Son zamanlarda mütemadiyen boşanmalar gerçekleşmekte yuvasız, başıboş güven ve sevgiden yoksun çocuklar yetişmektedir. Bu aşırı boşanmalar gerçek bir malumattır. TÜİK'in verileri bize durumun hiç de iç açıcı olmadığını sayısal verilerle gösteriyor
Mehmet Arutay

Mehmet Arutay

marutayq@kahtahaber.com


 

 Dünyanın ve toplumun omurgasını oluşturan, devletin temel yapısını teşkil eden, insanların insan olma dokusunun sağlıklı bir şekilde oluşmasının olmazsa olmazı; ekonominin, siyasetin, edebiyatın, felsefenin, psikolojinin daha birçok bilimin uygulama merkezi, eğitimin can damarı, sevginin hayat bulduğu, aşkın gerçek barınağı; bedene can, cana güven veren; değer verildiğinde arşı alaya değersizleştirildiğinde ise yerin dibine kadar götüren en temel kavram hiç şüphe yok ki ailedir.

   Yaşadığımız şu garip, sırlı ve geçici evrende her şeyi çok hızlı yaşıyoruz. Her şeyi hızlı yaşamak da beraberinde tüketimi getiriyor. Zamanı, mekânı, parayı, maneviyatı ve en önemlisi insanı gram gram azaltıyor ve sonrasında da yok ediyoruz. Geriye hiçbir şey kalmıyor maalesef. Son birkaç yıl içerisinde insanın kişiliğinin, ahlakının, duygularının, düşüncelerini, adalet duygusunun, hayata bakış açısının şekillendiği aile kurumu çok büyük yara almakta, kan kaybetmekte, sudan çıkmış balık misali çırpınmaktadır. Şikâyet ettiğimiz, serzenişte bulunduğumuz, güvensizliğin, sevgisizliğin, inançsızlığın, adaletsizliğin, savaşın, ötekileştirmenin, kırmanın, kırılmanın, gerilemenin, tembelliğin, huzurlu ve umutlu olamamanın en temel problemi aile kurumunun içinin boşaltılması, değersizleştirilmesi ve itibarsızlaştırılmasıdır. İnsanoğlu en temel eğitimi aile kurumundan alır. Aile eğitiminden geçmemiş insanların oluşturacağı bir toplum, insanı ve insanlığı ne kadar ileriye götürebilir ki?    Kaba bir taş nasıl ki bir heykeltıraşın elinde sanat eserine dönüşüyor, kelimeler bir şairin elinde yekvücut olup insan ruhuna ve aklına kar diyor, tuğla çimento ve benzeri malzemeler nasıl kii iyi bir ustanın elinde faydalı ve yararlı bir mimari esere dönüşüyorsa insan da insan olma özelliğinin büyük bir kısmını aileden alır ve böylece şekillenir. Bu eğitimin kurumundan mahrum olanlar ise hayatının büyük bir bölümünü huzursuz ve mutsuz geçirir. Sabırdan yoksun, tahammülsüz, toplumun değerlerini hiçe sayan, kendini dahi yönetmekten aciz, kişiliğini tamamlayamamış et ve kemik yığını robotlar haline dönüşür.

 Bize gönlü sevgi, kafası fikir, dili şifa sunan lazım,

 Bu olmazsa geleceğimiz de kayıptır cancağızım.

 Aile kurumundan yeterli eğitimi alamayan bir kişinin gönlü sevgi üretemez, kafası düşünmeyi reddeder; dili kırmaktan, dökmekten ziyan, etmekten geri durmaz. Bunu genellemek doğru değildir, lakin şu bir hakikat ki aile kurumunun eğitiminden mahrum olanlar toplumun sosyolojisine ve dokusuna ciddi anlamda zarar veriyor. Medeniyetlerin ve toplumun inşası aileden başlar bu önemli bilgi unutulmamalıdır. Aile kurumunun sarsılması, bozulması, dağılması demek devletin yok olmaya başlaması demektir.

