Görünmeyen tehlikeli düşmanlara karşı en büyük ve etkili silah hiç şüphesiz temizliktir.
Mehmet Arutay

Mehmet Arutay

marutayq@kahtahaber.com


   

Temizlik, lüzumsuz ve zararlı unsurlardan arınmak demektir. Temizlik, sağlığımıza zarar verecek her türlü kir, pas, toz; kin, nefret, intikam vb. gibi ortamlardan korunmak için yapılacak uygulamalar olarak da tanımlanabilir.

   Yaratılmışların içerisinde akıl ve iradeye sahip düşünen tek varlık insandır. Diğer canlıların ise yaratıcının kendilerine yüklediği programın dışına çıkması mümkün değildir. Bu da onları birçok şeyden muaf tutmuştur, lakin insan akledip düşündüğünden birbirine nazaran farklı davranışlar sergiler, türlü türlü yaşam tarzı benimser, olaylar ve durumlara yaklaşımı da birbirinden farklılık gösterir. Bu da bize her insanın koca bir dünya olduğunu göstermez mi? İşte insan hayatında en mühim ve olmazsa olmazların başında temizlik gelir. Kirlerden arınmamış bir mekânın insan sağlığına ciddi zararları vardır.

    Temizlik kavramına hemen hemen bütün toplumlar çok büyük önem verir. Kış temizliği, bahar temizliği, bayram temizliği vb. gibi temizlikle ilgili nice kavram kullanırız. Günlük hayatta temizliğin önemi gün geçtikçe artarak devam etmektedir. Çünkü birçok hastalığın temelinde kirliliğin olduğu kanıtlanmıştır. Diş temizliği, el ve yüz temizliği, vücut temizliği, çevre temizliği vb. bunlar bedenin tüm kirlerden, paslardan arınmasını sağlamakla kalmaz, duygu dünyamızın da iyileşmesine katkı sağlar. Unutulmamalıdır ki temiz bir toplumun temelini her açıdan tertemiz insanlar inşa edecektir. Yaşadığımız, vakit geçirdiğimiz yerler, gezdiğimiz sokaklar ve caddeler, giydiğimiz kıyafetler, içinde yemek yediğimiz kaplar kesinlikle temiz olmalıdır, bilinmelidir ki temiz bir dünya hastalıksız sağlıklı bir dünya demektir. Herkesin evinin önünü yıkadığı, lavabodan sonra tüm insanların ellerini kirden ve mikroplardan arındırdığı, çöplerin yere kesinlikle atılmadığı, asla yere tükürülmediği, beden çevre ve ruh temizliğinin sık sık yapıldığı bir dünyayı muhayyelinizde canlandırın. Orada insanların mutsuz olması mümkün müdür,  kirli bir mekânda temiz bir iş yapılabilir mi?  Mademki her işin başı sağlık o zaman sağlığın temeli de temizliğe dayanıyorsa ne duruyoruz gün arınmanın günüdür.  Kirli bir mekânda yaşam süren insanların zamanla ruhsal açıdan sıkıntı yaşadığı herkesin kabul gördüğü bir gerçektir ve bunların gerçek mutluluğa kavuşması mümkün değildir.

   Görünmeyen tehlikeli düşmanlara karşı en büyük ve etkili silah hiç şüphesiz temizliktir. Beden pislenirse nefes dışarı çok zor çıkar ve güzellik içeri giremez. Bedendeki gözeneklerin hava ile buluşup kendine gelmesi ve ruhun kanatlanıp özgürce uçması için arınmak şarttır. Kâinatın ekolojik dengesini kaybetmemesi ve insanların mutlu, huzurlu, özgür, kaygısız ve sağlıklı olabilmesinin şartı temizliği her şeyin üstünde tutmaktır. Güzel şeyler ertelenmeye gelmez, iyi ve güzel olanı erteledikçe erteleneceğiz de. Bizler bir an önce temizliği hayatımızın merkezine almalıyız ki sıhhatli insan ve huzurlu bir dünya inşa edilebilsin. Buna çok ihtiyacımız var.  Bunu nasıl sağlayabiliriz, öncelikle kendimizden ve çevremizden başlamamız şart. Daha sonra ‘’Ağaç yaşken eğilir.’’ düşüncesi ile çocuklara temizliğin sağlığımız ve huzurumuz üzerindeki etkisini kavratıp temiz olmayı bir kültür ve kişilik meselesi olduğunu ruhlarına ve bedenlerine aşılamalıyız. Çünkü temizlik Bir toplumun nişan-ı zişanıdır. Temiz olmayan bir toplum asla kaliteli bir yaşam tarzı yakalayamaz Medeni toplum içiyle dışıyla üstü ile başıyla ağzıyla dişiyle evi barkıyla yolları, bahçeleri, parkları, meydanları her yeri ve her tarafı ile tertemiz olandır.

