Adıyaman/ Kâhta , Siverekte mezar, ziyaret, türbe üzerine yaptığımız araştırma önemli bir örnektir.
Mehmet Güllü Orman

Mehmet Güllü Orman

mehmetorman1312@hotmail.com


Bu çalışmada ülkemizde
ve özellikle Bölge halkının mezarlık, türbe ve bazı ziyaret
yerlerine bakışı ve bu
bu ritüellerle ilgili inançlar ela alınmıştır. Ayrıca, bu inançların
fenomolojik özellikleri, tarihçesi ve bunların kültür üzerindeki etkilerine
değinilmektedir. Ziyaretler sosyolojik, kültürel ve dini faktörlere bağlı
olarak çeşitli amaçlarla yapılıp zamanla birtakım usuller kazanarak bir inanç
halini almış ve toplumsal geçerliliğimiz içinde yer almıştır.

Toplumsal hayatımızda yer alan bu inançların oluşmasında o kültürel
çevrenin dâhil olduğu medeniyetler ve inançların etkisi yadsınamaz. Fakat bu
unsurların da sahip olunan milli kültür içinde eritilenler, ona kendi kültürel
ve dini rengini vermesi kaçınılmaz bir gerçektir.

 

En genel anlam ile bakacak olursak ziyaret; bir yeri veya bir kişiyi görmek
anlamına gelir. Anadolu da ise kutsal mekânlara gitme davranışını içerir.
Ziyaret; türbe, tekke, dede-baba mezarı, mezarlık ve bazı ziyaret yerleri
isimlerle anılan, manevi güç ve meziyetlerine inanılan kişilerin yattıkları
yerlere belli istek, dua, dilek yapılan ziyaretlere ve bu alanda bir olgu
halini alan inanç ve uygulamaları içerir. (GÜRAY ve GÖRGÜ 2001, s.46 )

Kutsalın tezahür ettiği yerler olan türbe, mezarlık, bazı ziyaret yerleri,
ağaç, taş, su vs. yerler adak ve ziyaret yerleri ile paraleldir. Halk
dindarlığının karakteristik bir boyutu olarak da ve ziyaret dindarlığı olgusu
gelişmiştir. Türbe, adak ve ziyaret dindarlığı toplum kültürü ve yaşanan dinin
çok önemli yönünü oluşturmaktadır.

Türbe, mezarlık, yatır ve bazı ziyaret mekânları gibi isimlerle anılan
yerler; toplumun dini duygularını harekete geçiren inanç merkezlidir. İnanç
merkezlerine bağlı kültür değerleri, yaşayan kültür toplumu dünya görüşüne ve
değerler sistemine göre şekillenir.

      İnsanların dini-sosyal ve
kültürel yaşayışının incelenmesi bakımından Adıyaman/ Kâhta , Siverekte mezar,
ziyaret, türbe üzerine yaptığımız araştırma önemli bir örnektir. Araştırmamızda
yerinde gözlem ve tespit, mülakat gibi yöntem ve teknikler kullanılmıştır.
Türbe, mezar ve ziyaretlerde ip bağlamak, eşarp, seccade, tespih bırakmak,
şeker ve bisküvi atmak vs dinsel halk inançlarında ki halk hekimliğinin manevi
metodları olarak bakılır.

 

 

 

              Halk İnançlarına Genel Bir Bakış

 

    Din, insanın var olduğu her yerde
kendini gösterir. Din var olan inançlar bütünüdür. Nathan Süderblom’a göre
dindar insan; ‘kendisine göre olağanüstü bir şeyin kutsal olduğu kişidir.’
Kutsallık bir dinde en önemli özelliklerden biridir. Aslında bu açıdan bakmak
gerekirse kutsallık anlayışı tanrıdan daha köklüdür. Kutsal; kutsal ile alakalı
olan, kutsalın kendisi, onunla ilgili her şey kutsal mekân, kutsal zaman, bazı
eşya, mabet mezarlık gibi her şey dâhildir. Bunun dışında olan bir de kutsalın
dışında umuma açık olan her şeydir. Bu iki olgunun birleştiği noktaya kutsalın
tezahürü diyebiliriz. Kutsalın belirlenmesinde iki nokta vardır: birincisi,
insandır. Çünkü kutsalın asıl belirleyicisi insan düşüncesidir. İkincisi ise,
kutsalın kendisidir. Sonuç olarak kutsalın varlığını kabul eden ve O’na en
yakın varlık insandır. (GÜÇ, Ahmet; 1998, s.65 )

