Hırs, kin, fitne, öfke ve nefret toprağında hasadınız bol olsun, Biz aşk ve muhabbet ehliyiz; size uyacaksak dilimiz, yüreğimiz kurusun.
Mehmet Arutay

Mehmet Arutay

marutayq@kahtahaber.com


Hırs, kin, fitne, öfke ve nefret toprağında hasadınız bol olsun,

Biz aşk ve muhabbet ehliyiz;  size uyacaksak dilimiz, yüreğimiz kurusun.

 (Mehmet ARUTAY)

   Hırslı insan; doymak bilmeyen, sürekli kazanmak isteyen, mutlu olmayı beceremeyen, akılla bağlarını koparmış, amacına ulaşmak için birçok kişinin kölesi olmaktan çekinmeyen, iç huzurdan mahrum, kendi kendini kemiren, dermansız derde düşen, kanaat etmeyi bilmeyen, hiçbir şeyden razı olmayan, dünyası tarumar olan, kendisini durmadan yıpratan; sevme, takdir etme, beğenme, yardımlaşma ve aşk gibi insani duygulardan mahrum yaşayan insana denir.

   Çevreyi, insanı, insanlığı ve toplumu bozan en önemli etkenlerden biri kişilerin zihin ve duygu dünyalarında ürettiği kötü eylemler ve söylemlerdir. Bunlar, başta sahibini tuzağa düşürür, daha sonra bir virüs misali birçok kişiye bulaşır. Kâinatın ve insanın dengesinin bozulmasının temelinde de bu art niyet ve hırs denen illet vardır. Hırs, tamahkârlığın dışa vurulmuş halidir. Hırs, sahibinin gözlerini kör, kulaklarını sağır, aklını başından alır. Hırs kapıdan girince akıl ve duygu intihar eder. Akıldan ve duygudan mahrum olan bir insanın kendisine, çevresine ve insanlığa verebileceği zararı siz düşünün. Bir bardak zehrin kaç kişinin hayatını sonlandıracağını hayal edin. Şu da bir realitedir ki öncelikle zehirden etkilenen, bardağın kendisi olacaktır. Mutluluk, hırslı insanlar için bir ütopyadan başka bir şey değildir. Huzur, mutluluk, neşe, güzellik onların anlamadığı, anlayamayacağı, yaşayamadığı ve asla da yaşayamayacağı bir duygudur. Hırs, şifası olmayan bir hastalık durumudur. Bir insanın fizyolojik ve psikolojik açıdan zarar görmesine neden olur. Ruhsal açıdan sıkıntılı olan bireylerden sağlıklı bir toplumun inşa edilmesi mümkün değildir.Hırs libasını giyen mutsuz insanlar birikti hayatımızda. İçinde yaşadığı durumdan öfkeden başı dönmüş, kendini kaybetmiş ve birey olmayı beceremeyen insanlar sardı her tarafı. Hırs atı önce süvarisini düşürüp perişan eder sonra da etrafında ne varsa dağıtıp yok eder. Dünyadaki dengenin bozulması işte insanlardaki hırs yüzündendir. Mevki, makam ve mal biriktirme hırsıyla her türlü yolu mubah sayan insan, çiçeğin, ağacın, hayvanın ve havanın dokusunu bozup etrafını zehirleyerek dünyayı yaşanamaz bir mekâna çevirdi. Çünkü hırs bir kişinin vücudunu ele geçirdiğinde rasyonel düşünmesini engeller ve mantığını kaybetmesine neden olur. Doymak bilmeyen insan şu güzelim yeryüzünü cehenneme çevirmekten çekinmez.

   Hırs ahlaki değerlerden uzaklaşmasına sebebiyet verir. Tolumu toplum, insanı insan yapan da hiç kuşku yok ki etik değerlerdir. Ahlaki değerlerini kaybetmiş bir insan ve toplum çökmeye mahkûmdur. Hırs saf duyguları bulandırır, kişiyi sarhoş eder. Tanrının varlığına aldırmayan insanların çoğaldığı bir yerde insanlar hırs girdabına girer. Hep daha fazla, daha fazla… Sonunda kendi kanını da içip kendisini türetir. Bir ejderhadır hırs, öyle sanıldığı gibi hafife alınacak bir ruh hali değildir. Hırs, çok kötü bir tutku ve zorunlu olarak büyütür kendi içinde her şeyi, buna karşılık sevgi ise özgür bir ortamda filizlenir ve hayat bulur. Hırs esaret getirirken, sevgi tüm insanlığı özgürleştirir. Hırs; kötülük, körlük, sağırlık, art niyet, pişmanlık, hüsran, yok olmaktır; sevgi ise iyilik, şeffaflık, iyi niyet, huzur ve yeniden var olmaktır. Hırs okuna karşı en etkili kalkan insanı insan yapan güzel duygulardır. Bu duygulardan biri de sabırdır. Hırslı insan acelecidir, açgözlüdür. Bu iki unsur da israfı ve başarısızlığı getirir. Hırs, bireyin sınırını aşması, gücünün haddini bilmemesi anlamlarına da gelir. İnsan gücü yetemediği halde bir şeye karşı şiddetle arzu duyuyorsa onu elde etmediği vakit çok büyük bir hayal kırıklığı yaşar ve kendine büyük zararlar verir. Bu da bize gösteriyor ki büyük bir enerji kaybıdır hırs. Enerjisi biten bir insan hiçbir şeyden zevk almaz.Dünyanın tapusunu verseniz, gözünü başka bir dünyaya diker. Hırs hem yeryüzünü hem de kişinin hayatını çoraklaştıran bir onulmaz yaradır. Çoraklaşan bir toprakta tohumun vücut bulması ve bereketlenmesi düşünülebilir mi? Kanaat elbisesi kuşanmayan biri için bütün elde edilenler onun gözüne bir hiçtir. Deniz suyu misali içtikçe kanar, lakin doymaz.

