İran ile Suudi Arabistan arasında son günlerde tırmanan gerginlik dünya gündemine hemen oturdu.
Mehmet Cömert

Mehmet Cömert

mehmet.comert@kahtahaber.com





 İran ile Suudi Arabistan arasında son günlerde tırmanan gerginlik dünya gündemine hemen oturdu. Doğrusu bu tür gündemler dünya emperyalizminin  işine gelir, hoşuna gider. Amerika, bu olayı uzaktan sinsice seyrederken, mezhep savaşından kaygı duyduğunu ifade etmeyi de ihmal etmiyor. ABD, bu iki devlet arasındaki gerginliğin temelde bir mezhep anlaşmazlığı  olmadığını pekâla biliyor. Büyük şeytan, bir yandan kendisinin bu gerginlikteki rolünü gizlemek, diğer yandan da bilinçaltında gizlediği  bölgesel  bir mezhep kavgası arzusunu   îma etmeye çalışıyor.Tutuşturmak istediği mezhep yangınına benzin taşıma kastıyla 'aman mezhep savaşı olmasın ha !' şeklinde  nasihat ve uyarı rolleriyle de  suret-i hak'tan görünmek için çaba harcıyor.
Rusya ise hemen öne  atıldı. Arabulucu olabileceğini söyledi. Bak sen şu arabulucuya.. ! Suriye'de, Ukrayna'da, Kırım ve  Kafkasya'da işlediği cinayetlerini unutturmak istiyor Rus ayısı. Arabuluculuk isteğinin kabul görmesi halinde  Suriye'de işlediği  vahşetin unutulacağı ve bölgedeki nüfüzunun  güçleneceği hesaplarını yapıyor. Ancak bu hesabın tutma şansı hiç yok gibi.
İsrail her zamankisi gibi  zevkten dört köşe oluş. Çünkü bölgedeki her gerginliğin en çok kendi işine yaradığının farkında. Bu kör kavganın alevlenmesi durumunda, Filistin meselesi kim bilir kaç yıl daha hatırlanmayacak. Bu arada siyonistler her gün sessiz sedasız bir şekilde Filistinlileri katletmeye ve işgallerini tahkim etmeye  devam ediyorlar. Suudi'nin diğer arapları da yanına alarak bir çılgınlık yapacağı  rüyaları gören siyonistlerin, bölgede bir mezhep savaşı çıkartmak için ellerinde bulunan  her  türlü imkanı devreye sokacaklarından kimse şüphe duymasın.
 Irak ve Suriye sahasında emperyalizmin mezhep kılıflı olarak lanse etmeye çalıştığı savaşın, müslümanları  getirdiği nokta gerçekten çok vahim ve ürkütücüdür. Mezhep nedir, ne değildir konusunda en basit bir bilgiye sahip olmayan cahil kişilerin, 'bir şii öldüren, on yahudi öldürmüş gibi sevap kazanır' türü hezeyanlarla din kardeşinin kanına girmeleri, başta    siyonistler olmak üzere bütün islam düşmanlarına  tarif edilmez bir keyif yaşatıyor. Dahası,  Suudi şefleri bu saatten sonra İsrail'e daha bir yaklaşacaklardır. Çünkü 'düşmanımın düşmanı dostumdur' saçma mantığı işliyor. Suudi şefleri  ABD' ye giden yolun Telaviv'den geçtiğini de  iyi biliyorlar.
Suudi'nin İran ile olan kavgası eskiye dayanıyor.1979 İran İslam Devrimi'nden bu yana her iki ülke arasındaki ilişkiler hep gergin halde devam etti. Suudiler sekiz yıl süren İran-Irak savaşında Saddam'ın en büyük destekçisi olmuşlardı. İran'ın şiiliği yaymak istediği propagandasını  ilk dillendiren de  Suudi yönetimi oldu. Suud hanedanı, şia ve İran yönetimi aleyhindeki  propagandalar  için hâlâ milyarlarca dolar  harcamaya devam ediyor.Sadece bunun için  uydudan yayın yapan onlarca tv kanalı var. Hiç unutmam, bu kanalların birinde proğram sunucusu şöyle diyordu:  'Bu sapık İran'lılar Kabe'yi yıkmak ve onun yerine Humeyni'nin heykelini dikmenin peşindeler'.
 
Suudiler, ABD'nin Irak'ı işgal edip Saddam Hüseyin'i devirmesine  en büyük desteği sağlamışlardı. Ancak, Amerikalıların Irak'tan ayrılırken geride bıraktıkları   siyasal tablo Suudileri kızdırdı. Çünkü Irak, Şii çoğunluğun hakim olduğu bir ülke haline gelmiş ve İran'ın denetimine girmişti.
Arap Baharıyla beraber Suriye'de başlayan olayları fırsat bilen Suudi hanedanı, Suriye'yi İran'ın denetiminden çıkarmak için muhalefeti silahlandırdı ve Suriye iç savaşını başlattı. Şayet Suriye rejimi, İran ile dost ve müttefik olmayı sürdürmeseydi Suudiler onu yıkmak için  uğraşırlar mıydı? Beşşar Esed'in tek günahı İran ile dostluk ve ittifakı kesmemiş olmasıdır.
Suriye muhalefetini silahlandırarak iç savaş çıkaran ve yüzbinlerce müslümanın kanının akmasına sebebiyet veren  Suudiler, bir şey elde edemeyince bu defa Yemen'e saldırdılar. Yemen'de de istediğini alamayan Suudi şefleri bu defa İran'ı savaşa çekmek için provakasyonlar yapıyorlar. Suudilerin  kötü  bir şekilde tutuldukları bu İranofobia hastalığı bölge için en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır.
Ve son  olarak İran'ın ABD ile imzaladığı nükleer anlaşma Suudi yöneticilerini çileden çıkardı. Kuma kıskançlığından daha beter bir duruma düşen Suudi yönetimi, idam etiği Şii Ayetullah Nimr ile İran'ı doğrudan  savaşa  çekmeyi deniyor.  İran'ın güçlü diplomasisinin bu tür tuzaklara düşmeyeceği biliniyorsa da durum pek iyi gözükmüyor.
 
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Evet İran'ın resmi mezhebi  Şia. Müslüman halkın çoğu da bu mezhepten. Peki Suud'un mezhebi nedir ?  Sünnilik mi? Buna samimi olarak 'evet' diyebilecek akıllı ve vicdanlı birinin olacağını düşünmüyorum.  Daha düne  kadar 'Vahhabilik' deyip Suudu yerden yere vuranlar neredeler? Hac esnasında kıldıkları namazları bile Türkiye'ye dönünce kaza edenlere ne oldu?  Osmanlıya karşı en buyük isyanı başlatmış bir hanedan, tasavufu şirk, ehlini müşrik sayıp tekfir eden bir zihniyet, kabir ziyaretlerini bile neredeyse yasaklayan bu dar ve katı anlayışın adı ne zamandan beri Sünnilik oldu, sahi neresi Sünni bunların?
İşin özü Suud rejimi ile İran yönetimi arasındaki çekişmeler mezhep patentli olsa da, bu kavganın asıl dayandığı sebep, 'kutsal ülke çıkarları' ve haçlı entrikalarının ümmeti birbirine düşürme tuzağı olan   'bölgesel güç hegemonyası' yarışıdır.
Herkesin aklını başına alması ve şeytanın bu oyununa düşmemek için azami dikkar etmesi gerekir. Allah korusun, başlayacak bir savaşın nerede duracağını kimse kestiremez.
 


Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 2 yıl önce yayınlandı. 4409 Defa okundu.