İnsan her zaman kutsala muhtaç ve onunla irtibatta olmak ister. Tanrı ile
bağlantısının her zaman olmasını ister bu da insanın psikolojik bir varlık
olduğunu gösterir. Zamanla sahip olduğu kutsallık bu kutsallık alanının genişletmiştir.
Kutsalla ilişkiye geçerken kutsala en yakın, onun özelliklerine benzer bir
varlığa bu düşüncelerini atfederek ona inanmıştır. Böyle yaparak kutsalı
somutlaştırmıştır. Hak din İslamiyet’te ki Allah fikri bir ve tektir. Onun eşi
benzeri yoktur. O ne doğmuş nede doğruluştur. Burada açıkladığımız bu düşünce
sonradan kültür ve kurum haline gelmiştir. Bunu ziyaret, türbe ve mezarlık
olgusu ile açıklayabiliriz.

 

Ziyaret, Kutsal Mekân, Türbe Anlamı



Ziyaret sözcüğü Arapçada olan ziyaret kelimesi ile aynı anlama gelmektedir.
Arapçada ‘zevr’ kelimesi hem ziyaret etmek hem de ziyaret eden anlamına gelir.

Ziyaret kendisinde beşer üstü güç bulunulduğuna bir takım mezar, türbe vs.
yerleri çeşitli niyetlerle ziyaret etmektir. İnsanları burada gerçek kutsalla
aralarına bir öğe koyarak o, öğede olduğuna inanılan güç, kudret, feyiz,
bereket onun düşüncesine en yakın cevap verenin o olduğu düşüncesidir. Çünkü
eğer onunla temasa geçilirse kişinin sıkıntılarına dertlerine yardım eli
uzatacağı düşüncesi vardır. Kutsal tanrıya adanmış, tanrısal olan (Türk Dil
Kurumu 1988, s.) anlamda olup, kutsallık ise, özü itibariyle gizemli ve
tabiatüstü güçte olan temas sebebiyle bir kısım eşyaya, bazı insanlara, bazı
hayvanlara bazı yerlere atfedilen üstünlük (GÜÇ, Ahmet; 1998, s.121 ) söz
konusu yerlere gösterilen ilgi M. .Eliade ye göre; bunlara yapılmış bir tapınma
değil onların kutsal bir tezahürü olmasıdır. (ELİADE 1991, s.96). Kutsal nesne
ile temasa geçen kimsenin, kendisine kutsallık tayin edilen güçle temasa
geçmesi psikoloji ile yakından ilgilidir. (GÜNGÖR, Türk Alevi-Bektaşi
İnançlarında Şamanlığın İzleri 1997, s.87)Tanrının bir zuhurunun olmasına gerek
yoktur. Kutsal kabul edilen yerler ve öğeler bizim dünyamızın ayrılmaz bir
parçasıdır. Geçmişten günümüze kadar toplumsal yaşam alanları kutsal olanın
etrafında öbeklenmiştir. Çünkü kutsalın yoğun olarak hissedildiği yerlerde
insanlar için daha çok güven söz konusudur. (OYMAK 1990, s.56 )Ziyaret inancı
toplumsal hayat ile bütünleşmiştir. Hastalık, çaresizlik, sıkıntı vs. konularda
insanların son çaresidir. Sünnet evlenme, çocuk isteme. Sınav vs. konularda son
ümittir.

