Şüphesiz ki  mevsimlerin en tatlısı bahardır.
Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

mehmet.comert@kahtahaber.com





 
Şüphesiz ki  mevsimlerin en tatlısı bahardır.  Kürtler arasında    Mart'ın 21'i  olan  Newroz , baharın gelişini ifade eder ve  en büyük milli bayram  sayılır.
Doğrusu  Kürdistan'ın rengârenk baharı da bir başkadır. Ancak sözkonusu ettiğimiz  bahar bu değil.Batılıların özellikle bugünlerde üzerinde durdukları ve  görmek istedikleri bir başka  bahar var; ondan söz etmeye çalışacağız.
 Beş yıl önce bölgemizde bazı diktatörlerin devrilmesiyle sonuçlanan Arap baharını kışa çeviren Batı dünyası, şimdi bir 'Kürt Baharı' şarkısı mırıldanıyor.
Irak Kürdistanı'nı peşpeşe ziyaret eden batılı devlet yetkililerinın ağzından çıkan övgü dolu laflar adeta büyüleyici. Kürtleri, Peşmerge'yi ve Barzani'yi öve öve bitiremiyorlar. Şengal'in ve Kobani'nin IŞİD'den geri alınmasından sonra, ABD  Kürtlerin IŞİD ile mücadelede en uygun müttefikleri olacağını gördü ve bölgedeki klasik müttefiği Türkiye'yi  kızdırmak pahasına da olsa PYD'ye   destek verdi.
 Batı, Kürtleri ancak yüzyıl sonra keşfetti.Tam bir  asır önce Sykes-Picot anlaşmasıyla Osmanlı'nın mirasını masa üzerinde  cetvelle bölüşen batılılar,   Kürtleri bilinçli olarak görmemişti.Takip eden ulus devletler sürecinde de  Kürtlere reva görülen asimilasyon,sürgün ve katliamlara kör ve sağır kalındı. Nihayet ABD'nin  Irak'a müdahale öncesinde  Kürtler hatırlandı.
Sahi  ne olmuştu ki Kürtler hatırlandı? Kürtlerin bu uzun süreden sonra hatırlanmalarının  tek nedeni, batılıların taptığı tanrılarıydı. Kapitalizmin kitabında tek bir kutsal tanrı  var: Çıkar. İşte bugün, Kürtlerin hatırlanması bu tanrının yüzü suyu hürmetine olmaktadır. Tanrıları kendilerine ,  'Kürtleri hatırlayın, aksi halde   kötü çarpılırsınız' uyarısı yaptı.
Evet  sözü fazla uzatmadan hemen söyleyelim; bölgemizde artık yeni bir Sykes-Pikot anlaşması yürürlükte. İsterseniz siz buna  'Lavrov-Kerry' anlaşması da diyebilirsiniz.Henüz resmen açıklanmamış diye böyle bir anlaşmanın olmadığını zannetmek en azından saflıktır. Sadece ilgili şahısların açıklamalarına dikkatle bakıldığında  bile  iki büyük güç arasında bir anlaşmanın olduğu  rahatça bilinir.Şayet  ortada bir anlaşma yoksa ;  ABD'nin Suriye meselesinde Rusya karşısındaki suskunluğunun ve son  altı aydan beri Kerriy ile Lavrov arasında gerçekleşen  yoğun görüşme trafiğinin  izahı nasıl yapılabilir?
Evet, bölgede bir çok devletin  bölüneceği  anlaşılıyor ve  bu gerçek açıktan da ifade ediliyor artık. ABD Dışişleri Bakanı  Jhon Kerry, Kongre önünde yaptığı konuşmasında B planlarının Suriye'de parçalanma olacağını söyledi. İşin aslına bakılırsa   Suriye'nin  parçalanması  ABD'nin B değil, A planıdır. Ama bunu direk ifade etmenin tabii ki  bazı sakıncaları olabilir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Riyabkov da, ' İşleyecek olması halinde Suriye'de federal bir devlet modeli mümkündür' diyerek parçalanma planını onayladı.
 
 
Bu planın hayat bulması -Allah bilir- bir kaç yılı bulabilir. Öncelikle sahadaki cihatçı örgütler tasfiye edilecek. Peşinden   bu plana direnç gösterebilecek devlet ve hükümetlerin   hizaya getirilesi sağlanacak. Bu arada kara operasyonları için özellikle seküler laik Kürt hareketler eğitilecek ve silahlandırılacak. ABD ve diğer batılı devletlerin neden seküler kürt hareketlerini öne çıkarıp desteklediğini anlamak zor değildir.Çünkü sekülerizm, Batı'nın kimliğini kaybetmiş toplumlardaki sömürü teknesidir.
 