    Nitekim tüm dinlerin ruhu da temizlenerek aranmıştır. Bundan dolayı toplumlar tarafından kabul edilen dinlerin omurgasını temizlik oluşturur. Yahudilikte temizliğe önem verilmiş ve Tevrat'ta bu hususta şöyle zikredilmiştir: ‘’Kirli olup kendisini temizlemeyen adam halkın arasından atılacaktır.’’ bundan anlaşılıyor ki temizlenmeyen birinin toplumun içinde yaşama hakkı kalmamıştır, temizlenene kadar.  Hıristiyanlıkta da ruh ve beden temizliğine önem verilmiş ve İncil'de şu ifadeler yer almaktadır: ‘’Ne var ki ağızdan çıkan yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur, çünkü kötü düşünceler, yalana şahitlik ve iftira hep yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur.’’ Hinduizm de temizliğe önem verilmiş ve ibadetlerde temiz olunması prensip haline getirilmiştir. ‘’Bugün de insanlar sabah şafaktan önce kalkar, evde veya nehir kıyısında yapacağı sabah ibadetine hazırlanıp tanrının adını anar ve yıkanır.’’ Budizm’de de insanın maddi ve manevi temizliğe önem verilmesi öğütlenir. İslam dini de temizliğe büyük önem vermiştir. İslam'ın ilk emirlerinden biri: ‘’Giysilerini temiz tut ve kötü şeylerden kaçın.’’ Şeklindedir. Bir başka ayette ise: ‘’Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.’’ buyurarak temiz olmak öğütlenmiştir. Hz. Muhammed ise: ‘’Temizlik imanın yarısıdır.’’ buyurmuştur. Ayrıca insanların gelip geçtiği yolların, gölgelenip dinlendiği yeşil alanların temiz tutulmasını öğütlemiştir. Bütün dinlerin öğütleri temiz olmak ve temizlemek ile alakalıdır. Peki, biz sosyal yaşantımızda temiz olmaya ve temizlemeye ne kadar dikkat ediyoruz? Vücudun kirden arınması, çiçeğin çiçek, toprağın toprak kokması, hayvanın hayvan, insanın insan, ağacın ağaç olarak kalması için temizliği hayatımızın her alanına yayıp yaratıcıdan emanet aldıklarımızı olduğu gibi teslim etme çabasında ve bilincinde hareket etmeliyiz artık, lakin aldığı temiz havayı bile kirletip dışarıya atan insanoğlu fıtratından uzaklaşıp kendisini ve çevresini kir pas içinde bırakmış dünyayı yaşanmaz hale getirmiştir. Maalesef insanın en büyük düşmanı da dostu da kendisinden başkası değildir. İnsan muhal şeyleri mümkün kılmış ve kendi sonunu getirmeye doğru yol alıyor zannımca. İnsan, iradesini yaratılışının tersine kullandığı vakit sükûtu hayale uğramıştır her daim. Kendisini yaratan her daim: ‘’Temizlenin, arının, temizleyin.’’ demesine mukabil tüm hastalığın kaynağı olan kirlenmeyi ve kirlenmeyi tercih etmiş, dünyaya tüm mikropların kapılarını aralamakla kalmamış sonuna kadar açmıştır. Oysa içtimai nizam ancak temiz ve sağlıklı bir dünya ile sağlanır. Bilatedbir davranıp hayatı, yaşamayı, mekânı insanı ve insanlığı getirdiğimiz hale bir bakar mısınız? Sokağa atılan çöpler adeta dans ediyor, çiçeklerin boynu bükük, deniz kan kusuyor, ciğerlerimiz cayır cayır yanıyor, çocuk cesetleri vuruyor kıyıya, suyun rengi solmuş, gökyüzü kapkara, ölüm yağıyor yağmur ve kar yerine. Kirletiyoruz, kirliyiz, temizlenip arınmıyoruz bir türlü. Süte su katıp kirletiyoruz, tertemiz bedenimize onlarca zararlı kozmetik ürünlerini sürüp zehirliyoruz kendimizi maalesef. Ne isek o olamıyoruz, nasıl isteniyorsa öyle olmayı tercih ediyoruz garip. Bu da bizim sonumuzu getirmekle kalmıyor, geleceğimizi de çıkılmayacak bir girdabın içine atıyor. Evinin önünü temizleyen bir toplum anlayışından her tarafı kirleten bir düşünceyi kendimize rehber edindik maalesef.

