Maskeler olmazsa o kadar insanın bir arada yaşama ihtimali var mı sanıyorsunuz? Biz ‘’Farklılıklarımız zenginliğimizdir.’’ anlayışını çoktan yitirdik.
Mehmet Arutay

Mehmet Arutay

marutayq@kahtahaber.com


Varlıkların içerisinde ‘’kendi’’ olmayı, olduğu gibi görünmeyi elinin tersiyle iten tek varlık insandır diyebiliriz. Doğasından, fıtratından uzaklaşıp mutsuz, umutsuz, güvensiz ve yalnız kalan insan, kendisi ile arasına aşılmaz mesafeler koydu. Kendini bulma arayışına da girmeyince zamanla bir kuklaya dönüştü. Çevremizde birçok insanın en büyük sıkıntısı anlaşılmaması ve karşısındakini anlayamamasıdır. Zamanla birileri toplumun ruhunun derinliklerine bazı değerler zerk etmiş ve ilerleyen zamanlarda bu değerler tabuya dönüşmüştür. Bu değerlerin girdabından çıkamayan insan zamanla derisine, düşüncesine ve ruhuna türlü türlü maskeleri takarak kendini kamufle etme uğraşına girmiştir. Görünen yüz ile gizlenen yüz yer değiştirmiş İnsan kendi sonunu böylece getirmiştir bilerek veya bilmeyerek.       

   Maskeler olmazsa o kadar insanın bir arada yaşama ihtimali var mı sanıyorsunuz? Biz ‘’Farklılıklarımız zenginliğimizdir.’’ anlayışını çoktan yitirdik. Belki bunu hala dillendiriyoruz; fakat uygulamada çok büyük sıkıntılarla da karşılaşıyoruz. Güvensizliğin, sevgisizliğin, samimiyetsizliğin, korkunun, başarısızlığın ve mutsuzluğun temelinde insanın kendini olduğundan farklı gösterme amacıyla taktığı maskeler vardır. Bundan değil midir ki doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar? Onuncu köye gidin bakalım kimse var mı? Bulamazsınız kimseyi orada.  Herkesin birbirine benzemesi pek hayra alamet değildir, tekliyoruz. Bir yerde bütün insanlar birbirine benzemeye meylediyorsa orada ‘’kendi’’ olma ayrıcalığına sahip insan kalmamış demektir. Kendi kendini öldürüp başka başka kişilikler, maskeler ardına sığınmış bireylerden oluşmuş bir toplumun sağlıklı güvenli ve mutlu olması mümkün müdür?

    Din maskesi takıp insanların namusuna, onuruna, haysiyetine, parasına göz dikip onları kandıran; güven maskesini takıp insanları dolandıran, sevgi maskesi adı altında insanların başına renkli renkli çoraplar öğren, fedakarlık maskesi altında tüm insanları kendine feda eden, dostluk maskesi takarak insanları birbirine kırdıranlar toplumu ne hale getirdiklerine şöyle bir baksın. Başınızı iki ellerinizin arasına alarak şöyle bir düşünün. Hayatta çok güvendiğiniz biri var mı, peki uğrunda canınızı feda edebilme cesaretini göstereceğiniz biri düşünün var mı, güvenipte her şeyinizi anlatabileceğiniz bir sırdaşınız var mı, maddi ve manevi anlamda çok sıkıntı yaşadığınızda sizi bu durumdan kurtarıp felâha ulaştırabilecek kadar sizi önemseyen birileri var mı? Umuyorum ki vardır. Gözlemlediğim ve yaşadığım kadarıyla sosyal hayatta taktığımız maskeler yüzünden bunların çoğunun olmadığını söyleyebilirim. Bizi esarete mahkum eden, hayatımız boyunca mutlu olmamızı engelleyen, birden bize rahat yaşama imkanı vermeyen bu maskelerden ne zaman kurtulacağız? Ya taktığımız maskeler zamanla kişiliğimiz haline gelirse? İşte o zaman gerçek yüzümüzün hesabını kime verebiliriz?  Hülagü Han gibi insanın hayatını taktığı maskelerle tarumar edenler yaptıklarının hesabını verebilecekler mi? Kendini bilmezlerin aklı yok, sadece dilleri var, herkes bilir ki böylelerinin varlığı insanlığa zarar. Kendini bilip olduğu gibi görünenler ancak yaratıcının sırrına vakıf olurlar. Ya kendini çeşitli maskelerinin ardına gizleyenler?  Bu maskelerle kaç kuşun yuvasını harap ettiler, kaç haneye ateş düşürdüler, kaç cana kıydılar, kaç gönül yıktılar, kaç aşa zehir kattılar… Şimdi rüzgara oyuncak olmuş bir kuru yaprak gibiyiz, ruhumuz bizden ırak,  aklımız firar etmiş, yüzümüzü de çoktan unutmuşuz. Freni patlamış bir araba misali hayatı maskelerle en az hasarla bitirmeye uğraşıyoruz maalesef.

