Alt tarafı üç günlük misafiriniz dünya, işte geldik, bak gidiyoruz, Bize neler ettin, neden geldik, unuttuk bir şey bilmiyoruz..
Mehmet Arutay

Mehmet Arutay

marutayq@kahtahaber.com


   Hayatın soğuk yüzüdür ölüm. Bu hayatın bir sonun olduğuna bütün insanlar inanmış; fakat içindeki sonsuz olma arzusuyla hareket etmeyi seçmiştir. Hayatımızda birçok probleme çözüm üretebilir, ölüm hariç. Mademki bu handa hiç kimse sağ çıkmayacak o zaman bir kar tanesi gibi birbirimize değmeden, zarar vermeden bitirmek gerekir bu hayatı. Toprakla buluşan fidan nasıl ki büyür meyve verir ve sonra yapraklarını döküp zamanla başa geri döner ölüm de sonun başlangıcı sayılır. Buna şunun için inanıyorum hayatta yaptığımız kötülüklerin, çirkinliklerin zarar ve ziyanların; iyiliklerin, güzelliklerin yardım ve fedakârlıkların bir karşılığı olmaması düşünülemez. Toprağa tohum eken biri ektiğini biçer; toprağı kaderine terk edenin de topraktan bir beklentisi olamaz. Bu da bize hayatta yaptığımız her eylem ve söylemin bir karşılığının olduğunu gösteriyor. Bu üç günlük dünyada ölümün olmadığını düşünün yaşam büyüsünü kaybeder ve insanlar yaşadığı sürece her daim acılar denizinde yüzmek zorunda kalır. Hayattan acıyı, kederi, ıstırabı çileyi çıkarırsanız belki hayat yaşanabilir bir hal alır. Bu da imkânsız olduğundan ölümün varlığı bize hayatı acısıyla, tatlısıyla anlamlı kılar.

Gel gerçeği musallada görme, huşyâr iken daha

Sev, hoş gör, iyi ol, belki yetişemezsin sabaha

   Ömür su misali akıp gidiyor buna engel de olamıyoruz. O zaman hayatı iyi okuyup anlamak gerekir. Sürüldüğümüz bu hayattı geçici de olsa cennette çevirmek gerekmez mi?  Çünkü cehenneme çevirirseniz cehennemi ebedileştirmiş olursunuz, cennete çevirirseniz de cenneti bakileştirmiş olursunuz. Her anımızı bütün insanlığa faydalı bir şekilde geçirirsek geçiciliği sonsuzlaştırmış oluruz.

   Artık cümle kötü düşüncelerin ve eylemlerin son kullanma tarihi geçmiştir. İçinde bulunduğumuz hayatımızın altını üstüne getiren bizi ve tüm dünyayı dize getiren görünmeyen bir virüs bize hayatın ne sunacağını bilinemeyeceğini ispatladı. Birçok insanın planları, hayalleri yıkıldı. Birçoğu da yaşamını yitirdi. Madem durum bu o zaman biz ateşe su taşıyan taraf olmalıyız. Suyumuz kalmasa da iki kirpiğimizin arasındaki ırmak taşar emin olun. Gül dikmeliyiz ellerimizin değdiği yere, güven vermeliyiz tüm yaratılmışlara, umut olmalıyız kimsesizlere, darda kalmışlara, adaleti egemen kılıp özgürlüğü aşılamalıyız köhnemiş ve esir alınan beyinlere, üzerine bomba yağan çocukları korku ve ölüm duygusundan kurtarıp şikâyetin sadece ölümden olduğu bir dünya inşa etme uğraşına girmeliyiz. Ölüm bir nefes kadar yakınken hayatımızın, yaptıklarımızın ve yapacaklarımızın muhasebesini yapmamızın zamanı geldi de geçiyor. Belki de güneş bize merhaba diyemeyecek, bahçemizdeki bülbül güle aşkını itiraf edemeyecek, yağmur ıslatmayacak tenimizi, kar titretmeyecek bedenimizi en özelimizin can alıcı bakışlarının gölgesi altında sıcak ve ruha iyi gelen çayımızı yudumlayamayacağız. Kırk yıl hatırı olan kahveleri içemeyeceğiz. Yaşar Kemal’i, Peyami Safa’yı okuyamayacağız; Nazım Hikmet’in ve Necip Fazıl’ın şiirlerini aşılayamayacağız körpe fidanlara. Toprağa ektiğimiz ağaçları sulayamayacağız, sabah kahvaltı için fırından son ekmek alışımız olur belki. Belkiler uzayıp gider. Biz de aldığımız nefesi de verip göçeceğiz bu fena ve fani dünyada

