Akademik Bir Çalışmaya Konu Olan FATO PAŞA’nın Hikayesi
Mustafa Kayahan

Mustafa Kayahan

mustafa.kayahan@kahtahaber.com


 
Akademik Bir Çalışmaya Konu Olan FATO PAŞA’nın Hikayesi
 
Dedelerimizden babalarımıza, babalarımızdan da bizlere aktarılan efsanevi bir FATO PAŞA hikayesi vardır. O hikâye ki günümüz Kahta’sının sözlü tarihinde ve yaşanmış yerel hikâye anlatılarında halen önemini koruyup merak cezbedebilmektedir.
Fato Paşa olayını bilimsel araştırma konusu yapan Mehmet Sabri Deniz’in ulaştığı bilgi ve belgelere göre Hikâyenin kahramanı Fatma Hanım 15 yaşlarındayken Acoğlu (Tokaris/Akıncılar’a bağlı) köyünden El-Miran Aşireti lideri Ali Miranla evlendirilir. 1880’de gerçekleşen bu evlilikte Fatma Hanım’ın küçük yaşına karşılık damat Ali Miran 40 yaşlarındadır ve bu üçüncü evliliğidir. Ali Miran’nın üçüncü evliliğini yapmasının nedeni ise çocuk sahibi olmaktır. Fatma Hanım üç erkek çocuk doğurarak bu evlilik nedeninin hakkını verir. Peşi sıra Kocası vefat eder. Bundan böyle kocasının sahip olduğu kabile liderliğini ve birkaç köyü kapsayan arazi işletmesini üstüne almak zorunda kalır. SeferağazadeTokarisli Osman Ağa ile mücadelesi de bu geniş arazinin “aşar”ı (öşür) ve aşiret içindeki güç dengeleri nedeniyle başlar.
Bölge insanının pek çekindiği ve karşı gelmeyi aklından bile geçiremediği Tokarisli Osman Ağa “emir’ül-ümera”, “kapucubaşlık” gibi unvanlara sahiptir. Bu unvanlar, ikinci Abdülhamit’in bölgeyi zapturapt altına alma vesilesiyle vermiş olduğu “Hamidiye Alayları Paşalığı”nınbirerferdi versiyonudur. Padişah tarafından onca unvan ve itibar tevcih edilen ağaya birinin, üstelik kadın olan birinin kafa tutması o günün anlayışı çerçevesinde olağanüstü bir cesareti gerektirir. Bu vesileyle, söz konusu kadının efsanevi bir karaktere dönüştürülmesi devrin idari koşulları ve bu koşulları kanıksamış ahali nezdinde pek tabiidir.
Sosyolojik bir vaka örneği sayılabilecek olayın gerçek bir yaşanmışlıktan ortaya çıktığı muhakkaktır.    Yukarı Fırat bölgesinin toplumsal tarihi açısından son derece önemli olan vakanın uzun süre sözlü anlatılarda kalması nedeniyle tahrifata uğramaya yüz tutmuştur. Sözlü tarihin bu tür risklerini bertaraf etmenin yolu sözlü anlatımın ilk fırsatta belgelerle desteklenip yazıya dökülmesidir.         
Bölgenin genç nesil tarihçilerinden Mehmet Sabri Deniz, Fato Paşa olayını önemli bularak yüksek lisans için tez konusu yapmaya karar veriyor. Yüksek lisansını yapacağı Artuklu Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı Mehmet Bey’in, epeyce risk içeren ve meşakkat gerektiren bu cesur talebini kabul ediyor.  
Araştırma konusunun üniversite tarafından kabulünün akabinde Mehmet Bey Fato Paşa’nın izini sürmek üzere kendine bir yol haritası çiziyor. Fatma Hanım’ın ikametgahı olan köyünü, değişik yerlere dağılmış akraba ve ilişkisi olabilecek kişilerin tespitini yapıyor. Bir yandan da konuyla ilişkili yazılı belgeleri temin etmek üzere İstanbul’daki Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde araştırmalara başlıyor. Ayrıca Devlet ve Vilayet Salnamelerinin Kahta ile ilgili olan kısımlarını titizlikle gözden geçiriyor. Neticede, Fatma Hanım ve hasımı olan SeferağazadeTokarisli Osman Ağa hakkında önemli belge ve bilgilere ulaşıyor.
Söz konusu Belge ve bilgiler Fato Paşa ve Tokarisli Osman’ın husumetiyle sınırlı değil. Belgeler, Kahta kazasının 19. Yüzyılın ikinci yarısından Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına kadar olan tarihi süreçteki idari yapısı, memur ve idarecilerinin profili, devlet-ağa-avam ilişkisi ile genel sosyo-politik yapısı hakkında çok değerli bilgiler içeriyor. Mehmet Bey, içerik yelpazesi epeyce geniş olan bu belgelerin bir kısmını, araştırma konusunun sınırlarını dikkate alarak, dışarıda bırakıyor.