   Yüzyıllarca süregelen hoşgörünün öncüsü ve din bilgini olan Mevlana celaleddin-i Rumi'nin:’’Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.’’ düsturundan uzaklaşarak ne olduğumuzu,  nasıl görüntümüzü unutarak kendimizin gurbeti haline geldik. Oysaki insan nasıl bir karaktere sahip ise o şekilde görünmeli veya nasıl görünüyorsa ona yakışır olmalıdır. İnsanların gerçek kişiliklerini saklamamaları, karakterine uygun davranmaları, maske takmamaları yahut kişiliğine uygun davranmayanların da göründükleri kişiliğe sahip olmaları sonucunda sağlam bir toplum yapısı oluşmuş olur. Böylece insanların kendine olan özlemi de son bulursun. Olduğu gibi görünmek göründüğü gibi olmak; insanların tutarlı olmasını, kimseyi kandırmak gibi bir gayesinin olmadığını gösteriyor. Kendini topluma kabul ettirmek ve itibar kazanmak için yalanı dolanı talanı bir meslek haline getirenler yüzünden güvensiz huzursuz ve ümitsiz bir hal alıyor yaşantımız. Binlerce maskenin altında kirli yüzünü örtüp halkı sefalete, savaşa, sürgüne, ölüme götürenler bir gün maskelerinin düşmeyeceğini mi sanıyorlar?  Bundan dolayıdır ki bu tür ahlaktan, erdemden,  iyilikten nasibini almamış çok yüzlü insanlara kanmayıp içi ile dışı bir olanların tertemiz dünyasında kendimize bir yer edinmemiz gerekmez mi?  İnsan olarak doğmuş olabiliriz, önemli olan insan kalabilmek değil midir? Dünyanın kirine, pasına bulaşıp kendimizi kaybedersek akıbetimiz hiç de iyi olmayacaktır. Şeytan iyilik, güzellik maskesini takıp Adem ve Havva'nın öz yurdundan sürülmesine neden olmasına ne demeli?  Aldatan, kandıran, kan kusturan insanlar hep güzel görünümlü maskelerinin arkasına sığınarak yaptılar tüm çirkinliklerini. ‘’Bugünlerde maske takıp dolaşanların sayısı o kadar çoğaldı ki maskenin altında kim olduğunu anlamak çok zor efendim.’’ (Öteki,  Mihayloviç Dostoyevski) Kimin kim ve ne olduğunun bilinmediği bir yerde insan güvenle yaşayabilir mi, güvenin olmadığı bir yaşam alanında insan özgür yaşayabilir mi? Maske takan kişi zamanla taktığı maskeler ile bütünleşirse ve çevresi için büyük bir tehlike arz eder.

    İnsanların maskelerinin arkasındaki gerçek yüzlerini gözlerinden, ses tonundan çıkarabilirsiniz. Bilinmelidir ki gözler kalbin ve aklın aynasıdır. Bir insanın gözlerinin içine bakarak gerçek niyetini rahatlıkla öğrenebiliriz aslında. Gözler hiçbir vakit yalan söylemez. Yüze maske takabilir; fakat gözler gerçeği gizlemeye manidir. On bir sayıyla tanımlanıyorsa bir insanın yüzü, on bir sayıyı çevirerek iletişim kuruyorsa bir insan, gruplar kurup birbirinden uzak maskelerin arkasına gizlenmişse insanlar, aşklar ve sevgiler sanal aleme kadar düşmüş ve yüzsüzleşmişse, kelimelerin içi boşaltılmış ve anlamsızlaştırılmışsa, insan insanı tanıyamıyorsa artık, yaşam insan için hiçbir anlam ifade etmez.

    Gerçekler güneşe benzer, doğduğunda karla kaplanmış bütün ikiyüzlüleri, pislikleri, laf taşıyanları, yalakaları, dalkavukları gün yüzüne çıkarır. Maskeler elbet bir gün düşecek; fakat düşene dek insanların ocağına incir ağacını da dikeceğe benziyor. İnsanlar birbirine içini açamıyor artık, kan kusuyor yine de susuyor. Görünen yüzle görünmeyen yüzü farklı insanlar yüzünden çocuk masumiyetini kaybetti, kelimeler itibarsızlaştı, şiirler büyüsünü kaybetti, ne Mecnun delirdi Leyla için ne de Leyla dile düştü Mecnun uğruna; ana, baba, bacı,  kardeş dar günde el oldu, iklimler değişti, hiçbir şeyin tadı tuzu kalmadı artık, kalmadı toprağım vefası, kalmadı insanın insana cefası… Maskelerle bütün insanları birbirine benzetmeye meyledip dünyayı cehenneme çeviriyoruz, cehennemde de cenneti yaşamayı arzuluyoruz bu sizce mümkün mü? Göğsümüzün ortasında taktığımız maskeler yüzünden kaybolmuş koca bir evren var şayet maskelerden kurtulursak ruh bulacak taştan duvarlar, huzura erecek koca dünya. O zaman her insanın bir dünya olduğunun farkına varacağız.

