Kelime, bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma anlamına gelir.
Mehmet Arutay

Mehmet Arutay

marutayq@kahtahaber.com


 

 Arapça ‘’rhm’’ kökünden gelen merhamet acıma, şefkat,  sözcüğünden alıntıdır.  Arapça ‘’rahima’’ ‘’merhamet etti, kucakladı, şefkat gösterdi .’’ fiilinin mastarıdır.  Kelime, bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü,  acıma anlamına gelir.

     İnsanı güzelleştiren, özelleştiren, faydalı kılan, bencilliğinden arındırıp toplumsallaşmasını sağlayan, insanın önemli hasletlerinden biridir merhamet. Toprağın bire bin vermesi, yağmurun bereketi; karın saflığı, beyazlığı suyun berraklığı, çayın sıcaklığı, çiçeğin kokusu,  kuşun uçuşu, dünyanın hala dönüşü,  merhametle değil midir? Hastalıkların artmasının, güçlünün zayıfı ezmesinin, savaşların bir türlü bitmemesinin, özgürlüğün rafa kaldırılmasının, insanın gittikçe raydan çıkıp fıtrattan uzaklaşmasının, çocuk istismarının, kadına şiddetin, erkeğin kadını tarafından itibar görmemesinin, insanların kin ve nefretlerinin esiri olmasının temelinde merhametin insanlar tarafından yeryüzünden kovulması değil midir? Unutulmamalıdır ki kıyamet ancak merhametin tamamen yok olmasıyla gerçekleşecektir. Merhamet olmasa dünya kendi ekseni ve güneş'in etrafında döner mi sanıyorsunuz? Merhametten yoksun birini muhayyilemizde bir an canlandıralım.  İşçisini köle gibi çalıştırıp onun hakkını hukukunu gasp eden, çocuklara bağıran çağıran onlara eziyet eden, onları dilendiren, komşularını sürekli rahatsız edip illallah dedirten, etrafındaki insanları dilleri ile zehirleyen, insanlıktan nasibini almayıp her türlü rencide edici aşağılayıcı kırıcı lafı ulu orta yerde söylemekten çekinmeyen, arabasıyla zavallı hayvanları ezip geçen onları taşla, kurşunla sopayla linç eden;  anne ve babasına ağza alınmayacak küfürler savunup onlara zulmeden, etrafını kirletip çevreye kötü koku yayılmasına sebep olan, kendi ırkını dünyanın en ulu ırkı görüp diğer insanları kendilerine hizmet etmek için yaratıldığına inanan ve onları dışlayıp onlara yaşamı zehreden, üstüne aldığı vazifeyi hakkıyla yerine getirmeyip nutuk çekmek ile birilerinin gözüne girme düşüncesi taşıyan, ehil olmayan; fakat insanları sadece ‘’bizden olsun da kim olursa olsun’’ mantığıyla vicdanlarını satılığa çıkaran insanlar yüzünden sürüldüğümüz bu geçici dünyada cehennemi yaşamıyor muyuz? Merhametten yoksun bir insana insan demeye gönlümüz razı olur mu? İçinde merhamet barındırmayan insan ruhsal açıdan büyük sıkıntıları olan insandır. Nefret tohumları toprağa ekildiği zaman toprağı da zehirlemez mi? ‘’Anasırı Erbaa’’ya can veren merhametten başka bir şey değildir. Yaratan, daima merhamet edendir, yaratılan ise her daim merhamet bekler ondan. Yaratıcı yaratıklarından merhametini esirgediği gün ne olur siz düşünün. Bu da bize her şeyin ancak merhametin gölgesinde iyi olduğunu gösteriyor. Bize kendi ruhundan üfleyen ve birçok özelliğini cüzi bir iradeye sığdırarak bizden insan olmamızı isteyenin bahşettiği en güzel duygulardan biri merhamet değil midir? Suyu yakan, ateşi donduran, yarayı sağaltan, geceyi karartan, güneşi aydınlatan, tohumu çoğaltan, ağuyu bal eyleyen merhamet değil midir?

   Yağmurdan bereketi aldığımız vakit toprağa can bağışlanır mı, çatlayan dudaklar halini arz edebilir mi,  tohum filizlenir mi, çiçekler mis kokular saçar mı etrafa,  kuşlar ağaca beste yapar mı, balığın karnında inci biter mi? Merhametten yoksun ve nefrete doğmuş birinin gönlünün rafına ne kadar güzel mısralar dizseniz de beyhude değil mi?

 

Gittikçe bitiyor içimizdeki sevgi, yok oluyoruz,

Mutlu olmayı bırakıp nefret doluyoruz.

 Yüreğimizin en ücra köşesine sevgi tohumları aşılayan merhamet değil midir? İçinde merhamet barındırmayanlar gerçek sevgiye ve aşka ulaşabilmesi mümkün değildir.  