Peki, IŞİD ve diğer cihatçı yapıların sahada tasfiye edilmesinden sonra   Kürtlere ne verilecek ? İşin burası şimdilik net olmasa da, Irak Kürtlerinin bağımsızlık,Suriye Kürtlerinın de  özerklik talebi olduğu belli.Yani planda Kürtler için birşeyler var. Ama bu, Kürtler istiyor diye değil, batılıların işine  yarıyor diye olacaktır. Bu önemli noktayı unutmamak lazım. Unutulmaması gereken diğer önemli bir nokta ise, 'batılılar veya İsrail Kürtlerin taleplerine destek çıkıyor' diyerek, Kürtlerin meşru taleplerini gayr-ı meşru saymak, görmezten gelmek veya unutturmak tarzındaki politikaların artık bir işe yaramadığıdır.Keşke bölge devletleri Kürtlere karşı uyguladıkları yanlış politikalarla onları ABD ve İsrail'in desteğine muhtaç bırakmasalardı.   Bu konuda geç kalınmış da olunsa daha yapılacak çok şeyin olduğunu  unutmamak gerekir.Türkiye bu konuda daha şanslı bir konumda. Irak Kürdistanı ile kurduğu stratejik dostluk ilşkilerini diğer Kürtleri de koruyup kollayarak kürtlerin güçlü bir hamisi konumuna gelebilir.
Peki Kürtler gerçekten ne istiyor? Bağımsız bir Kürdistan mı, yoksa özerklik mi?
Barzani'nin artık bağımsız bir devlet gibi davrandığını görüyoruz. Merkezi Irak hükümetinin itirazlarına rağmen petrol satması vb icraatlar bunun en bariz örneği.Bağdat hükümetiniin IŞİD karşısında başarısız kalması ve Irak'ın giderek bir bütün halinde kalma ihtimalinin azalması, Irak Kürdistanı'nı bağımsızlık seçeneğine doğru götüren önemli sebeplerden biri.
 

Evet, Irak ve Suriye yaşanan olaylar sebebiyle bir devlet olma vasfını kaybetmiş durumdalar. Bu durum  Kürtlerin 'artık  biz de başımızın çaresine bakalım' düşüncesine sevk etmiştir. Irak Kürdistanı'ında bağımsızlık kararının bu yıl içinde referanduma sunulması  tahmin ediliyor.
Türkiye'deki durum ise  çok daha proplemlidir.Uzun yıllardan beri ülkeyi sarsan şiddet ortamı bir türlü bitmedi.Barış süreci anlaşılmaz bir şekilde heder edildi. PKK, ABD'nin gazına gelerek şehir savaşı başlattı; ama sonuç kocaman bir fiyasko. PKK'nin net olarak ne istediği de belli değil. Bağımsızlık istemediklerini söylemelerine rağmen, savaş kararları almaları nereden bakarsanız anlaşılmaz bir şey.
PKK, geçen yıl Haziran seçimleri sonrasında elde ettiği siyasi desteği gerçek bir barışa, bir bahara dönüştürme fırsatı yakalamışken, onu çukurlara gömdü.Barış isteyen halk hayal kırıklığına uğradı, yeni acılar yaşandı.
 
Uzun yıllar boyunca PKK'ya kesintisiz devam etmiş halk desreğinin bundan böyle giderek azalacağı muhakkaktır. Çünki halk   artık savaş istemiyor. PKK'nin şehir savaşına halkın destek vermemesi  önemli bir mesajdır. Şehir savaşının acılarla dolu  bir şekilde bitmesinden herkes ders almalıdır.Acılar acilen sarılmalıdır. PKK Kürtlerin desteğini giderek yitirdiği gerçeğini göz önüne alarak artık sürdürdüğü şiddet politikasına noktayı koymalıdır. Devlet de, şayet Kürt sorunu  'PKK'ya verilen halk desteğinin azalmasıyla bitmiştir' diye düşünür ve sorunu rafa kaldırırsa, yine   başa dönülebilir.
 
 
 


Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 2 yıl önce yayınlandı. 2876 Defa okundu.