    Beden ve çevre temizliğinin dışında asıl önemli olan ve insanı eşref-i mahlûkat mertebesine ulaştıran ruh temizliğidir. İnsanı insanlıktan çıkaran en zararlı varlık haline dönüştüren gurur, kibir, kin, nefret, kendini beğenmişlik gibi kirler bunun önündeki en büyük engellerden bazılarıdır. Şefkatten, merhametten, acıma duygusundan empati becerisinden nasibini almamış birinin içinde bulunduğu durum kirliliğini siz düşünün. Bedene zarar veren onun gücünü elinden alıp köleleştiren hasta eden hiç kuşku yok ki kirli bir ruh dünyasıdır. Beden ile ruh et ile tırnak gibidir, birbirinden ayrılmaz. Bilinmelidir ki bedene can veren ruhtur, nasıl ki toprak suyla hayat buluyor beden de sağlıklı bir ruha sahip oldu mu cümle hastalıklardan azade olur, arınır. Tertemiz bir bedene sahip olanın ruhu kötülüklerden ayrılmamışsa hiçbir ehemmiyeti yoktur bu temizliğin, fakat güzel bir ruh zamanla bedeni güzel ve vazgeçilmez kılar. Asıl cehennem dar ruhlu insanların yüreği değil midir?  Hayata her daim kötü bir nazarla bakan, insanları hiç acımadan kırıp döken, çevresindeki güzellikleri göremeyecek kadar kör olan, güzel seslere kulağını tıkayan, güneşin sıcaklığını yağmurun ıslaklığını hissetmeyecek kadar derisi ve ruhu kalınlaşmış, yapılan zulümleri, ölümleri, haksızlıkları camların ve dijital ekranların arkasında izleyip hiçbir tepki göstermeyecek kadar yüreği taş kesilmiş, masum bir çocuğun ırzına geçebilecek kadar insanlıktan çıkmış, yaratıcının emaneti olan ahlaklı ve erdemli bir kadına dünyayı zindan edecek kadar haddini aşmış, bir ihtiyarın emekli maaşını çalabilecek kadar raydan çıkmış, masum hayvanlara eziyet edip öldüren ve bunu bir marifetmiş gibi zevkle kaydeden, işçisine beş kuruş veriyor diye ona her türlü fenalığı yapacak kadar alçalmış insanların olduğu bir yeryüzünde hastalık biter mi zannediyorsunuz?

Sevgisiz bir ruh bedenin içinde bir cesettir.

Sol tarafındaki ise sadece bir parça ettir.

    Hastalıklı, kirli bir ruha sahip olanlar olduğu müddetçe tam anlamıyla temiz bir yeryüzünden bahsetmemiz mümkün olmayacaktır. Görüyorsunuz ki dünya kirlendikçe kirlendi insanlar tarafından. Zihinler bulanık ve karışık, ruh bedenin içinde can çekişmekte,  hiçbir şey temiz saf ve doğal değil her şeye kir bulaşmış, dünya bir avuç iyi insanın hatırına kalmış. Mademki her gün, yeni bir hayatın başlangıcıdır bugün bedeni ve ruhu kirlerden arındırmanın zamanı gelmedi mi? Bir delikten binlerce kez ısırıldığımız halde aynı delikten geçmek istemek hastalıklı ve kirli bir ruha sahip olduğumuzu göstermez mi? Bazı insanlar zehir kusan dilleri ile kimlerin yuvasını tarumar etmedi, kimlere hayatı zindan edip kimleri sürüm sürüm süründürmedi ki. Nefsinin çıkarları uğruna hak bilmez, hukuk tanımaz her türlü hadsizliği kendinde gören insanların dünyayı getirdiği hale şöyle bir bakın. Temiz ve huzurlu bir dünya için yapılması gereken ilk şey insanın zihin ve duygu dünyasını cümle kötü düşüncelerden arındırıp yerine merhamete, şefkate, adalete, iyiliğe, doğruluğa ve güzelliğe dayalı bir anlayış geliştirmektir. İnsan, dünyanın öbür ucunda bile olsa birinin acısını paylaşması ve elinden dilinden ve yüreğinde ne geliyorsa yapmaktan çekilmemesi gerekir ki dünya temiz bir ruha sahip olabilirsin.

Havayı ve çevreyi en çok kirleten hiç şüphe yok ki insanların birbirine karşı beslediği kirli düşünce ve eylemlerdir. Her mekânın önüne:’’Dışarıdan kirli duygu düşünce ve eylem getirmek yasaktır.’’ uyarısının asılması şarttır artık. Güzel havaların mahremini kirli fikir duygu ve düşüncelerimiz ile bozmanın ne gereği var.