   Merhameti sol tarafından söküp atanlar dünyanın rengine aldanarak sonsuz olanı elinin tersiyle itip, geçici olana sahip olmak isteyenlerdir. Merhamet insanı sonsuzlaştırıp geçici olanı ebedi olana asla tercih etmez.

 Sevmekten sevilmekten mahrum birini görünce bu vicdansızlar,

 Lakin bunlar dünyayı ateşe verecek kadar da vicdansızlar.

 Sevmeyen, sevilmeyen ve dünyayı ateşe verecek kadar merhamet duyguları körelmiş insanlar yüzünden her şey güzelliğini, özelliğini yitirmedi mi? Merhamet barındırmayan bir yürek beton gibidir; sert, verimsiz, soğuk, incitici… ‘’İnsanların seçkini faydalı olan kimselerdir. Halk nazarında muteber kimse merhametli olan kimsedir.’’ der Karahanlı edip, şair ve devlet adamı Yusuf Has Habip. Bizi var eden, yaratılmışların en şereflisi olmamızı sağlayan, hiç şüphesiz merhamet duygusudur. Onu kaybeden neyi bulmuş onu bulan neyi kaybetmiş ki? İnsanların birbirlerine zarar vermeyip, herkesin birbirine olabildiğince yardım etmesi ancak merhamet duygusu ile mümkündür. Bencilliği, kötü olanı ancak merhamet yok edebilir. İnsana ancak merhamet ederek faydalı olabiliriz. İnsani ve ahlaki olan merhamet duygusu ile hareket edilirse dünyada savaşlar son bulur, barış ise ebedileşir. Peki, durum böyleyken niye hala merhamet etmiyoruz? Bir kediye, kuşa, ağaca, insana… Oysaki insan rahimden var olmuş ve merhametle de ete kemiğe bürünüp insan olma vasfını kazanmıştır. Bu da bize merhametin insan için büyük bir lütuf olduğunu göstermiyor mu? Evlat sevgisi, yaşlılara, yoksullara, hastalara, engellilere, yetimlere, kimsesizlere yardım etme gibi erdemler merhamet duygusunun yansımalarıdır. Merhamet duygusunun önündeki en büyük engel insanın önündeki yaşam biçimleridir. Sürekli bana, sadece bana…’’Altta kalanın canı çıksın.’’ gibi benini merkeze alıp bütün her şeyin kendi ekseninde dönmesi için çabalayan, içinde zerre merhamet taşımayanlar yüzünden merhamet duygusuna hasret bir vaziyette yaşamla mücadele halinde değil miyiz? İçinde yaşadığımız toplumun acılarını azaltıp mutlu olmaları için çabalamadığımız sürece asla mutlu ve faydalı birer birey olamayacağız Bu da tüm varlıklara merhamet etmekle mümkündür. Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de başkalarına öyle davran anlayışı aslında insan hayatını özetliyor. Kendini merhametle kuşatmayan, acımasız, gaddar,  insanlara ve çevresindeki bütün varlıklara kan kusturan kişinin bir gün gücü tükenir bir zavallı duruma düşerse gücü elinde bulunduranın kendisine merhamet etmesini istemez mi? insanın içindeki o merhamet duygusu olmazsa ruhunun, bedeninin bir ehemmiyeti var mı? Merhamet İnsanın ‘’insan’’ olma vesikasıdır. Merhametten yoksun bir insan zamanla bir canavara dönüşür.

   Adaletin yerini zulüm, sevginin yerini nefret ve kin, güzelliğin yerini çirkinlik, iyiliğin yerini kötülük, ıslah yerine de ifsadı ikame edecek ve böylece hem kendisini hem de insanlığı felakete sürükleyecektir. Eskiden sevdiklerimiz yüreğimizin derinliklerinde iken şimdi aramızda can ve dijital ekranlar var. Kokusuz, renksiz, samimiyetten yoksun ve yüzeysel… Bütün bunlar samimiyetin yok olmasına ve merhamet duygusunun kaybolmasına neden olmuştur maalesef.  İnsan bireyselleştikçe merhamet duygusu körelir; fakat toplumsallaştıkça da acıyacak, yardım edecek, derdine derman olacak, insanlarla bir arada yaşamak zorunda kalacak ve zamanla merhamet duygusu gelişip güçlenecektir. Bu da bir realitedir ki her insan toplumdan etkilenip merhamet duygusu ile hareket etmiyor.

Kalbinde bir Kâbe yap herkes gelip konaklasın,

 Ancak tüm insanları seversen büyük insansın.

