Cami İslam toplumunun kalbidir.
Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

mehmet.comert@kahtahaber.com





 Cami İslam toplumunun kalbidir. Kalp, bünye için gerekli kanı pompalar ve kirli kanı da temizler. Kalbin  çalışamaz duruma geldiği anda ise bünye  yaşamını yitir. Aynen bunun gibi İslam medeniyetinin yaşayabilmesi için de camilerin işlevlerini bihakkın yerine getirmeleri gerekir. İnsanlık tarihinde görülen bütün medeniyetlerin kaynağı bir mabettir. Mabetsiz ve inançsız bir topluma rastlanmamıştır. Bizim medeniyetimizin  kaynağı da cami veya diğer  adıyla mescittir. Mescid olmasaydı İslam medeniyeti diye bir şey  de olmayacaktı. Ünlü düşünürümüz Sezaî  Karakoç’un ifadesiyle İslam medeniyetinin ‘ana rahmi’ mescittir.
Mescid,  İslam toplumuna  hayat bahşeden  temel damardır. Mimariden ve estetik görüntüden ibaret bir yapı değildir mescid. Mescid, toplumun her kesimine insani değerler aşılayan, onları her türlü zararlı unsurlardan  koruyan  hayatî bir kurumdur. Mescid, diğer dinlerdeki mabetler gibi belli zamanlarda bazı ayin ve ritüellerin icra edildiği mistik bir mekan değildir. Mescid, ölülerin yıkanıp ahirete uğurlandığı  bir yer değil; ölü ruhların ağırlanıp hayata kavuşturulduğu  bir mekandır.
Hz. Rasulullah(as) Medine’ye teşrif edince  ilk faaliyet olarak mescid inşa etmiştir. İnşa edilen Mescid-i Nebevî Medine’nin hem fiziksel yapısının, hem de ordaki  hayatın merkezi haline gelmiştir. Mescitte ibadetle beraber adli işlemler, eğitim-öğretim ,savaş ve barış kararları gibi diğer toplumsal faaliyetler   de  yapılmıştır.Gelen yabancı elçiler de burada karşılanmış ve ağırlanmıştır.Kısacası toplumsal hayatın kalbi burada atmıştır.Yani mescid, şehrin etrafında döndüğü ana merkez olmuştur.  Mescid’in bu  özelliği   Hulefa-i Raşidin döneminde de devam etmiştir. İslam dünyasının batılılaşma dönemine girdiği  vakte kadar camiler üstlendikleri bu toplumsal misyonlarını  kimi bazı eksiklerle beraber sürdürmüşlerdir.
 
 
Rasulullah (as), toplumu camiden yönetmiştir. Hz. Peygamber(as), toplumu ilgilendiren hemen her konuyu camiye taşımış ve orada çözüme kavuşturmuştur. İslam medeniyeti tasavvurunda camiler ‘Allah’ın evleri’dir. İnsanlık bir aile, camiler de o ailenin her tür ihtiyacının giderildiği mekanlardır. Cami’nin kubbesi gökyüzünü simgeler. Gök kubbe, altındaki her kesi barındırır ve korur. Camiler de herkese açık ve herkesi kucaklayan bir misyona sahip olmalılar. ‘Allah’ın evler’inde herkes için güvenlik garantisi  vardır. ‘Hani, biz Kabe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık… (el- Bakara:125)İnancı ne olursa olsun her insan camiye girebilir.   Tevbe suresinin 28. ayetinin yasakladığı  şey, arap müşriklerin Mescid-i Haram’da   kendi inançlarına göre ayin ve ibadetlerini  icra etmeleridir. Cahiliye dönemi Arapları Mescid-i Haramı  çıplak olarak tavaf ederlerdi. İşte ayetin yasakladığı şey onların bu batıl, cahilî ayin ve ibadetleridir.Yoksa bir insanın mescide girmesi niye yasak olsun? İslam’ın bu çok önemli merkezini bu ayete dayanarak gayr-ı müslimlere kapatmak doğru değildir. Kısaca mescid manevi bir  tedavi merkezidir. Bu manevi hastaneye her tür hasta kabul edilmeli ve bu mekanlar her tür manevi hastalığa düçar olmuş hastaların tedavilerini yapabilecek şekilde  ehliyetli kadrolarla donatılmalıdır.
 
Cami, insanı ve toplumu  her şeyi yaratan kudret ve  iradeye yaklaştıran bir kurumdur. Bireyin kendisine,toplumuna ve bütün varlık alemine karşı sorumluluklarının bilincini aşılayan bir okuldur cami.Caminin minareleri tevhid’i,kubbeleri de evrenselliği simgeler.Caminin mesajı bütün insanlaradır.Cami, kötülük ve şerlerle mücadelenin de karargah ve karakolları gibidir. Bir beldenin müslüman olduğunun sembol ve simgesidir cami.
 
Ne yazık ki, yaklaşık iki yüz yıldan beri başlayan batılılaşma süreciyle beraber  mescid hem hayatın, hem de şehrin dışında bırakılmıştır. Adeta mabetsiz şehirler oluşturulmuştur. Modern kentlerde AVM, üniversite,finans merkezleri, sinema-tiyatro-gösteri salonları,spor stadyumları ve sivil toplum kuruluşları merkezde yer almışlar. Bu mekanlar  kapitalizm ve sekülerizmin mabetleridirler.
Medeniyetimizi yeniden inşa etmenin yolu, camilerimizi asli hüviyetlerine kavuşturmaktan geçer. Yapılması gereken şey camilerin sayısını çoğaltmak  değil, kimliğini ihya etmektir. Camiler, tevhidin sesini sadece kulaklara değil, kalplere de ulaştıracak şekilde  yeniden inşa edilmeye muhtaçtırlar vesselam.
 


Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 10 ay önce yayınlandı. 1217 Defa okundu.