 

Ziyaret, Kutsal Mekan, Türbelerin Tarihi
Arka Planı



 Bu olgular, kitabi dinlerden süzülüp
gelen kavramlar ve inançlarla birlikte eski kültürlerin ve çok tanrılı inançların
bir karışımıdır. (ARSLAN 2004, )

Ziyaret, türbe ve mezarlıklara kutsallık eski Türk dini tarihine kadar
uzanır. İlk başta kendi kültürü içinde yaşanılan olgular daha sonra bazı
kültürlerle etkileşim içine girmiştir. Bu olay İslami dönem içinde de vuku
bulmuştur. İslamiyet’e girmeden önce ki kültür ve inancı İslamiyet’in içine
sokarak yeni şeyler ortaya çıkarılmıştır. (OCAK, Bektaşi İnançlarının İslam
Öncesi Temelleri 2009, s.24 ) İslamiyet Öncesinde

 

Müslümanların dinleri; Budizm, Zerdüştlük, Nasturi Hıristiyanlık,
Yahudilik, Manilik ve İslam gibi evrensel veya bölgesel dinleri kabul etmiş
olmakla birlikte bazılarının kendi geleneksel dinlerinde devam etmiş olan
Türkler ve Kürtler  uzun bir deneme
döneminden sonra, “koruyucu” gücünü fırsat bilerek, İslamiyet’i kabul edince,
Kuran’ın kesinlikle inanılması ve yapılmasını emrettiği farzları, istenildiği
şekilde yerine getirmeye gayret göstermişlerdir. Ancak bunun yanında, diğer
uygulamaları, özüne bağlı kalarak farklı bir biçimde yorumlamışlardır. Bu ziyaret
olgusu İslamiyet Öncesine kadar dayanır. Türklerin Müslüman olmadan önceki dini
Şamanizm’dir. Ziyaret, Kutsal mekan, Türbe inancının Şamanizm ile başladığı
olgusu mevcuttur. (OCAK, Kültür Tarihi Olarak Menâkıbnâmeler 1992) Şamanizm
sihir ve büyünün ön plana çıktığı bir olgudur. Gelecekten haber verme,
hastalığı iyileştirme gibi yönlerde keramet gösteren Türk veli imajına benzer.
Türbe ziyaretleri eskiden var olan Atalar kültüne benzerlik gösterir.


Bölge Halkının
Mezarlık, Türbe ve Ziyaret İnancı

Ziyaretin Amacı


Halk, az da olsa, mezarda yatan evliyanın feyzinden yararlanmanın yanında,
başka  amaçlarla ziyaretini
gerçekleştirir. İlk giriş mahiyetinde olarak Kahta’da ziyaretin belli başlı
amaçları şöyledir: Çocuk sahibi olmak, ölümden korunmak ,musibet ve
beddualardan muhafaza olmak, dua etmek, sınav için başarı istemek, hastaların
şifa bulması dilemek,zihin engelli çocukların sağlıklı hale gelmesi dilemek,
kötülüklerin uzak durulması, şeyhi veyahut mezarda yatanın duasını almak yada
onun adına hayır yapmak..


Ziyaret Töreni


Hayvanlarla, ev eşyası ve yiyeceklerle, düşlerle, hastalıklarla, astrolojik
olaylarla, tabii olaylarla vs. bağlantılı etmek için birtakım uygulamalar var
olmakla birlikte, bundan başka, aynı maksatla veya yukarıdaki ölümü def etmek
niyetlerin gerçekleşebilmesi için, adap ve erkâna göre mezar ve türbe
çevresinde yapılması gerekli, bir takım törenler vardır ki, bu amaçlar
doğrultusunda, Bölge  halkı insanları
şunları yaparlar: Önce Kuran’dan sure veya ayetler okunur ve orada yatan zatın
ruhuna bağışlanır. Arkasından namaz kılınır ve istenilen dua yapılır. Şeyh
efendiden ya da kabirde yatan kişiden dua istenir. Ziyaret başında sadaka
dağıtılır, kurban kesilir, mevlit okutulur. Salavatlar okunur ve burada şunlar
için dua edilir: iş, aş ve eş sahibi olmak, mal mülk sahibi olmak, kazalardan
korunmak, bahtın açılması vs. türbenin etrafında yedi defa dönmek lazım.