   ‘’Develerin çölde çok sevdiği bir diken vardır. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı, dikenleriyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doymaz. En sonunda kendi kanında boğulur.’’( Zülfü Livaneli, Huzursuzluk) Hırsı güzel tasvir eden bu güzel örneği muhayyilemizde canlandırdığımız zaman kişinin kendi kendisini hırsla yok ettiğine tanık oluyoruz. Kötü duyguların sonuçlarından en çok onu besleyen insan etkilenir.Tabii ki olumlu, iyi ve insani duygulardan da öncelikle kişi ve sonra da etrafı etkilenir. Hırs saldırgan duygular barındır. Kudurmuş bir kelpten farksızdır. Yeryüzündeki bütün insanların kendisine hizmet etmesi için var olduğunu düşünür. Kendi yumurtasını pişirmek için bütün cihanı yaksa içinde zerre pişmanlık duymaz. Ulaşmak istediği yere varmak için binlerce insanı ortadan kaldırsa yüreğinde bir katre pişmanlık duymaz. Bir bataklık misali çırpındıkça batar. Batmamak için yakar, yıkar, kırar, dağıtır ve parçalar. İnsanı ve idealleri katleder hırs. Varlık içinde yoksulluğu yaşamanın adıdır hırs. İnsanın içindeki özgüveni kırar ve kendini ifade edemeyen bir ‘’hiç’’  yaratır. İnsanın içindeki hırs yok olmadığı sürece dünyada savaşlar, yıkımlar, ölümler, öldürmeler, nefretler, açlıklar, hastalılar, acılar, kederler, virüsler ve cümle kötülükler bitmez ve bitmeyecektir. Nice insanlar evsiz barksız, kaldı, çocuklar anasız babasız, babalar evlatsız, romanlar olaysız, topraklar vefasız, âşıklar maşuksuz, şiirler duygusuz; birçok insan duygusuz, bedensiz kaldı. Hırsı yüzünden neleri kaybetmedi ve kaybettirmedi ki insan. Yine de ‘’tamam’’ diyebildi mi? Kesinlikle hayır. İçindeki yangının onları yakana kadar devam edecekleri aşikârdır. Dengelerin bu kadar bozulmasının faili de hırslı insanların bitip tükenmek bitmeyen kötülükleridir. Bir sarmaşık misali dolandığı her şeyi kurutmanın adıdır hırs. Kanat verseniz beraber uçan kuşa öfke besler. Hırsa sıkışmış bir insan elbette yanı başındaki insanı göremeyecek.

   İnsanların hepsi yeryüzüne tertemiz gelir, lakin hırs virüsüne bulaştı mı doğduğuna pişman olur. Kini biriktiren, samimiyetten yoksun, tüm güzelliklere düşman ve aldığı havanın bile farkında olmayacak kadar duyarsızlaşmanın adıdır hırs. Âdem(as)’ı cennetteki yasak ağaçtan yemeye sevk eden şey de hırstır. Hırs duygusu yüzünden dünyaya sürülen insan hala bu duyguyu yüceltip ona göre hayata tutunmaya çalışıyor. İşte buna şaşmamak mümkün değil. Şayet kendimize çekidüzen vermeyip hırsımıza kurban olursak kim bilir buradan daha nerelere süreceğiz. İlk kardeş katilinin müsebbibi hırs değil midir? Akabinde milyonlarca insan hırs besledi ve beslediği hırs büyüyünce cihana sığmaz oldu. Bütün dini inançların kesinlikle reddettiği, büyük günah saydığı kavramların başında ‘’hırs’’ gelir.

