Tam bir bedevi kafa. Yaptıkları da tam bir bedevi cinayeti. Kabe’nin burnundaki tarihi dağa, Medine’yi çeviren dağların başına bile kralları için saray yapmışlar.
Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

mehmet.comert@kahtahaber.com


Suudhanedanı’nın cinayetleri

Arabistan, Hicaz, Mekke ve Medine isimleri her
Müslümanda heyecan uyandırır. Her mümin, kutsal toprakları bir gün görmek,  ziyaret etmek sevdasıyla yaşar. Henüz
görmediği bu yerlerin hayalini kurar. Bu mekanların manevi, nurani havasını
teneffüs etmek için çareler arar. Oraları ziyaret ettikten sonra oralarda
kalmayı ve orada  ölüp oranın
toprağına  gömülmeyi arzu edenler de
vardır.

Hacc veya umre için gerekli işlemlerden sonra yola
çıkan hacı adayı neşeli ve heyecanlıdır. O artık başka bir dünyaya, adeta
meleklerin yaşadığı bir diyara yol aldığı hissini yaşar.Çok arzuladığı  o diyarlara varıp günahlardan temizlenecek ve
melekvari bir şekilde günahsız olarak memleketine dönecektir.

Ancak bu tatlı heyecan uzun sürmez. Suudi
Arabistan’a iner inmez  havaalanında
karşılaştığı manzara onun düşlerini sarsar. Mekke ve Medine’ye vardığında
karşılaştığı ve gördüğü manzaralar onu daha da şaşırtır. Dev oteller,
gökdelenler, düzensiz trafik ve kalabalık, Kabe’nin neredeyse içine sokulacak
kadar yakın ve onu gölgede bırakan yüksek 
binalarasabını bozar. Bu betondan yapılar arasında manevi bir havayınasıl
yakalayacağını düşünüp durur.

Hacımız,ta işin başında Mescid-i Nebi, Ka’be-i
Muazzama
ve diğer tarihi olayların yaşandığı mekanlara yakışır bir hizmetin
yapılmadığını anlar. Dahası buraların tarihi dokularının yok edildiğini,
Rasulullah (sav) ve ashabını hatırlatan hiçbir şeyin kalmadığını görür ve bunun
neden böyle olduğunu kendi kendine sorar ama cevabını da bulamaz. Karşılaştığı
bu can sıkıcı şeylere bir anlam veremeyen hacımız bir an önce dini vazifesini
tamamlayıp memleketine dönmek ister.

Kutsallıkları naslarla ifade edilen Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvereadeta bir beton
yığınına dönüştürülmüştür.  Bu nurani
kutsal beldelerinharemiyeti yok edilmiştir. Medine’nin tarihi yeşilliğinden ve
meşhur hurma bahçelerinden eser yoktur. Her taraf ya lüks mağaza ve oteller,
veya Çin ve Japon mallarının satıldığı turistik eşya çarşılarından ibarettir.

Eskiyi hatırlatan hemen hiçbir şey korunmamıştır.
Tarihi dokuların çoğu Suud hanedanının hakim olduğu şu son yüzyılda yok
edilmiştir. Oysa yeni yerleşim alanları Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’nin
uzağında kurulabilirdi. Daha sonra bu mescitlerin genişletilmesi projesi,
manevi tarihi ruhu hatırlatan  bir
özelliğe sahip değildir. Bu mescitler de adeta bir beton ve mermer yığınına
dönüştürülmüştür.

Din görevlisi olarak Hacc’a gitmiş bir arkadaşım
anlatmıştı. Gurubundan bir bayan ona sormuş: ‘Hocam şu dağlar Rasulullah efendimizi gördü mü?’ Görevli arkadaş ‘evet, gördü’ deyince kadın  ‘Ey
dağlar söyleyin bana nasıldı o yüce insan’
deyip ağlamaya başlar.
Kadıncağız şehrin kalabalığı içinde Rasulullah’ı ve dönemini hatırlatan eskiye
ait bir şey bulamayınca  dağlara yönelmiş,
onlara seslenmek zorunda kalmıştır.

Suud yönetimi idarecilerinde çevreyi koruma duyarlılığıve
bu yerlerin harem olduğu düşüncesi yok maalesef. Tam bir bedevi kafa.
Yaptıkları da tam bir bedevi cinayeti. Kabe’nin burnundaki tarihi dağa,
Medine’yi çeviren dağların başına bile kralları için saray yapmışlar.

İslam tarihinde çok önemli bir hadise olan Uhut
savaşının cereyan ettiği yere gidiyorsunuz. Orada gördüğünüz manzara ve
işlenmiş cinayetler  de içler
acısı.Savaşın geçtiği alan yerleşime açılmış ve orada mahalle kurulmuş.Sanki
dört bir yanı açık olan Medine’de mahalle kuracak yer kalmamış da böyle
yapmışlar.

Uhut, Peygamber(sav) ve sahabesinin hayatlarının en
büyük derslerinden birini yaşadıkları tarihi  
bir mekan. ‘Hata yapan, ihmal
gösteren kim olursa  olsun yenilir’
ilâhimesajının
 yaşanarak, ağır bedel ödenerek alındığı
yer. Böylesi önemli bir  mahallin  ziyaretçilerine, oranın  tarihi mesajını hatırlatacak bir  dizayn ve düzenleme yapılması çok mu zordu? Alanın
tarihi filmlerde olduğu gibi bir görüntüye kavuşturulması ve orayı ziyaret
edenlere o tarihi anın bu şekilde hatırlatılması günah mıdır? Kutsal topraklar
ziyaretçisinin orada gördüğü, - diğer kutsal mekanlarda olduğu gibi-  inci boncuk satan  düzensiz ve dağınık bir çarşıdan başka bir
şey değildir.

Alandaki en önemli mekanlardan biri de Rasulullah(sav)
efendimizin dişinin kırıldığı yer ve akabinde sığındığı mağaradır. Suud
yönetimi bu mağaranın ağzını betonla doldurup çevresini de dikenli tel ile
ziyaretçilere kapatmıştır. Bu manzarayı gören bir hacının içinden geçenleri siz
tahmin edin artık.

 

 

HasılıSuud yönetimi Haremeyn-i Şerifeyn’i idare edecek ehliyet ve liyakate sahip
değildir.  Suudi yönetiminin   ‘Rahman’ın
misafirlerine hizmet bizim için şereftir’
sözü de lafta kalan kuru bir
slogandan ibarettir.

Haklı olarak diyeceksiniz ki,ABD’nin kucağına yatmış,
her şeylerini emperyalist güçlerin güvencesine terk etmiş müfsit bir rejimdenUhud’un
tarihi mesajını yaşatacak bir düzenleme yapması beklenir mi? Doğru ama; diğer  bir doğru daha var ki, İslam alemi bu
vahşi  yönetimin kutsal mekanlara karşı
işlediği bu tür cinayetlere ses çıkaramıyor.

































Cemal Kaşıkçı cinayetine haklı olarak gösterilen
tepkinin benzeri   kutsal mekanlara karşı
işlenen cinayetlere karşı da gösterilsin. Bu bedevi zihniyetten yaptığı tüm
zulümlerinin yolsuzluk ve sorumsuzluklarının  hesabı sorulsun.

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 3 hafta önce yayınlandı. 338 Defa okundu.