 

 Röportaj yaptığımız Hanım Orman
şöyle demektedir:

“ Çocuk yaşlarda zihin
engeli olduğu tespit edilen çocuklar türbelere götürülür onları orda
yatırırlar. Annesi veya yakın akrabası ihtiyacını gidermek için orda bulunur.
Sonradan zihin engelli olanlar içine böyle yapılır.

Çocukları olmayanın çocuklarının olması için, zenginlik, evde kalan
kızların kısmetinin açılması için kızın kendisi veya yakın akrabası ip bağlar
”.

Bu inanç yapılması farz olan hac ibadetinde ki tavafa benzemektedir ve
buradan esinlenerek bu hale gelmiştir. Kendisiyle röportaj yaptığımız diğer bir
şahıs olan

 

Emine Işık ise bu konuda şunlara söyledi:

“Türbeyi öpen ya da vücudunu herhangi bir yerini süren kişinin yarası
iyileşir, ağrıyan yeri geçer inancı vardır. Mezar ya da türbeden alınan toprak
uğur, bereket olsun diye eve götürülür. Ziyaret yerlerindeki ağaçları kesenler
çarpılır. Türbeden dışarıya bir şey, bir nesne götüren kişiler çarpılır

Peygamber efendimiz döneminde olmayan, İslam’ın aslında olmayan bu inançlar
bir şekilde Adıyaman kültürünün içine yerleşmiştir.

 

Ziyaret Ederken Uyulması Gereken Kurallar



Ziyaret edilen türbe, mezarlık ve ziyaret yerinde ne kadar amaç ve yapılan
tören önemliyse bunlar kadar önemli olan diğer bir inançta ziyaret edilen yerde
uyulması gereken bazı kurallardır. Bunlar orada yatan kişinin ruhuna ve
bedenine saygı olarak yapılması gereken davranışlardır. Her şeyde olduğu gibi
besmele ile ziyaret yerine girilir. Ziyaret yerlerine bedenen pis gelmemek
gerekir. Abdestli bir şekilde ve kıyafetin de temiz olması gerekir. Bu
İslamiyet de var olan cami mescit gibi yerlere gusül abdestsiz girilmez
inancının kılıf değiştirilmiş halidir. Burada namaz kılmakta yine bir ziyaret
esnasında yapılması gerekildiği düşünülen inançlardan biridir.

Halk ziyaret yerlerine, türbe ve mezarlarda yatan insanlara farklı bir
keramet yükler. Halk içinde o yer inancın en dolu yaşandığı yerlerden biridir.
Yatan kişinin ruhunun dolaşıldığı düşünüldüğü için burada kötü alışkanlıklar
yapılmaz mesela; etraf kirletilmez, müzik dinlenmez, etrafında taharet ihtiyacı
giderilmez, ziyarette bulunan ağaçlar odun olarak eve götürülmez, alkol, sigara
vs kötü alışkanlıklar tüketilmez. Eğer bunlar yapılırsa şeyhin bunu yapan
kişileri halk arasında ‘çarpar inancı’ vardır. Ve burada dua etmek gerekir.



Bölge  Halkının Mezarlık, Türbe ve Ziyaret İnancının
İslamiyetteki Yeri ve Değerlendirilmesi

Bu konuyu en çok tartışan gündeme getiren kişi Ahmet İbn Teymiyye’dir. O,
eserlerinde, bu tür uygulama ve inançları “şirke sebep olan” fiiller olarak
değerlendirmiştir. Teymiye Allah’tan başkasına, kabirleri başında veya uzaktan
peygamberlere ve salih kullara dua edip yalvarmanın, yıldızlara yalvarmakla
aynı olduğunu ve bu fiilin “şirk” olduğunu savunur. (İBN-İ TEYMİYYE 1986)

İslamiyetten önce, şefaatçi olacak kişiler yorumlarla ortaya konulmuş
İslamiyet in gelmesiyle melekler, peygamberler, sahabeler, şehit, evliya vs.
genişletilerek İslami üslup getirilmiştir. Bazı Araplar bunları hurafe ve batıl
diye ortadan kaldırmıştır.

