Gök denizinin yere inmesiyle oluşan Gağti-Gaktai (Eski Kâhta) suyunu, hayırsızlar asla birbirlerine kavuşmasınlar diye ikiye ayırdığı kayalıkların arasından çılgınca akacak bir nehre çevirir.
Mustafa Kayahan

Mustafa Kayahan

mustafa.kayahan@kahtahaber.com


Sümer dininde “tapınağa adanmış rahibe” olarak bilinen bir inanç kültü vardır. Bu kült Helenlerde (Antik Yunan) biraz değişime uğrayarak “tapınak kölesi” (Hierodule), ya da “kutsal rahibe” adını alır. Kült, zamanla Anadolu’daki Pagan tapınak geleneğine de yerleşir. Söz konusu tanrısal gelenek daha sonra kayalara yazılarak “kutsal kurallar” (Nomos) haline getirilir. Ne var ki kurallar, kaçınılmaz olarak, zamanla değişime uğrar ve çıkış kaynağındaki içeriğinden biraz uzaklaşır, ama yok olmaz. Geçmişte kalan o kutsanmış kural ve uygulamalar efsane ve hurafelerde varlığını sürdürür. Yazımıza konu olan efsanenin kaynağı da bu tür inançlardan günümüze ulaşmış üstü örtük bir anlatımdır.

Eksik Parçaları Tarafımdan Kurgulanmış EFSANE                

Gizemli bir krallığın Arsemeia bölgesi Mabedinde tapınak kölesi olan (Hierodule) rahibe İstare ömrünü tanrılardan yardım ve şifa dileyenlere kehanetlerde bulunmaya adamıştır. Rahibenin kendisi bir köledir, ancak bu kölelik sıradan bir kölelik olmayıp Tanrılara adanmış itibarlı, kutsal ve dokunulmaz bir köleliktir. O, mabet kayasının nemli ve serin mağaralarında derin tefekküre dalıp gaipten gelen mesajları ilgili kişilere iletir. Karşılığında da gönül rızasıyla verilen altın, gümüş gibi kıymetli şeyleri alır. Bunların önemli bir kısmını mabedin bakım ve ayın masrafları için harcamak üzere bir kenar tutarken küçük bir miktarını da kendine ayırır. Bu şahsi tasarruftan mahiyetinde çalışan diğer rahibe ve rahiplerin haberi olmazdı. Yani rahibe kimseye çaktırmadan kendine biraz dünyalık yapıyordu.

Rahibe İstare’ye bu kutsal kölelik görevi anasından miras olarak kendisine geçmişti. Ezelden beri bilinen ve kayalara kazınarak ebedileştirilen “nomus”a (kanun) göre bu rahibeler tapınak kölesi olarak kalacaklar ve toplumdan yüksek dereceden itibar göreceklerdir. Nihayet, zamanın ahalisi bu kuralı saygıyla kabullenmişti. Ancak, bugün olduğu gibi, o günlerde de yarının ne göstereceğini kestirmek zordu ve en iyisi bu zor günler için hazırlıklı olmaktı. Rahibe İstare de bunu yapıyordu.

Koca bir ömürde yani onlarca yılda toplanan ufak meblağlar birikerek küçük bir hazine olmuştu. Bu hazinenin güvenli bir yerde muhafaza edilip tamahkarlardan ve haramilerden korunmasına ihtiyaç vardı. Bunun için aleni bir hazine inşa edemezdi, ama Tanrılar, adanmış koca bir ömre karşılık rahibeye sihirli bir kuvvet ve kudret vermişi. Bu sayede istediği her şeyi anında yapmaya muktedirdi.

Rahibe, bugün üzerinde Yeni Kale’nin bulunduğu kayanın kuzey zeminindeki küçük bir nar ağacını tanıma (referans) noktası tayın eder. O sihirli gücüyle narcığın yanı başına görünmez bir mağara oluşturur. Girişini ise önündeki kayanın altına verir. Kaya, rahibenin sihirli gücü dışında asla yerinden oynatılamazdı. Orayı görmek ve girmek için kendisinden başka kimsenin bilmediği efsunlu bir araç ve kelimelerle yakarıda bulunmak gerekirdi. Bu sayede Rahibe İstare hazinesini kimseye fark ettirmeden yıllarca haramilerden koruyabilmişti.

Rahibenin erkek bir çocuğu vardı. Tanrı-kralların koyduğu yasalara göre (nomos) eğer evladı kız olsaydı o da kendisi gibi mabet rahibesi/kölesi olarak hayatını sürdürecekti. Ancak evlat erkek olduğu için bu mecburi hizmetten muaftı. Evlilik çağına geldiğinde ana rahibe gönlüne göre ona bir kız bulmuş ve evlendirmişti. Lakin gelin istediği gibi itaatkâr çıkmamıştı. Her ne kadar yüzlere gülümser olsa da kalbi kötülüğün esareti altındaydı.

Gelin, kaynana rahibenin servetinden evlat hakkı olan payı almaları gerektiği görüşündedir. Bu adilane görüşünü kocasına da kabul ettirir, ama servetin nerede saklı olduğu bilinmemektedir. Bu işin üstesinden gelmek için iş birliği içinde ihtiyar kadını izlemeye girişirler. Plan kısa zamanda semeresini verir; gelin, bir kış-kıyamet günü kaynanasının dışarı çıktığını fark eder. Onu uzaktan ve gizliden gizliye takibe başlar. Rahibenin nar ağacının yanına giderek bazı kelimeler mırıldandığını ve elindeki süpürgeyi üç defa yere vurmasıyla koca bir kapının açıldığını görür. Yaşlı kadın içeri girdikten sonra kapının kapanıp görünmez olduğunu da fark eder. Ne var ki uzakta olduğu için mırıldadığı sihirli sözcükleri tam olarak anlamamıştır, ama hazinenin sırrını önemli ölçüde keşfetmiştir.