Hiçtik, gelip ekip biçtik

Akıbetimizi biz kendimiz seçtik

   Sonumuzun iyi olabilmesi için içimizdeki tanrısal güce ve sevgiye sığınıp ölümü ölümsüzleştirmeliyiz. Bembeyaz bir sayfa gibiydik bizi kimileri karaladı, kimileri çizdi, kimileri de yazdı. Bütün olumsuzluklardan arınana kadar iki kirpiğimiz birbiriyle hiç buluşmadı ve tiyatro oyununun son sahnesine gelmiş oluruz. Son sahne çok mühimdir ve iyi değerlendirilirse mutlu, huzurlu ve sonsuz bir hayat bahşeder bize. İyi değerlendirilmezse de umutsuz ve huzursuz bir hayata razı olmak zorunda kalırız.

Hane-i dünyada kalmadı artık rahat,

Bari insan olmaya dair bir adıma at.

   Şu dünya evinde hepimiz birer misafiriz ama her zaman ev sahibi gibi davrandık. Haddimizi aştık, ölümü unutup ölümsüz gibi davrandık. İnsan olmanın ve insana yakışır bir şekilde davranmayı beceremedik. Doğayı, insanı, insanlığı, havayı daha neleri kirletmedik ki temiz aldığımız havayı bile kirleterek verdik. Kendi rahatımız ve geleceğimiz için nice hayatları yok ettik. Kin, nefret, hırs ve intikam peşinde koşturup durduk. İnsanca yaşamaya fırsatımız olmadı bir türlü. Ölümü bile öldürdük.

Fasl-ı baharın görmeden elden kayıp gitti genlik

Ömür dediğin nedir ki ey can, bir derin nefesçik!

Üç günlük dünyaya bir ömür sığdırmaya çalışıyoruz. Ölümü unutup her şeyi yakıp yıkıyoruz. Baharı bile hissetmiyor gönlümüz, gölgemiz bile artık göstermiyor bizi, mutlu günlerin hayali de artık sarmıyor yaramızı, durup dururken gözlerimizden yanağımıza doru her şeyi anlatıyor titreyen dudaklarımıza. Bir türlü mutlu olamıyoruz, başkalarının mutlu olması bile bizi mutsuz ediyor bütün mutluluklar ayağımıza seriliyken. Sevgi de bulaşıcı iken biz nefreti seçiyoruz her zaman. Ölüm nefes nefes, adım adım yaklaşırken bile inat edip içinde bulunduğumuz kin ve nefret girdabından çıkmak istemiyoruz. Tüm kelimeler enkaz altında, şu kirlenmiş dünyanın penceresinden. Bıktık artık çığlıklardan bomba sesinden. Ne çetin acılar yaşıyoruz şu gök kubbenin altına. Mutlu olmak ve mutlu etmek için hiçbir çaba da göstermiyoruz, kapkaranlık dünyamızda bembeyaz gerçekleri göremiyor gözlerimiz. Dünyayı bile omuzlayabilirken yüreğimiz, kendine bile hâkim olmayı beceremiyor. İnsafsızca kırdığımız kalplerden hesaba çekilirsek vay halimize. Kırılan kalbin parçalarına basan ayaklarımız paramparça olacak bir gün. Bir ölüm sessizliği hâkim olacak dudaklarımıza. Evet, ölümü çoktan unuttuk yaşamayı bilmeden. Bazı yaratıklar kişilerin kendilerine olan korkuyu, çekingenliği, karşılarında tir tir titremeyi saygı; o yaratıklar samimiyeti. İnsanlığı. İlgiyi, merhameti, karşısındakini insan yerine koymayı ise pasiflik yetersizlik kabul edecek kadar insanlıktan çıkmışlardır, böylelerin aklına ölümün gelmesi mümkün mü?

Üç perdelik bir tiyatro sahnesinin son faslındayız,

Tüm güzelliklerden uzak bir çirkefin ortasındayız.

Yaşamayı bilmeyecek kadar kendimizden uzaklaşmış, kendimize, özümüze dönmek için de hiçbir çabamız yok maalesef. Karamsar bu günler emzirdi hayatımızı. Yarınlarımız yaprak dökecek birazdan. Kimse silemez mi kara yazımızı şu can bun bedenden çıkmadan? Her kesin kaderi kendi kalemiyledir bu bir gerçek. Kara yazımızı aklaştıracak olan da biziz ancak.