Belge ve bilgilerin derlenmesinden sonra iş çalışmanın en sıkıntılı tarafına geliyor. Yaklaşık 140 yıldan fazla geçmişi ve yerel özelliği olan insani bir (tarihi/insan bilimi…) araştırma konusuna uygun görüşmeci bulmak, bulunan konuşmacıyı görüntülemeye razı etmek deveye hendek atlatmaktan çok daha zordur. Zira bölge insanın, özellikle orta yaş üstü kuşağın kültür, tarih, inceleme-araştırma vs. gibi bilimsel faaliyetlerin ait olduğu toplumun uygarlaşma süreci hakkındaki önemini ve buradaki kişisel sorumluluğu idrak ettiğini söylemek mümkün görünmemektedir.
İşin doğrusu, genç kuşağın da bu tür çabaların uygar olmanın gerekliliği olduğuna dair kaygılar taşıdığını sanmıyorum. (İstisnalar hariç) onların temel kaygıları her şeyin maddi çıkar için yapıldığı önyargısı ve kör ortak duyudur. Genel anlayış, böylesine sıkıntılı bir işin paraya evirilmeden yapılamayacağı yönündedir.
Bölge insanının, bilimsel çalışma gayretini bu absürt algısına karşılık Mehmet Bey’de de akademik kararlılık ve inat vardır ki gidişat can sıkıcı olsa da semeresi taktiri hak eder.
Nihayet, Mehmet Bey, konuyla doğrudan veya dolaylı olarak ilişkisi olan birkaç kişiyi konuşmaya razı eder. Çaba zorlu olsa da semeresini vermiştir: Konuşmacıların Fatma Hanım hakkında anlattıklarıyla arşiv ve salnamelerden derlenmiş belgelerin anlattıkları arasında, genellikle tutarlılık vardır. Böylece, efsaneye dönüşmüş bir hanımın yapıp ettikleri ete kemiğe bürünerek varlığı üzerindeki sır perdesi önemli ölçüde ortadan kalkar.
Halkın teveccühüyle Fatma’dan “Fato Paşa’ya taltif ettirilen tarihi kahramanın realitesi üzerindeki çalışma bölge, Kürt ve Kahta yerelinde kadının toplumsal tarih sürecindeki rolüyle ilgili yeni ufuklar açmaya aday. 
Kahta ve mücavir alanlarında Kommagene Krallığı kalıntıları nedeniyle epeyce arkeolojik ve yüzeysel etüt çalışmaları yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Ancak söz konusu bölgenin toplumsal tarihi konusunda yapılmış ciddi bir çalışma yoktur.  Oysa ki kommageneliler Belik/Nemrut (Çiyaye Beli) Dağının zirvesinde inşa ettikleri eşsiz mabetle günümüze kadar ulaşan değerli bir mirasın sahipleridir. Bu eseri yaratmaya sevk eden motivasyonun temelinde muazzam bir inanç, sanatsal bir deha ve etkileyici bir felsefeyle harmanlanmış yüksek bir kültür vardır. Sert kayalara oyulmuş her yontu ve sert kayalara nakşedilen her kelime tahrif olmadan günümüze kadar gelmeyi başaran o yüksek kültürün toplumsal birer mesajıdır.
O kayadan kitabın her sözcüğünde bir sır gizlidir. Bu sırrın ifşaası, yakın tarihten başlayarak gerilere doğru yani Fatma’yı “Fato Paşa” yapıp yücelten; “Belik Dağı”nı “Nemrut Dağı” yapıp aşağılayan, “heykel”i “put”a tahvil edip mekruh kılan kültürel etkileşim ve dejenerasyonun çıkar ve baskı kaygısından bağımsız olarak ele alınıp irdelenmesiyle mümkündür. Neticesi nasıl olursa olsun, ortaya çıkacak olan güvenilir bulgular bölge insanında, üzerinde yaşadığı ve farkında olmadan toplumsal kültüründe, üstü örtük olarak   yaşattığı geçmişiyle aidiyet duygusu oluşturacaktır. Ki bu da o değerli mirası korumaya yardımcı olacaktır.
Mehmet Deniz Bey “Fato Paşa” teziyle kadim bir kültürün derinliklerine inmenin ip uçlarını sunan örnek bir çabaya giriyor. Konuyla ilgili sözlü anlatı ve yazılı belgeleri titizlikle elden geçirip birbiriyle ilişkilendiriyor. Günün idari ve sosyolojik realitesinin Fato Paşa olayına etkisini objektif bir yoruma tabi tutuyor. Bunları yaparken kullandığı üslubun aşrı bilimselliğe kaçmamasına dikkat ediyor. Ortaya çıkan metinin reel içeriği (akademik format zorunluğu dışında) tarihi bir romanın heyecanlı sayfalarına dönüşüyor.
Tez, ilgili üniversitenin kütüphanesinde ve “ulusal tez merkezin”de muhafaza edilmekte olup ulaşılması amatör bir okurun çabasından biraz daha fazlasını gerektiriyor. Temennimiz bu değerli araştırmanın normal formata getirilip kısa zamanda kitap olarak yayımlanması.
 
Açıklama: Tez’in Tam Adı,Mardin Artuklu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Meşrutiyet Döneminde Kahta'da Kadının Toplumsal Yaşamdaki Yerine Bir Örnek: FATO PAŞA, Mehmet Sabri DENİZ
Kahta Haber/Mustafa Kayahan
 
 
 

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 6 ay önce yayınlandı. 1821 Defa okundu.