 

 İnanın bütün depremlerin, hastalıkların, zulmün, akan kanın müsebbibi insandır. Havayı zehirli atıklardan çok, insanın ürettiği yıkıcı ve kahredici düşünceler ve duygular kirletir. Yolun sonuna mı geldik, yoksa yol bizi sona mı getirdi bilinmez, fakat kirlendikçe kirletir, insan kirlettikçe de cümle güzelliklerin sonunu getirip kötü olanı egemen kılar. Böylece insan içinden çıkılmaz bir cenderede bocalar durur. Ziyana uğrayanlar her daim temiz olanı pis olanla değiştirenler olmuştur. Güzel düşünen, güzel gören güzelleştirmez mi? Bu belki de insana ve insanlığa son çağrıdır. İnsan, ilahi ve yaratıcı bir ruh taşıdığını unutup gaflete düşmüş durumda, huşyar olup bir an önce kendinden başlayıp çevresini kirden, pastan, hastalıktan arındırması gerekir ki geri kalan günler insanca yaşanabilsin. Hayatımızı sigaya çekmenin vakti çoktan geldi. Filhakika insan içindeki özün farkına varırsa her şey rayına girecektir, lakin insan çabuk unutan bir varlık olduğundan bu da zor görünüyor.             Beden ve ruh temizliği üzerine binlerce şey yazıldı, çizildi, karalandı sonuç? Kendimizi ve bir şeyleri değiştirip şekillendirebildik mi? Ruh inim inim inlerken bedenin sıhhat bulması mümkün mü? Yaratıcının: ‘’Âdem’e ruhumdan ruh üfürdüm.’’ söylemi bize her şeyin geçici ruhun kalıcı olduğunu gösteriyor. Ruhu eğitmeden, terbiye etmeden, inceltmeden beden ve çevrenin gerçek anlamda temiz olması mümkün değildir.

   Gece yatmadan önce, gün içerisinde vicdanını sorguya çekmeyen bir toplum, bir yumurtasını pişirmek için dünyayı ateşe vermekten çekinmeyecektir.  Herhangi bir şey günde beş vakit yıkanıp arandığında tertemiz olmaz mı?  İnsan ruhu da her daim iyi eylemler gerçekleştirirse ruhu incelir ve tüm kötülüklerden aranır.  İnsan sadece belli bir muhitte değil tüm insanlara faydalı olmayı kendine prensip edebilirse kurtuluşa, huzura, mutluluğa erişecektir.

 Sonuç itibariyle beden ve çevre temizliğinin yanında asıl temizlik ruh ve düşünceyi tüm kirlerden arındırmaktır. Beden, çevre temizliğini bir kültür haline getirerek ruhunu tüm kirli düşünce, duygu ve eylemlerden arındıran insan ancak gerçek mutluluğa kavuşacaktır.  Çünkü İnsan, kafasında ve yüreğinde neyi kaynatırsa diline ve eylemlerine de o yansıyacaktır.  Her gün bir kirimizden aranırsak zamanla aklanacak ve aklayacağız çevremizi. Yere çöpünü kesinlikle atmayan, elinin değdiği yeri gül bahçesine çevirip güzel kokular yayan, insan ve insanlığa yararlı fikirler üretip dünyayı girdiği girdaptan kurtaran bireyler yetiştirmek gerekmez mi artık? Çünkü çevremize baktığımız vakit kendinden başka kimseyi düşünmeyen üstü başı tertemiz olduğu halde kirli duygu ve düşünceleri ile havayı zehirleyip insana zarar veren, insanı hor gören, aşağılayan bir nesil yetişiyor yanı başımızda. Ahlakı kirli bir nesil insanlığın çöküşü demek değil midir?  ‘’Vücudunu kirden, ağzını küfürden, kalbini kibirden koru.’’ (atasözü) Bu özlü sözde de belirtildiği üzere insanın beden ve ruh temizliğini sağlayabilmesi için maddi ve manevi temizlik şarttır.  Temizliği ve temizleneni birçok insan sever; çünkü temizlik huzurun, sağlığın, insanca yaşamanın adıdır.  Artık hiçbir kire, pasa tahammülümüz kalmadı. Bundan sonraki hayatımızda tüm kirlerden arınmak için yoğun bir çaba içine girip makûs talihimizi değiştirmeliyiz ki sağlıklı bir toplum inşa edebilelim. Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü’nün sadece maddi temizlik üzerinde değil manevi arınmanın üzerinde de çalışmalar yapıp projeler üretmeli ve halkın ruhumda, duygu ve düşüncelerindeki kirlere çözüm bulma arayışına girmelidir. Bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir.

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 3 hafta önce yayınlandı. 1599 Defa okundu.