   Kibir kokusu, hırs kokusu, tamah kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar. (Hadis-i şerif) insanda birçok duygu yaşar; fakat hangi duyguyu büyütüp beslerse onu güçlü kılar. Merhamet, sevgi tohumunu toprağa atıp bakımını yaparsanız iyilik, güzellik; hırs ve nefret tohumu toprağa atıp besleseniz de kötülük ve kin elde edersiniz. ‘’en büyük suçlar, zaruri olanı değil, fazla olanı elde etmek için işlenir. (Aristoteles) Hırs sahibinin hiçbir zaman gözü doymadığından suç işleme eyleminden kurtulamaz. Hırs, insandaki hayvani beynin oluşturduğu bir kaygı durumudur. Mal biriktirme hırsına kapılan bir insanı düşünün, bunun insani düşünebileceğine ihtimal verebiliyor musunuz? Eşyanın biriktirilip insanın kullanıldığı bir yeryüzünde yaşıyor insan; fakat nasıl bir yaşam sürer? Mal biriktirme hırsındaki kişi bütün insanların en içten duygularıyla işlediği ‘’adalet’’ kavramına dikkat edebilir mi? Adaletin gelişip yayılmasının önündeki en önemli etken hiç kuşkusuz hırstır. Hırslı bir halet-i ruhiyeye sahip olan biri için adaletin hiçbir anlamı yoktur.

Toplumda birbirine yakın görülen; fakat gerçekte ayrı dünyaların kavramlarından ikisi hırs ve azimdir. Azim, bir kimsenin bir işteki engeli yenme istencidir. Azim; çalışmak, çabalamak, gayret göstermek ve sonucuna da razı olmaktır. Hırs ise kelime olarak; şiddetli istek, açgözlülük, bir şeye rağbeti çok artmak, sonu gelmeyen istek, aşırı tutku, öfke, kızgınlık, bir şeye aşırı tutunmak, cimrilik yapmak, azgınlık, saldırganlık ve tama’ manalarına gelmektedir. Haklı olup olmadığına bakmadan, kimden alıp almadığını düşünmeden, sonuçlarıyla hiç ilgilenmeden insanı uçurumun kenarına götüren bir duygudur hırs. Bundan dolayı azim yapıcı, onarıcı; hırs ise yıkıcı ve dağıtıcıdır. Öğrencilerden de isteğim asla hırslı olmaya çalışmamalarıdır. Çünkü hırslı öğrencinin asla kazanamadığını hatta çok kötü bir akıbetle karşılaştıklarına şahit oldum. Kendisi çok iyi bir not aldığı halde kendinden çok sevmediği,  yarıştığı ve başarılı olmasını istemediği arkadaşının notunu merak ettiğine tanık oldum. Okulun en iyi öğrencilerden hatta okul birincisi olmasına rağmen kazanamadı hırslı öğrenci. Bunun yanında kıskanılan kendisine hırs beslenilen öğrenci sadece azmetti, çalıştı hiçbir zaman arkadaşlarını bir rakip olarak görmedi. Gerektiği yerde kitaplarını, bilgisini paylaştı. Bu öğrenci, ise ilk yılda üniversiteyi kazanınca herkes şaşırdı, inanamadı. Ben bu durum karşısında hiç hayrete düşmedim. Çünkü sınavdayken bile kendisinin ne yapacağını değil, rakip gördüğü arkadaşının ne yapacağı endişesi onun zihnini bulandırıp sağlıklı düşünmesini engellediğini düşünüyorum hızlı öğrencinin. Hırs, insanı çatlatır, yüzünü kızartır, kendi kabına hapseder, mesut olmalarını engeller ve kahrından ölür, dirilir. Balık deryada huzur ve mutluluk içinde yaşarken onu ölüme götüren oltanın ucundaki yeme götürenhırs değil midir? İnsanın yüreğini ateşleyen hırs kimleri yakmaz ki. Sevgi de bulaşıcıydı, lakin insanlar hırsı, öfkeyi ve kötülüğü seçti. Bunları tercih ettiğinden bu yana kâinat gün yüzü görmedi. Dertsiz, tasasız günü olmadı gitti insanın. Kirlendi, bozuldu hava; bereketi kaybolmadı toprağın, vefa kokusundan eksik tüm canlılar, kalmadı çayın tadı, yerle bir oldu mekânlar, insanlar kendi olma ayrıcalığını yitirdi, arı zehir kustu, güvercinlerin kanatları kırık, yüreğindeki hırsı mütevazı tavırlarıyla örtme gayreti içine girdi gözü ve gönlü doymayanlar, dalında özgürce yaşayan yaprak hazanın rüzgârına kapılıp kurumaya mahkûm oldu. Çalışıp ihtimalleri, hayalleri gerçeğe dönüştürmenin peşine düşeceğine hırsına kapılıp kendi sonunu getiren insan nice hüsrana gark oldu. Hırslı birinin yüreğinin akordu bozuktur. Dünyanın en güzel bestesini de çalmaya çalışsanız ritmi yakalayamazsınız.

   Hane-i dünyada kalmadı artık rahat,

   Bari insan olmaya dair bir adım at.

Rahatın sağlanıp insanların kendi öz fabrika ayarlarına dönmesi için ‘’hırs’’ denen zehirden uzaklaşıp sevgi şurubundan içmesinin zamanı çoktan geldi.

   ‘’birçok hatamız hırs tarlasından, utanmanın da üstünü toprakla örttük.

Hırs gözlüğünü çıkarıp hayatta şeffaf bakmanın tam da zamanıdır şimdi. Unutulmamalıdır ki deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 1 ay önce yayınlandı. 313 Defa okundu.