    İçinde merhamet barındıran kalpler kutsaldır. Orada açlık, susuzluk, sıkıntı, keder, tasa yokluk, kötülük, ayırıp kayırma, şiddet, çekemezlik yoktur. Ancak insanlara merhamet eden büyük insandır. Mevki, makamla ve parayla asla erdemli ve merhametli insan olunmaz. Kendi milletine kan kusturan, onları sürüm sürüm süründüren, açlığa, sefalete, çaresizliğe iten bir yönetici için insan kavramını kullanabilir miyiz?  Kalp yaratıcının evidir. Kalp kırmak Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günah değil midir?  Merhametten yoksun olanlar gönül kırmaktan rahatsızlık duyar mı hiç?  Oysa merhamet bize hava kadar lazım, ekmek kadar mübarektir. Bir zamanlar acıklı Türk filmlerinin önünde kendisine zulüm edilen için Uğrun Uğrun ağlarken şimdi ise dünya ateşler içinde yanıyor umurunuzda olmuyor maalesef. ‘’Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.’’ anlayışıyla hareket ediyoruz; fakat çok kısa zaman sonra yılanın bir sonraki adresi biz olacağız. Çünkü merhamet duygusunu yitirmiş biri için insanın hiçbir önemi yoktur, kendisi dışında bütün insanlar değersizdir. İnsanın önemsizleşip değerini yitirdiği bu gök kubbenin altında huzur olur mu?

 Dilim lal, içimde derin bir sükût, kafam rahat,

Gel sen de bugün içindeki kini nefreti sök at.

 İnsanlar içindeki kini nefreti söküp atıp merhameti yerleştirmeyinceye kadar insanın bu huzursuzluğu, mutsuzluğu, yalnızlığı, güvensizliği, gaddarlığı ve acımasızlığı hiçbir zaman bitmeyecektir. Yoksul, kimsesiz bir çocuğun yanağında sızan yaşta boğulacak insanlık, çaresiz bir fakirin ahı ile yanacak dünya,  kıyıya vuran bebek cesetleri ile kirlenecek insanlık,  hayvanlara, çevreye karşı merhamet göstermeyen insanlar yüzünden iflah olmayacak kâinat. Tüm kelimeler enkaz altında şu dünyanın penceresinden.  Bıktım artık çığlıklardan, siren sesinden, bomba gümbürtüsünden, çocuk çığlığından, kadın feryadımdan, erkeğin çaresizliğinden, yaşlının şikâyetinden, çevre kirliliğinden, gençlerin yalnızlığından… Ne acılar yaşıyoruz şu gök kubbenin altında. Dünyanın kirlenmesi, filmlerin bozulması ve artık içten, masum, çıkarsız sevgilerin yaşanmamasının temelinde insanı ‘’insan’’ yapan ona hayatı anlamlı kıldıran, yaşama sevinci veren, yaşatan, yücelten, merhamet duygusunun yitirilmesidir. Kapkaranlık dünyamızda bembeyaz bir gerçektir merhamet.

Üç perdelik bir tiyatro sahnesinin son faslındayız,

 Bütün güzelliklerden çok uzak bir çirkefin ortasındayız.

 Merhamet duygusunu sol tarafımızda kaybettiğimizden beri avareyiz, biçareyiz, yorgunuz bunca olanlardan sonra bile hala dilimiz lal ve suskunuz. Bundan sonraki süreçte elimizden geleninden çok yüreğimizden gelenini yapmaya gayret göstereceğiz. Bütün canlıların ruhunun derinliklerine merhameti yerleştirdiğimiz gün bize ikinci bir ömür bahşedilecek. Merhametten yoksun olanlara bağı versen talan eder, denizleri versen kurutur, yakar, yıkar, bırakır her yeri. Oysaki merhamet yapıcıdır. İnsana, toprağa, bitkiye, suya kuşağa, çiçeğe, güneşe, aya can bağışlar. Merhamet denizinde yüzmemiş biri boğulmaya mahkûmdur hayatta. Merhamettir insanı yaratan, yaşatan, rızıklandıran, yücelten. Öğretmen öğrencisine, patron işçisine, anne çocuğuna, müdür öğretmenine büyük küçüğüne, insan çevresindeki bütün varlıklara merhametle yaklaştığı gün kendisini tüm kötülüklerden arındırmış bulacak ve kendine gelip yaratıcının kendisine emanet bıraktığı dünyayı olduğu gibi teslim edecek, tertemiz bir âleme merhaba diyecektir.

Güzeli görebilmek, çirkini güzelleştirmek, öfkeye su serpmek, geçmişe sünger çekip daha güvenli adil bir dünya inşa etmek, insanı ve insanlığı kendi özüne kavuşturmak, eğitime taze kan bağışlamak, üretime ruh katmak, insana sadece insan olduğu için değer verip ten, dil, din ayrımcılığına son vermek, fıtrata uygun hareket edip kendimize ve çevremize faydalı olabilmek için merhamet iksirini toprağa, gönüllere, yağmura, suya, aşılayıp tüm insanların mutlu olmalarını sağlamalıyız ki savaşsız, kavgasız, gürültüsüz bir hayat inşa edebilelim, yoksa akıbetimiz hiç de iyi olmayacak bu gidişle. Merhamet   duygumuzu eyleme dönüştürmek dileğiyle…

 

                                                                           Mehmet ARUTAY

Cendere Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

  Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 1 hafta önce yayınlandı. 1814 Defa okundu.