Tümülüs çevresinde çalışmalar yapan Alman ve Amerikan arkeologlar şantiyelerini doğup büyüdüğüm köyde(EskiKahta) kurmuşlardı.
Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

mehmet.comert@kahtahaber.com


Adıyaman’ın Kahta ilçesinin kuzeydoğusunda  uzanan sıra dağların en yüksek noktasında, doğu ve batı tarafı dev heykellerle dolu büyük bir tümülüs vardır. Buraya Nemrut dağı deniyor.Bu dağın niçin ‘Nemrut’diye adlandırıldığını  bilmiyorum. Bildiğim o ki, buranın tarihte meşhur Nemrut ile bir alakası yoktur. Amerikan ve alman arkeologların ellili yıllardan seksenli yıllara kadar çevrede yaptıkları kazı çalışmaları ve arkeolojik araştırmalar, buranın milattan önce hüküm sürmüş Kommagene Krallığınınhükümdarı1.Antiochus’un anıt mezarı olduğunu ortaya koydu.

Tümülüs çevresinde  çalışmalar yapan Alman ve Amerikan arkeologlar şantiyelerini doğup büyüdüğüm köyde(EskiKahta) kurmuşlardı. Bu adamlar bir taraftan Kahta kalesi, Arsemia, Samsat ve Nemrut dağındaki Tümülüs etrafında kazılar yapıyorlar, diğer taraftan da burayı dünyaya tanıtıyorlardı. Tanıtma programı dönemin TC Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ı da kapsamıştı. Alman arkeolog Friedrich Karl Dörner Cumhurbaşkanını yöreye getirip oradaki tarihi eserleri göstermiş, yapılan çalışmalar hakkında bilgilendirmişti .(1968)

Antik dönemden kalıntıların olduğu Nemrut dağına o yıllarda araçla ile ulaşma imkanı yoktu. Dolayısıyla tümülüsü görmeye gelen yabancı turistleri, hayvanlara bindirip dağa çıkarıyorduk. Güneşin doğuşunu seyretsinler diye geceden yola çıkar ve aşırı rampalı keçi yolunu ancak dört  saatte kat edip dağın zirvesine ulaşabilirdik.

Yaz sezonu  hemen her gün dağın başında olurduk. Gelen yabancı turistlerin hal ve hareketlerine, davranış biçimlerine aşina olmuştuk artık.Hangi turistin hangi memleketten olduğunu anlardık. Kimilerimiz dillerini bile konuşur olmuştu. Katırlarla dağa çıkardığımız bu turistlerden aldığımız ücret o güne göre fena sayılmazdı. Köyümüz ekonomisi için önemli bir kaynak durumundaydı.

Şimdi sizlere asıl anlatmak istediğim konuya geleyim. Bir gün gene  bir gurup turisti katırlara bindirip yola çıktık. Gurup altı kişiydiler. Normalde her turist bir katır kiralar ve onabinerdi. Bu  gurup açıkgözlülük yapmış  altı katır yerine dört katır kiralayıp yolda sıra ile binmeye çalışınca biz tepki gösterdik. Bu şekil davranmaları hoşumuza gitmedi ve buna engel olmaya çalışınca gurupla aramızda  bir tartışma oldu. O tartışmanın verdiği gerginlikle zirveye vardık. Turistler gezilerini tamamladıktan sonra sıra kahvaltı yapmaya gelmişti. O dönem dağın zirvesinde hiçbir tesis filan da yoktu. Biz, evden yanımıza aldığımız yavan ekmeğimizi çıkarıp yedik. Turistler ise beraberlerindeki küçük  konserveleri açıp yemeye başladılar. Onlar yemek yerken, bizim  gözlerimizde boşalacak  konserve kutularına  kilitlenmişti.

Boş kutuları alacaktık.O dönemde böylesi  kutular evde bir iş için kullanılabilirdi. Hemen beş metre önümüzde duran gurubun boşaltacağı konserve kutucuklarını almak için hazırlanmışken hiç beklenmedik bir olayla karşılaştık.Bu hepimizi şaşırtmış ve gavur Avrupalının biz Müslümanları ne kadar çekemez,sevmez  olduğu yorumunu yapmıştık.

Peki ne oldu?

Yemekten sonra gurubun içinden biri, ayağıyla o bizim almak için hazırlandığımız kutucukları ezdi. Onun kutucuklara indirdiği her tekme sanki başımıza iniyordu. Hepimiz ‘gavura bak sen…biz onları almayalım, kullanıp yararlanmayalım diye böyle yapıyor’ yorumunu yaptık.

Kutucukları ezen gavur bu defa onları toplayıp aldı ve oturduğumuz yerden uzaklaştı. Tabi ki gözlerimiz onu takip ediyordu. Adam epey ilerleyip gözden kaybolunca, acaba ne yapacak diye peşinden gittik.Bir de ne görelim, almak için can attığımız o kutucukları adam elleriyle eştiği bir çukura bırakıp üstünü kapattı. Bunu  görünce adamın ne hınzır bir gavur olduğuna dair kanaatimiz iyiden iyiye pekişti. ‘Ya,gördünüz mü gavuru. Belki o ezilmiş haliyle bile o kutucukları alabileceğimiz ihtimaline binaen onları gömüp sakladı’ yorumunu yaptık. Peşinden epey bir küfür de edip rahatlamaya çalıştık.

Ama içimizden biri değişik bir yorum yaptı. Şöyle dedi:‘Arkadaşlar  gavurlar için  bu dağ kutsaldır; bizim Arafat dağı  gibidir. Yani burası onların haccıdır. Hacc mekanlarının kirlenmesini istemediği için böyle yaptı’.

Bu yoruma da kimse itiraz etmemekle beraber yapılan işin gavurluk olduğunda kimse zerre miktar şüphe etmiyordu.

Şimdi uzatmadan bu hikayeyi size niçin anlattığımı söyleyeyim. Bu yıl Hacca gittim. Hacılarımızın Arafat, Müzdelife, Cemarat, Nur dağı gibi tarihi kutsal yerleri ne kadar kirlettiğini görünce bu hikaye hatırıma geldi.

Nemruttaki bu olay yaklaşık yarım asır önce geçmişti. Kendi memleketi olmayan, kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ başında Avrupalı bir turistin çevre temizliği adına yaptığı ile bizim kutsal beldelerde yaptıklarımızı karşı karşıya koydum.Tabii ki çok üzüldüm.

Pekiya bizim o turistin çevre duyarlılığı adına yaptıklarını anlamayıp yaptığımız yanlış ve komik yorumlarımız..?

Cehaletimiz ve dinimizden uzaklaşmamız bizi ne hallere koymuş.Ne dersiniz? Gavurluk o turistin yaptığı mı, yoksa kutsal mekanları dahi kirletmekten çekinmeyen bizim hacıların yaptığı mı?

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 7 ay önce yayınlandı. 968 Defa okundu.