ediyor sanırım.

















         Esen kalın, Kahta Haber’le kalın…                                                   
     

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 3 hafta önce yayınlandı. 232 Defa okundu.