Akşam olduğunda konuyu kocasına aktararak yeni bir plan yaparlar. Buna göre kadın bir bahaneyle babasının evine döneceğini söyleyip narın yanındaki kayalıkların arasına saklanacak. Kocası da uzaktan ona göz kulak olacaktı. Kurguladıkları bu düzen çerçevesinde gelin narın yanındaki kayalıkta izlemeye beşlerken kocası da karşı kayanın bir çatlağına gizlenip gözetlemeye koyulur. Bekleme biraz uzun sürer, ama karı-koca çifti pes etmez. Ne de olsa koca bir hazineye sahip olacaklardı.

Nihayet, karların alçaklardan dağ eteklerine doğru çekilmeye başladığı ilkbaharın dingin bir gününde yaşlı kadın hazinesine bakmaya çıkar. Her zaman yaptığı gibi, sihirli sözcükleri mırıldayıp peşi sıra süpürgesini yere vurur. Çok yakınlardaki bir kayanın şakında boy atmış fundalığın arkasına gizlenmiş olan gelin söylenenleri ve yapılanları harfiyen ezberler. Rahibe sihirli kapıdan içeri girince o da şaktan dışarı fırlayıp uzakta bekleyen kocasına haber uçurur.

Böylece planın en zorlu tarafı hal olmuş, sıra, rahibenin evinde tuttuğu sihirli süpürgeyi almaya gelmişti. Oğul, bu işi üstüne alır. Bir gecenin derin uyku vaktinde içeri sızıp annesinin sihirli süpürgesini alır. Çift, hiç vakit kaybetmeden narcığın önüne gidip yaşlı kadının sihirli hareket ve sözcüklerini tekrar eder ve kapı açılır. İçerinin o zifiri karanlığını öbek öbek altınların ışıltısı aydınlatmaktadır. Yanlarında götürdükleri çuvalları tıka basa doldurarak dışarı fırlarlar. Artık onlar iflah etmez koca bir servetin sahibidir.

Yaşlı kadın uyandığında ilk baktığı şey süpürgesi olur, ama Süpürge yerinde yoktu. Telaşa narcığın önüne koşar. Gördüğü şey mağara girişinin açık ve içerisinin tamtakır olduğudur. Soygunun oğlu ve gelini tarafından yapıldığından şüphesi yoktur. Hemen evlerine koşup hışımla içeri dalar. Çift, emeksiz bir servete konmuş olmanın keyfini çıkarmaktadır. Yaşlı kadının içeri girmesi, her şeyi anlamış olması onlar için önemsizdi. Çünkü onlar almak istedikleri serveti almışlardı ve kadının onu kendilerinden geri alma gücünün olmadığını sanıyorlardı.

Kısa yoldan bir servete konmuş olmanın keyifle yaşlı kadını aşağılayıp kahkaha attıkları sırada, yaşlı kadın çileden çıkmış halde içeri dalar. İlahlara ait olan öfke ve intikam duygusu yüreğini ele geçirip başını döndürmüştür. İlahların, tapınaklarına yaptığı hizmete karşılık kendisine bahşettikleri sihrin bütün gücünü asasına yükleyerek derin bir iç çeker.  Sonra asasını yıldırıma dönüştürüp dağın ortasın indirir. Korkunç bir uğultuyla birlikte yer sarsılmaya başlar. Peşi sıra gelen şiddetli bir rüzgâr ağaçları söküp kayaları yerinden oynatırken yeryüzü zifiri karanlığa gömülür. Yeri titreten bir gök gürültüsüyle birlikte çakan şimşekler kör edici ışıklar saçar. Ardı ardına düşen iki yıldırım koca dağı biçip ikiye ayırır. Yaşlı rahibe bunla da kalmaz. Gelinini, ikiye ayrılan kayanın güneybatı ucuna, duvaklı geline benzer bir kayaya dönüştürür. Oğlunu da taşa dönüştürüp karşı kayanın kuzeydoğu tarafındaki tepe terasına yerleştirir. Gök denizinin yere inmesiyle oluşan Gağti-Gaktai (Eski Kâhta) suyunu, hayırsızlar asla birbirlerine kavuşmasınlar diye ikiye ayırdığı kayalıkların arasından çılgınca akacak bir nehre çevirir.

Kâhta Haber/Mustafa KAYAHAN

Açıklama:  

Görüldüğü gibi bu yazı Eski Kâhta civarına ait bir efsanedir. Efsane ise gerçekleşmesi imkânsız olan olağanüstü bir olayı hikâye eden muhayyel bir yazın türüdür. Yani ortada ne bir rahibe ne de bir define vardır. Olay, kadim yerlilerin çok çok eskilerden getirdikleri hayali bir fantezidir. Kimse boşuna oralarda define falan aramaya kalkışmasın. Ha, rahibenin ruhunun halen oralarda dolaştığına dair ciddi bulguların olduğunu da hatırlatmak isterim(!) Siz define sevdalısı hemşerilerim, demem o ki oradaki kayaları boşuna patlatmaya çalışmayın, güvercinleri korkutup günahına girmeyin!     

 

Bu Yazıya Tepkiniz Nedir? Bu yazı 1 hafta önce yayınlandı. 119 Defa okundu.