İşgalci güçlerin bölgemize yaptıkları müdahalelerine gösterdikleri  tek meşru(!) gerekçe IŞİD.
Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

mehmet.comert@kahtahaber.com





 
İşgalci güçlerin bölgemize yaptıkları müdahalelerine gösterdikleri  tek meşru(!) gerekçe IŞİD. Suriye'ye, Irak'a girmek isteyen her kes bu örgütü  gerekçe gösteriyor.Ancak sahada bu işin böyle olmadığı, süper güçlerin aslında daha büyük planlarını gizlemek için IŞİD'i bir kalkan olarak kullandığı artık gizli değil. Hatta böylesi bir amacın aleti olarak IŞİD'in bir zamanlar korunduğu,  şimdi ise olduğundan daha güçlü ve tehlikeli  gösterildiğini de unutmamak  gerekir.
 
Bölge'de nüfuzunu güçlendirmek  isteyen bazı ülkeler yanında, ABD'nin öncülüğündeki koalisyon ülkeleri ve son olarak Rusya hep bu bahaneyle Suriye'ye müdahalede bulundular. Ancak hakikat  böyle değil. Şayet bu güçlerin gerçek hedefi IŞİD olsaydı, bu yapının çoktan bitmiş olması gerekmez miydi?
ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri ile beraber İran,Türkiye, Suudi Arabistan ve diğer taraf ülkelerin her birinin ayrı ayrı hesapları var. Bu ülkeler, sahada savaşan guruplardan birine, veya bir kaçına  destek ve yardım sağlıyor. Altı yıldır süren savaşta barışı sağlayacak bir sonuca ulaşılamamış olmanın  en büyük nedeni, mevcut  aktörlerin  çıkar hesaplarıdır. Dolayısıyla yaşanan yıkım,  akan kan  ve oluşan dıramdan her müdahil ülkenin payına düşen belli bir oran vardır.
Suriye'de beş yıl önce başlayan kanlı olayların bu sınıra ulaşacağını kimse tahmin eder miydi? Gelinen  noktaya bakınca   'Irak' veya 'Suriye' diye bir  devletin / ülkenin  kalmadığını görüyoruz. Her köşesi  bir dış gücün himayesinde olan örgütlerce kontrol altında tutulan bir coğrafyadan 'devlet' veya  'ülke'  diye söz edilebilir mi? Anlaşılan o ki, artık beş yıl öncesi duruma dönüş ihtimali de yok denecek  kadar az; hatta imkansız.  Gelecek açısından da durumun daha beter olacağı ihtimali ağır basıyor. Parçalanacak bünyenin doğuracağı sancılar uzun süre son bulmayacak. Belki bu bölge daha yıllarca sürecek kanlı bir hesaplaşmanın arenası olarak kalacak.
Geçen beş yıl zarfında Suriye'de insanlık tarihinin en kara sayfaları yazıldı.Mütemadiyen havadan bombardımana maruz kalan kentler, patlayıcı yüklü arabalarla hücüma uğrayan sivil hedefler ve  toprağa düşen 400 bin insan. Canını kurtarmak için yerini yurdunu terk edip kaçan milyonlarca mülteci... Hayatını kurtarmak için  ak denizin serin sularında canlarını yitiren binlerce masum insan, kıyıya vuran    körpecik yavruların cesetleri...
Tarihin tanıdığı hiç bir şiddet ve yıkım bunun gibi kapsamlı ve büyük olmamış; bu kadar uzun süre devam etmemiştir. Daha vahim olanı ise, insanlık hiç bu kadar ilgisiz ve duyarsız kalmamıştır.
 
Buzullar arasına sıkışan bir balina, karaya vurmuş bir kaplumbağa için duyulan hassasiyet beş yıldan beri vahşice öldürülen yüzbinlerce masum insan için gösterilmedi. İnsanoğlunun gözyaşı pınarları kurudu, merhamet duygusu buharlaştı, uluslar arası camianın  politikaları karaya oturdu. Kendisini insanlığın,hak ve hukukun havvarisi olarak gören Batı'nın  yüzündeki büyüleyici renkli maske düştü. Batılılar, tutuşturdukları bu yangına kapılarını kapatıp yüksek balkon ve pencerelerinden manzarayı  seyretmeyi tercih ettiler.
 
Suriye üzerine hesaplar yapan bu çok uygar (!) Batılı güçler sahada bizzat kendileri savaşmıyor. Ne ABD, ne de Rusya kara savaşına kendi askerlerini sürmek istemiyor. Savaşanlar Müslümanlar. Ölen de, öldüren de onlar.
 
Son günlerde gündemdeki konu Rakka'ya yapılacak olan kara operasyonu. ABD özel birliklerinin denetiminde çoğunluğunu Kürtler'in oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri 24 Mayıs'tan beri Rakka'nın kuzeyini denetim altına almak için operasyon başlatmış bulunuyor. Hedef, IŞİD'in başkenti diye adlandırılan bu şehrin kurtarılması olarak ilan edildi.  Koalisyon ülkeleri  de bu operasyona havadan destek sağlıyor.
 
Operasyonun en ön safında Kürtler var.
Peki neden Kürtler?
Kürtlerin Rakka'da ne işi var? Kürt savaşçılarına kim komuta ediyor, neden tek bir Kürd'ün yaşamadığı bir yere düzenlenen operasyonda en ön safta onlar bulunuyor?
Rakka'da Kürtler niçin? sorusunun cevabı,    'alavere dalavere, Kürt Mehmet nöbete'den başka bir şey olamaz. Batı, bir asır önce görmediği, görmezden geldiği Kürtleri şimdi niye hatırladı acaba?
Batılı yetkililer, bir zamandan beri Kürtleri öve öve  bitiremiyorlar. Irak'ta olsun, Suriye'de olsun cephenin en ön safında Kürtler olsun isteniyor.Israrla  bu işi  ancak Kürtlerin yapabileceği söyleniyor.Ben şahsen bu işin sonunun ne Kürtlere ne de diğer bölge halklarına bir hayır getireceğine inanmıyorum. Daha açıkçası laik Kürtler kendilerini kullandırıyor.Bu işin sonunun feci bir pişmanlık olmamasını dilerim; ama geçmiş tarihe bakınca bu temenninin gerçekleşme şansının hiç olmayacağını da biliyorum. PKK ve onun Suriye'deki uzantısı PYD'nin  Batı'nın 'talan' politikalarının şövalyeliğine soyunmaları bir utançtır. Selahaddin'in torunlarını bu aşağılık haçlıların emrine vermek Kürtlerin tarih ve geçmişine en büyük hakaret, Kürt milletine de en büyük ihanettir bence.
 
Başlayan  yaz sıcaklarıyla beraber bölgemiz de ısınacak ve yine müslüman kanı akacak. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) operasyonların başladığı Felluce'de yirmi bin çocuğun şiddete maruz kalacağı, su ve gıda stoklarının bitmesi sonucu hayati tehlikenin muhakkak olacağı uyarısında bulunmuş.Peki vahşi bombardımanlarla ateşe verilen Rakka'da ne kadar çocuğun neler yaşadığını bilen var mı?
 
 


Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 2 yıl önce yayınlandı. 3147 Defa okundu.