 

Türkiye ve diğer Türk ülkelerinde yaygın olarak İslamî motifler içerisinde
sergilenen şeyh, seyyid ve baba gibi sıfatlar alan din ulularını ziyaret olgusunun
kökenini biz, Türklerin ve Kürtlerin  en
eski geleneksel dönemlerinden itibaren uygulandığını, tahmin ettiğimiz
zamanlara kadar dayandığını söyleyebiliriz. Adıyaman ve Şanlıurfa çevresinde bu
olgu özellikle de daha da yüksektir. Ortam buna müsaittir. Şanlıurfa  var olan bu inançlar Adıyaman’da var olan
inanç için bir parçadır diyebiliriz. Geleneksel Türk inancında, ziyaret olgusu
yaygın olarak bilinmekte ve uygulanmak-taydı. Bu, ata mezarlarını, kutsal yer
ve suları ziyaret biçiminde gerçekleşmekteydi. Türk ülkelerindeki mezar
ziyaretleri, evli-ya menkıbeleri ve destan edebiyatının gelişmesiyle doğru
orantılı olarak gelişen ‘veliler kültü’ ve ‘adak ve ziyaret dindarlığı’ (GÜNAY
ve GÜNGÖR, Başlangıçtan Günümüze Türklerin Dini Tarihi 1997) ağırlıklı olarak
geleneksel Gök Tanrı inanç ve uygulamalarının özelliklerini taşımaktadır.
Gelişen bu külte paralel insanlar her yerde olduğu gibi burada da veliler
kültü, adak ve ziyaret dindarlığı ön plana çıkmıştır.

 

Buradaki ziyaret maksatlarını başında kötü olayları engellemek, iyilik
dilemek ve evliyanın şefaatini ummak amacıyla yapılan evliya mezar ziyaretleri,
doğrudan doğruya İslam öncesi ata mezarlarını ziyaret olgusuyla birlikte, ıduk
yer-sub 
anlayışıyla da açıklanabilir. Kutsal yer ve su inancını ifade
eden ıduk yer-sub deyimi, eski Türkler arasında önemli bir yer
tutmaktaydı. Ferdilikten toplumsallığa, yani özelden genele doğru
yaygınlaşmasından dolayı toplumsal bir olgu olan ve İslamî motiflerle yapılan
ziyaretler gibi, ıduk yer-sub törenleri de kendi başına
toplumsal bir özellik taşımakta idi ki, her boya ait muayyen bir kutsal yer var
olmakla birlikte, boylardan oluşan ulusun da ortak kutsal yer ve
suları 
vardı. Buralarda insanlar hakanın önderliğinde toplanıp
kurbanlarını takdim eder (59 TÜBAR-XVI-/2004-Güz/Türk Medyasının Halk
İnanışlarına Bakışı... )

Burada çocuğu olmayan evli kadınlar, çocuk sahibi olabilmek için yukarıda
bahsettiğimiz rit ve ritüelleri yaparak evliya mezarlarını ziyaret
etmektedirler. Yine burada yaygın olarak, gidilecek yere sağ-salim ulaşmak ve
aynı şekilde dönebilmek için evliya mezarını ziyaret edip orada dua etmek,
sadaka dağıtmak gibi uygulamalarda bulunmanın kökenine yine, taşları yığarak
oluşturulan öbek demektir) kültünde rastlayabiliriz. Burada onlar taşları
yığarak ve bez parçası bağlayarak, kurban keserek, rakı saçarak ve dua ederek
yolculuklarını yada gidecekleri savaşlarını kutsarlardı. (İNAN 1972) Günümüzde
uygulanan bu inancın temeli de buraya dayanmaktadır.