“Dilim lal öfkem hamuş seyrederim âlemi,

Bir gün elbet kıracağım şu kaderimi yazan kalemi.”

Felsefesinden hareketle şu ölümlü dünyada hayatımıza yepyeni bir sayfa açıp içi sevgi ve aşk dolu bir kalemle doldurmaya başlamanın zamanı çoktan geldi.

Yaprak düştü dalından bedenim tabuta konulmadan gel ne olursun,

Gel ki dile gelsin gönlüm bitsin çilekeş yalnızlıklar ruhum şad olsun.

   Biz ancak ölünce kıymet bilen bir toplumuz. Hayatta iken insani duygularından arınmış insan ölünce biri o anda derin bir sarsıntı yaşar. Belli ki bir süre sonra yine yanlışlarına devam eder ölümsüzmüş gibi. İnsan var oluş amacından çoktan sapmış durumda. İnsan öleceğini bilir; fakat sıklıkla unutur. Bu da insana ve insanlığa zarar verir. Yaşa, zamana bakmıyor ölüm bu bilinmelidir artık. İhtiyarlar gençlerden önce ölecek diye bir kural yok. Bu da bize her nefes alışımıza dikkat edip insanca yaşamayı hayatımızın her alanında göstermemiz gerektiğine işaret ediyor.  İyi geçen bir ömür mutlu sonla biter. O zaman yaşadığımız her günü gözden geçirip her gün biraz daha iyi olmaya gayret gösterip ölüme gülerek gitmeye uğraşmalıyız yoksa ölüm bizi öldürecek çünkü hiç kimsenin bu âlemde sağ çıktığı görülmemiştir. Ölümü içimizde sürekli taşıyorken bunun farkına varmamamız da ayrı bir durum. Ne zaman geleceği belli olmayan ölüme her daim hazırlıklı olmamız tüm insanlık için gereklidir. Şerefli bir ölümün mükâfatı da vardır elbet. Ağlayarak girdiğimiz bu haneye gülerek gitmemiz için yaşamı ruhuna uygun bir şekilde sürdürmemiz gerekir. Yoksa ölüm korkusu bize hayatı zindan eder, dünya açık bir ceza evine döner. Yaşamı kötülük içinde geçenlerin ölüm korkusu daha derindir. İyi insanlar gittiği her yeri cennete çevirdiğinden topraklarının üstünde de çiçekler yetişir. Evet, yineliyorum yaşamayı bilmiyoruz ölüme rağmen.

Yaprak yaprak eksiliyor zaman biz bitiyoruz,

Ölümsüz değiliz fakat bunu da unutuyoruz.

   Ölüm evet bütün kötülüklere bütün kin, nefret ötekileştirmelere, ayırmalar, kayırmalara, soyup kaçıp doyan bir zihne sahip olanlara, iyiyi güzeli öldürenlere ölüm.

Ölüm bir son değildir aslında başlangıçtır. Yeni bir başlangıç için de sonun nasıl geçtiği çok önemlidir. Yüreğine sevgi tohumu ekmeyen biri ölse toprağında ot bile yeşermez. Çünkü sonu kötü bitmiştir. Mezarlıklar gözümüzün önünde pişmanlıklar denizi iken biz de hala bu denizin bir damlası olmak için uğraş veriyoruz

Bir elma ile tüylerimden ayrıldım,

Yardan düştüm cihana sürüldüm,

Ağladım doğarken, sen vardın acılar denizinde yüzerken,

Her nefeste can verdim aklımdan oldum severken,

Kaf dağını aştım sana kavuştum yaratıldı kâinat,

İster sev ister yüreğimi kanat,

Elif gibiydim ilkin dala döndüm toprağa gömüldüm.

Ölüm gerçeğini hepimiz kabullenmişken güzel bir yaşam sürmek hem bizim için hem insanlık için güzel bir son getirecektir. Ölümü aklımızdan, yüreğimizden hiç çıkarmayıp, attığımız her adıma ve aldığımız her nefese hâkim olmalıyız ki yaşama mahkum olmayalım hâkim olalım. Bilinmelidir ki güzel ölümler güzel başlangıçlara ve sonlara gebedir. Yapılan bütün deneyler nasıl bir sonuca varıyor bilmiyorum lakin insan olmayı denersek bütün deneyler amacına ulaşacaktır. Son nefesimizi vermeden insan olmak umuduyla…

 

Mehmet ARUTAY

Cendere Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

Türk Dili ve Edebiyatı

 

 

 

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 1 ay önce yayınlandı. 372 Defa okundu.