   İnsanlığın temel problemi kendini arama ve bulma konusunda umarsız davranmasıdır. Bunun da temel nedeni çok yüzlü davranmasıdır. Kendi düzeni ve çıkarı için maskeleri takarak insanları harcayanların sonu derin bir uçurumdur. Bilinmelidir ki en büyük zafer insanların beyni, kalbi ve yüzündeki maskeleri eritip kendi akıllarıyla düşünmelerini sağlamaktır. Bunu başardığımız vakit daha aydınlık bir yeryüzü inşa etmiş olacağız. Böylece insanlığın hasret kaldığı bir yaşam oluşur ve insanın da kendine olan hasretliği bitmiş olacaktır. Derin düşüncelere dalıp kendimizi sorgulamamızın, eleştirmemizin zamanı geldi sanırım. Çünkü insan kendisini değiştirmediği sürece bazı şeylerin değişmesi mümkün değildir. İnsan eşref-i mahlukatken ne oldu da bu duruma düştük hiç düşündünüz mü? Çevremizdeki insanlara yaranalacağız diye onların istediği gibi biri olmak için binlerce maskenin arkasına sığınma gereği var mı? Kendine ait yüzü unutup yüzsüzleşmenin kime ne faydası var? ‘’Uzunca süre maske takarsan altındaki kişiliği de unutursun.’’ (V. For Vendetta)

   Toplum bireylerden oluşur, bireyler de kişiliğini unutmuşsa nasıl bir toplum vücut bulur siz düşünün? Artık okulda, evde, çarşıda, pazarda konuşurken hayattan, kendinden ve en yakınlarından şikayetçi olmayan gerçek anlamda mutlu, huzurlu ve özgür olan bir kişiye dahi karşılaşmadım.Mamafih insan kendini kendi içinde öldürüp bir canavara dönüştü. Göğüs kafesimizde kuş besleyecek kadar nahifken, insanlar evlerinin etrafını daha taş duvarlarla örmemiş korkusuz içten ve samimi komşuluk örneği sergilerken, canan için candan bile geçilirken, karlı bir gece vakti dostun evine kendi evimize giriyormuş gibi destursuz girebilirken, birinden borç alındığı zaman kefil, senet yerine söze itibar edilirken şimdi ne oldu da hiçbir insan gerçekten mutlu olamıyor? Çünkü bu olumsuzlukların derununda hiç şüphe yok ki insanların bir türlü kendileri olamaması yatar. Birbirimizi düşürdüğümüz şu halden memnun muyuz? Bırakın karga kargalığını yapsın, bülbül de bülbül olarak kalsın. Bir nokta menfaat için maskeler takıp virgül kadar eğilmek insanın onuruna, haysiyetine, şerefine, şanına yakışır mı? İnsanın yüzü bunca maske ile örtülüyken hiçbir vakit arzu ettiğimiz samimiyeti bulamayacağız. Samimiyetten yoksun bir yaşantının anlamı ve kıymeti var mı sizce?  Anlamını yitiren insanın kendine ve çevresine bir değer katması düşünülebilir mi? Hiç kuşkusuz hayata damgasını vuran ve insanları etkileyip yönlendiren insanlar davranışlarındaki büyük içtenlikle açık sözlülükle uyandırdıkları güvenle dürüstlükleriyle nam salmış kimselerdir; fakat bu tür insanlar çok iyi eğitilmiş atlara benzer nerede duracağını nerede döneceğini çok iyi bilirler.

    Bütün bunlar bize gösteriyor ki hayatta en tehlikeli kişi kendi olmayı reddedip maskelerle insanları ve tabiatı tehdit edenlerdir. Özü sözü bir olmayan yalancı, riyakar insandır havayı kirleten, insanı yaşamdan soğutan. Nerede olursak olalım hiçbir maskenin arkasına sığınmadan, alnımız açık, yüzümüz ak kendinize ve topluma umut olalım. Güven ve doğruluk aşılayalım her türlü varlığa. İki yüzlülüğün en çarpıcı örneğini Ortaçağ'da Hasan Sabah’tan görüyoruz. Din, iman, sevgi, kardeşlik maskesi ile tarihte acımasız ve en kanlı ve vahşi terör grupları oluşturmuştur. Kendine bağlı hastalıklı beyinleri haşhaşla uyuşturarak cennet vaadiyle acımasız bir katile dönüştürmüştür. Günlük hayata, ticarete, siyasete bir virüs gibi bulaşmış olan iki yüzlülük ne zaman son bulursa gerçek adaletin temelleri o zaman atılacak ve insan özlemini duyduğu hayatı ancak o zaman yaşayabilecektir, şunu da unutmamak lazım ki herkes kendinden sorumludur. O zaman şayet biz bugüne değin maskelerin arkasına sığınıp kendimizi ve insanları kandırmışsak buna bir son verelim artık. Ne yazık ki günümüzde maskeli iki yüzlüler sevilip itibar görmekte. Bu da doğaldır çünkü hemen hemen ‘’kendi’’ olan yaratıldığı gibi dosdoğru kalan yok maalesef. Maskelerden arınıp olduğumuz gibi, göründüğümüz gibi olmak dileğiyle…

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 1 ay önce yayınlandı. 1942 Defa okundu.