Türkiye, içeride ve dışarıda karşılaştığı çetin sorunlarla çok zor günlerden geçiyor.
Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

mehmet.comert@kahtahaber.com





 Türkiye, içeride ve dışarıda karşılaştığı çetin sorunlarla çok zor günlerden geçiyor. Yıllardan beri korunan siyasi ve ekonomik istikrarı bozacak bir  savaş tehlikesi kapıya dayanmış gibi. İçeride PKK ile süren şehir savaş ve terör saldırıları, dışarıda ise Suriye meselesinin geldiği nokta;  yani Rusya'nın  müdahalesi sonucu doğacak sonuçlar, Türkiye'yi giderek bir savaş seçenegine zorluyor.  Rus uçağının Türkiye tarafından düşürülmesinden sonra gerginleşen ve gittikçe de tırmanış kaydeden Türkiye    ile  Rusya arasındaki ilişkilerin bir savaşa evrilme ihtimalinden duyulan korku artarak devam ediyor. Hatta Suriye sahasındaki son gelişmelerin   üçüncü  bir dünya savaşı doğuracağını iddia edenler  bile var.
 
Türkiye'nin Suriye konusunda şimdiye kadar takip ettiği politikaları boşa çıkaracak gelişmeleri, bir askeri müdahale ile önleme iradesi artık açıktan konuşuluyor ve bunun gerekleri konusunda adımlar atılıyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu  'Azez'in düşmesine izin vermeyiz. Miniğ Havaalanı'nı da  kullanılmaz hale getiririz' dedi ve PYD hedeflerini vurmaya devam ediyor. Rusya konuyu BMGK'ne taşıdı ve GK Türkiye'nin saldırıları durdurması kararını oy birliğiyle kabul etti.
 Türkiye'nin PYD hedeflerini vurmaya devam etmesinin Rusya nezdinde önemli bir  rahatsızlık sebebi olduğu  bir gerçek. ABD' de Türkiyenin bu tasarrufundan ahatsızlığını gizlemiyor.Şayet Rusya'nın diplomatik girişimleri Türkiye'yi durdurmaya yetmezse gerginliğin daha da tırmanacağı ve bir Rus-Türk savaşının çıkacağı yorumları ağırlık kazanıyor.Çıkacak bir savaşın asıl sorumlusu Rusya olsa da uluslar arası sistemin Türkiye'yi suçlu göreceği ve Erdoğan'ı zayıf düşürecek şekilde pozisyon alacağını da unutmamak lazım.
 
Türkiye, ABD'nin 'müttefiğimizdir' dediği, Rusya ve Beşşar Esed'in de desteklediği PYD'yi vurarak  arkasında duran  güçlerin tepkisini mi ölçmek istedi? Gösterilecek tepki sonucuna  göre daha büyük bir müdahale için bir hazırlık testi mi bu? Artık Suriye paylaşılıyorsa, biz de payımıza düşeni almak için harekete geçelim, geç kalmayalım düşüncesi mi var acaba?
Şayet Türkiye, Suriye'ye kendisi veya Suudi Arabistan'la beraber bir müdahale düşünüyorsa bu bir felakettir, kötü bir tuzağa düşmektir. Çünkü böyle bir şeye sahada olan İran ve   Rusya'nın  müsaade etmeyeceği  ihtimali güçlü görünüyor.Türkiye'nin müdahalesini AB ve ABD de  desteklemez. Evet Rusya, Suriye'deki mevcut dengeleri sarstığı gibi insani bir facianın yaşanmasına da sebep oluyor; ama gelin görün ki Suriye'de bulunmasının uluslararası bir onayı ve meşruiyet zemini bulunuyor. Rusya, halen dünyanın çoğunun tanımaya devam ettiği Esed yönetiminin davetiyesini de cebinde taşıyor. Her şey bir tarafa, Rusya'yı durdurabilecek tek askeri güç ABD bile Rusya'yı destekliyor.Yani şimdilik  gizlense de, ABD ve Rusya arasında Suriye meselesinin bir şekilde çözümü için bir anlaşmanın olduğu kesin. Dolayısıyla büyüklerin bu oyununu Türkiye ne tek başına, ne de Suudi Arabistan gibi bir ülkeyle  beraber bozamaz.
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve diğer körfez ülkelerinin, Suriye konusunda işin başından beri düştükleri hataları, kendilerini bugün daha büyük yanlışlar yapmanın eşiğine getirmiş bulunuyor.Türkiye hem seçtiği  konumu, hem de bu yanlış konumda kurduğu yanlış ittifaklarla kendisini zor duruma soktu.
Mesela, Türkiye'nin  Suudilerle nasıl ittifak kurabildiğini anlamak kolay değildir.  Suudi rejiminin, Arap baharı sürecinde Mısır'ı ve İhvan'ı ne hale getirdiği ne çabuk unutuldu? Bu ülkenin  on aydan beri Yemen'de  neler yaptığını da dünya alem görüyor. İktidarlarını koruma, sultalarını devam ettirmekten  başka bir dertleri olmayan, kendi iktidarları  için bölgeyi ateşe vermekten çekinmeyecek kadar hem gaddar, hem de  basiretsiz bedevilerle beraber aynı safta bulunmak Türkiye için bir artı sağlamayacaktır. İran' a karşı sünni müslüman ülkeleri harekete geçirip kör bir mezhep savaşının  ateşini yakmak isteyen  bu bedevilerle nereye gidileceği iyi hesap edilmelidir.
Türkiye, Suriye meselesinin başında düştüğü hatalarını görme ve bunları değiştirme esnekliğini gösteremedi. Halen  de  benzer daha büyük hataları  yapmaya devam ediyor. Bugün Türkiye'nin PYD konusunda  ortaya koyduğu tavrı da tutarlı değildir. Düne  kadar görüşülen, ağırlanan PYD yetkilileri şimdi terörist kabul ediliyor. Bölgedeki Kürtlerin hamiliğini Amerika ve Rusya'ya kaptıran bir politika sürdürmek Türkiye'nin maslahatına değildir. Kürtleri dışlayan tavırlar Türkiye'nin   başını ağrıtır ve  ülke bütünlüğünü daha çok tehlikeye atar.
Türkiye, Kürt meselesindeki tavrını esastan değiştirmdikçe bu konudaki sıkıntıların faturasını çok daha pahalı olarak ödemek mecburiyetinde kalacaktır. Kürt meselesinin içeride ve dışarıda hakça ve kardeşçe çözümünü engelleyen her girişim, Türkiye'ye sıkıntı ve acılar yaşatmaya devam edecektir.
Bölgede Kürt nüfusunu barındıran ülkelerin bu meselenin çözümü konusunda  eski tavırlarını değiştirmeden devam ettirmeleri,  bölge üzerinde hesaplar yapan dış güçlerin işine yaramaktan öteye bir işe yaramaz. Aynı zamanda dış güçlerin desteğiyle elde edilecek kimi sonuçlar Kürtlere de bir fayda vermeyecektir. Kürtlerin bağımsız bir devlete değil, güven içinde eşit bir şekilde bir yaşama ihtiyaçları var. Türkiye vakit geçirmeden bu konuyu ciddiyet ve samimiyetle ele almalıdır.
Kürtlerin insani haklarını görmezden gelerek bölgedeki bütün Kürtleri dış güçlerin kucağına atmanın izah edilebilecek hiçbir tarafı yoktur. Kürt meselesi konusunda cumhuriyet döneminin en cesur adımlarını atan Ak Parti ve Erdoğan'ın oy hesapları, veya  devletin kronikleşen askeri çözüm yaklaşımını  bir yana bırakarak bu konu üzerinde yeniden düşünmesi gerekir. İçerideki bu mesele doğru bir şekilde bir sonuca kavuşturulmadan Türkiye rahat edemez.
 