 

Mezarlık, türbe ve bazı ziyaret yererine yapılarak kendi kültür
fenomenlerinin birleştirilmesiyle yapılan bu inanç türleri Türkiye de birçok
farklı fonksiyonlar etrafında toplanır. Bunları ayrı ayrı değerlendirmek yerine
üçünde bir konu çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Çünkü bunlar aynı düşünce
ortamından çıkıp aynı kültür süzgecinden geçirilmiştir. Bu kavramların üçü de
İslam kültürüne aittir. Her ne kadar bu inanç bu bölgelerde yaşansa da bu gibi
ritüelleri bu şekilde değiştirerek kullanmak esas İslam inanç ve esaslarına
büyük bir zarardır. İncelediğimiz bazı kaynaklarda bu konu üzerine ciddi bir
şekilde eğilim yoktur. Bu da bu konunun basit bir konu olduğunu ortaya atma
tarzında bir girişimdir. Amacımız bu yörede var olan inançları halkın daha
bilinçli kullanması için bu makalenin dikkate alınmasıdır.

SONUÇ

İslamda, ilk başlarda yasaklanan ancak daha sonraları ise Müslümanların
bilinçlenmesi Kur’an ve sünnete bağlılıklarının pekiştiği anlaşılınca Hz.
Peygamber tarafından serbest bırakılan kabir ziyareti, müteahhir dönemlerde çok
farklı sebeplerle bir çok bid’atleri içine dahil etmiştir. Kabir ziyareti,
sonradan Müslüman olan halkların daha önceki inançlarının da etkisiyle islamda
var olan “kabir ziyareti” anlayışından büyük oranda uzaklaşmıştır. Bu alanda
yaptığımız röportaj da bunu desteklemektedir.

Yaptığımız röportajlarda Kahta halkının kabirleri ziyaret ederken çocuk
sahibi olmak, şifa bulmak, bela ve musibetlerden korunmak gibi bir takım şeyler
temenni ettikleri görülmektedir. Ziyaret esnasında belli başlı ritüeller
uygulanmakta ve ziyaret esnasında temenni edilen şeylere ulaşmak için bir takım
kuralların da ihdas edildiğini görmekteyiz. Yapılan ritüellerden, kabrin
etrafının tavaf edilmesi gibi islamda var olan bazı ibadetlerin buraya
aktarılması da halkın bu inançlara sahip çıkmasını sağlamaktadır.

Geçmişte ve günümüzde İslam  ülkelerinde yaygın olarak, halk arasında
görülen ve değişik ritüellerin sergilenerek çeşitli amaçlar için yerine
getirilen din büyüklerinin kabirlerini ziyaret olayı, yapılan alan çalışmaları
ve gözlemlerden anlaşıldığına göre, halk tarafından “İslam dışı” olarak
görülmemektedir. Bilakis onlar, bu tür davranışları “dinî” olarak nitelemekte,
inanmaktadırlar. Bu tür uygulamaları yapanların çoğusu, yaptığının İslama
aykırı olduğunun farkında değildirler. Ayrıca bu kişilerin yaptıkları
uygulamalarla islamiyete zarar vermenin aksine Allah’ın rızasını gayet muvafık
olan bir iş yaptıklarını düşünmektedirler. Ayrıca gözlemler sırasında
kaydedilen “Ey Allahım! Burada yatan habibin, filancanın yüzü suyu
hürmetine...
” sözü, hem Türkiyedeki  müftüler hem de diğer Müslüman ülkelerdeki din
bilginlerinin, bu tür uygulamaları yapanların “müşrik” olduğu şeklindeki
suçlamaları doğrulamamaktadır.

















































































































 

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 3 hafta önce yayınlandı. 409 Defa okundu.