    Avrupa'da temel olan bireydir, bizde ise devletin ve eğitimin temeli aileden başlar. Avrupa insanı kendini bireysel anlamda geliştirmekle uğraşırken biz ise temel olarak kabul ettiğimiz ailenin içini boşaltmaya, daveti parçalamaya çalışıyoruz ne garip. Birçok alanda gelişmemizin, yerinde sayımızın temelinde bu vardır. Kadın olsun erkek olsun kendini eğitmekten aciz, okuma kültürünü kazanamamış, hayatta karşı bir duruşu ve prensibi olmayan, kurumuş yaprak misali kendi iradesini hiçe sayıp rüzgârın götürdüğü yere doğru savrulan, sorumluluk almaktan korkan, etrafındaki her şeyi ve herkesi istek ve arzularına köle yapmaktan çekinmeyen, bencil ve kendini dahi yönetmekten aciz bir durumdalar yaşadığımız yüzyılda. Böyle bir durumda ailenin olumlu bir hürriyet kazanması da mümkün görünmüyor. Eğitimsiz bir aileden yetişen bireyler sağlıklı güçlü bir toplum meydana getirmesi imkânsız görünüyor.

    Son zamanlarda mütemadiyen boşanmalar gerçekleşmekte yuvasız, başıboş güven ve sevgiden yoksun çocuklar yetişmektedir. Bu aşırı boşanmalar gerçek bir malumattır. TÜİK'in verileri bize durumun hiç de iç açıcı olmadığını sayısal verilerle gösteriyor. Bu içtimai durum gittikçe kötüye doğru iletmektedir maalesef. Değişen dünyada tabii ki birçok şey yeniden yapılanıyor, şekilleniyor. Zamana dilenmenin en temel şartı hiç şüphe yok ki çok iyi bir eğitim, anlayış ve güçlü bir iletişimden, çağını iyi okuyabilmekten geçer. İnsanlar birbirini anlamadan, dinlemeden; evlenmek için yeterli bir maddi ve manevi birikime sahip olduğunun muhasebesini yapmadan, balıklama dalıyor aile hayatının merkezine. Evlenen çiftler çevreden nasıl gördüyse öyle bir bakışla hayatını şekillendirmenin uğraşına giriyor. Kendini, eşini ve çocuğunu bilimsel anlamda geliştirip bir araştırmanın içine girmekten kaçınarak bozulmuş geleneğin yaptırımlarını seçip işin kolayına kaçıyor ve bu da başarı ile sonuçlanmıyor.

     Kendini yetiştirmeyen ya da yetiştirilmeyen çiftler bu kez anne ve babaları tarafından yönlendirilmeye çalışılıyor kadın, anne ve babasının kendine verdiği direktifleri uygulamaya çalışıyor tabii ki erkek de aynı yönteme başvuruyor. Her iki aile çocuklarının saadetinden çok kendi istek ve arzularına göre yönlendirmeye çalıştığından mutsuz, umutsuz bir aile vücuda geliyor. Çiftler bir türlü aile olamamanın üzüntüsünü yaşıyor bu da olumlu sonuçlar doğurmuyor. Böylece birbirine düşman bir yuva sevgi ve güvenden mahrum çocuklar, harcanıp gidiyor. Yetkililerin acil bir şekilde evlenen çiftleri sağlam bir eğitime tabi tutmaları gerekiyor. Bu eğitimden geçemeyenlerin evlenmelerine zaman tanınması olumlu sonuçlar doğuracaktır zannımca. Evliliğe hazır olmayan, evlilik kavramının içini dolduramayan gençlerimizi yangından mal kaçırır gibi evlendiriyor, hayatlarının geri kalan bölümünü de zehir ediyoruz.

   Artık hayatı kıyıda seyretmenin miadının doldurduğuna inanıyorum. Sahaya inip gereken önlemlerin acil bir şekilde kulak arkası yapılmadan alınması ve uygulanması gerekir. Direği ve yüreği olmayan bu dünyadaki en güvenli yer olan aileyi de kaybedersek artık kaybedeceğimiz hiçbir şey kalmaz. Özellikle yaşadığımız bu yüzyılda inançsızlığın, güvensizliğin en önemlisi sevgisizliğin bir virüs gibi yayılmasının temelinde ailenin işlevini yavaş yavaş kaybetmesi vardır.  