Türkiye ve Suudi Arabistan, işin başından beri Suriye konusunda fahiş hatalar yaptılar.Bu hataların ilki,  ABD'nin Beşşar Esed'i devirmek istediği ve bunun için muhaliflere gerekli askeri ve siyasi desteği sağlayacağına aldanmaları oldu. ABD Başkanı Obama ikide bir 'Beşşar gitmeli' deyip durdu.Sonra 'kimyasal silah kullanımı kırmızı çizgimizdir' dediği halde bir şey  yapmadı. Yıllardan beri  Türkiyenin arındırılmış güvenli bölge kurma planına da ABD hiç sıcak bakmadı. Şimdi ise Rusya ile beraber Suriye'yi paylaşma  oyunu oynuyor. Bunun farkında olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, öfkeyle ' Ey Amerika senin ortağın ve müttefiğin ben miyim,yoksa terörist PKK'nin uzantısı olan PYD mi?' diyerek tepkisini gösteriyor.
ABD'ye  'güven' birinci büyük hataydı. İkincisi ise, Türkiye'nin bütün siyasetini Baas rejiminin düşmesine veya Kürtlerin bir statü elde etmemelerine    endekslemesi  oldu. Bir ülkedeki rejimi değiştirmenin o kadar kolay bir iş olmadığını görmemek bağışlanacak bir hata değildir. Bazı taşları oynatmanın zorluğunu görememek  bir devlet aklı için  küçük bir hata değildir.
Türkiye'nin, komşuları  Arap ülkeleriyle  ilişkilerinin henüz daha yeni yeni iyileşmeye başladığı  bir  dönemde, bölgeye nizamat verme girişimi, ağabeylik tavırları büyük bir yanlıştı. Bu tavır hem bölgede, hem de dünyada gereksiz bir korkunun oluşmasına ve Türkiye'nin yalnızlaşmasına ve  'Osmanlılar geri geliyor' gibi istenmeyen bir   intiba uyandırdı.
Ve her şeyden önemlisi, Suriye meselesinde  itidalli, sabırlı bir duruş korunamadı. Devletlerin dış politikaları, özellikle komşu devletlerle olan ilişkileri aceleye getirilemez. Suriye meselesinin ilk günlerinden bugüne kadar bir aceleciliğin yaşandığını kim inkar edebilir?
 
Türkiye, kendisine  çok düşman üretmiş  bu dış politikalarını  artık bir şekilde değiştirmelidir. Çünkü yarın çok geç olabilir. Suriye'ye bir kara harekatını ise aklının ucundan dahi geçirmemelidir.
 


Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 2 yıl önce yayınlandı. 4063 Defa okundu.