   Aile kurumunun en mühim olmazsa olmazlarından biri de mahrumiyettir. Mahremiyetini kaybetmiş bir yuvadan yetişen bireylerin oluşturacağı ailenin ne kadar sağlıklı olacağına siz karar verin?  Şunu kabul etmek gerekir ki ailedeki bireylerin yaptığı ve söylediği her şey birçok kişi tarafından bilinmektedir sosyal medya, ağız gevşekliği ve dedikodu rahatsızlığı yüzünden. Bunlar da ailelerin dağılmasına ve yok olmasına neden olur. İnsan mahremiyetini ciddi bir şekilde zedeler eğer aile içindeki gizem kaybolursa. Eşinizin ve evinizin sırlarını herkese anlatmayın siz unutursunuz ama onlar unutmaz ve aile mahremiyetiniz zedelenir. Bu söz mahremiyetin bir aile için en önemli unsur olduğunun bir kanıtıdır. Anne ve baba arasındaki iletişim de ailenin bekası için çok önemli bir unsurdur. Eşler arasındaki iletişimsizlik, sevgisizlik, güvensizlik ve boş vermişlik çocukları ciddi bir şekilde sarsmakta ve şiddete meylettirmededir. Anne baba arasındaki sevgi ve sağlıklı iletişim ise çocukların bedensel, duygusal, zihinsel ve ruhsal gelişimine olumlu yönde katkı sağlar. Bu da sağlam karakterli bireylerin yetişmesini beraberinde getirir.

   Aile bireylerinden her biri haddini ve sorumluluğunu bilir ona göre davranırsa birçok sorun da çözülmüş olur. Yeni ve insanca bir dünyanın inşa edilmesi, göğün mavi, dalın yeşil, tarlanın da sarı olması; kuşların, ağaçların, çiçek ve böceklerin diyarı olması, yaşamanın sevmek gibi gönülden olması için aileye gereken önemin verilip önlemlerin alınması gerekmektedir tüm toplumun.  ‘’Hiçbir insan iyi eğitilmiş bir aile kadar önemli bir miras bırakamaz.’’ (Thomas Scott).  Unutulmamalıdır ki bireyler aileyi, aileler toplumları, toplumlar şehirleri, şehirler devleti oluşturur.  Bu da bize gösteriyor ki güçlü sarsılmaz ve her yönden kendini geliştirmiş ve yetiştirmiş dünyada söz sahibi devlet haline gelmenin temeli sağlam karakterli bireyler yetiştirip aile ortamına kazandırmaktan geçer. Projelerle çeşitli kurumların işbirliği ile okullarda değerler eğitiminde ailenin önemi ile ilgili çalışmalarda eklenerek bir şekilde bir şeyler yapılabilir. ‘’Aile hayatının güzelliği gibi hiçbir şey yoktur. Bir memleketin yükselmesi; ev ve aile muhabbetine bağlıdır.’’ der Charles John Huffam Dickens)  İngiliz yazar ve toplum eleştirmeni.

 

   ‘’Her nefes damla damla bir şeyler alıyor, koparıyor bizden,

      Sanırım birçok kişinin haberi yok zamanın bıraktığı izden.’’

Zaman bize ait en değerli olan toplumun temel taşı aileyi koparmak üzere bunun bilincinde hareket edilmediği vakit onulmaz yaralar bizi beklemektedir bilesiniz. Yoksa alem-i fanide berk-i hazana döner, alev gibi parlayıp sonra sönüp gideriz. Türk sinemalarındaki gibi olay bittikten sonra polisin gelmesine benzemesin sonumuz. Hep beraber güçlü bir aile kurumunun temellerini atmak temennisiyle…

 

Mehmet ARUTAY

Borsa İstanbul Anadolu Lisesi

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 1 ay önce yayınlandı. 340 Defa okundu.